Happy Thanksgiving (Şükran günü)

Yarın Amerika’da Thanksgiving ve resmi tatil.

Türkiye’deyken ve hatta Avustralya’da da yaşarken, şükran gününü dini bir gün zannederdim. Avustralya’da bu gün kutlanmıyor. Amerika’da, Kanada’da ve Amerika’ya bağlı (karayipler vb. ülkelerde) kutlanıyormuş sadece.

Bunun yanında, daha bu yıl (Amerika’ya geldikten sonra) öğrendim ki, aslında bu günün din ile hiç ilgisi yokmuş ve sadece bir önceki yıl elde edilen hasat için şükretmek için kutlanıyormuş. Bu yüzden Amerika’da Kasım ayının 4.Perşembe günü ve diğer ülkelerde farklı aylardaki farklı günlerde kutlanan şükran gününde bol bol yemek yapılıyor, tüm aile bir araya geliyor ve yemekler bolca paylaşılıyormuş.

Nereden ve nasıl çıktığına dair çeşitli rivayetler söz konusu. Türkçe kaynak için şuraya bakabilirsiniz.

Aynen Türkiye’deki dini bayramlar gibi, insanlar şükran gününün önündeki veya sonundaki günleri izin alıp tatillere çıkıyor veya (çoğunlukla) aile ziyaretlerine gidiyorlar.

Bu yazıyı size (Amerika’da) Çarşamba günü yani aslında lükran gününün arifesinde yazıyorum. İş yerinde bugün o kadar az çalışan var ki anlatamam. Hele şükran gününün sonrasında Cuma günü bina neredeyse bomboş olacak. Tam bir bayram havası var, herkes bir birine “Happy Thanksgiving” diyerek kutluyor bu günü! Avustralya’da alışık olduğum ama Amerika’da gördüğümde ilk anda yadırgadığım bir tablo 🙂

Herkes birbirine “Şükran gününde ne yapıyorsun, planın nedir?” diye soruyor. Ve mutlaka bir plan yapmış olduğunuzu varsayıyorlar.

Bugün öğle arasında asansörde karşılaştığım iş arkadaşımın üzerinde buranın yerel futbol (Amerikan futbolu) takımı olan Green Bay Packers forması vardı. Arife günü olduğu için epey bir rehavet var havada 🙂

Tatillerden bahsetmişken, Avustralya’daki tatil sürelerinin ne kadar çok olduğundan, iş ve yaşam dengesinden (Work-Life Balance) ve uzun süreli çalışma izni (Long Service Leave)’den bahsettiğimde buradaki iş arkadaşlarımın ağzı açık kalıyor. İlk söylediğimde inanmamışlardı ve Google’dan teyit ettikten sonra inandılar ancak. Ama bugünlerde Avustralya’daki koşulları anlattığımda artık bana “tamam, ama orası Avustralya” diyorlar 🙂 Çünkü burada işverenin eklediği en küçük bir ekstra hak (imtiyaz) sanki çok büyük bir farkmış gibi sunuluyor.

Yarın tatil, Cuma günü çalışıyorum. Sanırım Cuma günü evden (uzaktan) bağlanarak çalışacağım. Happy Thanksgiving 🙂

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Yeniden taşınma

Merhaba,

Vesile’nin bir önceki yazdıklarından sonra ben de benim tarafta olan biteni sizlere biraz özetleyeyim istedim.

Başlamadan önce, bir önceki Vesile’nin postuna gelen yorum & soru üzerinde kısa birkaç kelime etmek istiyorum.

Avustralya ve Amerika kıyaslamasına burada okuduklarınız üzerinden girmeyin lütfen. Çünkü Vesile daha önceki yazılarından birisinde bahsetmişti, aslında biz Batı Avustralya Perth’ten Wisconsin Milwaukee’ye taşınıyoruz. Taşınma nedenimiz ise aslında durup dururken bir şekilde Amerika Green Card çıkmış olması. Avustralya’ya taşınmadan önce  Türkiye’deki bir aracı şirkete çok komik bir para ve Green Card başvurusu için birkaç bilgi bırakmıştık. (Bu başvuru bilgilerimizi bırakırken Avustralya aklımızdan henüz geçmiyordu) Yıllar sonra biz artık Perth’te hayatımızı kurarken Green Card çıktığı bilgisini verdiler ve ondan sonrası malum.

Burada (Milwaukee’deki) iş arkadaşlarıma da, yeni tanıştığımız Türk arkadaşlara da hep bahsettiğim Perth sakinliği, doğal güzellikleri, sahilleri ve hayat standartları ile yaşanabilecek bir şehir. Ama tahmin edersiniz bunların en başında iyi bir işiniz olması gerekiyor. Ben Perth’te çalıştığım yerlerden iş tatmini alamadım, kazandığım para yeterli geliyor olmasına rağmen (ortalama bir maaşa çalışıyordum) beni mutlu ettiğini pek söyleyemem. Bu gibi kişisel ve dolayısıyla aileyi etkileyecek sebepleri bir araya getirdik ve beraberce “hadi bir gidip deneyelim” kararımızı verdik. Biliyorum, takip edenlerin aklına ilk gelen soru;

-Türkiye’yi tamamen bırakıp gitmişken, neden Avustralya’yı da bırakıyorlar. Acaba bir problem mi var ?

oluyor.

