Archive for December 27, 2012

Tatilde

Bütün Avustralya tatilde! Biz de arkadaşlarımızı cagiriyoruz, onlara gidiyoruz. Zamanın geçmesini, bir şeylerin olmasını bekliyoruz. 5 aydır durum böyle. Türkiye’deyken master programlarına başvururken de aynı şeyler olmuştu. Cevaplar ağır ağır geliyor, benim sabırsız yüreğim resmen çatlıyordu. Dün Kemal ile konuşurken fark ettik. İkimiz de huzursuzuz. Çok büyük ihtimalle bir iki ay sonra işe gireceğiz, sabahtan evden çıkıp akşama geleceğiz. Çocuklarımızı günde sadece bir kaç saat göreceğiz ve bu günleri arayıp keşke tadını çıkarsaydık diyeceğiz. Ama olmuyor! İnsan bedelini ödemediği hiç bir şeyin tadını çıkaramıyor. Kafamızda iş bulma gailesi varken hiç bir şeyin keyfini alamıyoruz. İstanbul’daki arkadaşlarım, her sabah hafta sonuymuş gibi mükellef kahvaltı yapmak güzel de bir süre sonra alışıyor insan, o kadar da keyifli gelmiyor. Çocuklarımı az görüyorum, onlara hasret kaldım diyen dostlar, merak etmeyin bu hasretten dolayı onlarla oynuyor, onlara ilgi ve sevgi gösteriyorsunuz. Bütün gün burnunuzun dibinde olunca çocukla yüz-göz olunuyor; o da sizi dinlemiyor size de onunla uğraşmak istemiyorsunuz. İşim gücüm olmasa dinlensem diyenler, dinlenemeyeceksiniz. Ya temizlik, yemek ile uğraşacak ya da internette (Facebook agirlıklı) zaman öldüreceksiniz. Kısacası her şey tadında güzel. Çalışmak güzel, iş sahibi olmak güzel. Ancak o zaman yaşanan tatillerin kıymeti biliniyor, değeri anlaşılıyor, hakkı veriliyor. Nankör müyüz neyiz bilmiyorum. Keşke yaşadığımız her anın kıymetini bilebilsek.
Dün böyle düşüne düşüne bunaldım. Kendimi dışarı atım. 1 saatlik bir yürüyüşe çıktım. Siteden dışarı çıkınca deniz kokusu sağ cebimde kuş sesleri sol cebimde vurdum kendimi yollara. İkindi güneşi sırtımı ısıtıyor, serin rüzgar yüzüme üflüyor… Normalde kepenkleri hep kapalı olan evler hep insanla dolmuş. Balkonlara teraslara havlular atılmış, sandalyeler üzerinde kurumayı bekliyor. Kimisi bahçesini suluyor, kimisi birasını almış ayağını uzatmış okyanusu izliyor, kimisi de arkadaşlarıyla toplanmış sohbet ediyor. Yol bir süre sonra asfalttan ayrılıyor ve solda evlerin sağda da okyanusun olduğu bir patikaya dönüşüyordu. Denizden dönenlerle selamlaşıp yürümeye devam ettim. Koşanlar, bisiklete binenler yanımdan geçiyor, ben kulağımda Mercan Dede’den ezgiler burnumda çiçek kokusu keyiften sarhoş yürüyordum. Vara vara vardım dev bir çocuk parkına. Geniş yeşillik alan, mangallar, duş ve tuvalet, araba parkı. Oradan vurdum denize. Oh, bu sefer de yumuşacık altın gibi kum ayaklarımı gıdıklıyor, serin köpüklü dalgalar arkamdan adımlarımı siliyordu. Köpekler top peşinde, gençler kanoda, bir çift beyaz yelkenleri ile açılmış, yaşlı amcalar olta atmış balık peşinde. Gün batıyor ve her taraf turuncu. Martılar uçuyor, kulağımda harika bir müzik.Tam bir filmin içinde hissettim kendimi. Bir kamera olsa beni çekse elli kere izlerdim yani. Bir insan dünyadan daha ne ister? Öyle bir güzellikti ki yaşadığım iliğime kemiğime işledi. O bir saati öyle dolu yaşadım ki bana daha bir sene tatil vermeseler yeter. Sonra düşündüm aslında insan kendi hapishanesini kendi yaratıyor. Sadece dışarı çık, kabuğunu kır, yeter. Yaşamdan zevk almaya bak. Bugün ömrünün geri kalanının ilk günü. Tadını çıkar:)

Merry Christmas!

Bugün arefe günüymüş. Herkes sokakta “Christmas’ın mübarek olsun” diyerek geziyor. Aynen bizim Ramazan, Kurban bayramı gibi. Çocuklar dedelerinin ellerini öpüyor, bütün aile bir araya gelip yemek yiyor. Herkes birbirine hediyeler veriyor. Televizyonda da Bayram Özel Programı var. Gece sokaklarda dolaşmak aynı bir keyif bütün evler ışıl ışıl yılbaşı süsleriyle donanmış. Biz de bu günün şerefine buradaki ahbaplarımızı arkadaşlarımızı aradık, kutladık.4 ay sonra bizim de iyi-kötü bir çevremiz oldu tabi. Dün evde bir davet verdik, bugün de çocuklar için yapılmış özel bir plajda yüzmeye gittik, lahmacun yedik:) -Nefis ev yapımı-
Dün ebru çekimi yaptık, Mandurah Marbling diye yükledik youtuba’a. Şimdilik haberler bunlar. Şimdi gidip Şubatta vermeye başlayacağım Türkçe dersleri için bir program hazırlamam gerekiyor.
Sevgiler

Avustralya’da Yılbaşı

Zaman hızla akıyor. Nasıl 22 Aralık’a geldik,anlamadım. Burada uzun tatil başladı ve herkes çok mutlu. Bugün bizi buraya 7 yıl önce gelen, Kemal’in Pamukbank’ta birlikte çalıştığı arkadaşları yemeğe çağırdı. Sinan’ların da burada olduğunu tesadüfen öğrenince çok sevinmiştik. Haksız da değilmişiz. Bugün bizi Perth’te, güzel evlerinde ağırladılar. Kızlar yaşıtları arkadaşlarla doya doya Türkçe konuştu, oynadı. Biz de bahçede çok lezzetli ,uzuuun bir yemek keyfi yaptık. Tatlı sohbete doyamayıp bayağı kaldık orada. Artık dört çocuğun da enerjisi bitmeye başlayınca Ocağın ilk haftası gibi bizde toplanma sözü aldık ve yola çıktık. Eve varınca çocuklar uyudu, saltanatım başladı. Sinanlardan öğrendiğim bir şeyi paylaşabilirim: Burada trafikte kuralları çiğneyen her sürücüye para cezası uygulanıyor ve bir de ceza puanı ekleniyor. 12 Ceza puanı alırsan ehliyetine el koyuluyor, araç kullanamıyorsun. Ceza puanları her 3 yılda bir siliniyor. Kırmızı ışıkta geçmek 3 ceza puanı mesela. Ancak tatil dönemi olduğunda mesela Christmas’ta, ceza puanları ikiye katlanıyor. Yani yeni yıl tatili esnasında kırmızı ışıkta geçersen küt diye 6 ceza puanı alıyorsun ve kotanın yarısını doldurmuş oluyorsun. Bu uygulama çok hoşuma gitti. Bizim tatillerde bayramlarda trafikte kaybettiğimiz onca insan varken boylesine bir kural bana çok anlamlı geldi. Yarın Mandjar’a gitmeyeceğim, biraz dinleneceğim. Türkçe dersleri için program hazırlamam gerekiyor. 19 Ocak’ta City Farm’da http://perthcityfarm.org.au
Ebru atolyesi yapacagim. Subat’ın son haftası da Bookbinder grubu var. 30 Ocak’ta işe başliyorum. Ha söylemeyi unuttum değil mi? Buradaki bir kolej ile haftada 3 gün education assistant olarak çalişmak üzere anlaşma imzaladım. Surekli ve duzenli bir iş oldugu icin cok iyi. İnsanlar da çok iyi, bakalım nasıl olacak:) Bu arada kumaşa Ebru çektim, taşa, yaprağa, deniz kabuğuna ve tahta anahtarlıklara… Ben yaptım diye soylemiyorum, hepsi çok güzel oldu:) Rüzgar biraz bizden yöne esmeye başladı gibi. Bunu ne zaman desem sonunda bir şeyler oluyor, Allah muhafaza bu defa:) Herkese sevgiler…

Cert3 in Education Support

Her sabah uyandığımda teyzemin izinden gidip, “Ya Fettah Ya Rezzak” diyorum. Anlamını unuttum şimdi ama işlerim rastgeliyor bunu soyleyince:) Bu sabah da bunu söyleye söyleye başladım güne. Bugün çok adımlı bir şeyin ilk adımı ile ilgili güzel bir haber aldık. Şimdilik detaylara girmeye gerek yok ama mutlu olduk ve İnşallah yeniyıl hediyemiz bu olur. Geçen yıl bu zamanlar da aynı duygular içinde heyecanlı bir bekleyişteydik. Bu yıl da aynen öyle. Bugün okuldaki stajım bitti ve okuldan aldığım referans mektubunu gonderdiğimde diplomamı bana postalayacaklarmış. Mektubu ekliyorum, bazen bir-iki kalıp araklamak gerekebiliyor. Referans mektubu arayan olursa bakabilir. Diğerlerini de eklerim bir dahaki sefere.Reference letter054
Havalar burada iyice ısındı. Herkese bir yeniyıl rehaveti çökmüş. Yılın en uzun tatili 22 Aralık 7 Ocak arası olacak. Herkes şimdiden izinlerini almış tatili 1,5 aya çıkaracak şekilde birleştiriyor. Noel baba, yeniyıl kekleri, kurabiyeleri, bir de “Candy Cans”, baston şeklindeki kırmızı beyaz bu şekerler her yerde. Pazar günü develer geldi Foreshore’a Noel Baba deveye binip millete şeker dağıttı. İlginç şeyler oluyor velhasıl. Bir de adettenmiş, yeni yılda denize girilirmiş. Onu da yaparsak tam Ozi oluruz:)

Selam

Herkese merhaba. Kusura bakmayın arkadaslar bu ara yazılarımı duzenli yazamıyorum biliyorsunuz sabah 8 oglen 3 arası bir okula gidiyorum. Bugun de okulda yılbası konseri vardı. Benim gecen izlediğim okulun “Yetenek Sizsiniz” showuymuş yani o kadar aksaklıgın olması normalmiş. Bugun asıl yıl sonu konseri filan izledik, guzeldi, aferin, iyi yapmısşar:) Okulda bir kız cocugu ogretmenim bugun oglen yemegi getirmedim, dedi. Ogretmen sordu, neden? Kız, unuttum, dedi. Annen nerdeydi? Yatıyordu. Hasta mı? Hayır. Ögretmen cok kızdı. Sen daha 6 yasındasın, oglen yemegini annen hazırlamalı filan dedi. Meğerse bu kız sene basından beri oglen yiyeceğini kendi hazırlıyor getiriyormuş. O da bir parca biskuvi , hazır kıymalı pay, ekmeğe Vegimite surup sandvic yapma gibi seyler yani. Ogretmen buzdolabından ekmek cıkardı az yag surup verdi. Bunlardan o kadar cok var ki sasarsın, dedi bana. Sabah anne yan gelmiş yatıyor, cocuklar kendi baslarına islerini hallediyorlar. Corabını ters giymiş gelen o kadar cocuk var ki. Tamam bizimki de pek iyi değil, el bebek gul bebek buyutuyoruz ama bu kadarı da fazla yani. Kısadan hise, Avustralya’da da oldukça bayağı, kaba, cocuklarına ilgisiz, kotu insanlar da çok var ama burada devletin ve belediyelerin sağladığı hizmetler o kadar iyi ki,insan buraya adım atınca boyle tiplerle karsılasmak cok da goze batmıyor. Neyse bu saatte meramımı anlatamadım size, biraz uykum var, sonra bu konuya donerim. Zaten bugun Silivri duruşması var, siteye fazla ziyaretçi de olmaz:)Böyle böyle baktım aklımda kırk tilki dolanıyor, bu böyle olmayacak, aksam uzeri cocukları alıp okyanusa gittik. Dizlerine kadar suya girdiler, kendilerini yuzmus sayıyorlar. İnce kum her yerlerine kaçmış, banyoları bayagı bir uzun surdu. Donunce de bir yumurtalı kofte yaptım, Defne’m sildi süpürdü. Yarın okulda Ebru yapacağım. Bugün müdüre rastladım. Hakkında cok iyi geribildirimler aldım istersen onumuzdeki yıl da gel,derslere gir, yardımcı ol, sana tecrube olur dedi. İçimden oldu, gözlerim doldu, dedim:) Dışımdan da: Ben de ortamı çok beğendim, zaten size ozgeçmişimi verceğim bir pozisyon olursa sizinle calismayı cok isterim dedim. Daha once soylemiştim teacher’s assistant yıllık 45 bin dolardan basliyor ama mudur işi bedavaya mı getirmek istiyor ne? Neyse, şimdi uyku saati. Önemli gelişmeler olunca paylaşırım:)

Staj

Geçtigimiz hafta sonu İpek’in okulundan BJ’in dogum gunu partisine cagrilmiştik. Burada insanlar dogumgunlerini genelde parklarda yapıyor. Bu arkadas da pastasını boregini almıs, parka gelmişti. Cocuklar hediyelerini verdiler, mum uflendikten sonra da çimenlikte, parkta oynadılar. Oradan cıktıktan sonra burada daha once hic gitmedigimiz bir yer kesfettik. Buranın marinası! Bayagi büyük ve senlikli bir yerdi. Çocuklar için de ozel plaj bile vardı. Orada bir parkta Nuraylarla bulustuk, “Aussie barbecue” yapıp sohbet ettik. Pazar günü Mandjar Market vardı. Oyle işte gecip gidiyor gunler. Subat ayında Avustralya onlisans diploması Cert3 almak için bir okula staja gitmeyi bekliyordum, ilgili kız bana daha erken staj ayarlamıs ve dün Riverside Primary School’a gittim ve stajıma orada basladım. Kac gun kac saat gidecegim daha bilmiyorum, kıza mesaj yazdım, aradım ulaşamadım, oyle kafama gore takılıyorum iste. Ogretmen yardımcısı olarak birinci sınıfların dersine giriyorum. Gozlemlerim: Sınıflar cok geniş, dagınık diyebilecegim boyutta her yerde bir seyler asılı. Her turlu boya alet edevat fazlasıyla mevcut. Bizimki gibi formal bir ders anlatımına rastlamadım, cocuklar ogretmeni cok iyi dinliyor ama yanlısları duzeltme konusunda filan ogrencilerin uzerine hic gidilmiyor. Herkes oyle kabul edilmiş, birinci sınıfın sonunda uzun uzun hikayeler yazabiliyorlar tabi bazı spelling hataları ile. Ogretmenler parmak arası terlik ve kapri pijama altı gibi bir sey ile gezebiliyorlar, kimisi de şık, tamamen kişiye baglı. En cok dikkatimi ceken sey ogretmenlerin ve kimsenin kendisini canı çıkasıya kadar yormaması. Bu size garip gelebilir ama meslektaslarımın nasıl calistıklarını biliyorum. Ogretmen elinde muzu ve kolası ile derse girebiliyor, bir yere gidiyorlarsa sandalyeleri ogrencilerine tasıttırıyorlar. En onemlisi kimse sinirlenmiyor, bagırmıyor, bu davranısını tenefuste oturup dusunmek ister misin? diye soruyorlar. Ders konusunda cocukları hic sıkmıyorlar, zorlamıyorlar. Bu pek hosuma gitmedi hangi Turk aile ile konussam bizim sistem mufredat cok daha dolu bunlar hic zorlamıyorlar diyorlar. Bugun staj yaptıgım okulda end of year show vardı: CD yanlış caldi, danscılar surekli birbirlerine carptılar, jimnastikciler durmadan dustuler, sarkı soyleyenler guldu, sozleri unuttu falan filan 10-15 performans gordum, ya biri ya ikisi iyiydi. Yine de kimse takmadı, nasıl bir memleket burası anlamıyorum, hiç bir seye takmıyorlar, peki neye takıyorlar? Dusunup duruyorum.
Kızımın da bugun Kindy’den mezuniyeti vardı, babası gitmiş resimler cekmiş, pastalar filan yemişler. Canım İpek’im, portfolyosunu da almıs getirmiş, kızım cok iyi uyum saglamıs, gurur duydum. Defnem de her gun ben bugun okula gidecek miyim diye soruyor, heyecanla o gunun gelmesini bekliyor. Bugun kızlar 5 bucukta kalktılar, o yuzden hepimizin gozunden uyku akıyor. Bir yandan da Mandurah Marbling sayfasını duzenliyorum, şimdilik hepinize iyi geceler, sevgiler:)

Vesile yaptıysa!

Beni ilkokula 5 yaşında yazdırmışlar, okumayı yazmayı biraz zor söktüm. Yavaş yavaş sınıf seviyesini yakalayıp söylenenleri anlamaya başladığımda 3. sınıfa gelmiştim. Tamam işler yoluna girdi dediğimde çok sevdiğim öğretmenim Emin Elçi gitti. İlkokulun kalan 2 yılını 5 öğretmen değiştirerek bitirdim. İlkokul sonunda bursluluk sınavına girdik. Sınavı kazandığımı duyan bir arkadaş, “Vesile kazandıysa biz hayli hayli kazanırız!” demiş. Bu sözü o zamanlar duyduğumda içime dokunmuştu ve çok bozulmuştum. Aradan zaman geçti, bu tavır hiç değişmedi. “Haa Vesile master mı yapmış? O yaptıysa biz de yaparız.”. “Vesile Fulbright bursu mu kazandı, O kazandıysa ben de kazanırım.” “Vesile konferans mı verdi? O verdiyse ben de veririm.” Demek ki oldum olası meseleleri herkes için kolay, engelleri herkes için aşılabilir göstermişim. Bu yüzden artık bu söylenenlere hiç gücenmiyorum. Şöyle ya da böyle hayatta yolu benimle kesişen insanlara bir şekilde örnek olmak bana gurur veriyor. Pek reklam yapmam, kalender bir insanım. Sorumluluklarımı en iyi şekilde yerine getirmeyi isterim ve başarısızlıklar beni yıldırmaz. Bunlara ek olarak en önemlisi üşengeç değilim ve çok girişimciyim. Böyle olunca bir kapı kapansa bile diğeri açılıyor. Ordan oraya, su akar yatağını bulur misali bir düzene kavuşuyor insan.
Şimdi de bugüne kadar tanıdığım tüm insanlara sesleniyorum: Vesile yaptıysa siz de yapabilirsiniz! Eğer yurt dışında yaşamayı istiyor ama cesaret edemiyorsanız, bir kez daha düşünün. Okul öncesi ve sonrası programında asistan olarak işe başladım. Artı Randstad Education’ın elemanı olarak eğitim kurumlarında çalışıyorum. Artı Perth’teki bir kolejde full-time öğretmen asistanlığı yapmak için bir iş teklifi aldım. Ebru kursu isteyen gruplara Şubatta ders ayarladım. Geçmiş tecrübeleri ve eğitimi saydırarak 18 aylık bir Avustralya diplomasını sadece 20 günlük stajdan sonra alacağım. Özel mobilya dizayn eden ve kağıt sanatçısı olan kişilerle iletişime geçtim ve Ebru sanatı ile ilgili ortak proje yapmak için görüşüyoruz. Bütün bunlar bir günde olmadı, hepsi emek, sabır ve azim ile oldu. Belki yaptığım işin bir alt seviyesinden başlayacağım ama eminim her şey çok güzel olacak. UWA’da doktora yapmak da var gelecek planlarımın içinde. Sadece tecrübelerimi biriktiriyor, yaşadıklarımdan dersler çıkartıyorum. Kısacası hiç bir şeyin sizi korkutmasına izin vermeyin, sadece fikir vermesi açısından söylüyorum, meslektaşlarım Avustralya’ya gelir de denklik alabilirlerse, benim gördüğüm, eğitim sektöründe en düşük maaş yıllık 45 bin dolardan başlıyor. Ortam çok güzel, hayat kalitesi çok yüksek!
Hafta sonu 15 kişilik İranlı grup yemeğe geldi. Yine hoş sohbet, muhabbet geceyi güzel geçirdik. Dün emlakçı gelip evi teftiş etti. Eve zarar vermiş miyiz, nasıl kullanıyoruz diye baktı. Her yeri pırıl pırıl görünce adam çok şaşırmış, “Süper” deyip teşekkür edip gitti. Bugün sabah İpek’in okulunda velilerin kaynaşması için pastalı börekli toplantı vardı. Temizlik yapıp çamaşırları yıkadıktan sonra kızlarla oraya gittim. Arkasından da yüzmeye gittik. Eve gelip yemek yaptım, arkasından arkadaşı bir yere götürdüm ve işimiz bitince okula çalışmaya gittik. Akşam gelip yine yemek yaptım. Hala oturup bunları yazabilecek halim kaldığına göre bunları siz de yapabilirsiniz, hem de alasını 🙂 Vesile yaptıysa…;)