39 Yil

Dun benim dogum gunumdu. Ailecek, Fat Valdy’s diye bir Mexica restoranina gittik. Dogum gunu olanlarin masasina kafalarinda kocaman sapka, ellerinde gitar olan 3 kisilik muzik ekibi geliyor, sarki soyluyor filan. Yemekleri de hem cok ilginc hem de kocaman porsiyonlu. 2 kisilik deniz urunleri tabagi istedik, resmen 4 kisilik yemek geldi! Degisik, altinda ates yanan demir bir kapta servis ettiler yemegi, dolayisiyla hic sogumadi. Uzun zamandir disarida yemek yemiyorduk, benim kizlar cok mutlu oldular. Milwaukee’ye yolu dusen herkese tavsiye ederim o restorani.

Onun disinda, haftaya pazartesi tasiniyoruz. Bakici ailesi olarak gecici bir sure sahiplendigimiz ikinci kedimizin bugun disi cekiliyor. Kurumdan gelip aldilar, oglenden sonra da geri getirecekler. Hafta sonu gidip yeni ev icin camasir makinasi ve kurutma makinasi aldik. Belki yazinin en onemli kismi burasidir, simdi iyi dinleyin.

Amerika’ya gelince sifirdan bir hayat kurmak ne kadar zor biliyorsunuz. Evde kucuk veya buyuk bir cok ihtiyac oluyor ve hepsini birden almaya kalktiginizda bayagi bir masrafa giriyorsunuz. Gecen sene biz buraya 4 bavulla geldik, iki koltuk bir masa filan derken en temel esyalari zaman icinde satin aldik. Tasindigimiz evde beyaz esyalarin zaten var olmasi bir cok seyi kolaylastirdi ama yeni aldigimiz evde camasir makinasi ve kurutma makinasi yok. Black Friday indirimlerini de kacirdik. Let go sitesine ve Facebook market place e surekli baktik. Orada satilan makinalarin genelde garanti suresi bitiyor. Sonra appliance liquidators , appliance liquidation filan diye aramaya basladik. Buyuk magazalarda, nakliye sirasinda cizilen, darbe alan makinalari toptan alip parekende satan yerler burasi. Duymussunuzdur zaten, her yerde var boyle magazalar. Bazen customer returns, bazen cizik bazen de shelf pull veya closeout denilen urunleri piyasa fiyatinin yuzde otuz altina veya yarisina satiyorlar. Biz de hafta sonunda gidip baktik, oradan aldik iki makina. 1 yil manufacturer warranty var. Sonrasina Allah kerim.

Ayrica Ebay veya Amazon’da o kadar satis yapan insanlarin urunlerini nereden aldiklarini da daha yeni kesfettim. Bunlar liquidation yapan sitelerden palet dolusu urunu satin alip sonradan internet uzerinden satiyorlar. Bazen truckload geliyor bazen palet palet. Ister mobilya, ister elektronik, ister saglik, guzellik, temizlik esyasi vs. Butun customer returns, yamuk paket, satilmayan urunleri filan toptan paketleyip internet uzerinden acik artirma ile satiyorlar. Youtube’da videolari da var, izleyebilirsiniz. Bazen cok berbat seyler geliyor, bazense ise yarar seyler, tamamen piyango gibi yani. O insanlar boyle acik artirmadan oldukca indirimli fiyata aldiklari seyleri tek tek uzerine karini koyarak satiyorlar. Aydan binlerce dolar kazanan var, o kadar iyi bir is fikri olabilir yani. Buraya gelenlerin aklinda bulunsun yani.

Ben okula gidiyorum, Allah’a emanet olun, guzel bir gun gecirin…

3 comments

  1. Sultan Atalay says:

    Doğum gününüz kutlu olsun Vesile Hanim. Simdi daha iyi anliyorum neden sizden ve fikirlerinizden bu kadar cok etkileniyorum Ben de sizin gibi oğlak burcuyum. Benim de iki kizim var. Benim esim de muhendis. Memleketlerimiz yakin sayilir. Ben Adana, esim Kahramanmaraşlı. Hayata bakis açınızi takdir ediyorum. Kizlariniz cok sansli. Sizinle yuz yuze gelip sohbet etmeyi cok isterim. Umarim bir yerlerde karsilasiriz. 💕

  2. Emre says:

    Doğum gününüz kutlu olsun Vesile Hanım. Sağlıklı, huzurlu nice yıllara…

    Sultan Hanım, siz göçmen misiniz? 🙂 Veya yakında göçme planlarınız var mı?

  3. Sultan says:

    Merhaba Emre Bey,

    Tam göçmenlik diyemem ama bazi planlarimiz var.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Cemal Sureya’nin olum yildonumuymus. Kemal’in kalbini kirdim dun… Yuzune soyleyemesem de onu ne kadar sevdigimi bir siirle anlatayim dedim. Bir siir cikti karsima. Bizim gibi kafasi karisik, acili, uzgun ama yine de umutlu. Ofke ile bagis arasinda, aci ile sevinc arasinda…

Seni seviyorum

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

YARIMADA

Zaman mı? Değil zaman
Akan zaman değil mesafelerdir
Güneşin çekici yukarda
Suyun bıçağı aşağıda
Krom alçakgönüllü, bakır utangaç
Ağaç: bir damla iki kıvılcım arasında
Rüzgâr bilmiyor nerden eseceğini
Sınırlar kesik,
Yerleşme yerlerinde balkıma