Avustralya sosyal bir devlet. PR (kalıcı oturum) aldıktan sonra işsiz kalırsanız veya geliriniz yetersiz olursa, zengin etmese de yardımı dokunabilecek kadar bir destek bile veriyor. Sağlık konusuna girmeyeceğim herkesin görüşü farklı bu konuda ama kişisel olarak çok şikayetçi olmadığımı söyleyebilirim. Neyse, Avustralya hakkında burada zaten epey bir yazı okuduğunuzu varsayıyorum.

Amerika ile bu türde kıyaslamaları sadece “taşınalım mı?”, “gitmeye değer mi?”, “doğru mu yapıyoruz?” sorularını sorarken yaptık.

Sonuç olarak kısa süreli bile olsa, (henüz kısa süreli olacağını bilmiyoruz ama öyle varsayarak) “Hadi deneyelim” dedik.

Amerika’da sağlık sistemi hakkındaki genel algı; berbat, çok pahalı, elini verince kolunu kaptırıyorsun, vs. vs. Henüz deneme şansımız olmadı, umarım olmaz da. Ama şikayet edenler olduğu gibi memnun olanlar da var olduğunu söyleyeyim sizlere. Tüm olay, özel sağlık sigortası yaptırmanız gerekiyor! Eeee… bunu zaten Avustralya’da da yaptırmanız gerekiyor (devlet sizi bunu yaptırmaya zorluyor, aksi halde ileriki dönemlerde daha pahalıya malolabilir) Türkiye’de de durum aynı değil mi? Belki devlet zorlamıyor ama özel sağlık sigortası ile daha iyi hastanelerde muayene olabiliyorsunuz, öyle değil mi? (gerçekten unuttuğum için soruyorum)

Amerika’da maaşlar iyi değil! Doğru. Çünkü yaşadığınız şehirdeki hayat standartları ve daha da önemlisi çalıştığınız sektördeki oranda maaşlar almanız sözkonusu. Ama şunu da söylemek lazım; eğer belli başlı şehirleri seçerseniz (San Francisco ve California’da bir yer, New York, Seattle, Hawaii…) buralarda hayat oldukça pahalı hatta o kadar pahalı ki dünya pahalı şehirler listesinde en yukarıdalar diyebilirim.

Suç oranları Avustralya’dan daha yüksek olan şehirler olduğu gibi daha düşük olan yerler de var. Polisin yetkileri çok fazla, mümkün oldukça polislerden ve polislik işlerden uzak durmak en iyisi. Ama Avustralya polisinden farkı, ihbar olması durumunda çok kısa sürede polisler etrafınızda bitiyorlar! Avustralya polisinin yanıt verme süresi biraz daha uzun. Yine de nerede olursanız olun, polise düşecek işiniz olmasın.

Amerika’ya (Florida/Jacksonville’e) Haziran ayında gelmiştim. Birkaç ay süren iş arayışından sonra Milwaukee, Wisconsin’deki bir recruitment şirketi buradaki banka için aradı ve contractor (sözleşmeli) olarak başladım. İlk başlangıçta projenin 6 ay sürmesi öngörülüyordu ve sonraki 6 ay opsiyonel idi. Proje başladıktan bir süre sonra (3-4 hafta içerisinde) yeni ve daha büyük bir proje nedeniyle ertelendi. Kalkıp buralara kadar geldim, şimdi ne olacak? diye düşünürken, bankadaki yöneticim büyük projede önemli bir rol verdi ve kalmamı istedi. Önceki (esas geldiğim) proje ise yeniden planlanacak ama süresi daha da uzatılacak gibi görünüyor. Uzun lafın kısası 2019 yılı ortalarına kadar benim contract devam ediyor gibi görünüyor şu anda. Bir yandan da benim Amerika’daki vize durumumu ve permanent (kalıcı olarak) rol düşünüp düşünmeyeceğimi vs. konuşuyoruz. Bakarsınız burada kalıcı olurum. Aslında fena olmayan bir ortamda çalışıyorum, mutluyum diyebilirim.

Eh iş konusunda adım attıktan sonra ev bulup, yerleşmemiz gerekiyor doğal olarak. Perth’teki eşyaları getirmemeye karar verdik, zaten aşağıda okumuşsunuzdur.Bu kararı verirken, birden fazla kez kararımızda gidip gidip geldik. Sosyal medyanın gücü diyelim, bu tecrübeyi yaşamış insanların yorumlarını ve görüşlerini aldıktan sonra Avustralya’dan Amerika’ya eşya getirmenin hiç mantıklı olmadığını gördük. Biz de şimdilerde Vesile’nin orada halletmeye çalıştığı gibi, birkaç parça şahsi eşya haricinde herşeyi odaya kapatıp evi o oda olmadan kiraya vermeye karar verdik.

Vesile aşağıda listelediği işleri bir yandan Perth’te yetiştirmeye çalışırken, ben de burada çocukların okulları ve kiralayacağımız evler hakkında bir yandan bilgi almaya çalışıyorum bir yandan da ev görmeye gidiyorum. Sanırım ilk başlarda apartman (Türkiye’dekinden biraz farklı) veya condo denilen bir apartman kompleksinde yer kiralayacağız. Condo ile başlangıç yapmak bizim için daha kolay olacak gibi. Condo’nun ne demek olduğunu daha sonra ayrıca (ev kiraladıktan sonra) anlatırız sanırım.

