Archive for December 30, 2011

MUTLU YILLAR!!!

Yardımcımız yeni yılı nasıl kutladığımızı sordu. İstanbul’da birileri ona bunun “gavur adeti” olduğunu ve kesinlikle değişik bir şeyler yapılmaması gerektiğini söylemiş. “Biz her akşam yaptığımız gibi oturacağız” demiş. “Biz Türkmenistan’da hiç böyle yapmıyoruz, çok güzel bir şekilde kabul ediyoruz yeni yılı” dedi zavallı üzülerek. “Biz de güzel karşılıyoruz, merak etme” dedim ona. Sonra da diğerlerini düşündüm. Oturun bakalım. Zorluklar ve meşgale ile dolu hayatımıza arada bir güzellikler katma fırsatımız oluyor, ona da “gavur adeti” deyip elimizin tersiyle itelim.

Urfa’da, Bahçelievler mahallesinde, Akbıyık apartmanında 1985 yılının son gecesi. 5 yaşındayım. Annem evimizdeki tüm oyuncakları indirdi. Bütün bebeklerimizi koltuğa dizdik, hepsine kartondan üzerinde “Hoşgeldin 1986″yazan külahlar giydirdik. O külahları kendimiz kestik, boyadık, hazırladık. Bir müzik açtık, gülerek, bağırarak dans ettik, zıpladık, oynadık. Ben, annem, babam, ablam ve kız kardeşim… Yer sofrasında, sininin içinde pilav ve tavuk vardı sanırım bir de çocukların en sevdiği patates kızartması ve kola. Gece saat 12’ye gelirken heyecanla saymaya başladık :10… 9… 8… ve 0 !!! Sarılmalar, gülüşmeler, mutlu yıllar dilekleri. Bir sihirli değenek dokunmadı bize, bir el alıp bizi apayrı bir dünyaya götürmedi, gök yüzünün rengi değişmedi veya artık başka bir dil konuşmaya başlamadık, başka bir tanrıya tapmaya da başlamadık. Sadece umut ettik, 1986’nın güzellikler getirmesini ve iyi geçmesini.

Sofranızda olağanüstü şeylerin olması gerekmiyor veya çocuklarınıza pahalı hediyeler almanıza da gerek yok. Çılgınlar gibi içki içip “Hang over” maceralarına takılmayı ise hiç düşünmeyin. Sadece mutlu olun, coşkulu olun. Yaradan’dan hak etiğiniz mutluluğu, huzuru, neşeyi dileyin; isteyin. Bakış açınızla, neşenizle biraz daha fazla gülücükle sıradan bir geceyi yıllar sonra bile unutulmayacak, en değerli anı haline dönüştürme gücünüz varsa, bunu cömert olarak kullanın. Bırakın etrafınızdakiler, sevdikleriniz ve çocuklarınız bundan yararlansın. Koltuğa çıkın, zıplayın, bağırarak şarkı söyleyin, göbek atın. Gülün, güldürün. Bilin ki o anda bu koca dünyada, gecenin karanlığında, minik yuvanızda gözlerinizdeki ışıkla çocuklarınızın en kıymetli anısını yazıyor olacaksınız.

Gelen yılınız da, sonraki yıllarınız da hep güzel geçsin. Doğan her yeni gün size iyi haberler, mutluluklar getirsin. Allah size en zor zamanlarınızda yeniden ayağa kalma gücünü çabucak versin. Açtığınız her kapının arkasında güler yüzlü, mutlu insanlar göresiniz. Çıktığınız her yerden geriye güzellikler bırakasınız. Özlem, sevgi ve iyi dileklerle anılasınız. Uzak yollarınız kısala. En üşüdüğünüz anlarda sıcacık bir tas çorba bulup içinizi ısıtabilesiniz. Arada bir en sevdiğiniz mis kokular burnunuza çala.  Sevdiklerinizle nice nice güzellikleri paylaşabilesiniz. Rahmetli dedemin dediği gibi: “Hade, Allah işiyi rast getire” 🙂

Sevgiler

 

Muğla’da

4.Uluslararası Dünya Dili Türkçe Sempozyumu için Muğla’ya geldim. 48 saattir durmaksızın yağmur yağıyor. Otobüsler sabah erkenden bizi kampüse götürüyor. Gece 11 gibi Akyaka’daki otelimize dönüyoruz. Toplam 195 sunum, 250’den fazla katılımcı var. Benimki bugün öğlenden sonra. Burada akademisyen olmayan bir tek benmişim gibi hissediyorum. Türkçeyi yabancı dil olarak öğreten kişilerin sayısı cok değil ama paylaşacak, konuşacak çok şeyimiz var. En güzeli de yıllarımı ve emeğimi verip hazırladığım, Türk kültüründen öğeler içeren tezimi meslektaşlarımla paylaşabilme fırsatımın olması. Bahsettiğim kişiler çalışmalarımla çok ilgilendiler. Romanya’dan Beyrut’a çeşitli yerlerde Türkçe öğreten kişiler derslerinde artık benim gereçlerimi de kullanabilecek. Bu beni çok gururlandırdı.
Öte yandan evdekileri çok özledim. Ayrılık bizim pek alışık olmadığımız bir şey. Neyse ki bu akşam İstanbul’a dönüyorum. Şimdilik Muğla’dan bu kadar:)

Söylenmeyenler

Çok garip şeyler oldu bugün, kimisini yazabilirim; kimisi ise bende saklı kalacak. Bir resim gönderdi ablam, hurdaya dönmüş bir araba. Etrafa tavuklarına götürdüğü yemler saçılmış. Kuş uçmaz kervan geçmez bir yolda kimbilir kaç takla attıktan sonra tarlaya dikenlerin arasına savrulmuş bir araba. Babamın arabası! Annemin çağrısını görünce telefonumda içime bir kurt düşmüştü aslında, çünkü arayan o olmaz genelde. Uzakta olanların korkularını bilircesine alıştıra alıştıra söyledi babamın kaza yaptığını. Allah’a bin kere şükürler olsun, mucize eseri bu kazadan birkaç sıyırık ve ayağında bir kırıkla kurtulmuş babam. Gözü pek, canı pek babam kendisi aramış ambulansı sıkıştığı yerden. Ambulans gelene kadar epey bir zaman geçmiş. Kimbilir ne düşündü beklerken? Neler geçti aklından? Sevgi ve özenle beslediği tavuklarını mı düşündü yoksa bir zamanlar sabır ve şefkatle büyüttüğü şimdilerde her biri ayrı bir dünyada yaşayan 4 küçük civcivi mi? Her akşam heyecanla sokak kapısının önünde babalarının cebindeki minik sürprizle eve girişini bekleyen kızlarını hatırladı mı? Veya gece yarısı çocuklarının hatırına özenle hazırladığı patates kızartmaları veya sobada pişirdiği kestaneler geldi mi aklına? Onun yanımızda olmadığı anlar bir yanımızın hep eksik kaldığını hiç düşündü mü? Ailemizi aile yapanın, hayatımıza neşe ve anlam katanın kendisi olduğunu pek sık dile getirmemiş olsak da biliyor muydu? Fedakar, sevecen eğlenceli babalar, tükenmeyen sevgiyle sevilen eşler, eksik yanımızı tamamlayan hayat ortaklarımız, biz yaşam gaylesinde kaybolup söylemeyi unutuyoruz ama siz ne kadar sevildiğinizi ve değerli olduğunuzu hiç unutmayın tamam mı? Allah tüm babaları korusun, esirgesin onlar bizim tamamlayanımız.

100. POST


Aile

Sağ çıkıp günlük savaştan
Evin yolunu tutmuşum
Yemek yedik, çocuklarım uyudu
İniyor üstüme yavaştan
Allah’ın bembeyaz bulutu
Kederlerimi unutmuşum.

Hayatta olduğuma
Seviniyorum şimdi
Kavuştum çoluk çocuğuma
Koltuğuma uzandım, rahatım
Kahvem içime sindi
Başladı gecelik saltanatım.

Behçet Necatigil

 

Defne bugün ilk “eppi feys” ini çizdi. Umarım hayatı da hep happy face’li olarak geçer.

 

Günün şiiri: Kalbinden Fedalarım

Yine “Ayrı Bir Dünya” kategorisinden.

Bir öğrenci annesine şiir yazmış.
Ne güzel anlatmış iç-dış farkını. Kimbilir kaç tilki dönüyor annesinin kafasında ve kimbilir belki de bu ona yazılan ilk şiirdir. Aferin sana Cenap!

Good Moms


İyi anneler:)