Biz kırıldık daha da kırılırız
Ama katil de bilmiyor öldürdüğünü
Hırsız da bilmiyor çaldığını
Biz yeni bir hayatın acemileriyiz
Bütün bildiklerimiz yeniden biçimleniyor
Şiirimiz, aşkımız yeniden,
Son kötü günleri yaşıyoruz belki
İlk güzel günleri de yaşarız belki
Kekre bir şey var bu havada
Geçmişle gelecek arasında
Acıyla sevinç arasında
Öfkeyle bağış arasında

Biz kırıldık daha da kırılırız
Doğudan batıya bütün dünyada
Ama kardeşin kardeşe vurduğu hançer
İki ciğer arasında bağlantı kurar
Büyür, bir gün, zenginleşir orada
Çünkü Ali’yi dirilten iksir de saklı
Hasan’a sunulmuş ağuda,
Granitin de olur bir okyanus diriliği,
Nehirler daha uysal akar,
Bir çiçek nasıl açıyorsa kendiliğinden
Bir kuş nasıl uçuyorsa
Öyle sever, çalışır insan,
Kıraçlar çarptıkça dağlara
Gül göçürür şafağından
Doğanın altın şafağından
İnsanın altın şafağından
Tarihin altın şafağından
Biz kırıldık daha da kırılırız
Kimse dokunamaz bizim suçsuzluğumuza.

CEMAL SÜREYA

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Psikoterapist Gocmen’in izlenimleri

Maryana Harrelson’un web sitesinden (http://healingthroughgestalt.com/publications/blog-post-2/) gocmenlik ve adaptasyon sureci uzerine bir yazi…

The Stages of Immigrant Adaptation

This article contains valuable information concerning the stages of the adaptation process for immigrants and recommendations for maintaining a healthy state of mind during the immigration process. I hope this article will give you some ideas of what to expect when you immigrate to a different country and how to make the adaptation process smoother.

There are many articles on this topic that you can find on the internet, but I would like to explain this process based on my own immigration experience.

Here is some history about me. I moved to the USA from Ukraine three years ago to reunite with my husband who is American. I was 38 with a successful career, deep professional experience, and great confidence in my skills. By the way, I previously had been in the USA for my internship in the psychotherapy field. My English, at the time of my immigration, was adequate. Thus, I thought it would not be very difficult to find a job in my field, and I would adjust relatively quickly. Well, my expectations were not met. My first two years of immigration felt like the most difficult time period in my life.  It took two and a half years to get approval for my credentials, receive my license as a psychotherapist, and attain my first position in the field. I must say, however, that this was a short time compared to others who have immigrated to other countries.

The first stage of the adaptation process is known as the Honeymoon, which usually lasts from a few days to a few months.  During my first two months in the USA I felt wonderful. It feels like you are on a vacation. Everything seems new, interesting, and pleasant. I was curious to learn more about the people and places in my new environment. After the long exhausting visa process, packing and traveling it seemed like everything was possible and I was about to conquer the world. I loved the place, the weather, my new home, meeting new people – everything. I was full of enthusiasm.

After Honeymooncomesthesecond stage – Beginning of Disappointment.Here people usually become aware that they will have more of what feels like a battle to find their place under the sun. Immigrants become aware that nobody waited for them with “bread and salt”, and nothing will just fall them from the sky.  People come to understand all the challenges they will have to face in order to be successful and accepted in a new society. Immigrants often meet bias and prejudices from locals, which makes it difficult to find employment. Your social status and career achievements do not mean as much in a new country as it did in the old.  Almost every new immigrant would be required to build his/her career from zero while accepting any kind of job he or she can find. The job may very much depend on the proficiency level with the new language, and very little on the individual’s education and skill set.  Thus an immigrant usually becomes disappointed, anxious, and depressed.  An immigrant looses his/her identity based on status and achievement because they find themselves in a new situation where prior achievements are not so valued. Many are isolated because of the language barrier. This stage is especially difficult for older adults and for those who have high, or sometimes unrealistic, expectations, and who have already achieved something in their careers and formed their professional identities in another culture. 

Of course, I also had to experience and face this stage, and it was a very painful and scary period of my life. I had to work in a job which did not reflect any of my experience, education or professional skills – simply to earn some money.

Feelings of disappointment, depression, anxiety, dissatisfaction and uncertainty may bring you down even more, burn your energy and create a closed circle of negative feelings.  In my situation, the dissatisfaction also created intense motivation. I knew what I wanted. I wanted to do what I love and what I am good at – being a therapist and helping others, and I was very determined to get to that point of success. So, I did! I will tell you how in the next paragraphs!

Next stage is Orientation. People begin to understand how the system works. They seek information, make new acquaintances and friends. At the same time, they may still suffer chronic stress from the challenges of overcoming the problems. Cultural shock is at its peak during this stage. Going through the challenges of adaptation, immigrants often think about going back to where they came from. They feel a dislike for locals, their traditions, food, the cultural differences and other things related to the new country and as a result begin to idealize their own culture and country.  Nevertheless, many decide to stay and find internal strength not only to survive but to overcome the challenges.

There are a few things that are essential for successful adaptation during this stage. It is very important to seek information on what you need to do in order to achieve your personal and professional goals, learn the language and cultural aspects, learn how the social and legal system works, and build a social support system that will help you, as an immigrant, to receive the necessary support, emotional relief and assistance with the adjustment process that you need. 