Bir yandan da online devam ettiğim kurs başladı ve vaktimi oldukça dolduruyor. Hatta şu anda bile bu yazıyı epey uzattım, aslında ders çalışmam lazım 🙂

Uzun lafın kısası arkadaşlar, Avustralya veya Amerika veya Avrupa/Kanada her nereye gidiyorsanız veya niyetlendiyseniz sizin için koşulları en iyi olanını seçin derim. Hakkınızda en doğru kararı ancak siz verebilirsiniz.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Mudure onumuzdeki sene burda olmayacagimi soyledim. Cuma gunu de velilerime duyuru yapacagim. Kafam, dusuncelerim bin parca. 24 Aralik tarihine kadar yapmam gereken isler:

Butun esyalari elden gecirip turmak istediklerimizi tutmak, satilacaklari satmak.

Tuttugumuz esylari guzel bir sekilde garajdan bozma odamiza istiflemek.

2 tane arabayi satmak. Okuldaki bir arkadasim bu isi benim icin yapacak.

Karneleri ve montessori study modulunun son kalan odevlerini bitirmek.

Garage sale duzenlemek.

Evin kiraya verilmesi icin evin guzel fotograflarinin cekilmesi icin evi derlemek toplamak market ready hale getirmek

Home open yapmak

Evi bosaltiktan sonra temizletmek

KEdiyi adoption evente goturmek

On ve arka bahceyi elden gecirmek mulch ve compost ile guzellestirmek (mulch compost siparis ver bahcivan tut)

Outdoor takimi Harvey Norman ile konusup bozulan parcayi degistirmek. (Koltugumuz egrilmis, bacagi kisalmis)

Kizlarin okullari ile ilisiklerini kesmek ordaki okullari ile iletisime gecmek

Amerikaya goturmemiz gereken onemli belgeler ve esyalari duzenlemek

Ipek Rossmoyne girl guides grubuna goturmek

Kizlarin okul assemblylerine katilmak

Itiraf edeyim, baktim olacak gibi degil, delirmek uzereyim actim bir sise sarap ikinci kadehi bitirir bitirmez dunya firil firil donmeye basladi. Insallah yataga ulasabilirim. Sanirim bu gece cok iyi uyuyacagim…

 

 

3 comments

  1. Devrim says:

    Üfffff, ben yoruldum okurken yapılacak işlerini 🙂 Hakikaten çok iş varmış canım, ama mevzu bahis sen olunca hepsini en iyi şekilde yaparsın. Buna eminim, yorulursun ama yaparsın. Keşke benim de bir yardımım dokunsa, olursa lütfen ilet.
    Sevgiler

  2. Onur says:

    Merhaba. Ben de Avustralya göçmenliği için başvuru yapmak istiyorum. Fakat sizin Avustralyayı bırakıp ABD’ye gitmeye karar vermeniz ben de Avustralya hakkında beni şüphede bıraktı. ABD’de bulup Avustralya’da bulamadığınız neler var acaba.Ben Türkiye’de memurum. Bu garanti hayatı bırakıp gitmemi önerirmisiniz?

  3. Onur says:

    Cidden merak ettim. Çünkü şu anda 10 seneyi doldurup yerleşik hayata geçmişşiniz Avustralya’da. Avustralya’da sosyal devlet yapısından dolayı ve işsiz kaldığınızda devletin verdiği maaştan dolayı sanki Avustralya bana daha avantajlı gibi geliyor. Ama ABD ev ve arabalar benzin et abur cubur herşey daha ucuz ama asgari saatlik ücret Avustralya’daki gibi 25 dolar değil. Hatta senelik 30 gün yıllık izinden dolayı Amerikalılar bile Avustralyaya göçüyor.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Ipek ile Defne karsi komsular ile fishing`e gittiler. Hemen karsimizdaki evde, hanimi okul muduru olan, beyi de FIFO calisan bir aile var. Onlarin iki kizi bizim kizlarla yasit. Hem de bitisik siniflardalar. Ilk tasindigimizda mudire hanim bize pek sicak davranmamisti ama kizlar gele gide cok yakinlastilar. Dun butun gun bizim kizlar onlarin havuzundaydi. Aksam da onlarin kizlari bize uyumaya geldi. Sabah uyandiktan sonra bizim kizlarla birlikte tekrar onlarin havuzuna yuzmeye gittiler ve simdi de tekneleri ile balik avlamaya gideceklermis, bizimkileri de goturmeyi teklif ettiler. Ilk basta olmaz diye dusundum ama sonradan Ipek `Mum, it is a once in a life-time experience` deyince tamam, gidin dedim.

Onlar adina cok mutluyum, bu yasadiklari seyler gercekten de unutulmaz anilar olacak buyuduklerinde.

Ben ise evde kedi fotografcisini bekliyorum:) Perth Rescue Angels, bakimimiza aldigimiz kedi icin profesyonel fotografci gonderiyor ki guzel resimleri yayinlaninca bir an once evlat edinilebilsin Scribbles. Onun hayrina evi toparladim, temizledim.

