Güney Yarım Kürede Zaman!

Neredeyse bir haftadır yazamadım. Bana çok uzun gelen bu süreden sonra kendimi kaptırıp neler yazacağım, nelerden bahsedeceğim hiç bilmiyorum. Haydi Bismillah.
17 Kasım Cumartesi günü Mandurah Heritage Day’e Mandjar Market davetliydi. Buradaki nehir çok yerden denize dökülüyor. Şehrin içinde Venedik gibi olmasa da çok sayıda kanal var. İşte bu kanalların kıyısında yeşil bir alanda biz de ebru standımızı kurduk. Heritage Day olunca şehrin tarihi, bu şehirdeki sanatçılar ve yapılan sanat aktiviteleri ön plana çıkarılmıştı. Odun oymacılığı yapanlar, yün eğiricileri ve Aborigin müzisyenler arasında benim Ebru standım hiç sırıtmadı. Sanki Mandurah’a üç ay önce değil de 300 yıl önce gelmişim gibiydi. Çok güzel bir gün geçirdik, yanımda orkestra vardı ve bütün gün “Long Live Mathilda” diye bir şarkı çaldılar, buranın milli marşı mıdır anlamadım, öğrensem iyi olur.
Neyse Kemal bisiklet almaya Perth’e gitti ve kızlar da orada burada oynadıkan sonra sıkıldılar, biraz da rüzgar çıkmıştı ve onları standımın arkasında park halinde olan arabamıza bindirdim ve müzik açtım. Tarkan şarkıları ile bayağı bir oyalandılar. Ebru standı bayağı hareketli geçti ve en son ben toplandım. Biraz da elimi yavaş tuttum ki Kemal istasyona gelsin onu da alıp eve gideyim. Gazebo denen portatif çardak bagaja sığmadı ve ben de çok eğreti bir biçimde bağlayarak bagaj açık gitmeye karar verdim. İçimden de dua ediyordum, inşallah Rangerlar (burada park, trafik vs işlerine de onlar bakıyorlar) beni görmez, yakalanmam filan diyordum. Her şeyi arabaya yükledim, kızları koltuklarına bağladım, kontağı çevirdim, araba çalışmadı! Akü bitmiş! Allah’tan müzede bir görevli vardı. Adam bakıp bakıp gidiyordu, meğer benim gitmemi bekliyormuş o da evine gidebilsin diye. Gidip ona durumu anlattım. Biraz sonra adam takviye kablosu ve bir Range Rover jipli Ranger ile gelmesin mi? Bekçiden kaçarken bekçi geldi beni buldu. Neyse arabanın aküsüne takviye yaptık, çalıştı ben mahçup mahçup geçtim, gittim kimse de bir şey demedi. Sonra Kemal’i Nuray aldı istasyondan, bisikleti de bağlamışlar arabanın arkasına, beraber geldiler bizde bir kahve içtik. Cumartesi günü böyle geçti. Pazar günü ise yine Mandjar Market’te idik. Vallahi pek kendimi kaptırmak istemiyorum ama bu sanatı iyi ki öğrenmişim, insanların çok ilgisini çekiyor. Kağıdı sıyırıp onlara gösterdiğimde çıkan sesleri toplasam buz pateninde 3,5’lu axel atlayışı sırasında çıkan seslere rakip olur. Burada kurs vermeye başlamadım ama Perth’te kitap ciltçileri grubuna kurs verme konusunda David ile anlaştık. Şubat ayında iki atölye çalışması düzenleyeceğiz. Pazartesi günü ailecek Perth’e gittik. Avustralya’da öğretmenlik yapabilmemin önünü açan izni alıp kendimi WACOT’a kaydettirmeyi başarmıştım ama ne öğretmeni olarak çalişabileceğim konusunda onlar herhangi bir açıklama yapmadıkları için bir de Overseas Qualification Unit’e gidip diplomalarımın Avustralya’da neye denk geldiğini onaylatmam gerekiyordu. Hem o yüzden hem de Damla koleji ile görüşmek için sabahtan Perth’e gittik. Görüşmenin sonucunu bu hafta öğreneceğim, bakalım. Ardından Murray Street’e gittik. Şehrin bu en turistik caddesinde bir hareketlilik vardı. Şehir ile ilgili bir katalog çekimi için yüksek