During my orientation phase, I studied and practiced English every single day by taking ESL classes and studying at home and at work. The negative feelings I had from working at the unloved job motivated me even more. I told myself over and over: “This is just a temporary job, just a step which will help me to get to where I want to be; thus I need to get from it as much as I can.” So I used every free minute at work and home to study and practice my English, to learn about the culture, and to communicate and network. I also hired a tutor to improve my pronunciation. I met and made new friends, mostly other immigrants from my culture, through social networks which gave me tremendous support and a feeling of belonging. I have been administering a facebook group for immigrants organizing meet ups for people from my culture which became a great source of information and support for me and other participants.

Next stage is Overcoming Depression. During this phase people usually take more active steps to adapt. Immigrants begin to feel better emotionally which creates positive energy for overcoming difficulties. They also study the language intensively, make new friends, and adapt more quickly. People begin to see things around them in a more positive, yet realistic way. They once again begin to like being in the new country and become even more interested in its people and culture. People stress out less and feel more comfortable in the new country.

I began communicating more with Americans and learning about their habits, traditions, attitudes, styles, characters, and cultural aspects. I am still in the process of learning and making adjustments where needed. 

Truthfully, I used every possibility to support myself while going through the painful adaptation process and you should too. I cannot even imagine what I would go through without my individual therapy.  Also, I created a couple of professional consultation groups to support my professional identity. I started to network with professionals in my field and consulted with them. I found therapists-immigrants who came through a similar process and who helped me to understand what steps I needed to take to be able to work as a therapist. I read tons of information on the Internet and in forums for immigrants to understand the process for evaluating my education, and what I may need to prove my professional status. And I got my payback. My professional career developed through a shortcut. I did not have to go to University to redo an education that I already have, which many immigrants do because of their fears, insecurity, and simple not being aware of other options and other ways. I worked diligently to receive my license in counseling. My American career as a Licensed Professional Counselor began working in the field providing therapy to children and families, people in recovery from alcohol and drug addictions and working with immigrants assisting them in adaptation process.

Action Stage is the last stage of adaptation which is characterized by proactive thinking, planning, determined actions and the role immigrants take to successfully integrate into a new society. People grow rapidly in the professional, cultural and communication aspects of their adjustment. Immigrants are almost fully adapted and feel much better emotionally, less vulnerable and safe. Their identities are almost formed within a new culture. The time required to arrive at this stage depends on how flexible and adjustable an individual is, as well as their adequate level of realistically optimistic expectations. The adaptation process is stressful and painful for everyone, but it also brings a person enormous personal growth and opens new possibilities for much more.

Successful psychological adjustment means the ability to change and adapt to a new situation. Some people adjust more quickly than others – internally developing the abilities, psychological strengths and flexibility. Psychotherapy, individual and/or group, is a great resource for developing the ability to adjust, gathering support and overcoming the stress of the adaptation process.

Personally, I had to work very much to make my way to this stage. I had to fight my own personal demons including unrealistic expectations, being impatient, and relearning how to value myself in my new environment. My prior method of valuing myself upon my external status and achievements led to lower self-confidence in an environment where I had yet to prove myself to myself or to others. My own therapy process assisted me greatly in this endeavor and made this process easier than it otherwise would have been. I am currently in this action stage, after three years of immigration, where each day brings new and exciting possibilities along with personal and professional growth on a daily basis, including my successful and thriving private practice.

Maryana Harrelson, MA, LPC

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Feyza Hepcilingirler’den Amerika Izlenimleri

Feyza Hocamin oglu Amerika’da yasiyor. Hocam genelde yilda bir gelip torunu ile hasret gideriyor. Izlenimlerini de Facebook’tan paylasiyor. Bu yazisini siteme koymak icin iznini aldim, o da verdi sagolsun. Iyi okumalar…

“AMERİKAN TAKLİTÇİLİĞİ HAKKINDA
Türkiye’deki Amerikan hayranlığına en çok kızanlardan, en çok söylenenlerden biriyim. İngilizce öğrenim görenler kendi aralarında “Plaza Türkçesi” diye bir dili çoktan hayata geçirdiler. Halkın arasına İngilizce, en çok televizyon aracılığıyla sokuluyor. Dizilerdeki birtakım tipler “okey”leri, “bay bay”ları çoktan yerleştirdi. Şimdi bir de ekranlarda birbirilerine “sister” diyen kadınlar, “bro” diye seslenen erkekler türedi. “See you”lar, “good night”lar sıradanlaşma yolunda. Hayranlık, İngilizce özentisiyle sınırlı değil. Görünüşte ABD’ye kızılıyor gerçekte ise kendisini okumuş sayan bir kesim, her alanda Amerika’yı taklit etmeye çalışıyor.

İki buçuk aydır yaşadığım bu küçük Amerikan kasabasında birdenbire nasıl moda olduğuna şaştığım tek boynuzlu atı (unicorn) Türkiye’den gelen fotoğraflarda görünce bu kez izlenimlerimi ve gözlemlerimi Facebook’tan aktarmaya karar verdim. Daha önce bu konuda kocaman bir kitap yazmıştım (Atascadero’nun Sincapları) ama malum, Facebook’a gösterilen ilginin onda biri bile kitaplara gösterilmiyor. Bu kez izlenimlerimi öneriler biçiminde sıralayacağım. Madem taklit ediyoruz, bunları da taklit edelim.

(Ben zaman zaman genellemeye kalkmış olsam da bütün izlenimlerimin Kaliforniya’nın San Luis Obispo adlı kasabasıyla sınırlı olduğu unutulmasın lütfen.)

– Yönetimin her hatası özgürce eleştiriliyor, hele Trumph’ın kimi sözleri ve davranışlarıyla rahatça dalga geçiliyor. Ne kimse hakkında soruşturma açılıyor ne şikâyetçi olunuyor.
– Basın üzerinde hiçbir denetim, sansür söz konusu değil. İktidar partisini destekleyen yayın organları da, eleştiren yayın organları da aynı konumda. 
– Kaliforniya deprem bölgesi olduğu için bütün binaların ana malzemesi ahşap. Böyle olunca da iki kattan yüksek bina yok denecek kadar az. 
– Hemen her mahallede bir ya da iki park var. Parklar yerel yönetim ya da çeşitli kurumlar tarafından yapılıyor. 
– Çok kişinin köpeği, az kişinin kedisi var ama sokakta ne kediye ne köpeğe rastlanıyor. 
– Küçük bir kasaba olmasından dolayı trafik derdi yok. Şoförü de yayası da kurallara uyuyor. Öncelik daima yayada. Korna sesi hiç duyulmuyor.
– Evlerin bir ön, bir arka bahçesi var, ön bahçelerin çoğunu yoldan ayıran çit benzeri herhangi bir şey bulunmuyor. 
– Bizim çoktan geçmişte bıraktığımız kart gönderme âdeti burada bütün hızıyla sürüyor. Büyük marketlerin bir koridoru yalnızca kartlara ayrılmış. Doğum günleri, bayramlar, evlenme yıldönümleri kartlarla kutlanıyor; çeşitli törenlerin, evliliklerin hatırlatması birkaç ay önceden kartlarla yapılıyor.
– Yılda en az iki kez, Şükran Gününde ve Noel’de birinci dereceden akrabalar bir araya geliyor, birlikte yenilip içiliyor.
– Bizim modernliğin gereği sayıp bitirdiğimiz komşuluk ilişkileri yüz göz olmadan belli bir saygı çerçevesinde sürüyor. “Parti” adı verilen davetlerde yenecek içilecek olanların büyükçe bölümü katılanlar tarafından karşılandığı için ev sahibine yük olunmuyor. 
– Çocuklar çok seviliyor, çocuklu ailelerde yaşam çocuklara göre düzenleniyor. En geç akşam 9’da bütün çocuklar yataklarında oluyor. 
– Kasabada çocuklar için kütüphaneler, parklar, oyun alanları var. Aileler haftada bir-iki kez çocuklarıyla birlikte buralarda zaman geçiriyor.
– İkinci sınıfa giden torunumda gözlediğim kadarıyla yalnızca matematik ve okuma ödevi veriliyor. Öğrenci günlük matematik ödevini ve her gün kaç dakika kitap okuduğunu haftalık çizelgede belirtiyor. Velisi bu bilgiyi imzalayarak onaylıyor. 
– Okulda (devlet okulu) yemek çıkıyor, kahvaltı edilebiliyor ama öğrencilerin çoğu öğle yemeğini evden getiriyor. Okulda kantin yok.
– Torunumun gittiği okulda herkes çocuğunu kendisi getirip götürüyor; servis kullanılmıyor.
– Okulda bütün özel günler, bayramlar için şenlikler, kutlamalar yapılıyor. Aileler okulla sürekli iletişim halinde. 
– İnsanlara, özellikle çocuklara eğlence fırsatları yaratılıyor. Her perşembe kurulan gece pazarında çeşitli etkinlikler yapılıyor 
– Hangi mağazadan ne alışverişi yapıyor olursanız olun hatırınız soruluyor, iyi günler dileniyor; ürün iade işlemleri herhangi bir tepki gösterilmeden ve zamanla sınırlı olmaksızın yapılıyor.
– Kapı önlerine bırakılan posta, kargo paketlerine, günlerce orada kalsa bile, kimse dokunmuyor.
– Göz göze gelen herkes birbirine gülümsüyor, selam veriyor. Her karşılaşmada birbirilerine giysi, kemer, toka, küpe, yüzük, saç baş, herhangi bir şeyi üzerinden iltifatlar ediliyor.
– Bütün bunlara kendi dilinde yaşamanın mutluluğunu da eklemeliyim. Amerikalı okuduğunun yazdığının ne anlama geldiğini biliyor”