Esyalarimizi satisa koymaya basladim. Gumtree`de duran bir cok ilan vardi ama pek arayan soran yoktu. Bir de Facebook`un Market Place`ini deneyeyim dedim. Sanki daha cok ise yariyor gibi orasi. Birkac sey gitti bile.

Dune kadar gitme mi kalma mi dusunceleri ile ilgili cok degisik duygular icindeydim. Psikologun bana anlattiklarina gore beynimiz olaylara 3 sekilde tepki veriyormus Fight / Flight / Freeze. Ben de tam isik tutulmus tavsan gibi oylece kalakalmistim. Resmen kocaman bir dugumun icinde baglanip kalmis gibi zihnimde bir sonraki adimi goremiyordum, sanki kepenkleri tamamen kapatmis, cumaya gittim donecem diyordu beynim. Kemal bana atmamiz gereken adimlari ve bu adimlarla ilgili masraflari listeleyen bir excel dosyasi gonderdi. Dosyaya gore onumuzde birkac alternatif vardi. Benim zannettigim/hissettigim gibi yuzlerce degildi yani secenekler. Bu beni biraz rahatlatti. Arkasindan Facebook`ta Gocmen Anneler grubuna yazdim. Kisacik da olsa hissettiklerimi ve icinde bulundugum ikilemi yazmak beni biraz rahatlatti. Arkasindan yazdigimi sanki baskasi yazmis gibi okudum ve disaridan bakan birinin gozuyle kendi durumumu degerlendirdim. Sonra da ordaki arkadaslarin yorumlari aslinda bu durumun o kadar da icinden cikilamayacak bir sey olmadigini bana animsatti. Yavas yavas kordugum icinde hareket etmeye, elimi kolumu oynatmaya baslamistim. Saatler gectikce zihnim netlesti, hafiften onumu gorur gibi oldum. Umarim odagim yeniden bozulmaz.

Simdi buna gore, esyalardan satabildiklerimi satacagim ama daha gecen sene aldigimiz koltuk takimlari ve yataklari satmayacagim. Geriye kalanlari garajdan bozma odamiza istifleyip bu odanin kapisini kilitleyecegim. Pazartesi bir emlakci geliyor ve evi kiraya kac liraya ve nasil verebilriiz, onu bize anlatacak.

Bir yandan da Trulia uzerinden Amerika`daki evlere bakmaya basladik. Orasi tamamen ayri hikaye. Niyetim o konu ile ilgili Defne Yilmaz sitesinde bir video yayinlamak ama ben kamera karsisinda kendimi garip ve komik hissediyorum, o yuzden utangacligimi atinca birseyler cekmeye calisacagim.

Okul kapaninca, 15-20 gun icinde herseyleri derleyip toplayip Kemal`in yanina gitmeyi hedefliyorum kisacasi:)

 

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Kardeş sitemiz yayında

Herkese merhaba,

Birkaç zamandır üzerinde çalıştığım kardeş sitemiz www.defneyilmaz.com web sitesi artık yayında.

Yeni sitemizde yazılardan daha çok videolar yayınlamayı hedefliyoruz. Hatta ilk amatör videomu yayınladım 🙂 Yorumlarınızı ve eleştirilerinizi bekliyorum. Beklentilerinizi iletirseniz, bize ışık tutmuş olursunuz.

YouTube kanalına da şu linke tıklayarak ulaşabilirsiniz.

3 comments

  1. Aslı says:

    Merhaba;
    Yazılarınızı severek takip ediyorum,verdiğiniz link e tıkladım fakat video açılmıyor.Telefondan deniyorum.
    Bende mi bir sorun var acaba?Yazılarınızdan sonra videolarınızı merakla bekliyorum.Eminim onlarda sizi takip edenler için faydalı ve bilgilendirici olacaktır.Şimdiden hayırlı olsun ve kolay gelsin:)

  2. Asli says:

    Merhaba;
    Yazılarınızı severek takip ediyorum,verdiğiniz link e tıkladım fakat video açılmıyor.Telefondan deniyorum.
    Bende mi bir sorun var acaba?Yazılarınızdan sonra videolarınızı merakla bekliyorum.Eminim onlarda sizi takip edenler için faydalı ve bilgilendirici olacaktır.Şimdiden hayırlı olsun ve kolay gelsin:)

  3. Kemal says:

    Merhaba Aslı hanım,
    Yorumunuz için teşekkürler. Linkleri gözden geçirdim, çalışıyor gibi. Yeniden denemenizi tavsiye edeceğim. Selamlar,

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Misafirlikteki çocuk

Nereden esinlendim bilmiyorum, geçenlerde öylesine düşünürken aklıma birden bire bir benzeşim geldi.

Doğup büyüdüğünüz topraklardan uzaklarda yaşamak, misafirliğe gitmeyi çağrıştırdı, özellikle de çocukluğumdaki misafirlikleri. Hani hiç tanımadığınız bir eve gidersiniz, anne-babanız gittiğiniz evdeki büyükleri zaten uzun zamandır tanıyordur. Size de ister akranınız olsun, ister olmasın evin çocuğu/çocuklar ile mecburi bir beraber oynama görevi düşer. Ama adımınızı attığınız ilk andan itibaren, yadırgamaya başlarsınız ve kendi kendinize durmadan; “Burası neresi?”, “Biz şimdi niye buraya geldik ki?”, “Bu evdeki hiçbir şey tanıdık değil” dersiniz ya, bende tam bu hissiyatı oluşturduğunu fark ettim.

 

Misafirliğe girdiğiniz o evin havası, size ikramları (her ne kadar ikram ediliyorsa artık), yemek yiyorsanız masada tabağınıza konulduğu kadar yemek, ve o yemek yetmemiş ise biraz daha fazla iste(yeme)me çekingenliği, ayakların birbirinin içine girip kaybolması isteği, o minnacık ellerin birbirine kenetlenip büyük bir yumruk olduktan sonra iki dizin arasına sıkışması veya ayrı ayrı duran ellerin yanlardan bacaklarınızın altında kalması. Evde büyüklerin konuşmasını bir sure dinlemeye çalışıp henüz 1 dakika dolmadan konuşmalardan sıkılmak.

 

Hele o ev sahibinin çocukları bir de patronluk taslayan ve “topbenim değil mi, oynatmıyorum” tavırlarında birisi ise, iyice yalnızlık hissettirmesi.

 

 

Büyüsek bile, bu hislerimiz bizimle hep birlikte aslında. O dönemleri ve hisleri yasayan çocuk biziz ve güzel haber o çocuk hiçbir yere kaybolmadı aslında. Hep bizimle birlikte idi ve halen de bizimle birlikte. O çocuğa yaşı ilerledikçe o kadar (çoğu gereksiz) sorumluluk yüklediler ve o çocuksu heyecanını o kadar bastırdılar ki, sanki o dönem hayatimizin bir parçası değilmiş ve o çocukluğu başkasının hayatından kesitmiş gibi yasamaya başladık. Çoğu gereksiz sorumluluk derken; toplum baskısını, “ayıp” kavramı ile yüklenenleri, “başkaları ne der” diyerek ne kadar yük varsa sırtımıza yüklenenleri, ve aklınıza gelebilecek mantık dışı ne kadar yük varsa hepsini kast ediyorum. Ve biliyor musunuz bunu ancak 40 yaşıma yaklaştığım donemde fark ettim. Bu farkındalıkta yaşadığım ülkenin etkisi olduğu doğru ama ilk başlangıcı Avustralya’ya taşınmadan önce 1 haftalığına bile olsa katıldığım “Yaratıcı Drama” kursunda sevgili Tülay Üstündağ öğretmenimden aldım. Avustralya’da hayatımıza başladıktan sonra ister istemez ülke, yasam sekli, toplumsal değerler, kişisel haklarınız ve değerleriniz gibi olguları kıyaslamaya başlıyorsunuz. Bunları öğrendikten ve etkili bir şekilde “bu hayatta ben de varım” hissiyatını aldıktan sonra o yükleri birer birer atmaya çalışıyorum. Doğanın kanunu, o kadar yılda yüklediğim / yüklenen yükler öyle birkaç günde/ayda/yılda atılmıyor. Değişim zaman gerektiriyor, hele kişiliğinizde ve hayata bakış seklinizdeki değişim çok büyük emek ve zaman gerektiriyor. Ve ben değişimin istesenizde istemesenizde hayatınızda var olduğu gerçeğini kabullenenlerdenim. Önemli olan etrafınızdaki değişimle birlikte siz hangi yönde gidiyorsunuz? Değişimle birlikte mi hareket ediyorsunuz, yoksa akıntıya karşı mı kürek çekiyorsunuz? (Vesile’nin başka bir muhteşem yazısından)

 

Kendimi sorgulamayı alışkanlık haline getirmeye çalışıyorum, Türkiye’den ayrıldıktan sonra ne kadar değişebildim acaba? Kendi hayatıma ve etrafımdakilere ne kadar faydalı olabildim acaba? Bunları sorguluyorum, ama tüm cevaplar elbette bende değil 🙂

 

Misafirlikteki çocuğumuza dönersek; kendi evinizde, kendi oyun alanınızda değilsiniz ve size verildiği kadarıyla yetinmek, oyun oynamak, yemek yemek durumundasınız. Bu yeni oyun sahasına ne kadar çabuk adapte olursanız, o evin çocuğu ile ne kadar kısa surede arkadaş olursanız, bu yeni ortama o kadar kısa surede yerleşebilirsiniz. Kendi farkındalığınızı da o ölçüde görebilirsiniz.

Bir sonraki yazacağım yazıda buna biraz örnekler getirmeye çalışacağım

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Perth`e gelenler icin pratik bilgiler

Health Engine App`i indirin : Doktor randevulari icin cok faydali. Bulk Billed olursa cebinizden para cikmiyor. Private practice olursa siz odeme yapip sonradan MEdicare`den claim ediyorsunuz. Arada gap payment cikabiliyor.

MyGov Account: Centrelink, ATO, Medicare vs butun devlet kuruluslarinin ortak hesabi.

Gumtree: Ikinci el alip satmak icin

Freecycle Perth: Atmak istediginiz esyalari ihtiyac sahiplerine ulastirmak icin veya baskasinin ihtiyaci olmayan seyler arasindan ihtiyaciniz olan seyi almak icin geri donusumu destekleyen kisiler tarafindan kullanilan bir sistem.

