Archive for February 8, 2011

Neler oldu?

 

Eylül ayındaki Viyana, Buda-Peşte, Prag gezisinin üzerinden neredeyse 5 ay geçti. Yazmak için en uygun anı bekleye bekleye günler tükendi. Ömür tükenip de hafızamdaki son imgeler de silinmeden bu web sitesini çok daha verimli bir şekilde kullanmaya karar verdim. Geçen zamana yazık, bundan sonra azar azar sık sık yazacağım inşallah. İşte son 5 ayda olanlar:
1. 3 Yıl aradan sonra çok yoğun bir tempoda işe başladım. Zamanımın %80’i okulda ve en iyisini yapmaya çalışmakla geçiyor. Akşam eve gelince bütün zamanımı kızlarımla geçirmek istiyorum. Onları uyutunca da tavşan kanı çayımı içip ktap okuyorum veya Kemal ile film izliyoruz. Dengeyi sonunda kurmayı başardım, mutlu bir çizgide ilerliyorum:)
2.Kurban bayramında kızlarla Edirne’ye gittik. Hava soğuktu ama çok eğlendik. Süper bir kaçamak oldu, değişiklik isteyen gitsin, görecek, gezecek çok şey var.
3. Kemal’le motorsiklet ile Erdek’e gittik. Bütün yazlık mekanlar gibi kışın sessiz, hüzünlü ve sakindi. Aylarca hallemediğimiz meseleleri deniz kenarında, gün batımına karşı rakımızı yudumlarken hallettik. Masamızın altındaki aç gözlü kedinin mırıltıları eşliğinde, hafiften esen yosun kokulu rüzgar ruhumuzu tazelerken tek sorunumuzun birbirimize biraz daha fazla zaman ayırmamız gerektiği olduğunu keşfettik. Ayda bir başbaşa romantik bir yemek! Her derde deva:)

4. Yılbaşı! Annem geldi. Kemal Noel Baba oldu ve derdini saz ile söz ile dillendirdi. Dudu, Ayna, yılbaşı ağacımız, bıcır bıcır çocuklarımız ve çeşit çeşit hediyeler ile süper bir akşam oldu. Yalnız bir noktasında bir terslik farkettim: ben söylüyordum, annem oynuyordu, Dudu içiyordu. Yani herkes asla yapmaması gereken şeyi yapıyordu. Yine de çok eğlendik.

5. Taksim’de bir akşam yemekten dönerken arabamıza arkadan çarptılar. Ciddi birşey olmasa da insan hayatının pamuk ipliğine bağlı olduğunu bir kez daha hatırladım.

6. 28 Ocak ve sonunda somestre tatili! Urfa’ya gittik. Dolu dolu 8 gün geçirdik. İbrahim’in sevgili eşinin çeyizini davullu zurnalı şenlik ile aldık, annemin x. doğum gününü kutladık. (Anne bak, kaçıncı olduğunu yazmadım!), Kemal’in doğum gününü kalabalık bir topluluk ile kutladık, Balıklı Göl’de gezdik, bir kadın düğününe katılıp Urfa’da modadaki son trendleri takip ettik, çocuklarımıza kolayca pasaport çıkarttık, Kemal gençlerle hamama gitti (neler oldu anlatmadılar ama belli ki çok eğlenmişlerdi),  Nuran teyzemlerde mangalda balık ziyafeti düzenledik, Naciye’nin lezzetli, bereketli ve organik sofrasında geçmişe gidip aile büyüklerimizi, kaybettiklerimizi özlem ve rahmetle andık, bol bol kebap ve ciğer kebabı yedik,  Hasan Dayımız, Sevgi yengemiz ile son gün de olsa kavuştuk, özlem giderdik. İpek Urfa’yı öyle bir sevdi ki  “Anne biz Urfa’ya yerleşelim! ” bile dedi. Dilşah, Defne ve İpek durmadan oynadılar. Kimi zaman bağırış çağırışlar işittiysek de genel olarak çok uyumluydular. Hele bir ağızları yana yana yumurtalı köfte ve lahmacun yiyişleri vardı ki anlatamam. Acının nasıl çekici olduğunu gözleri yaşara yaşara yemeye devam etmelerinden anlayabilirdiniz.

7. Şimdi İstanbul’dayız. Bir yarımı Urfa’da bırakarak evime döndüm. İnsan ayrılırken çok garip oluyor. Bir daha oraya gittiğimde kimbilir neler değişmiş olacak. Kimleri bıraktığım gibi bulacağım, kimleri bir daha görmemecesine yitirmiş olacağım. Ayrılırken herkesin yüzüne dikkatle bakıp her çizgiyi zihnime kazımak istedim. Her birine doya doya sarılıp kokularını içime çekmek ve hiç unutmamak istedim. Şehrimdeki tüm sevdiklerimi Allah’a emanet ettim ve uçak havalanırken bir yandan kızlarımla oynarken bir yandan da kurak topraklarımızı içime akan göz yaşlarımla suladım.