https://pin.it/3m7tuo4nlhxi2f

I can’t think of anything that excites a greater sense of childlike wonder than to be in a country where you are ignorant of almost everything. Suddenly you are five years old again. You can’t read anything, you have only the most rudimentary sense of how things work, you can’t even reliably cross a street without endangering your life. Your whole existence becomes a series of interesting guesses.
Bill Bryson

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Garage Sale (2)

Bugun esyalari elden cikartmak icin 2. garage sale`imi yaptim. Arkadaslarim gelip bana yardim ettiler. Bir diger arkadasim da aksama yemege cagirdi bizi. Hani derler ya dar gun dostu hic unutulmazmis, gercekten de arkadaslarimin bu yaptiklari o kadar cok iyilige geciyor ki anlatamam. Kendimi cok iyi hissediyorum, kosturmacanin ortasinda, yorgun, bitkin ve umutsuz oldugun bir anda arkadaslarla olmak cok iyi geliyor. Yalniz olmadigini bilmek en zor isleri bile kolaylastiriyor.

Esya satarken en gicik oldugum sey gelecegim deyip gelmeyen insanlar. Dondurucuyu alacagim dediler, her seyi bosalttim ama gelen giden yok. Simdi o cozulen yemekleri yiyecegiz mecburen.

Onumuzdeki hafta okulun son haftasi. Cuma gununu iple cekiyorum. Bakalim haftaya cuma girecegimiz tatil benim icin ne kadar uzun surecek. Bugun yardima gelen arkadasim da ogretmenlik gecmisine sahip. Meslegimizin ne kadar yipratici oldugunu, hem bedeni hem kafayi nasil yordugunu konustuk. Ogretmenin halinden sadece ogretmen anlar, dedi:)

Anlasilmak guzel duygu.

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

A fork in the road

Hic unutmuyorum, Turkiye`de bir ogleden sonra Ipek`i alip sitemizdeki bir cocuk parkina gitmistim. O zamanlar Avustralya isi daha yeni yeni belli oluyordu. Bir komsumuz ile konusurken tasinmayi planladigimizdan bahsettim. Ilk soyledigi sey, `Cok radikal bir karar!`oldu. Sonraki gunlerde is arkadaslarim ve cevremizdeki butun insanlara haber yavas yavas yayildi. Beni goren herkes sanki sozlesmis gibi icinde `radikal` kelimesi gecen bir cumle ile yorum yapti. Radikal adim, radikal karar, cok radikal, vs. vs. O yuzden aradan 5 yil gecmis olmasina ragmen bu sozu hic unutmuyorum. Simdiyse soranlara Amerika`ya tasinacagimizi soylemeye basladim. Yine okuldaki arkadaslar, komsular, cocuklarin arkadaslarinin velileri, esyalari satarken tanistigim insanlar filan derken nerdeyse her gun yeni birisi ile Amerika muhabbetine girisiyoruz. Yabancilardan duydugum ilk soz, `How exciting!!!!`. Hepsi olaya son derece pozitif bir acidan bakiyor ve what an adventure, kimbilir bu cocuklara ne guzel tecrube olur, diye konuya yaklasiyorlar. Turk, Lubnan, Suriye kokenli (yani bizim oralarla ayni kulturu paylasan) arkadaslarim ise konuya farkli bir bakis acisi ile bakiyorlar. Kimisi evime daha alisamadan yeniden gocmek zorunda kaldigimdan bana aciyor; kimisi esas memleketi hic terketmeyecektik; hata yaptik diyor; kimisi daha agzini acmadan goz yaslarina boguluyor.

Ben ise cok empatik bir dinleyici oldugum icin karsimdaki ne turlu bir ruh haline girerse olaya o pencereden bakiyorum. How exciting dediklerinde , evet gercekten cok guzel, harika olacak diye gozlerimin ici gulerek, enerjik bir sekilde cevap veriyorum. Dudaklarini bukerek, yuzunu eksiterek, ne isin var oralarda gitme diyene de omuzlarim dusmus bezgin ve caresiz bir sekilde, ne yapayim is nerede biz oraya diyerek sanki zorla surukleniyormusum gibi cevap veriyorum. Bazen bir gun icinde bir saat icinde bu iki ayri tepkiyi sergiledigim anlar oluyor. Cok komik. O zaman kendime donup soruyorum. Acaba ben gercekten ne istiyorum. Memnun muyum yoksa zorunluluktan mi gidiyorum, diye dusunup duruyorum.

Lise gunluklerini bilirsiniz. Icine siirler, ozlu sozler, sizi etkileyen filmlerden replikleri yazdiginiz o ergen defteri… Olu Ozanlar Dernegi`ni izledikten sonra,  ‘Ormanın içinde kesişen iki yol vardı ve ben en az ayak izi olan yolu seçtim.` diye yazmisim ben. Sanirim bu soz beni hep etkiledi. Herkesin korktugu, cekindigi seylerin uzerine gitmeye merakliyim. Odum patlamasina patliyor, korkudan bacaklarim titriyor ama neden bilmem, inadina belki de hep o en az ayak izi olan yolu seciyorum. Comfort zone`dan hoppada diye disari atlamayi seciyorum. Psychology says – Always go with the choice that scares you the most, because that’s the one that is going to help you grow. Gerci itiraf edeyim, bu sefer Amerika`ya tasinma kararini Kemal`in is bulmasi sartina baglamistik. Yani Avustralya` ya geldigimiz gibi iki cocuk ve 4 bavulla tatile gelir gibi gidemeyecegimizin farkindaydim. O yuzden Kemal` i oncu gonderdik. Simdi sozlesmeli olsa da o calisiyor. Umuyoruz ve diliyoruz ki bu kararimiz bizi ruhen zenginlestirir.

Bir de arkadas, yavas yavas anlamaya basladim. Zaten hayatta yanlis veya dogru secim diye bir sey yok. Sen nasil bakarsan oyle. Neresinden gorursen asil gercegin o oluyor. Ben de karsimdaki insanlari kirmamak icin onlar halime aciyorlarsa ben de onlarla birlikte kendime aciyorum. Macera yasamanin heyecanini hissediyorlarsa ben de oyle hissediyorum. Kafamda bir tek dusunce yok yani. Zaten kim bilebilir ki ne olacagini? Zekirdek`e baglandim; Ayten abla gitme dedi; Zeki git dedi ama yolun nereye varacagini hicbirimiz bilmiyoruz. Pinterest`te bir resim cikti karsima. Bir yol ayrimi var. Solu isaret eden tabelada: `Same old shit`yaziyor, sagi isaret eden tabelada ise `Crazy new shit` yaziyor. Yani her iki tarafta da malum pisliklerle karsilasacagiz, mutlu, tasasiz hayati kim kaybetmis biz bulalim. Kendimi de alip gidiyorum. Tebdil-i mekanda ferahlik vardir demisler. Tren geldi, atladik vagona. Nereye gidecegiz, neler olacak bilinmez ama bildigimiz tek sey var `Life happens!!!` .

One comment

  1. Elvan says:

    Tebdil-i mekanda ferahlik vardir, cok severim bu sozu. 7 yil oldu Turkiye;den ayrilali. 3.5 yil Norvec, 3.5 yil Ingiltere. Gecen yil Yeni Zelanda’da bir sirketten is teklifi aldigimda gunlerce esimle kafayi yemistik gitsek mi diye. Kizim daha 3 yasinda bile degildi, gitmek icin uygun zamandi ama Ingiltere vs Yeni Zelanda kiyasi yapinca buradaki hayat standartlarimizin daha iyi olduguna karar verdik. Ama hala belki Avustralya’ya gideriz belli mi olur diyorum 🙂 Esimde “you and your nomad genes!!) diye cevap veriyor. hicbir zaman bir ulkeye ait hissetmedim yada ait hissetme ihtiyacim olmadi. O yuzden benim icin hep “How exciting” 🙂 Bol sans

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Kirmizi ve Mor

Avustralya`ya ilk geldigimizde kipkirmizi ciceklerle dolu Coral Tree dedikleri agaclar beni buyulemisti. Agaclarin burundugu bu rengin bu kadar canli, bu kadar parlak olusuna sasirip kalmistim. Beni kirmizi karsilamisti yani. Simdiyse mor cicekler acan Jacaranda agaclarinin narin yapraklari ugurluyacak bizi. Aklimda Perth`ten kalan bu iki renk olacak sanirim.

Bildiginiz uzere, Milwaukee biletleri alindi. 24 Aralik`ta ucuyoruz. Simdi evdeki butun esyalari doktum sactim. Neleri gotureyim, neleri satayim, neleri arkadaslara vereyim diye gece gunduz duzenleme, ayiklama yapip duruyorum. Tasinma vesilesi ile evde kenara koseye terkedilmis ne varsa ortaya dokuluyor. Burada `Esky` denilen buyuk bir piknik cantasi buldum mesela dolaplarindan birinin uzerinde. Icine ozenle yerlestirdigim kuruyemisler bayatlamis, biskuvilerin tarihi gecmis. Kampa gideriz diye alip paketinden bile cikarmadigimiz depoya terkettigimiz cadir, uyku tulumlarinin uzerinde orumcek aglari… Kahve makinasi, kac kere ictik sanki o kapsul kahvelerden? Dondurma makinasini indirmeye usendim, toplasan 3 kere kullanmisizdir. Evi ilk olarak gormeye geldigimizde, `Vay, bahcede pizza firini da var biz burda harika tandir yapariz` diye nasil da sevinmistik. Yaptik mi? Hayir! Projektor almistik, arkadaslari cagiririz arka bahcede coluk cocuk Kemal Sunal filmleri izleriz diye planlar yapmistik. O da olmadi. Kisacasi elimi attigim her esya bu yorgun ve karisik kafa ile felsefik sorgulamalar yapmama sebep oldu. Sonunda da isin icinden cikamadim, her zamanki gibi buraya yazayim belki de rahatlarim diye dusundum.

Aldigimiz veya sahip oldugumuz seylerin yarisindan fazlasi raflarda atil duruyor. Insanoglu, onu da alayim, haydi bak bunu da yapariz, bir gun ihtiyacimiz olursa elimizin altinda bulunsun, diye durmadan esya yigiyor, herseyi biriktiriyor. Ancak sadece bir omrumuz var ve bir omure her sey sigmiyor. Konfordan cok rahatsizlik veriyor sonra bu esyalar. Her baktigimda sanki eksik kalmis, bir turlu zaman bulup tamamlayamadigim bir isi hatirlatir gibi kaygi veriyor bana bu esyalar. E peki neden aldiniz diye soracaksiniz. Bu esyalarin bazilari baska ulkelere giden arkadaslardan gelmisti bize. Simdi benim de yapacagim gibi giden arkadas elinden cikaramadigi ne varsa geride kalan arkadaslarina birakiyor. Perth` teki (bizim gruptaki) dostluklar, yardimlasma ve dayanisma o kadar guclu ki, birisi tasinmaya karar versin herkes elbirlik olup yardima gidiyor, isleri bolusuyorlar, normalde gunlerce surecek bir sey bir gunde halloluyor. Gelenler icin de boyle gidenler icin de. Gelenleri herkes bagrina basiyor, onlara yardimci oluyor, gidenleri de herkes ugurluyor. Her neyse, 3 arkadas tasindi burdan 2`si Amerika`ya birisi Endonezya`ya gitti. Onlardan gelen esyalar oldu. Sonra bir de ikinci el piyasasi burada cok hareketli, Facebook marketplace`den almayi aklindan gecirdigin ne varsa yari fiyatina bir saat icinde evinde olabiliyor. Iste boyle boyle, biraz o, biraz bu biriktirip durmusuz.

En cok icimi acitan da plaj semsiyesi, cadir ve minik masa oldu. Pazar gunu yaptigim Garage Sale`e gelen genc bir cifte verdim gitti onlari. Biz plajlara doyamadik, umarim siz keyfini cikarirsiniz diye gecirdim aklimdan.

Ustun Dokmen, dunyada sadece iki tip insan vardir demis. Birisi sandalyenin ucunda tedirgin, emanet oturanlar; digeri de soyle rahat rahat, yayila yayila oturup sirtini da guvenle arkaya yaslayanlar. Ben, su her an kalkacakmis gibi oturanlardanim. Oyle ucta oturuyorum ki nerdeyse sandalye altimdan kayip dusecek. Kalkip Turkiye`den buralara geldik, belki burda rahatlariz dedik. Nereye gidersem gideyim kendimi goturuyorum aslinda, beni degistirecek ulke degil, sadece kendimim. 5 yil sonra Avustralya`yi birakip Amerika`ya dogru yola cikarken, yasanmamisliklarin sucunu ne trafikte, ne kargasada, ne de pahalilikta bulamiyorum. Burada her turlu imkan vardi ama ben bu imkanlarin hakkini veremedim. Gelecek kaygisi ve yeni ulkede tutunma telasi yuzunden universiteye yazildim, full time zaten calisiyordum, iki de cocuk olunca ve cocuklari yabanci usulu kendi hallerine birakmak yerine Turk usulu yakin takibe alinca geriye ancak yemek yeyip uyumalik bir zaman kaldi.

Allah`tan en buyuk dilegim Amerika`da bana yasami iskalamayacak sakinligi ve bilgeligi vermesi. Insallah bir sure is arama derdine dusmeyip kosturmaca ile gecen son 16 yilin acisini cikarabilirim.

Siz de nerde olursaniz olun, ne aldiginiz bisiklet, ne raflara dizdiginiz kitaplar, ne de son model fotograf makinaniz hayatinizi daha anlamli hale getirecek. Onlari agiz tadi ile kullanacak, anin keyfine varmanizi saglayacak bilincli farkindalik (mindfullness) yoksa sizin de benim gibi kafaniz karisik olacak. Ha Avustralya, ha Turkiye, ha Amerika sandalye ayni sandalye. Onemli olan oturmasini bilmek. Bosvermek; kaygidan, korkudan, telastan, sinirden arinmak ve her seyi akisina birakmak.

Iyi seyler hep yolunuza gelsin, sevgiler…

Vesile

5 comments

  1. Fatih Öztürk says:

    Merhaba Vesile Hanım. Bu yazınız o kadar içime yer etti ki hele ki sandalyede oturmayı beceremeyişimizin verdiği telaş akabinde sinir ve sonrası… Umarım amerika da sizde aradığınız dinginliği bulursunuz. Türkiye artık daha karamsar, daha bunaltıcı. Ancak bende eskisi kadar kafaya takmıyorum. Çünkü endişeler ile birlikte bir tür sinir harbine dönüşüyor. Elimizi kolumuzu bağlamakta başka bir işe yaramayan sistem gitgide iyice bizlere deli gömleğini giymeye zorluyor. Daha bu gece eşimle oğlumuzu iyi bir okula göndermeliyiz diye konuştuk “imam hatip” gitmesin varımız yoğumuzu koyalım ortaya… Bu gibi konular o kadar fazla ki anlatamam ama işte bunaltmıyorum artık kendimi saplanmıyorum, ailem için iyi olan ne varsa gelecekte deyip somut adımlar atmak için çabalıyorum. Aynı süte düşen sinek misali çırpınmazsak kaymak olmayacak ve üstüne çıkıp uçmayı başaramayacağız asla. İnşallah her şey gönlünüzce olur. Saygılarımla.

  2. Ozgur says:

    Çok güzel yazı, o sandalyede emanet oturanlardanım ben de… Hele eşyalarla ilgili söylediğiniz çok doğru, ne kadar eşya o kadar yük, sizin de yolunuz açık olsun, dün radyoda da dinledim sizi, blogu öyle farkettim. Kolaylıklar diliyorum, sizin de yolunuza iyi şeyler çıkması dileğiyle..