Urban Tucker Map of Wild Food growing in the Perth Area: Perth icindeki halkin erisimine acik meyve agaclarinin yerlerini ogrenebiliyorsunuz. Limon, dut, zeytin agaclari benim favorim. Arkadaslarla 5 er kilo zeytin toplamistik birkac sene once.

Scoopon: Perth`teki deal lar icin takip edebilirsiniz.

My Playparks: Bir Turk`un yazdigi civardaki parklari gosteren gurur duydugumuz bir uygulama

Local Council`inizin sayfasini mutlaka Facebook tan takip edin. City of Fremantle veya City of Canning vs.

City of Perth facebook sayfasini takip edin

We love Perth facebook sayfasini takip edin

Kids around Perth sitesini arada bir ziyaret edin

AIRTASKER uygulamasini mutlaka indirin: Herhangi bir isi yaptirmak istiyorsaniz ilan veriyorsunuz. Ilgilenenler de size su kadara yaparim diyorlar. Siz de ordan is bulabilirsiniz.

Buggybuddies.com ve weekendnotes sitesini de cocuk aktiviteleri icin ziyaret edin.

 

 

One comment

  1. Emel Allan says:

    Harikasin, Vesile! Bu bilgiler cok degerli benim icin. Gorusmek uzere, sevgiler…

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Carsamba gelmemiz cok iyi olmus. Ilk 2 gun aksam 7 de yatip gece 4 te kalktik. Yavasca uyku duzenimiz oturmaya basladi. Bas agrisi, yorgunluk ve sersemlik hissediyoruz aksama dogru ama yine de cok fena degiliz. Dinlenmek cok iyi geliyor. Geldigimizden beri disci, doktor, psikolog,veteriner tipla ilgili ne alan varsa gittik. Butun randevularimizi, islerimizi bitirdik. Bahce kontolden cikmis, onun icin birilerini ariyorum otlari yolacak, cimleri bicecek filan. Garage Sale yapmayi planliyordum ama iptal ettim, onu yapacak halim yok. Camasir, bulasik, mutfak alisverisi yapildi. Arkadaslarla bulustuk, sohbet, muhabbet, catch up yapildi. 2 tane yeni kedi aldik. Cok tembel ve minnetsizler. Eski  kedimizi ozluyoruz.

Odevimin refernce listesi kaldi bir tek onu yazip gonderecegim.

Pazartesi okulda Rice babies projesine baslayacagiz o yuzden bugun gidip pirinc filan alacagim.

Bir suru mektup birikmisti posta kutumuzda. Australian Taxation Office den bir mektup gelmis, 2012-2013 mali yilindan  300 dolar borcumuz varmis devlete. Meger fazla cocuk yardimi almisiz; onu geri istiyor. Bas ustune. Yerel secimlerde belediye meclis uyesi secilecek, onun kagitlari gelmis. Gondermem gerekiyordu, unuttum. Ayni cinsiyet evliligine ne dedigimizi soran resmi bir belge de gelmis. Son zamanlarin buyuk tartisma konusu bu. Arabanin servisi gelmis falan filan.

Yazinin ustteki bolumunu sabah yazmistim. Simdiyse saat 5. Arada cok seker bir arkadas buldum kendime. Turkiye`den 1 ay once gelmisler. Beni bu site araciligi ile bulmus. Telefonlastik, kisacik bir arada gorustuk. Onunla birlikte harcadigim zamanda ben de sanki buraya yeni gelmisim gibi hissettim, heyecanlandim. Bildigim seyleri hemencecik onunla paylasmak adina daldan dala atlamama ragmen cok guzel bir sohbet oldu (umarim sadece ben oyle dusunmuyorumdur). Simdi kendimi daha da zenginlesmis, mutlu ve mesut hissediyorum. Buradaki her yeni baslangicin herkese mutluluk, huzur, bereket ve basari getirmesini tum kalbimle diliyorum. Hos geldiniz Devrim !!!

 

 

 

 

 

2 comments

  1. Devrim says:

    İyi ki bu siteyi kurmuşsun, iyi ki hevesle yazdıklarını okumuşum da seni bulmuşum. Bugünkü sohbet benim açımdan da çok güzeldi. Çok güzeldi çünkü beni mutlu, hevesli ve ağırlıksız hissettirdi. Çünkü senden çok şey öğrendim. Güler yüzlü, açık konuşan ve iyi kalpli birisi olduğunu pek çok kişi sana söylemiştir zaten, ama bugün bi kere de benden duy istedim. Bütün güzel dileklerine aynen katılıyorum. Hoş bulduk Vesile:) Sayende çok hoş bulduk☺️

  2. Emre says:

    Masallah masallah.. Allah samimiyetinizi artirsin ) cok hosuma gitti bu yeni arkadaslik ))

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Zaman bir avuç kum gibi akıp gitti. Şimdi uçakta, geri dönüş yolunda kimbilir ne türlü sevdaların, özlemlerin yaşandığı bir coğrafyanın üzerinde gökte yanıp sönen bir ışık olarak bıraktığım yere dönüyoruz. Yola çikanla dönen aynı ben değilim ama. Ayrılıktan, acıdan, kaybetmekten ve yalnız kalmaktan deli gibi korkan ben eve üzüntü ve sitem dolu bir kalple değil, Allah’ın bize yaşamayı nasip ettiği güzel anlarla dolu, mutlu ve müteşekkir bir kalple dönüyorum. Kemal’i kanlı canlı karşımda görmeyi, sesini bir mikrofondan değil de olduğu gibi duymayı, onunla bir yemeği paylaşmayı, onu kızlara masal anlatırken dinlemeyi çok özlemişim. Öyle iyi geldi ki bu ziyaret bize, hepimiz bizi bir aile yapan, ufak ama bize özgü ve eşsiz tecrübelerin farkına vardık. Shared struggles, böylesi ayrı ülkelerde yaşamamız ve paylaştığımız zorluklar bizi daha da yakınlaştırdı, olduğumuz gibi, doğal ve zorlamasız bir şekilde birlikte olduğumuz kısacık zamanı doya doya yaşamamıza yardımcı oldu. Eskiden sevgimi ifade etmekte hep bir eksiklik, yarım kalmışlık hissederdim. Ne kadar söylesem de anlaşılamadığımı düşünürdüm. Farkettim ki Leyla ve Mecnunla  yarışmak zorunda değil bizim aşkımız. Herkesten çok veya herkesten daha derin bir sevgimizin olduğunu ispatlamaya çabalamak gereksiz. Destana dönüşmemişse hikayemiz veya çılgınlıklarla dolu değilse yaşantımız  yaşadığımızın gerçek mutluluk olmadığı fikri tamamen yanliş. Basit şeylerde, minicik jestlerde, bir bakışta, bir saniyede saklı aslında sevginin en yalın ve gerçek hali. Tabakta kalan son tavuk kanadını karşıdakine bırakmanızda mesela. Sabah birbirinizden erken kalkıp öteki rahatsız olup uyanmasın diye yatakta kımıldamadan beklemenizde. Bir bardak çay doldurmakta sevdiğinize. Basit bir yemek için bile “ellerine sağlık, çok güzel olmuş” demekte. Yağmur yağarken “sizi kapıda birakayım ben arabayı park edip geleyim” demekte. Ortada bir şey yokken sevgi dolu bir bakışta. Ufacık ve anlık şeylerde yani. 

Şimdi yine ayrı hayatlarımızı yaşamaya devam edeceğiz ama birlikte atan bir kalp ile…

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Jung

Jung’a göre, dünyadaki tüm kötülükler insanlar kendi hikayelerini anlatamadıkları için ortaya çikiyormuş. Herkes özgür olsa, yolculuğunu yargılanmaktan korkmadan, utanmadan, sıkılmadan anlatsa dünya daha huzurlu bir yer olurmuş. Ben psikologa gittiğimde de adam bana “test tube” den bahsetti. Agzı mantar tıpa ile kapalı bir test tüpü, içindeki maddeyi kaynatan da alttaki ısı kaynağı. Bu ısı kaynağı her şey olabilir, boşanma, ayrılık, taşınma, işsizlik, depresyon, anksiyete ve diğer tetikleyici şeyler. Hayatımızdaki zorluklar yavaş yavaş test tüpünün içindeki maddeyi ısıtıyor, kaynama noktasına getiriyor. Psikologun görevi, test tüpündeki musluğu arada sırada açıp içerideki basıncın güvenli bir şekilde dışarı çikmasını sağlamak. Anlatıp rahatlamak dediğimiz şey aslında bu. Yabancılar get it out of your chest diyorlar buna. Bazı insanlarda, özellikle bazı erkeklerde bu musluk yokmuş. Dertlerini üzüntülerini kendilerine saklar sonunda da madde bağımlığı veya başka başka şekillerde aşırı uçlara kayarak üzerlerindeki baskıdan kurtulmaya çalışırlarmış. – Erkek okuyucular alınmasın, ben psikologumun yalancısıyım-

Benim test tüpümde birden çok musluk var. Sürekli açarak içeride bir barometrelik bile basınç oluşmasına izin vermiyorum. Buraya yazmak bana en iyi gelen şey.

Dün Kemal’le konuştuk. Kontratlı çalışmanın nasıl bir şey olduğundan bahsetti. Her gün işe gidip geliyorsun, sen oraya aracı bir şirket tarafından gönderilmişsin, aslında onların çalışanısın. Kendini banka personeli olarak göremiyorsun Apex sistem çalışanısın. Bir proje var, onun üzerinde çalışıyorsun ve proje Mart’ta bitiyor. Mart’ta sana teşekkür edip veda edebilirler. Ne redundancy paket ne başka bir ödeme. Öküz öldü ortaklık bozuldu! Veya 6 ay daha devam edelim birkaç iş daha var tamamlanacak diyebilirler. Devam etsen bile 6 ay sonra kendini yine eşikte bulabilirsin. Bunun performansla, bilgiyle veya başka bir şey ile ilgisi yok. Her şey proje bazlı. Normal banka çalışanından daha yüksek ücret alıyorsun çünkü sen geçicisin dolayısıyla seni bu ücretle daha fazla tutmak onların işine gelmiyor. Eğer işler çok yoluna giderse ve şans rüzgarı senden taraf eserse abi biz bankaya zaten eleman alacağız, seninle de çalıştık, gördük, seni beğendik. Eğer istersen şu pozisona şu maaşla başlamak ister misin? diye sorabilirler. Bunların hepsi varsayım. Ve bildiğimiz tek şey var önümüzdeki 1 yıl tamamen belirsizliklerle dolu.

Bu durumda son kararımız, ben işimden istifa etmiyorum. Bizim okul Aralık 8 de kapanıyor. Subat 5 te yeniden açılıyor. Okul açıldıktan 1 ay sonra Kemal’in kontratının ikinci 6 ayı başlıyor veya başlamıyor. Eğer istifa edip tası tarağı toplayıp gidersem, bir ay sonra kendimizi işsiz güçsüz sigortasız güvencesiz Allahın Milwaukee’sinde kışın karın içinde bulabiliriz. Avustralya’da hiç olmazsa sağlık ve sosyal yardım var, en kötü ihtimalle hayatta kalma şansımız Amerika’dakinden daha yüksek:) Hiç olmazsa hava soğuk değil haha:)

Şimdi yine bize hasret düştü. Çocuklara anlattık. Biz Avustralya’da baba Amerika’da yaşamaya devam edecek. İşler netleşip de kalıcı bir iş oluncaya kadar biz Amerika’ya taşınmayacağız. Şimdilik en mantıklı olanı bu.

Sizin fikirleriniz nedir bu konuda?

 

 

5 comments

  1. Caner says:

    Epeydir okuyorum Amerika maceranızı. Başından beri tercihinizin Avustralya’dan yana olması gerektiğini düşünüyorum. Hele ki son dönemde karşılaştığınız belirsizlikleri görünce belirsizliklerden hoşlanmayan biri olarak daha da Avustralya taraftarı olduğumu söyleyebilirim. Allah yardımcınız olsun. Şans sizinle olsun 🙂

  2. esat says:

    Ah be Kemal abi ne gerek var yahu kapitalizmin başkentine gitmeye, mis gibi, vatan gibi vatan olan AU varken 🙂

    Abla bence çok mantıklı bir karar vermişsiniz, hiçbirşey kesinleşmemişken tüm ipleri salıvermek çok riskli, hele de ortada çocuklar varken. Ha allah yine aç bırakmaz belki ama riski de almamak lazım.

    Ümidim Kemal abi AU’da kurumsal, kafasına göre bir iş bulur da geri döner o sakin huzurlu ve yeşil hayatınıza devam edersiniz.

  3. Ayse S. says:

    Amerika bana nedense hic guven vermiyor. Huzursuz bir yer gibi biraz. En iyisini yaparak deneyerek tecrube ediyorsunuz. Bence de arkanizda siginacak bir limaniniz olmasi en azindan kendinizi daha guvende hissettirebilir. Ayrilik olumden zormus derler, ayriligin yaninda belirsizlik de insani cikmaza sokuyor ama ne kadar zor olursa olsun yasadigimiz hersey bizi biz yapiyor, guclendiriyor, cok seyler katiyor. Ben olsam birseyi yapmadigim icin pisman olmaktansa, olacaksam eger, yaptigim icin pisman olmayi secerdim. Yine de gonlum Kemal abinin de istedigi gibi bir is bulmasi ve AU’da kaldiginiz yerden devam etmeniz.

    Ayrilmak zorunda kalmayacaginiz musmutlu bir hayat dileklerimle..

    Sevgiyle kalin.

  4. Devrim says:

    Siz mi desem sen diye mi hitap etsem bilemedim. Sizinle tanışmıyoruz Vesile Hanım, ama bloğunuzu takip ediyorum. Esasen bir kaç ay önce rastladım ve roman okur gibi bir çırpıda tüm yazdıklarınızı okudum. Ne kadar samimisiniz, içtensiniz. Ben asla bu kadar dolaysız olmaya cesaret edemedim ve edebileceğimi de sanmıyorum. Sanki zihninize bir canlı yayın kamerası yerleştirilmiş ara ara yayın yapılıyor. O aralıklarda da bizler merakla bekliyoruz. Göçmenlik ortak paydamız, melankoliklik, yazmaya çizmeye düşkünlük, biraz da kendini hırpalaya hırpalaya bir şeyler başarma durumu ve belki de sizin kadar olmasa da kendi minik yarıçapım içinde hesapsız kitapsız dürüstlük durumu. Yalnız bizim göçmenlik çok yeni. Bu arada biraz bencilce ama bir süre daha Perth’de olacağınıza pek bi sevindim sizinle tanışmak çok isterim aslında, biz de Perth’deyiz. Her ne yaparsanız yapın, çok endişe ederek, çok çabalayarak ve hakkını vererek yapacağınızdan hiç şüphem yok. Sevgiler.

  5. Gizem says:

    Geçenlerde şöyle bir haber okudum https://www.thesouthafrican.com/australia-immigration-eight-industries-needing-workers/ . Eğitim çalışanları 1., IT 6. sırada. Belki
    AU içinde başka bir şehirde daha çok iş imkanı olamaz mı eşiniz Kemal için?
    Umarım her şey dilediğiniz gibi ve sizin için en hayırlısı olur. Ama sanki en hayırlısı Avusturalya gibi geliyor bana 😊
    PS:Bir önceki yazıdaki dua çok güzel, çok içten.

    Sevgiler

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *