Archive for November 9, 2012

Bülent Binbaş!

Herkese tekrar merhaba! Günler geçtikçe sitenin istatistiği ile kafayı bozdum, kaç ziyaretçi gelmiş, kaç kere sayfa yüklenmiş, sabah akşam kontrol ediyordum. Sanki ne olacaksa! Bir ara kendimi Bülent Binbaş gibi hissettim.”Aman reyting düşüyor, hemen bir şeyler yazmalıyım!” filan diye durmadan düşünür oldum. Sonra “Nicelik değil nitelik önemli” deyip birkaç gün ara verdim. Ne oldu? Bugün anlatacak çok şey mi var? Hiç de bile, canım istedi yazıyorum işte.
Önce gelişmeler: Burada makina mühendisi olarak çalışan bir arkadaş, şirketi için Delphi programlama dilinde kodlanması gereken bir iş pasladı Kemal’e. Biraz zamanını alsa da, iş iştir, iyi oldu bizim için. Sonra benim öğretmenlik onayım büyük ihtimale gelecek çünkü WACOT’tan haber geldi.”Başvurunuzu şartlı onaylayacağız. 3 yıl içinde tekrar IELTS sınavına girip writing puanınızı 7’ye cıkartacaksınız” dediler. Hemen kabul ettim, writing hariç hepsinden 8,5 mu ne almıştım zaten, zamanı iyi kullanamadığım için yazma bolumunden dusuk almıştım. O iş de öyle oldu. Sonra sevgili Özgür Taşyürek’ten haber geldi. Perth’teki Türk derneğimiz için Türkçe dersleri hocası olarak beni düşünüyorlarmış. Ben de bir program taslağı oluşturup verdim, komisyonda görüşülecek.
Dün Kemal rahat çalışsın diye Defne ile bütün gün gezdik. Önce 2 saat boyunca İpek’in sınıfında,onlara yardımcı olmak için kaldık. Defne de gitti, öğrencilerin içine oturdu,ablasıyla dersi dinledi filan. Öğretmen seneye Defneyi alacağı için çok memnun olduğunu, Defne’nin çok hazır olduğunu söyledi, mutlu oldum. Okulda bir şey dikkatimi çekti:bu özel okulda ve diğer okullarda da kapı kilitli değil, güvenlik görevlisi, bekçi veya hademe gibi giren çıkanı kontrol eden kimse yok. Kapılar hep açık. Ben alışmamışım diye bana garip geldi. Okulda işimiz bittikten sonra markete alışverişe gittik, kütüphaneye uğradık, arkasından Nuraylara kahve içmeye gittik, sonra da çocukları okuldan alıp eve geldim. Kütüphaneyi her gidişimde anlatıyorum, yine anlatacağım: Haftada iki gün kütüphanede çocuklar için etkinlikler düzenleniyor. Tesadüfen uğramıştık, bir de baktım herkes çocuğunu almış gelmiş. Bir sevimli görevli abla geldi. Şarkılar, tekerlemeler, oyunlar filan ile çocukları eğlendirdi. Arkasından da bir kitap okudu ve çocuklara sorular sordu. İnsallah bundan sonra hiç kaçırmayız bu “Rhyme Time” ı. Çok keyifliydi. Kütüphanede bu defa da dergilere merak saldım. Annem olsa bayram ederdi. Kitapların çoğu nakış, dikiş, hobiler, el işleri ile ilgili. Bir de bahçe ile ilgili çok kaynak var. Ben dergilerden üç-beş tane aldım. Eve geldim baktım hepsi yemek dergisi:) Malum, ilgi alanım. Kemal zayıflıyor ben enine büyüyorum. Yakında kapıdan giremeyeceğim. Bu kadar şey almışken dün bir PAELLA patlattım, yanına da şekerpare yaptım. Ne de olsa teyzeme çıkmışım; kelle-paça ve sütlü haytalya ikilisi gibi, çok yakıştı bu iki yemek birbirine:)
Bugün okul yoktu ve kızlarla evde vakit geçirdik. İkisi de bir soğuk algınlığı geçiriyorlar sanırım, hafif ateş, burun akıntısı, baş ağrisi, karın ağrisi. Ihlamur kaynatıp tavuk suyu çorba verdim. Biraz bahçedeki yabani otları yolduk, biraz televizyon izledik, biraz ebru kağıtlarını kestik biçtik, biraz babaları ile kudurdular, gün bitiverdi. Teyzeciğim ile Skype’ta konuştuk. Nasıl bir enerjisi varsa kıtalar, okyanuslar aşıyor, onunla konuştuktan sonra yüzünüzdeki gülümsemeyi silmeniz imkansız.
Her ne kadar dışarıda çalışmanın yorgunluğu değilse de bizdeki bu yazıyı bitirmeye en iyi Behçet Necatigil’in şiiri yakışır.

Aile

Sağ çıkıp günlük savaştan
Evin yolunu tutmuşum
Yemek yedik, çocuklarım uyudu
İniyor üstüme yavaştan
Allah’ın bembeyaz bulutu
Kederlerimi unutmuşum.

Hayatta olduğuma
Seviniyorum şimdi
Kavuştum çoluk çocuğuma
Koltuğuma uzandım, rahatım
Kahvem içime sindi
Başladı gecelik saltanatım.

Nisan 1943
Kaynak: İnsan, 22