Archive for March 9, 2011

Tülmen

Tıl-men – benim Tepem! Harita üzerinde Şanlıurfa’ya bağlı küçük bir köy. Yüksek okuma oranıyla dikkat çekmekteymiş. Çeşitli üniversitelerde okuyan yeni nesil aslında hayat bakış açılarını ve sahip oldukları değerleri Tülmen’in çok renkli simalarından ve hayat okulundan çeşitli derecelerle mezun olanlardan almışlardır. Akrabalık bağları ninemin dayısının oğlunun oğlu, dedemin amcasının torunu vs. ye kadar gitse de kan bağından çok gönül bağıdır bizi birbirimize bağlayan. Beraber geçirilmiş zaman, paylaşılan sevinçler ve üzüntülerdendir Bakır Abi’lerin gönlümüzde böyle yer etmesi. 30 yıllık ömrümün ilk yarısının kışları Urfa’da yazları Tülmen’de geçti. -Olabildiğim kadar- İnsan olmayı okulda değil, Tülmen’de öğrendim. 

Yardımseverliği, gözlüğünü ikiye bölüp yarısını komşusuyla paylaşan Mihnet Abla’dan öğrendim. Cömertliği ve açı doyurmayı eli bol, gönlü geniş Hayürnisa Yenge’den öğrendim. Bir ucu var bir ucu yok masasını elleriyle pişirdiği kavurma ile donatır, güler yüzü ve misafirperverliği ile de ruhunuzu doyurur. 

Her mecliste sözü kılıçtan keskin Hüseyin dayım bana gerektiğinde ciddi gerektiğinde muzip olmayı, sorun çözmeyi, uzlaştırmayı, akıllıca davranmayı, sağduyulu olmayı öğretti. Muhammediye güllerinin arkasındaki süs havuzunu sanki sırf bizim için yaptırmıştı. Bir gün berrak sudaki aksine bakıp fıskiyenin şırıltısının keyfini süremedi. Ne zaman gelse, bizi ”sudan çıkmış pisik” gibi yam yaş, havuzunu da çer-çöp içinde çamura dönmüş bulurdu. Yine de her zaman sabırlı ve hoşgörülüydü. O kadar değerliydi ki bizim için, yeri kocaman bir boşluk kalbimizin tam ortasında.

Bedriye Teyzem ah benim teyzem… Her şeye rağmen yaşamı çekilebilir kılmayı, insanları incitmeden kafaya alarak gülmeyi ve güldürmeyi, damara göre şerbet vermeyi Bedriye Teyze’den öğrendim. Fıstık zamanı çalışmaktan beli bükülen, elleri parçalanan işçiler onun enerjisi, komik meseleleri, güler yüzüyle her şeyi unutur, yeniden doğarlardı. Eli çabuk, iş bitirici, şen teyzem, öteki dünyada da şen ol. Şimdi ondan gizlimiz saklımız da kalmadı ne kadar eğlenir yukarıdan halimizi izlerken. 

Semaverde pişen çayın tadını, alçakgönüllülüğü, kendine has olmayı ve ”Gün Batar Kuşlar Döner” i ikindi vaktinde bir ”Yusub-u tutan” ötüşü ile beraber keyifle dinlemeyi Hacı dedemden öğrendim. Sulanmış toprak kokusunu içinize çekerken elinize tutuşturduğu bir tas serin kuyu suyu ” Allahvekil” zamanı durdurur, içinizi ışıkla doldururdu.

Sanatın coğrafyasının olmadığını, ruhun inceliklerini rengarenk yansıtabilmenin güzelliğini Hasan Dayı’dan öğrendim. Tülmen sabahlarına güneşten önce uyanıp çiçeğe durmuş badem ağaçlarının arasında dolaşmanın keyfini dayım gösterdi bana. En önemlisi, gurbet diye bir şey olmadığını, insanın toprağından aslında hiç kopmadığını Hasan Dayım öğretti bana. Kasketi,kareli gömleği,  ökçesine bastığı ayakkabısı ve aşı ipleri hep onu bekler. Gelir, alır eline bağ makasını dayım ve işte, hiç gitmemiş gibi… Aslında hiç ayrılmamıştır o köyünden. Bıraktığı daldan devam eder ballı incirleri toplamaya. Ömrün bol olsun dayıcığım.

 Övmeyi, takdir etmeyi, insandaki küçük güzellikleri dile getirebilmenin önemini Şima Abla’dan öğrendim. Yapamasam da alçak sesle konuşmanın ne kadar güzel olduğunu; küçük hediyelerle küçüklerin gönlünü almanın hiç unutulmayacak bir şey olduğunu Şima Abla öğretti bana.

