Avusturalya’da Çocuk Yardımı

Türkiye’de iken Avusturalya’ya göç etmiş kişilerin bloglarını bulur, yazılarını okurdum. Bir süre sonra insanlar yazmaz olurlardı. Ben sabirsizlik içinde merakla beklerdim. Neden yazmayı bıraktıklarını çok merak eder, için için de onlara kızardım. Şimdi bende de böylesi bir durum söz konusu olmaya başladı. Eskisi kadar sık ve çok yazamıyorum. Değişik sebeplerim var:) Birincisi iş. Perth’te çalıştığımız için her gün 2 saatimiz yolda geçiyor ve kalan zamanı daha verimli değerlendirme yoluna gidiyoruz. İkincisi farkettim ki başıma gelen şeyleri sanal alemde paylaşınca sanki yaşamış gibi oluyorum, paylaşmayınca olaylar önemini kaybediyor. Bu durum hoşuma gitmedi, gerçek olan dünya benim içinde yaşadığım, yazmaya harcadığım enerjiyi yaşamdan tad almaya ayırmaya karar verdim. Sonra bir de buraya yeni gelecek bir kişiye yetecek kadar bilgi aktardım, Evliya Çelebi misali ne var ne yok anlattım, her gün de çok fazla gelişme olmuyor. Bir süre sonra kendimi tekrarlar oluyorum. Ancak gördüğünüz gibi dayanamıyor hala yazıyorum:)
Her gün Perth’e gide gele bıktık. Hele geçen gün yol çalışması vardı ve her gün gittiğim yolu kapatmışlardı. Telefonumun şarjı bitti, arabayı da temizlemiştik, navigasyonu sakladığımız yeri bulamadım diye Perth’te kayboldum. Bakın kaybolmak için yeteri kadar bahanem var:) Bir buçuk saat boyunca ordan girdim ordan çıktım baktım olmayacak arabayı kenara çektim bütün bölmeleri inceledim de navigasyonu bulup eve gittim. Sonra baktık böyle olmayacak Perth’te ev bakmaya başladık. İyi bir okula yakın olsun, güzel bir semt olsun, haftalık kirası çok yüksek olmasın, çalıştığımız okula yakın olsun diye elli tane şeyi bir arada istiyoruz. Tabi ki bulamıyoruz. Bu aralar ev aramakla meşgulum. Şu anda oturduğumuz ev mobilyalı, çıkacağımız ev boş olacak ve 20 Nisan’a kadar kendi oturduğumuz eve bir kiracı bulmalıyız aksi takdirde eve kiracı girene kadar olan zamanın parasını biz ödeyeceğiz, eşya almalı en önemlisi bir ev bulmalıyız, başvuru yapmalı, değerlendirmeyi geçmeliyiz. Burada ev sahipleri sanki damat seçiyorlar, ev ziyarete açıldığında gezenler hep aslında birbirlerine rakip. Eve kiracı bulduk, İranlı bir arkadaş geçecek bizim yerimize. Kaldı bizim yaşayacağımız bir ev bulmak. Geçen İpek’in veli toplantısı vardı. Okula gittim öğretmeni harika bir kadın. İpek’i okuldan alacağım için çok suçluluk duyduğumu söyledim, boş ver dedi anne olarak zaten o kadar çok şey yüzünden suçluluk duyuyrouz ki bari bırak bundan taraf kaygılanma, çocuk bunlar gayet güzel uyum sağlarlar filan dedi. Mutlu oldum. İpek okulda çok başarılıymış, İngilizce ve Türkçe çok güzel okuyor, bütün sesleri ve harfleri tanıyor. Gurur duydum. Defne de artık ayrılık kaygısı yaşamıyor, okulda daha mutlu. İngilizce konuşmaya başladı ufaktan “I am pink” diyor mesele “I want pink” yerine:) Ama söylenen her şeyi anlıyor. Biriktirme aşamasında, bir kaç aya açılacak diye düşünüyorum. İpek’in telafuzunu söylemeye gerek yok, bizim çıkaramdığımız sesleri o çıkartıyor, harika bir tonlama ile konuşuyor. Çocuğu küçük olanlar bir an önce gelin buraya.
Ebru kursu vermiştim ya bir öğrencim bana harika bir defter ciltlemiş, bayıldım. Ebru öyle bir sanat ki öğrencilerle beni öyle bir bağlıyor ki, sanki çok kutsal bir bağ ile bağlanmışız gibi oluyoruz. Bir de kıtanın öteki ucundan Ebru’ya sevdalanmış bir öğrencim oldu. İnternetten beni bulmuş, yazıştık, ona malzeme siparişi verdim, kısmet olursa Nisan’ın sonunda gelip bir hafta yoğunlaştırılmış kurs alacak. Mevlana’nın buna benzer bir sözü vardı, karar verir adım atarsan yol önünde belirir. Ben de Ebru ile yola çıktım, yol önümde beliriyor, kaderim beni bir yerlere sürüklüyor.Pazar günü Melbourne’den gelen büyük bir Ebru sanatçısı Öznur Ates Hanım Perth’te bir atölye çalışması yapacak, okul vasıtasıyla tanımıştım Ebru hanımı. Sağolsun aradı beni de çağırdı, onunla tanışmak için sabırsızlanıyorum. Yeni aradığımız evde bir de Ebru çalışması yapmak gerektiğinde kurs vermek için bir alan olsun istiyoruz. Öyle bir ev bulduk, Çarşamba günü gezeceğiz, onu tutmak için bütün kozlarımız ortaya koyacağız, dua edin hayırlısı…:) Burada dua edin dediğim ne olduysa hepsi güzel bir şekilde sonuçlandı, Allah sizi yormasın:)