bir yerden bütün caddeye renkli çiçek konfetiler yağdırıyorlardı. Millet yerde yuvarlanıyor, birbirine avuç avuç konfeti atıyordu. Biraz orada oyalandık, kızlar çok eğlendiler. Arkasından Kings Park’a gittik. İnsanın çocuk olası geliyor! Oldum da vallahi, çeşit çeşit iplere tırmandık, gemilere bindik, labirentlere girdik en sonunda yorulup bir banka uzandım, gökyüzünü izledim. Bazı akşamcıların refüjlerdeki yeşil alanlarda uzanmaları gibi uzanıp, “Oh, gel keyfim gel!” dedim:) Sonradan öğrendik ki daha parkın içine girmemişiz, orası bayağı büyük bir yermiş biz kapısındaki parkta oyalanmışız. Bir gün daha ayırıp gidip görmek lazım Kings Park’ı.
Salı günü Kemal yazdığı projeyi rahat rahat bitirebilsin diye Defne ile bütün gün dışarıda dolandık, kütüphanenin “Rhyme Time” aktivitesine katıldık, artık her salı gidiyoruz. Sonra İpek’i okuldan alıp eve geldik. Akşam Kemal Project Management Institude toplantısına katılmak için Perth’e gitti. Geç geldi.
Çarşamba günü kızları yüzmeye götürdüm, çıkışta biraz gezelim dedik. Bir dükkan keşfettik ki tam bir memba, biraz uzak bir yerde ama ne ararsan var. Dükkanın sahibi kadıncağız da 97 yaşlarında. Öyle hoş sohbet, her gittiğimizde konuşuyoruz söylediklerinin yarısını anlamıyorum ama yine de anlaşıyoruz. Ben etrafa bakarken kızlar da oyuncakların olduğu bölüme gittiler, biraz sonra üstü açık olan alana, yanıma geldiler. Defne CD’ler ile dolu olan bir kitaplığa bakmaya başladı. Donald Duck CD’sini gösterip soruyor: “İpek, biz bunu seviyol muyuz?”. İpek de “Yok biz onu sevmiyoruz” diyor. Sonra arkamı bir döndüm ki kitaplık Defne’nin üzerine geliyor. Cd’ler yere döküldü; Defne arkasını dönerek kaçmaya başladı ama kitaplık arkasından devrilerek başka bir rafa dayandı. Hayat üçgeni dedikleri ufak bir alan oluştuysa da Defne ayakta olduğundan alnını yerde bulunan CD’lere çarptı. İpek’ciğim tam travmatik bir biçimde olanlara şahit oldu ve çığlık çığlığa bağırmaya başladı. Bilirsiniz böyle anlarda insan neyi nasıl yaptığını pek hatırlamaz, ben de kitaplığı geri attığım gibi Defne’yi kucaklayıp içeri götürdüm. Alnında bir kesik oluşmuştu ve kanıyordu. Bu yaşlı kadıncağız, kanı görünce telaş içinde “Gel ilkyardım dolabımız var” dedi; dolabı açtı; bandaj verdi, hemen basıp kanı durdurduk. Havlu ıslattı,kanı sildik. Bu kadının kankası başka bir yaşlı kadıncağız da gitti İpek’i getirdi. Kızlar sakinleştiler, Defne’nin alnına geçici bir bandaj yapıştırıp arabayla onu hep gittiğimiz acil servise götürdüm. 10 dakika içinde oradaydım. Orada doktor baktı,dikişlik bir şeyi yok, super yapıştırıcı ile yapıştıracağız dedi. Yapıştırdılar, hastaneden çıkıp eve geldik. Yolda düşündüm de dükkandaki kadıncağız bize su veriyor, yaşadığı korkudan dolayı elleri öyle bir titriyor ki Eşkiya filmindeki Şener Şen yanında halt etmiş, su bize gelene kadar dibinde bir parmak kalıyordu ancak. İlk yardım dolabından bandaj çıkaracak, dolaptaki her şeyi açtı, dağıttı, gözünün önündeki şeyi göremez oldu. Oraları bayağı bir dağıttık, kadıncağızları korkuttuk, “hemen o rafı atayım ben” filan dedi. Sonra Defne hanım eve gelirken itiraf etti ki yukarıda bir CD görmüş, almak için tırmanmaya başlamış, bakmış ki kitaplık devriliyor, eliyle tutmaya çalışmış, sonra tutamayınca kaçmaya karar vermiş. İtirafını facebook’a yükledim. Her fırsatta ona izleteceğim. Umarım bir daha böyle işlere kalkışmaz. Hepimiz çok korktuk. Biz atlattık da, o teyzeciğim Avustralya’nın huzurlu ortamında bu yaşına kadar gelmişti, ona yaşattığımız korkudan sonra durumu ne olmuştur merak ediyorum.