Asaleti, nezaketi ve kibarlığı Necla Abla’dan öğrendim. Temiz kalpli insanların ne kadar sevildiğinin örneğiydi Necla Abla. Deniz rengi ipek eşarbı, her zaman temiz, titiz ve bakımlı hali ile kaldı hafızamızda. Bir de bize Sevil Abla’yı verdi. Çok geç diye bir şey olmadığını, cesareti, gücü ve azmi, inadına yaşamak, inadına mutluluk’u Sevil Abla’dan öğrendim. Neler çektiğini ondan başka kimse bilmez. Herkes kendi hayatının baş rol oyuncusudur. O cesaretle hayatındaki filmin gidişatını değiştirme kararı aldı; Oscar’lık bir filmi olur inşallah. İnsanları güldürdüğün kadar gülesin Sevil Ablam. 

Sabırı, hoşgörüyü, çalışkanlığı Ayşe Hala’dan öğrendim, çok yönlülüğü Suna Abla’dan öğrendim, dost edinme sanatını, her zaman enerjik olmayı Doğan Amca’dan öğrendim. Dostlukların kıymetini, gönül kırmamayı Yüksel Amca’dan öğrendim.

Ev hanımlığının inceliklerini, düzeni, nasıl oturup nasıl kalkılacağını Naime Teyzem’den öğrendim. Bayramda susmayan telefonların, yıllar geçse de unutulmayan dostlukların sırrını teyzem öğretti bana. Çiçek açmayan ağacı güllendiren, hayvanları ehlilleştiren, çölü cennet bahçesine çeviren, dilsizi dillendiren, maviş gözleri ile günümüzü şenlendirir o. Her günü onun verdiği güzellikte olur inşallah.   

Nenem! Ah benim Vesile Nenem. Adımın sahibi, hatıralarımın katibi nenem. Ben hala ince dişli tahta tarakla saçlarını iki yana ayırıp sıkı sıkı ördüğün kızım. Hayatlı evinde yıldızların altında yatarken sıkı sıkı sarılmış minik ellerimde tuttuğum kara kına değil, senin sevgin. Yanık sesin, ninnilerin hala kulağımda. Sen ”megeni” lerini okurken dudaklarım titrer, duygulandığım için hıçkıra hıçkıra, perişan, uykuya dalardım. Yüzümü gömdüğüm sabun kokulu yastıkların hala hayallerimde beni çağırır. Sen bana neler öğrettin? Toprağımın ruhunu, bağlanmayı, Urfa’lı olmayı öğrettin bana. Bir çınar gibi kök saldık hayata sayende, herşey daha anlamlı oldu. Bir köyümüz, bir evimiz, geniş bir ailemiz var. Bunları bilerek mi yaptın yoksa kendiliğinden mi oldu bilmiyorum ama sen bizi birbirimize bağlıyorsun. Tıpkı gölgesinde dinlendiğimiz bir Dağdağan ağacı gibi…

Anne yarısı, canım teyzem, Nuran Teyzem. En değerli varlığım bellediğim insanlardan biri. Hiç bir zaman nutuk çekmedi, hep örnek oldu. Bütün mesajlar yaptıklarındaydı. İstediğin değişikliğin kendisi ol dedi. Neşeyi, mutluluğu başkalarında arama; sen neşe kaynağı ol dedi. Sen hep ver, Allah da sana verir dedi. Başın dik, alnın açık olsun, ”horroz” gibi dur dedi. Fakirlerin sofrasına otur, alçak gönüllü ol dedi. İnsanları dinle, dertlerini anla, bir şey yapmasan da bu onlara yeter dedi. Yaşamaktan korkma, büyük küçük her güzelliğin tadını çıkar dedi. Dağlardaki zahterin, Nemrut’taki gün doğuşunun, geceleri esen yelin oynattığı yaprakların sesinin, kümesten aldığın sıcak yumurtanın çılgın sarısının, serin çimenlerin, ot kokusunun keyfini sür dedi. Kendini bırakma, sen mutlu ol ki başkalarını da mutlu edebilesin dedi. Tahsil hayatı hep bana örnek oldu. Bir insan için ne büyük mutluluktur her hatırlanışının yüzünüze bir gülücük kondurması. Eğer insan klonlanabilseydi ne Einstein ne DaVinci kopyalardım. Nuran teyzem aslında günümüzün mutsuz, yalnız, kafası karışmış, bezgin insanın tek ilacı. İnsana can suyu veren bir enerjisi var. Umarım çok çok yaşar. Onun varlığı, yanında geçirilmiş her gün insana kardır, ömrünüze ömür katar.

Ve Annem… Nasıl anlatacağım, ne yazacağım? Her kelime, her dizilim, her ifade, her duygu yetersiz kalıyor. Bir dahaki sefere:)