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

11 yasinda olmak basli basina bir zorluk. Ne kucuksun, ne buyuk. Bir tarafin cocuk parkindaki oyuncaklara binip deli gibi eglenmek istiyor, diger tarafin acaba bakan izleyen var mi, baskalari ne der diye dusunuyor. Makyaj yapmak istiyorsun ama makyajli suratindan utaniyorsun. Vucudundaki degisiklikler, sakarlik, sabah kalktiginda burnunun ortasinda bitivermis sivilceler de her seyin tuzu biberi oluyor. Boyle bir ruh hali icinde, hele de biraz ozgunsen acimasiz eglenceleri icin av arayanlarin oltasina takilman cok kolay. Ipek, kucukkenki ogretmenlerinden esinlenerek sacini hep asimetrik kestirmek istemisti. Sol taraf onlere dogru uzun arkalar kisa. Kimlik arayisi ve imaj olusturma doneminde Ipek her ergen gibi cesitli seyler denedi. Avustralya’da hava cok sicakken kulaginin ustunden baslayarak ensesini tras ettirmis, sacinin sadece ust kismini uzatmisti. Simdilerde ise percemi ile yuzunun bir tarafini kapatmaya basladi. Oyle ki Ipek’i bu aralar hep tek gozlu olarak goruyoruz. Bize gore gelip gecici bir heves; herkesin deneme yanilma yontemi ile kendine yakisani test etmeye hakki var. Baskalari icin ise bu dalga gecme malzemesi. Baskalari dediysem yabancilar degil. Burada tanistigimiz Turk bir arkadasimin kizi. Iyi niyetle ve tatlilikla baslayan iliskiler bazen sarpa sarabiliyor. Su anda Ipek ve o arkadasimizin kizi ayni okulda. Ortak dersler aliyorlar. Ipek, kizin elini agzina kapatip Ipek’e bakarak yanindaki baska bir cocuga fisildamasina cok aliniyor. “She is spreading rumours about me!” diyor. Birkac kisiden de kendisi hakkinda uydurulan yakistirmalari vs. duymus zaten. Dogustan icine kapanik, utangac Ipek’in hayatinda en son ihtiyaci olan sey boyle bir seydi. Okul degistirmek, kizin annesi ile konusmak (iyi bir arkadasligimiz vardi) veya uzaklasmak gibi cesitli yontemler geldi aklima kizimi korumak icin. Diger yandan da yasanan her aci aslinda bize duygusal esneklik kazandiriyor, beni oldurmeyen sey daha guclu yapar, misali. Sadece uzuluyorum! Insanlari dis gorunusleri ile yargilayan, surekli elestiren ve kusur arayan kalplere. Kendime yapilsa tahammul ederim ama kizimi uzduklerinde sanki canim daha cok aciyor. Bir yanda muhabbet, arkadaslik; diger yanda can acitan davranislar. Arada kaldim!

3 comments

  1. Buket says:

    Biz Sydney’de yasiyoruz. 5 yasindaki kizimin kresinde cogunlukla acik tenli Italyan veya Aussie cocuklar var. Kizimsa esmer ten rengine sahip. Sinifa gecen donem yeni biri basladi, Ispanyol. Bir taraf cok hareketli, konuskan, ozguven patlamasi yasiyor. Diger taraf evde cok konuskan olsa da disarida icine kapanik, utangac.. Bizimkini inanilmaz etkisi altina aldi, ilk baslarda sesimi cikarmadim. Bir gun kizim cok sinirli bir sekilde dediki anne sen beyaz tenlisin guzelsin ben guzel degilim cunku ben esmerim. Hintliyim anne ben ayni Mita gibi (Hintli ogretmen). Anlatiyorum uzun uzun sen Turksun, biz Avustralya’da yasiyoruz. Biri geliyor cocuga Hintlisin diyor. Ve bu kisi cocugun yasina gore (tovbe) ilah gibi gordugu biri. Bunun gibi (kimseye gostermeden sirf o kiz da yapti diye) kresten cantaya oyun hamuru atip eve getirmeler vs. derken yeter artik dedim. Tum ogretmenlerin kafasina yer edene kadar her sabah esim veya ben ogretmenlere “bugun Carla ile oynatmayin” dedik. Ilk basta kizim saklamaya baslasa da artik koptu ondan. Davranislarindan anlayabiliyorum bunu. Belki icinde yer etti, belki baska bir yol izlemeliydim bilmiyorum. Ben bu ulkeye cocugumun adaletli ve esit sartlarda iyi bir egitim almasi icin geldim, onunla ilgili hicbir olumsuz seye tahammulum yok.
    Ote yandan bu kiz bir istisna yabancilar icinde, Turklerden gorduklerimi anlatirdim ama onun icin bana ayri bir sayfa acman lazim 🙂
    Sevgiler,

  2. Vesile says:

    Hahaha, Buket cok guldum yasadiklarini anlatmak icin ayri bir sayfa istegine. Desene yalniz degilmisim! “Ben bu ulkeye cocugumun adaletli ve esit sartlarda iyi bir egitim almasi icin geldim, onunla ilgili hicbir olumsuz seye tahammulum yok.” Sana sonuna kadar katiliyorum.

  3. Emre says:

    Buket Hanım, kısmetse bu yıl Au’ya göç edeceğiz. En büyük çekincelerimden biri çocuğumuzun ırkçılığa maruz kalması, dışlanması. İnşallah iyilerle karşılaşırız… Avustralya’yı ABD gibi sanardım hep. Au Brit’likten kopamamış anlaşılan.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Ayak izleri

Bundan 5 yil, once minik kizlarim eteklerini bellerine tutturup okyanusun kiyiya vuran dalgalari ile kovalamaca oynarlardi. Dalga geriye gittiginde onlar suya dogru birkac adim atar, dalga kabarip uzerlerine geldiginde ciglik cigliga sahile dogru kosarlardi. Incecik altin kumlar uzerinde olusan minik ayak izerine hayran hayran bakardim cunku cok gecmeden kopuklu dalgalar o izleri silip, herseyi temize cekerdi…

Gecen gun de kristal gibi parlayan goz kamastirici karlar uzerindeki ayak izlerine oyle hayran hayran bakarken yakaladim kendimi. Bir gol kenarina yuruyse gittik. Soguk ama gunesli bir gundu. Agaclarin dallarinda incecik kardan cizgiler, tam damlayacakken donmus damlalar, yeri kaplayan bembeyaz ortunun uzerinde geyiklerin ayak izleri… Ipek ile Defne her zamanki gibi yanyana kah konusup anlasarak, kah birbirlerini itip kakarak sallana sallana yuruyorlardi. Geride biraktiklari ayak izleri, kumda biraktiklarindan cok daha buyuktu ama bir o kadar guzeldi!

Hic bozulmamis, o tertemiz karlarin uzerinde yururken hayatin bizim icin kimbilir daha ne gibi planlari oldugunu kestirmeye calistim. Siz dumende olsaniz da bazen hic umulmadik limanlarda bulabiliyorsunuz kendinizi. Daldigim dusuncelerden gurultulu bir motorun sesi ile uyandim. Buz donmus golun ortasinda bir kadin matkapa benzeyen bir makina ile buzda delikler aciyordu. Bir anda butun dikkatimiz oraya yogunlasti. Golun kiyisina gidip kadini izlemeye basladik. Kadin, bizim ayagimizin ucunu degdirmekten bile korktugumuz golun ortasinda guvenle yuruyordu. Gurultulu makina done done buzu deliyor, kadinin hemen ayaginin dibinde buyuk bir tencere kapagi genisliginde delikleri goz acip kapatincaya kadar aciyordu. Buzda balik avlamak burada buyuk bir tutkuymus. Guzune vuran kis gunesi esliginde sim dokulmuscesine pirildayan agaclarin cevreledigi kucuk golde oltaya vuracak baligi sabirla ve keyifle beklemek…

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Bugunku yazima bir tavsiye ile baslayayim. Nuri Bilge Ceylan’in “Ahlat Agaci” adli filmini izlemediyseniz siddetle tavsiye ederim. Sizi yasadiginiz dunyadan koparip alacagina ve cok farkli dusuncelere daldiracagina soz verebilirim. Iki gune yayarak izledigimiz film Kemal ile beni nerelere aldi goturdu…

Gelelim bu dunyaya. Bildiginiz gibi Amerika su anda Noel ile Yeni Yil arasindaki o ilginc donemi yasiyor: Ne gunun, ne saatin, ne yapmamiz gerekenlerin, ne de kim oldugumuzun farkinda; hos bir kafadayiz! Defne, yavrum, bana gunde 3 kere “Bugun gunlerden ne?”, diye soruyor. Turkce soyluyorum, sonra bir de “Ingilizce hangi gun bu?”, diyor.  Yatma kalkma saatlerimiz hep birbirine girdi.

Nextdoor adli, mahallelileri birlestirmek icin icat edilmis bir App uzerinden bazi karton koliler bulduk. Zamanimiz oldukca, gereksiz esyalari kolileyip yeni eve birakiyoruz. Hali yikama sirketi ile konustuk, tasimacilari ayarladik, evi kimbilir kacinci kez gezdik, bakindik ve sonunda 21 Ocak Pazartesi gunu tasinmaya karar verdik. Biliyorsunuz Avustralya’dan buraya gelirken sadece bavullarla gelmistik ve fazla bir esyamiz yoktu. Sonra Urdunlu bir mobilya toptancisindan bir koltuk takimi (bir uclu bi ikili koltuk), 1 masa 6 sandalye ve 3 yatak almistik. Televizyon ve Tv sehpasi da son aldigimiz esyalar olmustu. Toplasan bu iki odali evden tasinmak bir-iki saatten fazla surmez gibime geliyor. Nasil olsa kaplumbaga gibi evimiz sirtimizda gezinmeye alistik bunca yildan sonra.

Yarin oglenden sonra Turk arkadaslarim geliyor. Aklima esti, Asure yaptim, dolapta yer yoktu diye balkona koydum. Malum disarisi 0 civari genelde. Bir kase alayim dedim, bir de ne goreyim, bugday, pirinc, fasulye ne kadar su varsa cekmis ve bir guzel sismis. Asure bicakla dilimlenecek kivama gelmis. Gecen de yine haslama ile yapilan icli kofteden yapmistim, hepsi parcalanip dagilmis, haslama suyu bildigin corba olmustu. Bazen misafirlerime guzel bir sey sunmak nasip olmuyor, ne yapayim. Impossible’in Turk versiyonunda dedikleri gibi : “imnasipible”. Nasip degilse olmaz yani!

Size Amerika ile ilgili faydali bilgiler vermek istiyorum ama biliyorum anlatacagim her sey sadece burasi (Brookfield, Wisconsin) icin gecerli olacagi icin belki pek de isinize yaramayacak. Bir de itiraf edeyim, neden bilmiyorum ama Amerika’yi anlatmaya Avustralya’yi anlattigim zamanlardaki gibi hevesli degilim. Icimden gelmiyor. Belki gocmenlik halim eskidi. Her gordugum seyi hayretle karsilamiyorum artik. Sanirim yavas yavas da kiyaslama yapmayi biraktim. Turkiye’ye dair bildigim seyler de eskiyor; karsilastirma yaparken saglam dayanaklarim yok yani.

Bir itiraf daha: hic haberleri izlemiyorum. Ne dunyada ne Turkiye’de neler olup bittigine dair hic bir fikrim yok! Bunu soylerken kendimden utaniyorum ama neredeyse bir yildir bu boyle. Bizim evde zaten televizyon kanali aboneligi yok. Amerikan haberlerini bazen bir yerin bekleme salonunda veya kizlarin sacini kestirdigim zaman kuaforde filan izliyorum. Turkiye’de ne olup bittigini filan bazen Kemal’den ogreniyorum, o da Twitter’dan takip edip bana soyluyor. Dunya yansa umrumda degil yani! Bu kadar izole olup sadece kendi dunyamla ilgilenmek o kadar da dogru degil ama belki bir cesit savunma mekanizmasi bu. Kendi hayat gailemin uzerine bir gram daha dert, keder, dusunce eklemek istemiyorum. Arada bir kitap okuyorum, Kemal Tahir, Yasar Kemal, Adnan Binyazar, Yuval Noah Harari filan. Sonra bir de Netflix’te Protector adli Turk dizisini izledik Kemal ile. Kizlarla arada belgesel izliyoruz. Babalari onlara Xbox aldi, onda oyunuyorlar. Bir de Yasmin Levi dinliyorum bos zamanlarimizda.  Hayatim boyle akip gidiyor.

Keske siz de bana yazabilseniz. Sizin basinizdan neler geciyor, nelere uzulup nelere seviniyorsunuz, bilebilsem. Basta canim dostlarima, sonra da bu satirlari okuyan herkese sevgiler. Saglicakla kalin…

3 comments

  1. Tuba says:

    Biz de yeni bir yıla girmenin telaşındayız. Tarık Tufan’ın Düşerken kitabını okuyorum şu sıralar. Baş döndürücü bir düşüş,iç dünyamızda bitmeyen bir gezinti dolu kitap. Bebek mi, dinlenme mi, okulun işleri mi (akademisyenim, hiç bitmeyen işlerim var), ev işi mi, bebeğin çorbası mı, bizim yemeğimiz mi derken günler geçiyor. Çocuğa bakarken müzik dinliyorum, emzirirken e-kitap okuyorum, ilk fırsatta annemi arıyorum, kardeşlerime mesaj atıyorum, arkadaşlarıma hiç sıra gelmese de onları da çok seviyorum, bazen mesaj atıyorum, bol bol kahve içiyorum, gerisi nasılsa ağır aksak oluyor. Bir haftadır Ankara’da kar var. Bir Urfalı olarak her gün sevinçle açıyorum perdeleri. İş hayatımın yükü ağır, yolu uzun ama bunu ben severek seçtim, sonu hayır olsun, yolu huzur dolsun diyorum. Zaten bebeğin peşinden koşunca onun kahkahalarıyla içim doluyor, içim iyileşiyor. Buralar böyle canım. Seni severek okuyorum. Bu içten, duru, derin yazıların için hep teşekkürler. Heyecanın diri olsun, bizlere hep yaz. Sevgiyle

  2. Vesile says:

    Selam Tuba, satirlarini okurken senin evin canlandi gozumun onunde. O kadar hosuma gitti ki yazdiklarin, anlatamam! Her kelimen icin sonsuz tesekkurler! Yokluga, bosluga yazmiyormusum yani. Uzaklarda bir yerlerde sesimi duyan, benimle ayni telasi yasayan birileri daha var… Sen de hep bana yaz, olur mu?

  3. Tuba says:

    Asıl ben teşekkür ederim. Tabi ki yazarım, yeter ki sen hep gözlerin ışıyarak anlat bize öykünü.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Ipek’in okulu erken basladigi icin sabahin korunde kalkmayi huy edindim. 5:45 dedi mi yataktan zipliyorum. Bu sabah daha bir kosarak kactim yataktan cunku cok kotu ruyalar gordum. Sanirim gunumuzde herkesin kabusu bir seylere yetisememek. Ben de ruyamda cocuklari okula kaydettirmek icin son gunu kacirmistim. Hem okul, niye bize onceden haber vermiyorsunuz diye bana kiziyordu hem de depozito (!) icin yatirdigimiz para yaniyordu. – Ne paraymis arkadas her yerde karsima cikiyor. – Ruyamda stres icinde oraya buraya kostururken, karsi apartmanda bir ailenin sokaga bakan balkonlarinda neseyle kahvalti ettiklerini gordum. Pijamalarinin uzerine sicak, yumusak roptosambirlarini (hayatimda ilk defa bu kelimeyi yaziyorum) giymisler, evdeki anneannenin hazirladigi dumani tuten cayi keyifle iciyorlardi balkonda. Onlarin yerinde olabilmeyi o kadar istedim ki. Hani hayat bazen agir gelir ya, yorulursun. Bazen de tuy gibi hafifsindir, you whizz through things. Gecen gun, bir anda, dunyanin hava ile kapli olan kisminin sanki gorunmez bir jel oldugu hissine kapildim. Jole gibi seffaf ama yogun… Hareket etmek icin icine saplandigim siviyi yararak yurumem gereken bir yerdeymisim gibi hissettim.

Bugun okulun son gunu, umarim onumuzdeki 10 gunluk tatilde biraz daha kendime gelirim.

2 comments

  1. Fatih Öztürk says:

    Gecen gun, bir anda, dunyanin hava ile kapli olan kisminin sanki gorunmez bir jel oldugu hissine kapildim. Jole gibi seffaf ama yogun…

    Çok hoşuma gitti bu tasvir. Bir kitap yazmayı düşünmelisiniz artık…. Sevgiler.

  2. Vesile says:

    🙂 Cok tesekkurler!

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Almanlarin St. Nick diye bir gelenegi varmis. 5 Aralik’ta somineye corap asiyorlarmis. Sabah baktiklarinda St. Nick onlara bir suru hediye getirmis oluyormus. Bir de Advent Calendar denilen bir sey var. Kartondan yapilmis bir takvim dusunun kucuk cepleri var. Noel gunune kadar her cebi tek tek aciyor bir ay boyunca kucuk cikolatalar yiyorsun. Bir de Christmas gecesi agacin altina gelen hediye filan. Bizim kizlarin manipulasyonuna kurban gittim, nasil oldu anlamadim ama kendimi her gun kizlara bir hediye verirken buldum. Defne corabimiz yok, yastik kilifi asalim dedi, 7 Aralik’ta sominenin yanina kocaman bir yastik kilifi asti. Ben de Advent calendar misali her gun ufak bir seker yeter diye dusundum. Sabah uyaninca icinde kucuk bir kutu seker buldu. Ya anne bu ne, arkadaslarima proper hediyeler, kitap, oyuncak filan geliyor dedi. You are a cheapoo diyerek sizlandi. Bir de her aksam Santa’ya bir mektup yaziyorlar. Bu yazma olayini devam ettirmek icin diger gun biraz daha buyuk bir hediye koydum. Squishy oyuncak ve isikli yilbasi kolyesi. Ertesi gun bir kutu gofret, ertesi gun bir kutu buskuvi. Sonra zaten birkac parca kiyafete ihtiyaclari vardi ve pijama , sweatshirt filan cikmaya basladi yastik kilifindan. Derken bizimkiler sabah yataklarindan kalkip ilk is yastik kilifini kontrol etmeye basladilar. Yaklasik 10 gundur bu is boyle devam ediyor. Dun gece uyuyakalmisim hediye koyamadim, Ipek salya sumuk agladi. It is devastating !!! I have nothing to look forward to. I’d rather not be alive! (Bizim kediyi de dun evlatlik verdik, dolayisiyla o da duruma tuz biber ekti!) Sabah sabah bir feryat figan koptu evde. Kemal Ipek ile sagduyulu bir sekilde konusup mutlugun esyalara bagli olmadigini filan anlatiyor. Bense hic uzerime alinmiyorum, bu Santa ile Ipek arasinda olan bir sey, Santa niye bir sey getirmedi bilmiyorum, diyorum. Dun Ipek ile Defne arabada birbirleri ile dalastilar, belki de o yuzden Santa onlari naughty list’e almistir diyorum. bu hargure Defne kalkti, ilk is somineye asili yastik kilifini kontrol etmeye gitti. Anne Santa birsey getirmemis, dedi. Ben de omuz silktim, bilmiyorum dedim. Ipek niye agliyor dedi, Santa ona da bir sey getirmemis dedim. “O kadar da buyuk bir sey degil ki bir sey olmaz dedi, eline kitabini aldi, koltuga uzandi okumaya basladi.” Iki cocuk, ayni anneden, ayni babadan, ayni evde birlikte buyuduler. Ipek okulda cok basarili ama duygusal esneklik konusunda kat etmesi gereken cok yolu var. Defne ise okulda olsa da olur, olmasa da modunda; ote yandan ise dirayetli , tam hayat adami!

Hafta sonunda Turk halk oyunlari ekibinin bir kutlamasi vardi oraya gittim. Bizim hoca, Amerika’li yasli bir amca. Onun evinde toplandik. Adam yillardir Turkiye’ye gidiyor, geliyor. Turkiye asigi birisi. Evindeki her sey Turkiye’den. Kilim, porselen, halk oyunlari kostumlerinin basliklari, oyalar, yazmalar, dokumalar, ciniler! Hayretler icinde kaldim. Ordan cikip da bizim yeni eve gittik, birkac bavul esya goturduk oraya.

Simdi yeni bir hafta basliyor. Bazen ben de Ipek gibi dusunuyorum, I have nothing to look forward to. Eskiyi ozluyorum. Kendimi kafesteki kus gibi hissediyorum. Ote yandan biliyorum, beyine ne verirsen onu aliyor. Karamsar, moody dusuncelerin beni bir yere goturdugu yok. Zorlama da olsa, yalan da olsa az sonra giyinip, suslenip yuzume de bir gulumseme koyup okula gidecegim ve zaman boyle gececek, aksam olacak. Yasanan gune anlam katmak benim elimde. Yahut anlamsiz bile olsa akan zamandan keyif almak benim elimde. Diger turlu hic kimse benim icin dunyayi pembeye boyamayacak. “It is never too late to get your shit together!” diye bir soz okumustum. Komik geliyor, kendine ceki duzen ver diyor yani, bir sekilde!

Boyle iste, umarim siz bu haftaya benden daha iyi bir motivasyonla baslarsiniz.

Sevgiler

4 comments

  1. Sultan Atalay says:

    💗

  2. Emre says:

    Vesile Hanım, çocuklar Türkçe konuşmayı tamamen bıraktı mı? Bizimki 3,5 yaşında. Kaç yıl sonra unutacak acaba Türkçeyi? :l Evde sürekli Türkçe konuşma zorunluluğunuz falan olsa onlara yararlı mı zararlı mı olur acaba? Eğitimci gözüyle yorumlarınızı alayım. Biz Au’ya göçünce ne yapmalıyız 🙂

  3. Vesile says:

    Selam Emre Bey, okula basladiktan en gec 6 ay sonra evde Ingilizce konusulmaya baslaniyor. Hele de bir kardes varsa kendi aralarinda hep Ingilizce konusuyorlar. Sizin Turkce konusmaniz cok ise yarar ama anne baba olarak onlari Ingilizce konusurken duyunca cok gururlaniyoruz, biz de dayanamayip bazen onlarla Ingilizce diyaloglara giriyoruz. Onu yapmamaya dikkat edin:)

  4. Emre says:

    Yorumunuz için çok teşekkür ederim Vesile Hanım ) Yolun başındayız. Sizden ve sizin gibi deneyimli göçmenlerden öğrenecek çok şeyimiz var. Selamlar…

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.