Burada Paskalya tatili başladı uzun hafta sonu. Burada bir tatil hafta sonuna gelirse hafta içine ekliyorlar. Ne güzel değil mi ? Ben buna bayıldım. Bu hafta okullar Cuma’dan Çarşamba’ya kadar tatil. Türk Avusturalya Kültür Evi’nde Türkçe derslerimiz devam ediyor. Öğrencilere Halay, Türk vücut dili, Ebru, el öpme ne varsa öğretiyorum. Haftaya da yemekli ders yapacağız. Durum böyle olunca ikinci kur da açıldı. Haziran’a kadar dersimiz olacak yani. Çalıştığım okul da velilere hafta sonu Ebru dersi koymayı düşünüyor. Bütün bunların arasına bir master sıkıştırmayı istiyorum. Oturum izni aldığımız için üniversite ücretinde yıllık 6000 dolar daha indirim oluyor bize ama eğer tezli master yaparsam bir çok bölümde devletin sağladığı burs var ve bedavaya geliyor. Master başvurusunda direk bana araştıma konun nedir diye soruyorlar. Sayfalarca form duldurmam gerekiyor. İÇimden “keşke birisi bana şunu araştır dese de araştırsam” diye düşünmüyor değilim ama burda işler öyle yürümüyor. Bu arada oturum izni aldığımız için Centrelink denen sosyal guvence sistemine dahil olduk ve devlet bize çocuklarımız olduğu için para vermeye başladı. Hayretler içindeyim. Sanki birisi çıkıp ortada bir yanlış var diyecek gibi düşünüyorum. Ödenen para neredeyse kiranın yarısını karşılayabilecek kadar. Onca yıl çocuk oldum, kendi devletimden beş kuruş para görmedim diye bu ödeneği çok yadırgıyorum. (Bu arada 33 yıllık çocukluğum boşa gitmiş ah anneciğim:)) İnsanlar çocuklarına bu yüzden bu kadar iyi davranıyor burada herhalde. Para yatmaya başladığından beri İpek ile Defne’yi daha bir sevmeye başladım, hahaha:) Şaka be, kızlarım büyüdüklerinde bu satırları okuyup yanılmasınlar. Sizler benim gün ışığımsınız Defne’m ve ipek’im. Defne durup durup “Mama I love you” diyor, İpek’im büyüyor ve kendiyle gurur duyuyor. Ben de iki elmasımla gurur duyuyorum. Allah’a şükürler olsun, binlerce kez… Bu arada geçen gün Defne’ye yaptırdığımız bir aşı sisteme geçmemiş, Centrelink’ten yazı geldi, çocuğunuzun aşısı eksik hemen yaptırın yoksa ödemeleri keseceğiz diye tehditvari bir mesaj vardı mektupta. Durumu doktora bildirdik, bilgiyi aktardılar ama devlet, aileleri işte bu şekilde kontrol ediyor, herkesin her şeyden haberi var. Burada millet boy boy çocuk doğuruyor, onun parasıyla geçinip gidiyor. Bize iki tane yeter Allah’a şükür. Tabi yıllık gelirimiz 150 bin doların üzerine çıkarsa bu çocuk yardımının bir kısmı kesiliyor, varsın kesilsin yıllık 150 bin dolar herkese yeter. Uzun lafın kısası şöyle böyle bir seneyi yarıladık. Bir çok şey hallettik derken insan kendini yine yol ayrımında buluyor. Bu hayatın her günü bir çok önemli karar vermekle geçiyor. Allah şaşırtmasın. Her kararın arefesinde kendimi bunalmış bulduğumda Kafka geliyor aklıma, ne demişti? “Ölümün olduğu bu dünyada hiç bir şey çok da ciddi değildir aslında.”
Haydi iyi geceler, çayınızı alın elinize biraz Türkü dinleyin, çok iyi geliyor:)

One comment

  1. Mesut kahrıman says:

    Ben ailemle avustralyaya gelmek istiyorum sizinle irtibarita geçebilirsek maille yada telefonlada olsa olur öğrenmek istediğimi konular var daha mesut kahrıman benim beş çocuğuğum var bu arada

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *