Archive for May 30, 2011

Doğum Günleri

                 Kızlarım , perilerim , prenseslerim, kahramanlarım artık kendi sosyal çevrelerini oluşturuyorlar. Arkadaşlarının doğum günü partilerine gidiyoruz. İkisi de çok eğleniyor, sanırım onlar şanslı çocuklardan ama önemli olan diğerlerinden de haberdar olmak ve onları anlamak. Ne kadar yorucu, yıpratıcı olsa da evlat sahibi olmak güzel şey. Kelimelere dökülemez bir his bu resimlere baktığımda hissettiğim. Gözlerimin dolmasına engel olamadığım, mis kokulu bir his…

ANNEM

– Annenizi betimleyin!, dedi öğretmen.

 – Betimlemek ne?, diye sordu Aliyegül.

– Anneni anlat, nasıldır, neye benzer, neler yapar? Yaz hepsini, dedi öğretmen.

Çok komik geldi bu konu başlangıçta. Eğlenerek yazıyordu. Birkaç dakika sonra bir burukluk hissetti kalbinde. . “Lacivertin garası” gibi, simsiyah bir boyanın beyaz içinde yayılması gibi… Yazdıkça kararıyor ama karardıkça hafifliyordu. Bir kuş oldu sonra Aliyegül, uçup bakırcılar çarşısına, kaybolan kardeşini sokak sokak aradı. Onu bulunca da elinden tutup eve getirdi, annesine teslim etti. Annesinin yazması karanfil kokuyordu.

En Kötü Hastalığım

Acı çocuk bedenine hiç yakışmaz. Gözler çocukları hep neşeyle koşarken, oynarken, zıplarken görmeye alışkındır. Belki de bu yüzden hastanelerin çocuk servisleri hep boğazda bir düğüm ile terk edilir. Bazı şehirlerin çocukları biraz daha şanslıdır, anne babaları üstlerine titrer; dadılar, bakıcılar, özel öğretmenler, doktorlar hep onlara hizmet eder. En ufak bir sağlık sorununda hiç göz kırpmadan testlere bir servet harcanabilir. Bazı şehirlerin çocukları ise o kadar şanslı değildirler, kendi başlarına büyürler, ya da hiç büyümezler. Anne baba bir lokma ekmeğin peşinde bütün gün ter dökerken, serin gecede yıldızlardan yapılma bir yorgan altında kıvrılıp uyuma özlemindedir. Çocuk ise sadece hastalandığında biraz dikkat çeker. Çoğu zaman bir baba çocuğuna sadece hastaneye götürüken sarılır. Eğer sadece “reklem romantizma”sı varsa ve her şey yolunda giderse  sekiz “inne” sonunda çocuk “YİNE HAYATTADIR!”

Büyüyünce Neler Yapacağız?

Bundan 10 yıl önce, Şanlıurfa’da, sıcağın altında kavrulmuş köpeklerin tembel tembel gezindiği, tozlu bir mahallede, boyası yer yer dökülmüş, iki katlı bir okulda, yumurta kokan sınıfın kapısı gıcırdayarak kapandı. İçeriye giren beyaz gömlekli öğretmen, Nurettin’e televizyonda bir hababam sınıfı filmi izleyecek olmanınkine benzer bir keyif yaşattı. Boynunu içeri çekip kendini gizleyerek yanındaki arkadaşına sokuldu: “Acep bugün bize ne yazdıracak?” dedi. Arkadaşının favorisinde asılı kalmış ter damlası çocuk konuşmaya başlayınca düştü, çizik ve yarıklarla dolu sırada kendine yayılacak bir kovuk buldu. ” Valla bilmiyem ama bu yeni öğretmen çok eyi, bele yazmak çok hoş la, değil mi? Hem de heç dögmi.” dedi arkadaşı. 5-10 dakika sonra elinde arkası kemirilmiş kalemi ile heyecanla yazan çocuk, silgi kırıntılarını kağıdının üzerinden elinin tersi ile temizledikten sonra bir an başını kaldırdı, öğretmeninin yeşil bakışları ile gözgöze geldi. Utangaç bir gülümseme yüzüne yayıldı ve devam etti yazmaya.

 -Nurettin şimdi 22 yaşında ve muhtemelen evlidir. Merak ediyorum acaba karısı güzel midir?

Tips For Everyday Life

 If you are sad, confused or unhappy, here are some tips for you. Read while listening this: Gadjo Dilo.
1. Life isn’t fair, but it’s still good.
2. When in doubt, just take the next small step.
3. Life is too short to waste time hating anyone.
4. Your job won’t take care of you when you are sick.
Your friends and parents will. Stay in touch.
5. Pay off your credit cards every month.
6. Cry with someone. It’s more healing than crying alone.
7. It’s OK to get angry with God. He can take it.
8. Save for retirement starting with your first paycheck.
9. Make peace with your past so it won’t screw up the present.
10. It’s OK to let your children see you cry.

IZMIR KACAMAGI

Son bir ay oldukça çalkantılı geçti. Kızlarım hastalandı, İpek zatürre, Defne de bronşit oldu. Hastanede günlerce yattık. Kan alındı, nebülizatör takıldı, hepimiz çok üzüldük, yıprandık. Çocuklarım nihayet hastalıktan çıkınca cennet bahçesi bahşedilmiş gibi sevindim, rahatladım. Buna rağmen birkaç gün geçmeden yine ev- iş – ders döngüsüne girdim ve monotonluk her yanımı sardı. 18 Mayıs Defnoşumuzun 2. doğum günüydü. Kızıma istediğim gibi bir doğum günü yapamadım, bir pasta aldık ve evde kutladık. Asıl partiyi yazın Tülmen’de yapacağız. Derken 19 Mayıs geldi çattı ve tatil için İzmir’e gittik. Ben ablamla, kızlar Dilşah ile hasret giderdi. Zeynel ‘in TRT’deki “Türkü Söylemek Lazım” programı o hafta İzmir’de çekildi ve canlı yayına biz de katıldık. Çok keyifliydi, en sevdiğimiz türküleri en iyi seslerden dinledik. Konuk Oğuz Aksaç idi. Yeni imajına çok takıldık ama şarkıları süperdi. Konser bitiminde Zeynel bizi meşhur Topçu’ya götürdü. Oradan çıkıp Kalan Bar’a gittik, Nilüfer’in o güzel sesini dinledik. Zeynel ve Samiye sayesinde karı- koca felekten bir gece çaldık. Eve gittiğimizde çocuklar uyumuştu, Samiye de her yana döktükleri kum boyaları toplayıp sızmıştı:)  Gezimizin en unutulmaz anı Hasan Dayım, Sevgi Yengem ile Urla’da geçirdiğimiz o harika gündü. Balıklıova’da yeşillikler içinde tertemiz bir çiftlikte çok lezzetli balıklar yedik; buz gibi biralarımızı yudumlarken sohbet ettik, bolca güldük. Kızlar elleriyle keçileri, kuzuları besledi; bütün gün toprağın, çayırın, çimenin içinde oynadı. İpek ile Dilşah kuzuya yemek vermekten korkarken Defne elini tel örgülerin içine uzatıp keçileri boynuzlarından yakaladı, elini yalattı, kıkırdayıp durdu. O kadar güzeldi ki o anı dondurup sonsuza kadar o keyifle yaşamayı diledim. Bu tatilden sonra hayatlarımızı ne kadar vasat yaşadığımızı anladım. Topu topu 4 gün – Sadece 4 gün… Ne kadar dolu, ne kadar şen, ne kadar anlamlı geçebilirmiş, ne çok güzellik sığabilirmiş 4 güne. Sevdiğiniz insanlarla birlikte olmak,  kafadengi muhabbetler, biraz da temiz hava, güneş; işte mutluluğun reçetesi. İzmir, sen mi bu kadar güzelsin yaşadıklarım mı, bilmiyorum ama anamdan yeniden doğmuş gibi döndüm İstanbul’a. İnşallah bir gün orada yaşamak bize de nasip olur. Sevincimize ortak olan, mutluluğumuzu çoğaltan İzmir’deki tüm sevdiklerimize gönül dolusu teşekkürler. – Sanatçılarla çok zaman geçirince jargonu kapıyor insan:)

Mevlana ne demek istediğimi anlatmama yardımcı oluyor.

Her gün bir yerden göçmek
Ne iyi Her gün bir yere
Konmak ne güzel
Bulanmadan, donmadan
Akmak ne hoş Dünle beraber
Gitti cancağızım Ne kadar söz varsa
Düne ait
Şimdi yeni şeyler
Söylemek lazım…