  3. Vesileciğim çok güzel hislerime tercüman olmuşsun. Ben de o sürekli eksik kalmış işlerin kaygısıyla kendini yiyenlerdenim. Asla oh bitti şükür diyemiyorum. Aslında dediğin gibi hayatı bilinçli bir şekilde tadını çıkararak yaşamak lazım. Ne kadar az şeyin varsa o kadar iyi belki de. Sonra eşyalar, başlanamamış/yarıda kalmış işler/kitaplar/projeler insanın üstüne üstüne geliyor. Konmari metoduyla epey bir temizlik yaptım, bana çok iyi geldi. Yolunuz açık olsun, gitmeden görüşebiliriz umarım 🙂

  4. Vesile says:

    Canim Tugba`cigim. Konmari metoduna mutlaka bakacagim. Gitmeden gorusmeyi ben de cok istiyorum o yuzden de son surat ev ve tasinmakla ilgili isleri bitirmeye calisiyorum ki son hafta bana kalsin, arkadaslara veda edebileyim:)Sevgiler, selamlar.

  5. Ayten says:

    Merhabalar,
    2-3 gün önce radyoda dinledim sizi, bu sayfadan da öyle bilgim oldu. Duygularınızı çok güzel ifade etmişsiniz, aslında hepimiz sandalyede emanet oturuyoruz, ama ne kalkıp gidebiliyoruz ne de arkamıza yaslanıp rahatlayabiliyoruz. Hep gitmek istiyoruz ama elimize, eteğimize yapışıp çekiştiren bahanelerimiz var. Ne mutlu size ki yıllar yıllar sonra torunlarınıza anlatabileceğiniz güzel anılarınız, cesur kararlarınız olmuş. ve bence en büyük şansınız da eşiniz ile birbirinizi bulmanız. Dilerim her sey gönlünüzce olur.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Happy Thanksgiving (Şükran günü)

Yarın Amerika’da Thanksgiving ve resmi tatil.

Türkiye’deyken ve hatta Avustralya’da da yaşarken, şükran gününü dini bir gün zannederdim. Avustralya’da bu gün kutlanmıyor. Amerika’da, Kanada’da ve Amerika’ya bağlı (karayipler vb. ülkelerde) kutlanıyormuş sadece.

Bunun yanında, daha bu yıl (Amerika’ya geldikten sonra) öğrendim ki, aslında bu günün din ile hiç ilgisi yokmuş ve sadece bir önceki yıl elde edilen hasat için şükretmek için kutlanıyormuş. Bu yüzden Amerika’da Kasım ayının 4.Perşembe günü ve diğer ülkelerde farklı aylardaki farklı günlerde kutlanan şükran gününde bol bol yemek yapılıyor, tüm aile bir araya geliyor ve yemekler bolca paylaşılıyormuş.

Nereden ve nasıl çıktığına dair çeşitli rivayetler söz konusu. Türkçe kaynak için şuraya bakabilirsiniz.

Aynen Türkiye’deki dini bayramlar gibi, insanlar şükran gününün önündeki veya sonundaki günleri izin alıp tatillere çıkıyor veya (çoğunlukla) aile ziyaretlerine gidiyorlar.

Bu yazıyı size (Amerika’da) Çarşamba günü yani aslında lükran gününün arifesinde yazıyorum. İş yerinde bugün o kadar az çalışan var ki anlatamam. Hele şükran gününün sonrasında Cuma günü bina neredeyse bomboş olacak. Tam bir bayram havası var, herkes bir birine “Happy Thanksgiving” diyerek kutluyor bu günü! Avustralya’da alışık olduğum ama Amerika’da gördüğümde ilk anda yadırgadığım bir tablo 🙂

Herkes birbirine “Şükran gününde ne yapıyorsun, planın nedir?” diye soruyor. Ve mutlaka bir plan yapmış olduğunuzu varsayıyorlar.

Bugün öğle arasında asansörde karşılaştığım iş arkadaşımın üzerinde buranın yerel futbol (Amerikan futbolu) takımı olan Green Bay Packers forması vardı. Arife günü olduğu için epey bir rehavet var havada 🙂

Tatillerden bahsetmişken, Avustralya’daki tatil sürelerinin ne kadar çok olduğundan, iş ve yaşam dengesinden (Work-Life Balance) ve uzun süreli çalışma izni (Long Service Leave)’den bahsettiğimde buradaki iş arkadaşlarımın ağzı açık kalıyor. İlk söylediğimde inanmamışlardı ve Google’dan teyit ettikten sonra inandılar ancak. Ama bugünlerde Avustralya’daki koşulları anlattığımda artık bana “tamam, ama orası Avustralya” diyorlar 🙂 Çünkü burada işverenin eklediği en küçük bir ekstra hak (imtiyaz) sanki çok büyük bir farkmış gibi sunuluyor.

Yarın tatil, Cuma günü çalışıyorum. Sanırım Cuma günü evden (uzaktan) bağlanarak çalışacağım. Happy Thanksgiving 🙂

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Yeniden taşınma

Merhaba,

Vesile’nin bir önceki yazdıklarından sonra ben de benim tarafta olan biteni sizlere biraz özetleyeyim istedim.

Başlamadan önce, bir önceki Vesile’nin postuna gelen yorum & soru üzerinde kısa birkaç kelime etmek istiyorum.

Avustralya ve Amerika kıyaslamasına burada okuduklarınız üzerinden girmeyin lütfen. Çünkü Vesile daha önceki yazılarından birisinde bahsetmişti, aslında biz Batı Avustralya Perth’ten Wisconsin Milwaukee’ye taşınıyoruz. Taşınma nedenimiz ise aslında durup dururken bir şekilde Amerika Green Card çıkmış olması. Avustralya’ya taşınmadan önce  Türkiye’deki bir aracı şirkete çok komik bir para ve Green Card başvurusu için birkaç bilgi bırakmıştık. (Bu başvuru bilgilerimizi bırakırken Avustralya aklımızdan henüz geçmiyordu) Yıllar sonra biz artık Perth’te hayatımızı kurarken Green Card çıktığı bilgisini verdiler ve ondan sonrası malum.

Burada (Milwaukee’deki) iş arkadaşlarıma da, yeni tanıştığımız Türk arkadaşlara da hep bahsettiğim Perth sakinliği, doğal güzellikleri, sahilleri ve hayat standartları ile yaşanabilecek bir şehir. Ama tahmin edersiniz bunların en başında iyi bir işiniz olması gerekiyor. Ben Perth’te çalıştığım yerlerden iş tatmini alamadım, kazandığım para yeterli geliyor olmasına rağmen (ortalama bir maaşa çalışıyordum) beni mutlu ettiğini pek söyleyemem. Bu gibi kişisel ve dolayısıyla aileyi etkileyecek sebepleri bir araya getirdik ve beraberce “hadi bir gidip deneyelim” kararımızı verdik. Biliyorum, takip edenlerin aklına ilk gelen soru;

-Türkiye’yi tamamen bırakıp gitmişken, neden Avustralya’yı da bırakıyorlar. Acaba bir problem mi var ?

oluyor.

Avustralya sosyal bir devlet. PR (kalıcı oturum) aldıktan sonra işsiz kalırsanız veya geliriniz yetersiz olursa, zengin etmese de yardımı dokunabilecek kadar bir destek bile veriyor. Sağlık konusuna girmeyeceğim herkesin görüşü farklı bu konuda ama kişisel olarak çok şikayetçi olmadığımı söyleyebilirim. Neyse, Avustralya hakkında burada zaten epey bir yazı okuduğunuzu varsayıyorum.

Amerika ile bu türde kıyaslamaları sadece “taşınalım mı?”, “gitmeye değer mi?”, “doğru mu yapıyoruz?” sorularını sorarken yaptık.

Sonuç olarak kısa süreli bile olsa, (henüz kısa süreli olacağını bilmiyoruz ama öyle varsayarak) “Hadi deneyelim” dedik.

Amerika’da sağlık sistemi hakkındaki genel algı; berbat, çok pahalı, elini verince kolunu kaptırıyorsun, vs. vs. Henüz deneme şansımız olmadı, umarım olmaz da. Ama şikayet edenler olduğu gibi memnun olanlar da var olduğunu söyleyeyim sizlere. Tüm olay, özel sağlık sigortası yaptırmanız gerekiyor! Eeee… bunu zaten Avustralya’da da yaptırmanız gerekiyor (devlet sizi bunu yaptırmaya zorluyor, aksi halde ileriki dönemlerde daha pahalıya malolabilir) Türkiye’de de durum aynı değil mi? Belki devlet zorlamıyor ama özel sağlık sigortası ile daha iyi hastanelerde muayene olabiliyorsunuz, öyle değil mi? (gerçekten unuttuğum için soruyorum)

Amerika’da maaşlar iyi değil! Doğru. Çünkü yaşadığınız şehirdeki hayat standartları ve daha da önemlisi çalıştığınız sektördeki oranda maaşlar almanız sözkonusu. Ama şunu da söylemek lazım; eğer belli başlı şehirleri seçerseniz (San Francisco ve California’da bir yer, New York, Seattle, Hawaii…) buralarda hayat oldukça pahalı hatta o kadar pahalı ki dünya pahalı şehirler listesinde en yukarıdalar diyebilirim.

Suç oranları Avustralya’dan daha yüksek olan şehirler olduğu gibi daha düşük olan yerler de var. Polisin yetkileri çok fazla, mümkün oldukça polislerden ve polislik işlerden uzak durmak en iyisi. Ama Avustralya polisinden farkı, ihbar olması durumunda çok kısa sürede polisler etrafınızda bitiyorlar! Avustralya polisinin yanıt verme süresi biraz daha uzun. Yine de nerede olursanız olun, polise düşecek işiniz olmasın.

Amerika’ya (Florida/Jacksonville’e) Haziran ayında gelmiştim. Birkaç ay süren iş arayışından sonra Milwaukee, Wisconsin’deki bir recruitment şirketi buradaki banka için aradı ve contractor (sözleşmeli) olarak başladım. İlk başlangıçta projenin 6 ay sürmesi öngörülüyordu ve sonraki 6 ay opsiyonel idi. Proje başladıktan bir süre sonra (3-4 hafta içerisinde) yeni ve daha büyük bir proje nedeniyle ertelendi. Kalkıp buralara kadar geldim, şimdi ne olacak? diye düşünürken, bankadaki yöneticim büyük projede önemli bir rol verdi ve kalmamı istedi. Önceki (esas geldiğim) proje ise yeniden planlanacak ama süresi daha da uzatılacak gibi görünüyor. Uzun lafın kısası 2019 yılı ortalarına kadar benim contract devam ediyor gibi görünüyor şu anda. Bir yandan da benim Amerika’daki vize durumumu ve permanent (kalıcı olarak) rol düşünüp düşünmeyeceğimi vs. konuşuyoruz. Bakarsınız burada kalıcı olurum. Aslında fena olmayan bir ortamda çalışıyorum, mutluyum diyebilirim.

Eh iş konusunda adım attıktan sonra ev bulup, yerleşmemiz gerekiyor doğal olarak. Perth’teki eşyaları getirmemeye karar verdik, zaten aşağıda okumuşsunuzdur.Bu kararı verirken, birden fazla kez kararımızda gidip gidip geldik. Sosyal medyanın gücü diyelim, bu tecrübeyi yaşamış insanların yorumlarını ve görüşlerini aldıktan sonra Avustralya’dan Amerika’ya eşya getirmenin hiç mantıklı olmadığını gördük. Biz de şimdilerde Vesile’nin orada halletmeye çalıştığı gibi, birkaç parça şahsi eşya haricinde herşeyi odaya kapatıp evi o oda olmadan kiraya vermeye karar verdik.

Vesile aşağıda listelediği işleri bir yandan Perth’te yetiştirmeye çalışırken, ben de burada çocukların okulları ve kiralayacağımız evler hakkında bir yandan bilgi almaya çalışıyorum bir yandan da ev görmeye gidiyorum. Sanırım ilk başlarda apartman (Türkiye’dekinden biraz farklı) veya condo denilen bir apartman kompleksinde yer kiralayacağız. Condo ile başlangıç yapmak bizim için daha kolay olacak gibi. Condo’nun ne demek olduğunu daha sonra ayrıca (ev kiraladıktan sonra) anlatırız sanırım.

Bir yandan da online devam ettiğim kurs başladı ve vaktimi oldukça dolduruyor. Hatta şu anda bile bu yazıyı epey uzattım, aslında ders çalışmam lazım 🙂

Uzun lafın kısası arkadaşlar, Avustralya veya Amerika veya Avrupa/Kanada her nereye gidiyorsanız veya niyetlendiyseniz sizin için koşulları en iyi olanını seçin derim. Hakkınızda en doğru kararı ancak siz verebilirsiniz.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Mudure onumuzdeki sene burda olmayacagimi soyledim. Cuma gunu de velilerime duyuru yapacagim. Kafam, dusuncelerim bin parca. 24 Aralik tarihine kadar yapmam gereken isler:

Butun esyalari elden gecirip turmak istediklerimizi tutmak, satilacaklari satmak.

Tuttugumuz esylari guzel bir sekilde garajdan bozma odamiza istiflemek.

2 tane arabayi satmak. Okuldaki bir arkadasim bu isi benim icin yapacak.

Karneleri ve montessori study modulunun son kalan odevlerini bitirmek.

Garage sale duzenlemek.

Evin kiraya verilmesi icin evin guzel fotograflarinin cekilmesi icin evi derlemek toplamak market ready hale getirmek

Home open yapmak

Evi bosaltiktan sonra temizletmek

KEdiyi adoption evente goturmek

On ve arka bahceyi elden gecirmek mulch ve compost ile guzellestirmek (mulch compost siparis ver bahcivan tut)

Outdoor takimi Harvey Norman ile konusup bozulan parcayi degistirmek. (Koltugumuz egrilmis, bacagi kisalmis)

Kizlarin okullari ile ilisiklerini kesmek ordaki okullari ile iletisime gecmek

Amerikaya goturmemiz gereken onemli belgeler ve esyalari duzenlemek

Ipek Rossmoyne girl guides grubuna goturmek

Kizlarin okul assemblylerine katilmak

Itiraf edeyim, baktim olacak gibi degil, delirmek uzereyim actim bir sise sarap ikinci kadehi bitirir bitirmez dunya firil firil donmeye basladi. Insallah yataga ulasabilirim. Sanirim bu gece cok iyi uyuyacagim…

 

 

3 comments

  1. Devrim says:

    Üfffff, ben yoruldum okurken yapılacak işlerini 🙂 Hakikaten çok iş varmış canım, ama mevzu bahis sen olunca hepsini en iyi şekilde yaparsın. Buna eminim, yorulursun ama yaparsın. Keşke benim de bir yardımım dokunsa, olursa lütfen ilet.
    Sevgiler

  2. Onur says:

    Merhaba. Ben de Avustralya göçmenliği için başvuru yapmak istiyorum. Fakat sizin Avustralyayı bırakıp ABD’ye gitmeye karar vermeniz ben de Avustralya hakkında beni şüphede bıraktı. ABD’de bulup Avustralya’da bulamadığınız neler var acaba.Ben Türkiye’de memurum. Bu garanti hayatı bırakıp gitmemi önerirmisiniz?

  3. Onur says:

    Cidden merak ettim. Çünkü şu anda 10 seneyi doldurup yerleşik hayata geçmişşiniz Avustralya’da. Avustralya’da sosyal devlet yapısından dolayı ve işsiz kaldığınızda devletin verdiği maaştan dolayı sanki Avustralya bana daha avantajlı gibi geliyor. Ama ABD ev ve arabalar benzin et abur cubur herşey daha ucuz ama asgari saatlik ücret Avustralya’daki gibi 25 dolar değil. Hatta senelik 30 gün yıllık izinden dolayı Amerikalılar bile Avustralyaya göçüyor.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Ipek ile Defne karsi komsular ile fishing`e gittiler. Hemen karsimizdaki evde, hanimi okul muduru olan, beyi de FIFO calisan bir aile var. Onlarin iki kizi bizim kizlarla yasit. Hem de bitisik siniflardalar. Ilk tasindigimizda mudire hanim bize pek sicak davranmamisti ama kizlar gele gide cok yakinlastilar. Dun butun gun bizim kizlar onlarin havuzundaydi. Aksam da onlarin kizlari bize uyumaya geldi. Sabah uyandiktan sonra bizim kizlarla birlikte tekrar onlarin havuzuna yuzmeye gittiler ve simdi de tekneleri ile balik avlamaya gideceklermis, bizimkileri de goturmeyi teklif ettiler. Ilk basta olmaz diye dusundum ama sonradan Ipek `Mum, it is a once in a life-time experience` deyince tamam, gidin dedim.

Onlar adina cok mutluyum, bu yasadiklari seyler gercekten de unutulmaz anilar olacak buyuduklerinde.

Ben ise evde kedi fotografcisini bekliyorum:) Perth Rescue Angels, bakimimiza aldigimiz kedi icin profesyonel fotografci gonderiyor ki guzel resimleri yayinlaninca bir an once evlat edinilebilsin Scribbles. Onun hayrina evi toparladim, temizledim.

Esyalarimizi satisa koymaya basladim. Gumtree`de duran bir cok ilan vardi ama pek arayan soran yoktu. Bir de Facebook`un Market Place`ini deneyeyim dedim. Sanki daha cok ise yariyor gibi orasi. Birkac sey gitti bile.

Dune kadar gitme mi kalma mi dusunceleri ile ilgili cok degisik duygular icindeydim. Psikologun bana anlattiklarina gore beynimiz olaylara 3 sekilde tepki veriyormus Fight / Flight / Freeze. Ben de tam isik tutulmus tavsan gibi oylece kalakalmistim. Resmen kocaman bir dugumun icinde baglanip kalmis gibi zihnimde bir sonraki adimi goremiyordum, sanki kepenkleri tamamen kapatmis, cumaya gittim donecem diyordu beynim. Kemal bana atmamiz gereken adimlari ve bu adimlarla ilgili masraflari listeleyen bir excel dosyasi gonderdi. Dosyaya gore onumuzde birkac alternatif vardi. Benim zannettigim/hissettigim gibi yuzlerce degildi yani secenekler. Bu beni biraz rahatlatti. Arkasindan Facebook`ta Gocmen Anneler grubuna yazdim. Kisacik da olsa hissettiklerimi ve icinde bulundugum ikilemi yazmak beni biraz rahatlatti. Arkasindan yazdigimi sanki baskasi yazmis gibi okudum ve disaridan bakan birinin gozuyle kendi durumumu degerlendirdim. Sonra da ordaki arkadaslarin yorumlari aslinda bu durumun o kadar da icinden cikilamayacak bir sey olmadigini bana animsatti. Yavas yavas kordugum icinde hareket etmeye, elimi kolumu oynatmaya baslamistim. Saatler gectikce zihnim netlesti, hafiften onumu gorur gibi oldum. Umarim odagim yeniden bozulmaz.

Simdi buna gore, esyalardan satabildiklerimi satacagim ama daha gecen sene aldigimiz koltuk takimlari ve yataklari satmayacagim. Geriye kalanlari garajdan bozma odamiza istifleyip bu odanin kapisini kilitleyecegim. Pazartesi bir emlakci geliyor ve evi kiraya kac liraya ve nasil verebilriiz, onu bize anlatacak.

Bir yandan da Trulia uzerinden Amerika`daki evlere bakmaya basladik. Orasi tamamen ayri hikaye. Niyetim o konu ile ilgili Defne Yilmaz sitesinde bir video yayinlamak ama ben kamera karsisinda kendimi garip ve komik hissediyorum, o yuzden utangacligimi atinca birseyler cekmeye calisacagim.

Okul kapaninca, 15-20 gun icinde herseyleri derleyip toplayip Kemal`in yanina gitmeyi hedefliyorum kisacasi:)

 

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Kardeş sitemiz yayında

Herkese merhaba,

Birkaç zamandır üzerinde çalıştığım kardeş sitemiz www.defneyilmaz.com web sitesi artık yayında.

Yeni sitemizde yazılardan daha çok videolar yayınlamayı hedefliyoruz. Hatta ilk amatör videomu yayınladım 🙂 Yorumlarınızı ve eleştirilerinizi bekliyorum. Beklentilerinizi iletirseniz, bize ışık tutmuş olursunuz.

YouTube kanalına da şu linke tıklayarak ulaşabilirsiniz.

3 comments

  1. Aslı says:

    Merhaba;
    Yazılarınızı severek takip ediyorum,verdiğiniz link e tıkladım fakat video açılmıyor.Telefondan deniyorum.
    Bende mi bir sorun var acaba?Yazılarınızdan sonra videolarınızı merakla bekliyorum.Eminim onlarda sizi takip edenler için faydalı ve bilgilendirici olacaktır.Şimdiden hayırlı olsun ve kolay gelsin:)

  2. Asli says:

    Merhaba;
    Yazılarınızı severek takip ediyorum,verdiğiniz link e tıkladım fakat video açılmıyor.Telefondan deniyorum.
    Bende mi bir sorun var acaba?Yazılarınızdan sonra videolarınızı merakla bekliyorum.Eminim onlarda sizi takip edenler için faydalı ve bilgilendirici olacaktır.Şimdiden hayırlı olsun ve kolay gelsin:)

  3. Kemal says:

    Merhaba Aslı hanım,
    Yorumunuz için teşekkürler. Linkleri gözden geçirdim, çalışıyor gibi. Yeniden denemenizi tavsiye edeceğim. Selamlar,

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Misafirlikteki çocuk

Nereden esinlendim bilmiyorum, geçenlerde öylesine düşünürken aklıma birden bire bir benzeşim geldi.

Doğup büyüdüğünüz topraklardan uzaklarda yaşamak, misafirliğe gitmeyi çağrıştırdı, özellikle de çocukluğumdaki misafirlikleri. Hani hiç tanımadığınız bir eve gidersiniz, anne-babanız gittiğiniz evdeki büyükleri zaten uzun zamandır tanıyordur. Size de ister akranınız olsun, ister olmasın evin çocuğu/çocuklar ile mecburi bir beraber oynama görevi düşer. Ama adımınızı attığınız ilk andan itibaren, yadırgamaya başlarsınız ve kendi kendinize durmadan; “Burası neresi?”, “Biz şimdi niye buraya geldik ki?”, “Bu evdeki hiçbir şey tanıdık değil” dersiniz ya, bende tam bu hissiyatı oluşturduğunu fark ettim.

 

Misafirliğe girdiğiniz o evin havası, size ikramları (her ne kadar ikram ediliyorsa artık), yemek yiyorsanız masada tabağınıza konulduğu kadar yemek, ve o yemek yetmemiş ise biraz daha fazla iste(yeme)me çekingenliği, ayakların birbirinin içine girip kaybolması isteği, o minnacık ellerin birbirine kenetlenip büyük bir yumruk olduktan sonra iki dizin arasına sıkışması veya ayrı ayrı duran ellerin yanlardan bacaklarınızın altında kalması. Evde büyüklerin konuşmasını bir sure dinlemeye çalışıp henüz 1 dakika dolmadan konuşmalardan sıkılmak.

 

Hele o ev sahibinin çocukları bir de patronluk taslayan ve “topbenim değil mi, oynatmıyorum” tavırlarında birisi ise, iyice yalnızlık hissettirmesi.

 

 

Büyüsek bile, bu hislerimiz bizimle hep birlikte aslında. O dönemleri ve hisleri yasayan çocuk biziz ve güzel haber o çocuk hiçbir yere kaybolmadı aslında. Hep bizimle birlikte idi ve halen de bizimle birlikte. O çocuğa yaşı ilerledikçe o kadar (çoğu gereksiz) sorumluluk yüklediler ve o çocuksu heyecanını o kadar bastırdılar ki, sanki o dönem hayatimizin bir parçası değilmiş ve o çocukluğu başkasının hayatından kesitmiş gibi yasamaya başladık. Çoğu gereksiz sorumluluk derken; toplum baskısını, “ayıp” kavramı ile yüklenenleri, “başkaları ne der” diyerek ne kadar yük varsa sırtımıza yüklenenleri, ve aklınıza gelebilecek mantık dışı ne kadar yük varsa hepsini kast ediyorum. Ve biliyor musunuz bunu ancak 40 yaşıma yaklaştığım donemde fark ettim. Bu farkındalıkta yaşadığım ülkenin etkisi olduğu doğru ama ilk başlangıcı Avustralya’ya taşınmadan önce 1 haftalığına bile olsa katıldığım “Yaratıcı Drama” kursunda sevgili Tülay Üstündağ öğretmenimden aldım. Avustralya’da hayatımıza başladıktan sonra ister istemez ülke, yasam sekli, toplumsal değerler, kişisel haklarınız ve değerleriniz gibi olguları kıyaslamaya başlıyorsunuz. Bunları öğrendikten ve etkili bir şekilde “bu hayatta ben de varım” hissiyatını aldıktan sonra o yükleri birer birer atmaya çalışıyorum. Doğanın kanunu, o kadar yılda yüklediğim / yüklenen yükler öyle birkaç günde/ayda/yılda atılmıyor. Değişim zaman gerektiriyor, hele kişiliğinizde ve hayata bakış seklinizdeki değişim çok büyük emek ve zaman gerektiriyor. Ve ben değişimin istesenizde istemesenizde hayatınızda var olduğu gerçeğini kabullenenlerdenim. Önemli olan etrafınızdaki değişimle birlikte siz hangi yönde gidiyorsunuz? Değişimle birlikte mi hareket ediyorsunuz, yoksa akıntıya karşı mı kürek çekiyorsunuz? (Vesile’nin başka bir muhteşem yazısından)

 

Kendimi sorgulamayı alışkanlık haline getirmeye çalışıyorum, Türkiye’den ayrıldıktan sonra ne kadar değişebildim acaba? Kendi hayatıma ve etrafımdakilere ne kadar faydalı olabildim acaba? Bunları sorguluyorum, ama tüm cevaplar elbette bende değil 🙂

 

Misafirlikteki çocuğumuza dönersek; kendi evinizde, kendi oyun alanınızda değilsiniz ve size verildiği kadarıyla yetinmek, oyun oynamak, yemek yemek durumundasınız. Bu yeni oyun sahasına ne kadar çabuk adapte olursanız, o evin çocuğu ile ne kadar kısa surede arkadaş olursanız, bu yeni ortama o kadar kısa surede yerleşebilirsiniz. Kendi farkındalığınızı da o ölçüde görebilirsiniz.

Bir sonraki yazacağım yazıda buna biraz örnekler getirmeye çalışacağım

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *