Archive for April 26, 2011

Yabancı Dil Öğrenmenin Anadil Üzerindeki Etkisi

Türkçeyi düzgün konuşmanın ve yazmanın önemi yadsınamaz. Anadilimi çok seviyorum ve elimden geldiğince yüceltmeye çalışıyorum. Türkçesi varken yabancı kelimeleri kullananlara çok kızıyorum ama mesleğim nedeniyle bazen bu hataya ben de düşüyorum. Geçen gün bir köşe yazısında “Anadilini bilmeyen İngilizce’yi nasıl öğrensin, öğrenemez tabi!” şeklinde bir ifade gördüm. Yabancı dil öğrenmenin anadil üzerindeki etkisini uzun zamandır merak ediyordum. O yazı vesile oldu, biraz araştırma yaptım. Bu deryaya dalmadan önce anadil, yabancı dil, ikinci dil, yabancı dil eğitimi ve yabancı dilde ve yabancı dille eğitim kavramlarının teker teker açıklanması gerek. Ama açıkçası buna takatim yok. Bu yazıyı okuyorsanız zaten biliyor olduğunuzu varsayıyorum. Bilmiyorsanız da belki merak edip bir bakarsınız:) Bakın araştırmalar ne gösteriyor:  

Dil öğrenmenin bilişsel ve dilbilimsel yararları var. Almancada Goethe’den sık sık alıntılanan bir deyiş var: ” Ancak yabancı bir dil öğrenmiş kimse anadilini tamamen anlayabilir” . Benzer şekilde Vygotsky de yaklaşık bir asır önce yabancı dil öğreniminin zihinsel gelişimi olumlu bir şekilde etkileyebileceğini öne sürmüştü. (Vygotsky 1934; 1962: 109).  Yine de bu yaklaşımlar uzun süre göz ardı edilmişti. Son zamanlarda yapılan bir araştırmanın sonuçları dikkatleri tekrar yabancı dil öğrenmenin anadil üzerindeki etkisine çeviriyor.  Macaristan’da yapılan bir araştırma, yabancı dil öğrenen (İngilizce, Fransızca, Rusça). 3 farklı öğrenci grubunun anadillerinde yazmış oldukları makaleleri üç yıl süresince karşılaştırdı. Birinci grup öğrenciler bir daldırma programında yabancı dili öğreniyorlardı, ikinci grup ise yoğunlaştırılmış bir yabancı dil programı alıyordu.  3. grup ise kontrol grubuydu ve haftada 3 saat yabancı dil öğreniyordu. Araştırmanın başında, öğrenciler daha yeni yeni bir yabancı dil öğrenmeye başladıklarında, yazdıkları metinlerin sözdizimsel karmaşıklığı çok ciddi biçimde değişkenlik göstermiyordu. Ancak uzun dönemde, daldırma ve yoğun programda yabancı dil öğrenen öğrencilerin yazdıkları Bulgarca metinlerin, sözdizimsel karmaşıklık bakımından kontrol grubundaki öğrencilerinkinden çok daha üst bir seviyeye tırmandığı gözlemlendi. Bu nedenle ikinci bir dilde eşik seviyesinde bir yetkinliğe ulaşmak üzere yapılan bir çalışmanın, ana dilde yapısal olarak daha iyi cümleler kurmaya çok faydasının olduğu net bir biçimde ortaya çıkmış oluyor.  Ana hatlarıyla çevirdiğim bu araştırmaya bağlantıyı takip ederek ulaşabilirsiniz. http://linguistlist.org/issues/11/11-1985.html.

Kapanışı yapmadan önce bazı kriterler farklı olsa da bu araştırmanın tam zıttı sonuçları öne süren bir araştırmanın da olduğunu söyleyeyim. Bu araştırma ile ilgili net bir kaynağa ulaşamadım ancak ulaştığım bilgiyi paylaşayım. İlgilenenler araştırsınlar. Semih Bilgen Yabancı Dilde Eğitim Sorunu başlıklı sunumunda söyle diyor: ODTÜ ögrencileriyle Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi ögrencilerini Türkçe becerileri yönünden karsılastıran bilimsel bir arastırmayı 2003 yılında gerçeklestirdik. Sonuçları yayımlandı. O arastırmada acıyla sunu gördük:Üniversiteye giriste her iki üniversite ögrencilerinin Türkçe dil becerileri aynı düzeydeyken üçüncü sınıfa geldiklerinde ODTÜ ögrencileri ciddi biçimde geriliyorlar.“SBF ögrencilerinin gerisinde kalıyorlar” degil, “geriliyorlar”; yani “Türkçe becerileri geriliyor”.

Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

  

 

Mehmet Zaman Saçlıoğlu

Kısa hikayeler yazmayı çok sevsem de okumayı – belki de henüz bir kitap yazamamanın verdiği çekememezlikten – pek sevmezdim. Mehmet Zaman Saçlıoğlu bu konudaki saplantımı tamamen değiştirdi. Şimdiye kadar okuduğum öyküler genelde benim de yazmayı bir zamanlar düşündüğüm türdeki konuları ele alıyordu, başlıklar, kahramanlar hep herkesin aklına gelen türden.  Ama “Beş Ada”  kitabındaki bazı öyküler, bugüne kadar aklımın ucundan geçmemiş, hiç düşünmediğim, son derece etkileyici bir kurguya sahip. Hiç bir öykü beni bu kadar düşündürmemiş, duygularıma düşüncelerime farklı açıdan bakmama sebep olmamıştı. Bir piskoterapi seansı gibiydi Saçlıoğlu’nun yazdıkları. Çok keyif aldım, paylaşmak istedim. Ellerine sağlık yazarın.  

 

Sur ve Gölge, İş Bankası Kültür Yayınları, Öykü / Beş Ada, İş Bankası Kültür Yayınları, Öykü

 

OKUL, EĞİTİM ve YARATICILIK

www.ted.com ! Sloganı, “Ideas Worth Spreading”. İnternetin yüz akı. Konunun uzmanları tarafından anlatılan, öğretilen, ufkunuzu açan yüzlerce konuşma. En büyük dileğim, gerekli bilgileri öğrenme fırsatlarını yakalayabilmek ve bir gün TED toplantılarından birinde alanımla ilgili bir konuda konuşmacı olabilecek yetkinliğe erişmek. Ken Robinson ilk konuşmasında çok etkileyici ve tam onikiden vuran bir anlatım ile okullardaki eğitimin yaratıcılığı nasıl ve neden öldürdüğüne değiniyor. İkinci konuşmasında ise eğitim sistemimizi köklü bir şekilde değiştirmenin gerekliliğinden bahsediyor.

Eğer bir veli, bir eğitimci veya hayatınızda bir kere bile olsa aldığınız eğitimi sorgulamış biriyseniz bu konuşma size çok şey anlatacaktır. Ayrıca kızımın gittiği okulun tüm felsefesinin ve kuruluş ilkesinin temelini oluşturan bu fikirler beni bir kez daha doğru seçim yaptığım için rahatlattı, gururlandırdı. Çağ değişiyor, insanlar, dünya ve hayat değişiyor. Okullar sadece slogan değiştirerek iyi eğitim veremezler. PYP, IBO, CEF, Çoklu Zeka Kuramı, Proje Tabanlı Eğitim vs. gibi popüler kavramları kullanmak, kaliteli bir eğitim için dışarıdan bakıldığında çok çekici görünse de içeriden biri olarak söyleyebilirim ki çoğu zaman yeterli değil. Tecrübeli ve yaşlı öğretmenlerin bildiği çok şey var ama vazgeçmekte zorlandıkları şeyler de çok.  Pilot devlet okullarında çoğunlukla teknoloji değişiyor ancak uygulayıcılar hala aynı bakış açısıyla devam ediyorlar. Bazı özel okullar iyice ölçüp biçmeden biraz ondan biraz bundan alıp programa serpiştiriyor; her şey iyice arap saçına dönüyor. Eğitime ve insana olan bakış açısı, verilen tüm kararları etkiliyor.

Okulun temelde bir felsefesi olmalı, sağlam ve kararlı bir bakışı olmalı, en önemlisi bir vizyonu olmalı. Bu vizyon ışığında cevaplanabilecek “Nasıl bir insan?” sorusu okulun, öğrencileri için en uygun öğretmeni, sistemi, yaklaşımı, eğitim programını ve araç- gereci seçmesine yardımcı olacaktır.  Hantallık, bir eğitim kurumunun ve dolayısıyla bir neslin en büyük düşmanı. Devlet okullarından bu değişime çabuk ayak uydurmalarını beklemek pek gerçekçi ve adil değil ama özel okullar bunu bir nebze daha kolay yapabilir. Ken Robinson’a kulak verin. İster tek ve yalnız olun; isterseniz yüzlerce öğretmene sözü geçen bir yönetici olun, geleceği düşünün, yapmanız gereken değişiklikleri yapın ve bunun takipçisi olun. Bir anne-babanın evladı için düşündüğü “en iyi” lerle dolu bir okul asla olmamıştır ve olamaz. Bu bir ütopyadır. Ancak eğitimci gözüyle şekillenmiş, geleceği düşünerek oluşturulmuş, tutsağı olduğumuz önyargılardan ve basmakalıp sistemlerden kurtulma cesaretini göstermiş nadir okullar var etrafımızda. Okul seçimi hayatidir. Yazık etmesinler çocuğunuza. Lütfen iyi araştırın, okuyun, dinleyin,izleyin.   

www.ted.com Sitenin misyonunu yerine getirelim, let’s spread these ideas:)

HİTOPADEŞA (Yararlı Eğitim)

Yıllar önce annemin kütüphaneden ödünç aldığı bir kitaba gözüm ilişmişti. Ancak bir-iki sayfasını okuma fırsatım oldu çünkü tatilimiz bitmişti ve Urfa’dan İstanbul’a dönmemiz gerekiyordu. Kitabın Hasan Ali Yücel Klasikleri Dizisi’nden olduğunu biliyordum ama ismini hiç hatırlayamadım. Nihayet dün -yine bir tatil döneminde- bu kitapla yollarımız yine kesişti. Karşıyaka sahilinde İş Bankası Yayınları’nın bir dükkanı var. İpek ve Defne için çıkartmalı kitaplar aldım ve yan tarafa döner dönmez bir duvarın tamamen Hasan Ali Yücel Klasikleri Dizisi’ne ayrıldığını gördüm. Kitabın Hint öğretisine dayandığını bildiğimden onlarca kitap içinden bulmam zor olmadı. Yazarı NARAYANA, kitabın ismi Hitopadeşa. Anlamı “yararlı eğitim”, “uygun öğüt”, “dostça tavsiye”.  ” Hitopadeşa’yı önemli kılan, onun bu kadar küçük hacimle bu kadar çok şeyi anlatması, kurgulanmasındaki pratiklik ve anlatımındaki akıcılıktır.” deniyor önsözünde. Dilerseniz kitabı alıp okuyabilirsiniz ama ben bu bölümde ve bundan sonraki yazılarımda kitaptan sevdiğim bölümleri alıntılayacağım ve burada o konulara değinerek yaşamımda daha derin bir iz bırakmasını sağlamaya çalışacağım. Demiştim ya, ben anlatarak öğrenenlerdenim. 

Kitap çok farklı konularda dersler veriyor ama ilk olarak zenginlik üzerine verilen dersi paylaşmak istiyorum.

“Hiçbir şeyden mutlu olmayan açgözlü bir insan, kendisine zarar veren bir haindir. … Sakin kafayla tadına varılan, mutluluk nektarıyla doyurulmuş bu mutluluk durumuna , oraya buraya koşuşturup kazanç açgözlülüğüyle saldırarak nasıl varılabilir ki? Ayrıca, her şeyi denemiş, işitmiş, uygulamış kişi, tüm istekleri arka plana ittiğinde ona sadece gönül hoşluğu kalır. ….

Bir kimsenin bu dünyadaki görevi nedir? Canlılara merhamet etmek. Mutluluk nedir? Sağlıktır. Sevgi nedir? İyi hisler beslemektir. Bilgelik nedir? Yargılama gücüdür. …

Çok şey saklayıp biriktiriyorsun, bu kötü halin nedeni budur. … Bin bir zahmetle zenginlik kazanmayı isteyen kişi, başkalarının yükünü taşıan bir kimse gibi, kendisine sıkıntı dünyası yaratır. Ve yine, eğer bir kimse zengin olup da bu zenginliği hayır işleri ya da eğlence için kullanmıyorsa, o zaman biz de kendimizi neden zengin saymayalım ki? Keza cimrinin kullanmadığı zenginliği herkesin ortak malıdır. O ancak kaybedip de üzüldüğü zaman kendi malı olarak düşünür. …  

Neden zengin olunca gurura kapılıyorsun ve neden onu kaybedince üzülüyorsun? Bir insan elle vurulmuş bir top gibi, bir aşağı bir yukarı gider. Bir bulutun gölgesi, kötü adamın dostluğu, taze mısır, gençlik ve zenginlik hoşa gider, ama çok kısa sürer. Bir kimse geçinmek için çok çırpınmamalı; zira bunu Yaratıcı sağlar. … Kazanıldığı andan itibaren sorun yaratan, sıkıntılara neden olup acı veren ve aklı aptallaştıran zenginlik nasıl mutluluk aracı olabilir ki? … Ölümün yaşamı tehdit etmesi gibi, zengin için kral, su, ateş, hırsız ve hatta bir akrabası bile korku vericidir. Yine, sıkıntılarla dolu bir yaşamdan daha acı verici olan, istek yüzünden zenginlik kazanmak, ama bununla isteğin kaybolmaması değil midir? … Önceleri zenginliği elde etmek öyle kolay değildir; kazanıldıktan sonra da korunması çok zordur; hele kaybolması ölüm gibidir. Bu yüzden insan onu istememeli.”

BADEM AĞACI

Baharın gelişini müjdeleyen badem ağaçları, Nisan’da her şey sizinle çok güzel.
ARKADAŞIM BADEM AĞACI

Sen ağaçların aptalı
Ben insanların
Seni kandırır havalar
Beni sevdalar
Bir ılıman hava esmeye görsün
Düşünmeden gelecek karakış..
Acarsın çiçeklerini ..
Bense hayra yorarım gördüğüm düşü…
Bir güler yüz bir tatlı söz..
Açarım yüreğimi hemen
Yemişe durmadan çarpar seni karayel
Beni karasevda
Hem de bilerek kandırıldığımızı
Kaçıncı kez bağlanmışız bir olmaza
Koş desinler bize şaşkın
Sonu gelmese de hiç bir aşkın
Açalım yine de çiçeklerimizi
Senden yanayım arkadaşım
Havanı bulunca aç çiçeklerini
Nasıl açıyorsam yüreğimi
Belki bu kez kış olmaz
Bakarsın sevdan düş olmaz
Nasıl vermişsem kendimi son sevdama
Vur kendini sen de bu güzel havaya
AZİZ NESİN

OKUL SEÇİMİ

Bir zamanlar kucağınızda mis kokulu tombul elleriyle yanağınızı okşayan bebeğiniz artık büyüdü. Her ne kadar inanamasanız da o artık okula gidecek. Servise binecek ve sizin olmadığınız bir sınıfta neredeyse tüm gününü geçirecek. Peki hangi okulu seçmeli? İstanbul gibi yüzlerce özel okulu olan bir şehirde bu kararı vermek daha da zor. İki çocuk annesi bir veli ve eğitim sektöründen biri olarak okul seçimi ile ilgili yaşadığım tecrübelerimi ve fikirlerimi paylaşmak istiyorum. Okul seçerken önceliğinizi belirlemek karar vermenizi kolaylaştıracaktır. Aşağıda yazdığım kriterleri değerlendirip kendinize göre bir öncelik sırası belirleyebilirsiniz.

1. Okul ücreti 2. Eve yakınlığı 3. Akademik programı 4. Yabancı dil eğitimi 5. Davranış, tutum ve değer kazandırmaya olan bakış açısı

Bu kriterlerden benim için en önemlisi yabancı dil eğitimiydi. Chomsky’ye göre bebekler beyinlerinde LAD (Language Acquisition Device) denen eşsiz bir yeti ile dünyaya geliyorlar. Bu yeti, eğer yeteri kadar uyaran olursa çocukların erken yaşlarda bir yabancı dil öğrenmelerini kolaylaştırıyor ve aksanlarını mükemmelleştiriyor. Her ne kadar mezun olalı bayağı bir yıl olsa da beni en etkileyen kuramlardan birisi bu olduğu için hep aklımda kaldı ve doğruluğuna da defalarca şahit oldum. Ayrıca bu video da size daha fazla bilgi verebilir.  Bebeklerin Dilbilimsel Dehası. Evinize yabancı bir au-pair alabilirsiniz ama bunu yapacak imkanınız yoksa okul seçerken yabancı dili nasıl öğrettiklerine çok dikkat edin. İpek, immersion uygulanan bir anaokuluna gidiyor. 3+ yaş grubuna Eylül’de başladı ve şimdi İngilizce ne söylersem anlıyor, çok güzel bir telaffuz ile bir çok İngilizce şarkı söylüyor. Yabancı dili iyi öğrenmesinin sırrı bu dili bir ders olarak değil, günlük yaşantısının bir parçası olarak öğrenmesinde saklı. Yani İpek’in okulunda İngilizce dersi yok. Sabahtan akşama kadar sınıflarında bir native speaker teacher var.  Tuvalete gitmek, su içmek için ondan izin istiyor. Onun söylediklerini anlamadan bir aktiviteye başlayamıyor. İsterse konuşmasın, isterse anlamasın. Bu bazılarımıza çok korkutucu gelebilir ama onlar çocuk. Bizim gibi duygusal bariyerleri yok, cesurlar ve deneyerek doğrusunu buluyor, mucizevi bir hızla öğreniyorlar.

Dün akşam İpek’in veli toplantısına gittim. Öğretmenleri onun kelimelerle değil, cümleler kurarak İngilizce konuştuğunu ve çok yüksek bir motivasyonunun olduğunu ve çok hızlı öğrendiğini söylediler. Mutluluğumu anlatamam. Yabancı dil bilmenin bu kadar önemli olduğu çağımızda 3 yaş 9 aylık kızım çok güzel bir şekilde İngilizce öğreniyordu. Dün gece İpek yorganını tekmeledi gidip üzerini örttüğümde uykusunda konuştu: ” I don’t want this!” dedi:) Sanırım İpek’in reseptörleri bu aralar fazlasıyla açık. 

İpek’in okulu öyle pek reklam yapan bir okul değil. Buna rağmen Kasım ayında sonraki yılın kayıtları doluyor. Başarısının altında sadece İngilizce eğitimi değil,  çok şey yatıyor.

1. Her çocuk başarı hissini tadıyor. Rekabet, yarışma, not kaygısı, korkusu yok. Önemli olan öğrenmek, öğrenmeyi öğrenmek, bundan zevk almak.

2. Çocuğunuza erken yaşta kitap okuma sevgisi aşılıyor. İstanbul’da bu kadar kitap okunan bir okul olduğunu sanmıyorum.

3. Çocuğunuz iyi resim çizemese de, bir müzik aleti çalamasa da aldığı eğitim ile resimden anlamayı, müziği sevmeyi ve sanatı yorumlayıp değerini takdir etmeyi öğreniyor.

Bu post çok uzadı, kısacası çocuğunuzu vereceğiniz okulu iyi araştırın. Felsefesini, politikasını, bakış açısını öğrenin. Çocuğunuzu gelecekte nasıl bir ortamda görmek istiyorsanız, ona göre adımınızı atın. Kimi veli, çocuğumu devlet okuluna veriririm tasarruf ettiğim para ile de yurt dışında üniversite okutum diyor. Çocuğun ilkokul yaşantısı onun kişiliğini, karakterini şekillendiriyor; ileriki hayatında çalışma, öğrenme alışkanlıklarını belirliyor. Çocuğunuzun vizyonunu genişletin o zaten yurt dışındaki üniversitelerde burslu okur.  Sorusu olanlar post bırakabilirler. Elimden geldiğince cevaplamaya çalışırım. Hepinize kolay gelsin. Sevgiler.