Archive for April 13, 2011

HİTOPADEŞA (Yararlı Eğitim)

Yıllar önce annemin kütüphaneden ödünç aldığı bir kitaba gözüm ilişmişti. Ancak bir-iki sayfasını okuma fırsatım oldu çünkü tatilimiz bitmişti ve Urfa’dan İstanbul’a dönmemiz gerekiyordu. Kitabın Hasan Ali Yücel Klasikleri Dizisi’nden olduğunu biliyordum ama ismini hiç hatırlayamadım. Nihayet dün -yine bir tatil döneminde- bu kitapla yollarımız yine kesişti. Karşıyaka sahilinde İş Bankası Yayınları’nın bir dükkanı var. İpek ve Defne için çıkartmalı kitaplar aldım ve yan tarafa döner dönmez bir duvarın tamamen Hasan Ali Yücel Klasikleri Dizisi’ne ayrıldığını gördüm. Kitabın Hint öğretisine dayandığını bildiğimden onlarca kitap içinden bulmam zor olmadı. Yazarı NARAYANA, kitabın ismi Hitopadeşa. Anlamı “yararlı eğitim”, “uygun öğüt”, “dostça tavsiye”.  ” Hitopadeşa’yı önemli kılan, onun bu kadar küçük hacimle bu kadar çok şeyi anlatması, kurgulanmasındaki pratiklik ve anlatımındaki akıcılıktır.” deniyor önsözünde. Dilerseniz kitabı alıp okuyabilirsiniz ama ben bu bölümde ve bundan sonraki yazılarımda kitaptan sevdiğim bölümleri alıntılayacağım ve burada o konulara değinerek yaşamımda daha derin bir iz bırakmasını sağlamaya çalışacağım. Demiştim ya, ben anlatarak öğrenenlerdenim. 

Kitap çok farklı konularda dersler veriyor ama ilk olarak zenginlik üzerine verilen dersi paylaşmak istiyorum.

“Hiçbir şeyden mutlu olmayan açgözlü bir insan, kendisine zarar veren bir haindir. … Sakin kafayla tadına varılan, mutluluk nektarıyla doyurulmuş bu mutluluk durumuna , oraya buraya koşuşturup kazanç açgözlülüğüyle saldırarak nasıl varılabilir ki? Ayrıca, her şeyi denemiş, işitmiş, uygulamış kişi, tüm istekleri arka plana ittiğinde ona sadece gönül hoşluğu kalır. ….

Bir kimsenin bu dünyadaki görevi nedir? Canlılara merhamet etmek. Mutluluk nedir? Sağlıktır. Sevgi nedir? İyi hisler beslemektir. Bilgelik nedir? Yargılama gücüdür. …

Çok şey saklayıp biriktiriyorsun, bu kötü halin nedeni budur. … Bin bir zahmetle zenginlik kazanmayı isteyen kişi, başkalarının yükünü taşıan bir kimse gibi, kendisine sıkıntı dünyası yaratır. Ve yine, eğer bir kimse zengin olup da bu zenginliği hayır işleri ya da eğlence için kullanmıyorsa, o zaman biz de kendimizi neden zengin saymayalım ki? Keza cimrinin kullanmadığı zenginliği herkesin ortak malıdır. O ancak kaybedip de üzüldüğü zaman kendi malı olarak düşünür. …  

Neden zengin olunca gurura kapılıyorsun ve neden onu kaybedince üzülüyorsun? Bir insan elle vurulmuş bir top gibi, bir aşağı bir yukarı gider. Bir bulutun gölgesi, kötü adamın dostluğu, taze mısır, gençlik ve zenginlik hoşa gider, ama çok kısa sürer. Bir kimse geçinmek için çok çırpınmamalı; zira bunu Yaratıcı sağlar. … Kazanıldığı andan itibaren sorun yaratan, sıkıntılara neden olup acı veren ve aklı aptallaştıran zenginlik nasıl mutluluk aracı olabilir ki? … Ölümün yaşamı tehdit etmesi gibi, zengin için kral, su, ateş, hırsız ve hatta bir akrabası bile korku vericidir. Yine, sıkıntılarla dolu bir yaşamdan daha acı verici olan, istek yüzünden zenginlik kazanmak, ama bununla isteğin kaybolmaması değil midir? … Önceleri zenginliği elde etmek öyle kolay değildir; kazanıldıktan sonra da korunması çok zordur; hele kaybolması ölüm gibidir. Bu yüzden insan onu istememeli.”