Perşembe günü İpek’i okula götürüp eve geri döndük, dışarıda oyalanmadık. Sonra burada bir Avustralya diploması almak için bir görüşme yaptım. Devlet’in desteklediği, sponsor olduğu “Cert 3 in Education Support” denilen online bir kurs var, ona yazıldım. Normalde 18 ay süren bu eğitimden zaten aldığım bazı dersler ve iş tecrübem sayesinde muaf olabilirmişim. O zaman da sedece okulda staj yaparak sertifikamı alabilirmişim. Yazışmalar devam ediyor, onun için de zamana ihtiyaç var. Cuma günü ise WA Families’ten kızların davranışları ile ilgili bize rehberlik eden bayan geldi, yine bir çok onemli, güzel fikirer verdi bize. Kızlar zaten melek oldular, yemeklerini kendileri yiyorlar, kavgalar, cığlıklar coktan bitti. Danışmanın verdiği kagıtları yukleyecegim siteye, tum anne-babalar icin faydalı bilgiler var.Sonra İpek ve Defne ile parka gidip piknik yaptık, Nuray’ın annesi Ayşe Teyze’lere uğradık, büyük ebrularıma kağıt mat yaptırdım ve Defne’nin yarasını doktora gösterip pansuman yaptırdık. Cumartesi günü ailecek dışarıdaydık, bisiklet için kask aldık, burada yeni harika bir park açılmış, oraya gittik. Pazar günü ise yine Mandjar Market’te idim. Her market gününde yeni kontaklarım oluşuyor. Sitemin Ebru ile ilgili olan bölümünü biraz geliştirmem lazım. Manduah Belediyesinde çalışan bir adam katını verdi, sana kurs verdirelim filan dedi. Bakalım, ben neymişim meğersem:)
Dün sabah evdeydim, temizlik filan ile uğraştım. Havalar iyice ısındı, yazlıkları çıkarttım. Öğlenden sonra ise işe gittim. Kemal’ciğim kendini iyice verdi bu işi bitirmeye, gece gündüz program ile uğraşıyor. İnşallah bu hafta kodlama bitecek. Bugün ise İpek’i okula bıraktıktan sonra yine kütüphanedeki etkinliğe katıldık, sonra yemek yiyip İpek’i alıp eve geldik. Mantı yaptırdım çocuklara, elleri yatkın gayet güzel kapattılar mantıları. Hepimiz çok yorgunuz, günler nasıl geçiyor anlamıyorum. Takip ettiğimiz çok iş var. Her telefon bir heyecan bizim için. Bu duyguyu seviyorum. Yarın Kemal Perth’e gidiyor. Perşembe günü ise ben yine işe gideceğim. Böyle böyle geçiyor günler. Her gün kızlara çok gülüyoruz.
İpek Dudu’yu özlemiş, “Anne bana altın diş yaptır” dedi. “Evlenince koca yaptırır!” dedim. “Ama ben Türkçe konuşan bir koca istiyorum, İngilizce olursa anlaşamayız” dedi. Birlikte seçeneklerimizi gözden geçirdik, Mirza, Kadir, Onur:) Çok eğlendiler bu konudan bahsederken. Bugün sabah da İpek ve Defne uyanmış oturma odasında resim yapıyorlar. Sadece ikisi uyanık. İpek soruyor: “Defne kim pırt yaptı biliyor musun?” Defne de cevaplıyor :”Bilmiyolum!”. Ipek : “Ben yaptım!”
Pırt mırt yuvarlanıp gidiyoruz işte! Hepinize sevgiler:)

3 comments

  1. Ben yaralarımı japon yapıştırıcısı ile yapıştırdığımda bana gülüyordunuz Bakın dünyanın en ileri ülkesi bile süper yapıştırıcı kullanıyor yaralanmalarda.

  2. Vallahi aynen onu dusundum babacigim:)

  3. Gecmis olsun Vesilecim, kendinize dikkat edin:)

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *