Archive for February 10, 2013

9 Şubat, aksiyon günü!

Geçen hafta acayip hareketli geçti. Ailemizdeki her birey okula gidiyordu, kimisi çalışmaya kimisi okumaya:) İpek’te sorun yok, son derece mutlu. Defne şokta! İlk 2 gün hem sabah bırakırken hem de akşam alırken ağladı. Okıla gitmek istemiyorum, nefret ediyorum diyor. Sadece Cuma günü bisküvi süslemişler, çıkarken elinde o vardı, o yüzden mutluydu. Hayatımızdaki yeni gelişmelere ayak uydurmak biraz zaman alacak. Biraz da kafamı toplamak için, soyle bir yazayım. İşte program:
Vesile: Salı, Çarşamba, Cuma Perth’te çalışıyor. Çarşamba okul çıkısı yetişkinlere Türkçe dersi, Cumartesi sabah çocuklara Türkçe dersi.
Kemal: İlk haftalar haftanın her günü sonraki haftalar ise Pazartesi, Salı, Perşembe Perth’te çalışıyor.
Defne: Pazartesi, Çarşamba, Cuma (her iki haftada bir) okula gidiyor, Salı günü benimle Perth’ teki anaokuluna geliyor.
İpek: Her gün okula gidiyor.
Perth’e arabayla gidiyoruz, 60 kilometre! Yol çok rahat, çok güvenli, hız sınırını aşan kimse yok, maksimum 110 ile gidiyorsun, sıkıştıran, makas atan yok, kafan rahat huzurla sürüyorsun. Geçtiğin doğa yemyeşil, yol geniş, asfalt pürüzsüz. Yol en fazla 1 saat sürüyor. Tren 45 dakika gidiyor, serin, sessiz, rahat. Bazı günler de trenle gidiyoruz. Maliyet açısından ikisi de aynı. Trende kitap okuyorum bazen de uyuyorum:) Perth’e gideceğimiz zamanlar Kemal ya da ben evde kalmayacaksak kızları okul öncesi/ okul sonrası programına vereceğiz. Arkadaşım Nuray zaten bu programın koordinatoru. PR çıktığı için bu programa vereceğimiz ücret yarı yarıya azalacak diye umuyoruz. Centrelink’e başvuruda bulunduk, bu yardımdan yararlanıp yararlanamayacağımız yakında ogrecegiz. Bir de ben hala bu programın çalışanı gorundugum için bir indirim de oaradan yapılacak diye umuyorum. Normalde çocuk başına okul oncesi için 18 dolar okul sonrası için 25 dolar alıyorlar. Geçtiğimiz hafta Nuray’ın annesi burda olduğu için kızları sabahları ona bıraktık. Onümüzdeki haftadan itibaren programa vermeyi dusunuyoruz.
Dün acayip bir gündü. WA Bookbinder’s Guild (Batı Avustralya Kitap Ciltcileri Odası)’na ebru kursu verme günü sonunda gelip çatmıştı ve bir kaç gün öncesine kadar bu mesele ile ilgili uykularım bile kaçmıştı. Bir günlük atölye çalışması için kişi başı 100 dolar istemiştim (Burası için gayet makul bir rakam ama dedemin genleri var bende çok mahçup oldum ben) ve insanlara ödedikleri miktarın hakkını vermek istiyordum. 20 Sayfalık bir kitapçık hazırladım, 12 kişi için 6 tekne hazırladım, bütün malzemelerimi ayarladım, arabaya yükledim. Perth’te McDougall Park denen bir yerde bir ev varmış ve bu grup bütün çalışmaları için orayı kullanıyormuş. Ciltçilerden David ile daha önce tanışmıştım, hatta çok bahsettim. Onunla sürekli iletişim halindeydik, bana detaylı bir adres gonderdi, navigasyona girdim. Akşamdan malzemeleri yükledik, sabah yola çıktım. 8:30’da oradaydım. Ciltçiler odası başkanı (kulağa komik geliyor) hanım ve David orada beni bekliyorlardı. Yaşına aldırmayıp her şeyi tek tek taşıdı sağolsun David. Yere kumaşlar, muşambalar serdik, tepsileri, boyaları yerleştirdik. Bir saat sonra yavaş yavaş insanlar gelmeye başladılar. İnsanlar kek, pasta yapmış getirmişler sağolsunlar. Ben de muffin yapıp götürmüştüm. 10’da kursa başladık. Malzemeleri, temel bilgileri verdikten sonra desen çalışmaya başladık. Genelde katılımcılar orta yaşın üzerindeydi. Çok çeşitli mesleklerden insan vardı: ressam, bilgisayar uzmanı, öğretmen, vs. Tekneler çok güzel çalıştı Allah’a şükür, herkes yaklaşık 20’şer adet ebru yaptı. 8 desen öğrettim ve temel bilgileri verdim. Fonda da Mercan Dede çalınca atölye çok keyifli geçti. Herkes çok memnun kaldı. Diğer grubun kursu da 9 MArtta aynı yerde. 4 gibi toparlanmaya başladık, insanlar nasıl canla başla yardım ediyorlar, tepsileri yıkıyorlar, çöpleri boşaltıyorlar, hayran kaldım. İnsanlar çok teşekkür edip, çok beğendiklerini söyleyip 5 gibi yavaş yavaş ayrıldılar. David ile ben kaldık, arabaya bir bindim, anahtar dönmüyor! Yuvasına giriyor ama hiç dönmüyor, ne direksiyon kilidi yüzünden, ne akü bitmesi yüzünden ne de lastik meme yapmış!!! (bu arızayı söylemeyi çok seviyorum, her söylediğimde gülüyorum, yeri gelmişken araya sıkıştırıvereyim dedim) başka bir şey. Kemal’i aradım, o da Nuraylarla birlikteymiş ve RAC denilen Road Assistance (Yol yardımı) nı aramamı söylediler. Arabayı başta aldığımızda kasko yaptırdık, bir de bu yol yardımını alalım dedi Kemal. Yok be Türkiye’de de bir sürü para verdik, bir işe yaramaz almayalım filan demiştim. Meğer lazım oluyormuş. RAC’ye üyelik yıllık 180 dolar gibi bir şey. Araban nerede bozulsa, yolda kalsan hemen tamir minibüsü geliyor, tamir ediyor, edemezse de tamirciye veya evine çekiyor. Neyse David başımda bekleyince gene mahçup oldum, zorla adamı evine gönderdim, ben hallederim merak etme dedim. RAC’i aradım, üye oldum bir de bu problemi çözmek için servis parası üstüne koydular, neyse ekip yola çıktı. Beklerken bol bol resim çektim. Öyle güzel bir semt, öyle güzel bir semt, anlatamam. Yolun yanında küçük bir göl var, çocuk parkları, piknik yapan aileler, her taraf yemyeşil, kuş sesleri çiçekler filan falan. New York’un Central Park’ına hiç gitmedim (ama “Arı Filmi” nden gördüm) aynen orası gibi bir yer:) Çimenlerde oturdum, etrafı izledim, yarım saat geçmemişti ki bir araba geldi. İçinden çok şeker bir kadın ve adam çıktı. Meğer David’in oraya çok yakın oturan arkadaşlarıymışlar ve David benim arabanın bozulduğunu söyleyince yardımcı olmak için gelmişler. Onlar yanımdayken RAC’nin servis arabası geldi, adam oturdu koltuğa anahtara olanca gücüyle bastırıp döndürünce anahtar döndü. “Barrel” (herhalde anahtar yuvası bu) bozulmuş, kırılmış, sen anahtarı hiç çıkartma bu gece üzerinde bırak, yarın da arabayı bir anahtarcıya götür dedi. Tamam dedim, insanlara teşekkür edip yola çıktım. Kursu alnımın akıyla vermiş ve araba sorununu halletmiş olmanın hafifliği ile rahat rahat huzurla evime doğru yola koyuldum. Kemal de kızları Peel Zoo’ya götürmüş, onlar da orada bayağı güzel bir gün geçirmişler. Önce duşa sonra yatağa hepimiz erkenden sızdık, bu yüzden dün yazamadım hiç bir şey. Bugün de dünkü malzemeleri yerleştirdim, saat 4’te de kızları alıp plaja gittim. Öyle güzel bir yer varmış ki burnumuzun dibinde haberimiz yok! Facebook’a resimlerini koydum. Bu plajda denizin içinde kayalıklar ve resif var bu yüzden dalgalar ileride kırılıyor, hafif hafif kıyıya vuruyor. Denizde yürüyünce (bizimkilere not: aynen Samiye’nin düğününde kaldiğimiz yazlıktaki denizinki gibi) yumuşacık kum sanki pamuklara basıyorsun gibi hissettiriyor. Su berrak ve güvenli. Biz plajdayken dalgıçın birisi geldi, nerede daldı, nereye gitti bilmiyorum, adı üstünde dalgıç, alttan alttan yüzdü herhal:) Neyse biz giderken dalgıç da sudan çıkmıştı, çantasında birkaç tane garip su canlısı vardı, istakoz muydu, yengeç miydi anlayamadım. Eve geldik, yemek, duş kızlar hemen uyudu. Defne iki gün üst üste banyo yaptı diye isyan ediyor: “Altık be bu dustan neflet ediyolum, helgün helgün dus!” Şimdilik bu kadar yazıyorum, aklımda bir kaç konu var, takipte kalın inşallah yazacağım. Herkese sevgiler:)