Archive for May 31, 2013

Dayan Yüreğim

Yıllar önce bir özel okula mülakata gitmiştim. Komisyondaki hocalardan biri bana bir soru sormuştu. “Şimdi hoca hanım, iki tane tarlanız var, birisinin toprağı çok bereketli bir atıyorsun bin alıyorsun. Diğerinin ise ilgiye, çapalanmaya ve uğraşa ihtiyacı var ama uğraştıktan sonra çok güzel sonuç verecek. Hangisini ekip biçersiniz?” demişti. Mülakata antrenman olsun diye gittiğim için pek düşünmeden gönlümden geçtiği gibi cevap verdim: “Vallahi hocam siz böylesi sorularla psikolojik tahlil yapmaya çalışıyorsunuz ama akıl var mantık var, bir tarla hazır ve güzel sonuç veriyorsa ben niye diğer tarlayla uğraşayım ki? Tabi ki verimli tarlaya bakarım, ama öğrencilerimde durum böyle olmaz.” Komisyondaki diğer hocalar da gülmüşlerdi. Sonunda okul bana iş teklif etti ama ben o sırada Terakki ile anlaşmıştım ve kabul etmedim. Aradan yıllar geçti, zaman zaman hep aklıma o soru gelir. Özellike Avustralya’ya göç ettikten sonra mücadele edecek gücümün olmadığı ortamlardan kaçma eğilimimin olduğunu düşünüp kendime hayıflanmaya başladım. Türkiye’de kalsaydım yaşanan haksızlıklara karşı ne yapabilirdim acaba, üniversite öğrencilerine burs verip, birkaç yürüyüşe katılmanın ötesinde? Kafam çok karışık, çok üzgün, çok sinirliyim. Taksim Gezi Parkı’nda kalan bir avuç yeşilliğin bile bize çok görülmesi yumruk gibi boğazımı düğümlüyor. Yazmaya utanıyorum, evimin bahçesinde, sokağımda olan ağaçlar Taksim’dekinden çok. Bütün refüjlerdeki ağaçlar 70 yıllık. Nereye baksan yeşil görüyorsun, uçsuz bucaksız parklar, bahçeler.Çimlere basmak yasak değil burada, insanların köpeklerini gezdirebilmeleri için özel parklar yapılmış, her sabah envai çeşit kuş ötüşüyle uyanıyoruz. Burada 10 aydır gördüğüm yeşilliği bütün ömrüm boyunca görmemiştim. Bütün bunlar daha da çok hayıflanmama sebep oluyor. Bizim insanımızın neyi eksik? Gaz bombası atan polis, çocuğunu alıp nereye götürecek, nerede toprak, ağaç görecek evlatları? Yazık vallahi çok yazık! Oradaki tüm direnişçileri cesaretleri, kararlılıkları ve yüreklerindeki doğa sevgisi için tebrik ediyorum. Hepinizle gurur duyuyorum, teşekkürler…

Benim Annem Canım Annem

Bir yandan iki gündür ayaklarımın altında dolaşan, buldukları her şeyi sevinçle, gözlerinde ışıltıyla “Anneler günün kutlu olsun” diyerek bana getiren kızlarım, öte yandan ilk defa bu kadar uzun süre ayrı kaldığım, biricik anneciğim. Sanırım en duygu yüklü anneler günüm bu olacak. Anneler günü arefesinde annelere ilişkin söylenenler birbirlerine çok benziyor ve bir yandan da ne zaman başımız sıkışsa imdadımıza yetişen bir yardım meleğini betimliyor. Yaş kaç olursa olsun, konu ister yemek tarifi olsun ister ojenin rengi isterse de üniversitede meslek seçimi olsun, iyi günde kötü günde anneler hep bizimle. Dünyadaki tüm anneler çok özel, o küçücük evlerin içinde kapalı kapıların ardında yıllarca beraber geçirilen zaman, ki bu zaman hayatımızın en önemli dönemi, çocukluğumuz. Çocukluğumuzdaki en önemli figür, annemiz. Anne evin kalbi. Öyle bir bağla bağlanıyoruz ki bu sevginin, bağın eşi benzeri yok. Anlatmaya kelimeler yetmez hatta şu anda olduğu gibi o sevgiyi anlatmaya çalışmak anlamsız olur. Canım annem benim, seni çok seviyorum. Ellerimi belki kısa bir süre tuttun ama kalbim hep avuçlarının sıcaklığında, hep huzurlu, hep rahat, hep güvende.
Ben ise bugün, hatta şu anda hayata çok farklı bir perspektiften bakıyorum. Hayatta hep başarının peşinden koştum, ileriye gitmek, yeni ve değerli şeyler yapmak, takdir görmek için çalışıp çabalayıp durdum. İşlerin, e-maillerin beni mutlu etmesine veya üzmesine izin verdim. Şimdi bu satırları yazarken anlıyorum ki kıymeti ve önemi olan tek şey anne olmakmış. Şimdiden günde elli kere Defne “Mom, I love you” diyor, İpek ile oturup karşılıklı anne-kız sohbeti yapıyoruz, yumuşak, mis kokulu öpücükleri her gün defalarca yanağımı okşuyor. Anneliğin mucizesini yaşıyorum. Yaşadığım her şey beni anneme daha da çok bağlıyor. Allah’a böyle bir annem olduğu için teşekkür ediyor ve bana bahşettiği annelik için de minnet duyuyorum. Bütün annelerin gününü kutluyor, en derin sevgilerimi gönderiyorum.

En güzel mevsim

Normalde sonbaharı pek sevmem ama burada havaların soyle hafiften serinlemesi ve berrak gökyüzü mevsimi çok güzel kılıyor. Bu hafta sonu uzun zaman sonra hiç bir aktivitem olmadan doya doya tembellik yaptım. Haftaya cumartesiden itibaren özel Türkçe dersim ve arkasından 6 haftalık Ebru kursum başliyor. 6 hafta sonunda ise Türkiye yolcusuyuz:) Anneler gününde bir arkadaşın evinde toplanıyoruz, beylere güzel bir sürprizimiz olacak. Sonraki Pazar ise Defne’min doğumgününü kutlamak için bizde toplanıyoruz. Bu araya 18 Mayıs’a tüm günlük bir Art Therapy kursu sığdırıyorum. Bu kurs ile ilgili çok heyecanlıyım, eğer beğenirsem diploma programına yazılacağım çünkü. Eve ise yavaş yavaş yerleşiyoruz. Geçen hafta yan komşum ile tanıştım, dün beraber yakındaki nehir kenarındaki bir parka gittik. O da anaokulunda öğretmenmiş, Singapurdan 4 yıl önce gelmiş. 3 kızı var ve en küçüğü İpek’ten 1 yaş büyük. Bir de köpekleri var. Tanıştığımız ilk günden itibaren kızlar kaynaşıp evcilik oynama başladı bile. Defne Kindy yaşında (4) ama civardaki bütün Kindy’ler dolu. Hepsinde bekleme listesi var bu yüzden onu ya kendi çalıştığım Kindy’e götüreceğim ya da tüm gün bakım veren childcare merkezlerinden birine yazdıracağım. Childcare ücreti normalde günlük 70 dolar civarı ama oturum izni aldığımız için devlet yarısından fazlasını bizim yerimize oduyor. Neyse yarın okullar açılıyor, 15 günlük tatilin ardından 2. donem baslayacak. (Bir okul yılı 4 donemden olusuyor.) Ailecek heyecanlıyız. Bir de ustune benim yarın direksiyon sınavım var, o yuzden ayrı bir telaslıyım. Oturum izni alınca 3 ay içinde baska ulkeden aldıgın ehliyeti Avustralya ehliyetine cevirtmen gerekiyor. Yazılı sınavı geçtim, direksiyon sınavına 3. girisim. Yarım saat boyunca gozetmen esliginde araba suruyorsun, en ufak bir hatada direk kalıyorsun. İlkinde manevra yaparken baskasının evine dogru girmemi istedi, meger posta kutusunu gecmek yasakmıs, benım arabanın burnu hafiften bahcedeki posta kutusunu gecti, ondan kaldım. Butun sinyaller, surus hakimiyeti, kor nokta kontrolu filan cok onemli. İkincisinde dur işareti olan çizginin gerisinde durmusum, ondan kaldım. meger tam cizgide durmak lazımmıs. Bakalım yarın nasıl olacak. Kalmak birsey degil, sınava girmek için çok zor yer bulunuyor, insanlar haftalar, aylarca bekliyor direksiyon sınavına girebilmek için. 10 yıldır araba suruyorum, meğersem bilmiyormuşum:) Hadi şimdi gidip biraz ders çalışayım. İnşallah yarın size iyi haber veririm, yine kalirsam bu defa birkaç ders alacağim,sonra hazirlikli girmiş olacağım. Sevgiler:)

Dümeni Doğrulttuk

Selamlar herkese, eşe dosta sevgiler… Avustralya’ya geleli 10 ay oluyor. Normalde İstanbul’da kalsam ailemi çok özler, dayanamaz bir tatilde kaçmak isterdim, kaçamayınca da huysuz ve huzursuz olurdum. Belki kaçamayacağımı bildiğimden buradayken çok da hasret ve özlem duymadım bizimkilere. Kardeşlerle Facebook’tan görüşüyor, arada bir konuşuyoruz. Annemle son aylarda sık sık görüntülü konuşuyoruz. Teyzemin espirilerini özlüyorum ama… Tabi ki orada bıraktığımız herkesin yeri ayrı ama “Taa dünyanın öteki ucu”, “o kadar uzak bir kıta”, “yurt dışı”, “gurbet” filan bunlar özlemi daha şiddetli yaşamana sebep olmuyor. Özlemekse aynı özlemek… Bunu niye anlattım? Kısacası Avustralya’ya geldiğime üzüleceğim tek ama tek şey sevdiklerimden uzak kalmış olmam, ama o bile çok da koymuyor:) 20 Haziran’da 1 aylığına Türkiye’ye gidiyoruz. İnşallah tatilimiz ağız tadıyla güzel geçer. Siteyi yeni okumaya başlayanlar için bir özet geçeyim. 10 ay önce ben ve eşim işimizden istifa ederek, 2 çocuğumuzu da alarak Perth’e geldik. Batı Avustralya sponsorluğunda kırsal bölgede yaşama zorunluluğu ile geldik. Baktık ki kırsal bölgede iş yok, puan sistemi de değişmiş, yeni vizeye başvurduk ve bölge kısıtlamasını kaldırıp kalıcı oturum izni aldık. Her şey bundan sonra daha çok değişti. Devletin sponsor olduğu bir çok diploma programından yararlanıp bedava eğitim alabiliyorsun. Türkiye’deki derecelerinize güvenip de bir şeyler yapmayın, en alasını almış bile olsanız diplomaların, kimse yüzünüze bakmıyor. O diplomalar sadece sizin kişiliğinizi ve karakterinizi şekillendirmede rol oynamış olabiliyor ve kişilik burada diplomadan daha önemli. Eğitim herkese o kadar kolay sunuluyor ki okul başarısı önemli değil. Nasil bir insan olduğun, ilgi alanların, hobilerin, hayata bakış açın ve tavrın çok daha rağbet görüyor. 4 kişilik (kirada yaşayan) bir ailenin yıllık ortalama yaşam masrafı 40-50 bin dolar arasında. En kötü işler yıllık 50 bin dolardan başlıyor. İki kişi çalışırsa rahat geçiniliyor. Avustralya fırsatlar ülkesi, Türkiye’de kimsenin kıymet vermediği, ayaklar altına alınmış olan meslekler burada çok kıymetli. Çok klişe ama insana çok değer veriliyor. İnsanca yaşamak için her şey mevcut. Yüzme havuzları, kütüphaneler, spor salonları, hobi merkezleri, yeşil alanlar, parklar bahçeler her köşe başında. Rüyalardaki gibi yani. Bir yerden bir yere giderken trafikte saatler harcamıyorsun, herkes birbirine güler yüzlü davranıyor. Avustralya’lılar ile pek arkadaşlık olmuyor açıkçası. Perth’te çok kafadengi, eğlenceli, aydın bir Türk grubu var. Genelde son 10 yılda buraya gelmişlerden oluşan bu arkadaş grubumuz çocuklu ve çok cana yakın. Italyan, İranlı ve Bulgarlardan filan oluşan diğer göçmenler de çok sıcak ama açıkçası Avustralya’lılar ile henüz o kadar yakınlaşmamız olmadı. Bir arkadaşım onların yabancı korkusu olduğunu bu yüzden göçmenlerden hep uzak durduklarını filan söyledi. Belki de durum böyledir. Nazik olmasına nazikler, güler güzlüler, yardımseverler ama yine de mesafeliler. Olsun diyoruz, hayat yine de çok güzel. Bir arakadaşım soruyor, acaba hiç “keşke gitmeseydim” dediğin oldu mu diye. Allah’a şükür olmadı ama yaşadığımız bir şok oldu tabi ki ve hala da zaman zaman yaşıyoruz. Sıfırdan başlamak neyse biz de tam onu yapmak zorunda kaldık, buraya gelen tüm göçmenler gibi. Kariyeri unut, eğitimi unut, kim olduğunu unut, ne yapmak istediğini unut!Allahtan Türkiye’de bizi güvenceye alacak birikimimiz vardı. Fırtınalı bir deniz aştık yani, bugünlerde dümeni doğrulttuk. Çocuğunuz varsa burada çok eğlenir. Spor yapmayı seviyorsanız cennet gibi her olanak elinizin altında. Konuyu çok dağıtmadan bahsedeyim. Fırsatlar ülkesi aslında Amerika filan değil kesinlikle Avustralya! Bilmiyorum benim mi bahtim açıktı yoksa herkes için mi geçerli: Yabancılara Türkçe dersleri veriyorum ve gelen talep üzerine kurumuz devam ediyor, yani bir defalık değil. Ebru kursları veriyorum, kursa gelen bu sanata bayılıyor, ikincisi ne zaman diyor. Bir okulda haftada 3 gün öğretmen yardımcısı olarak çalışıyorum zaten. Kemal kendi sirketini kurdu, bilgisayar ile ilgili butun isleri yapıyor. Musterileri tekrar tekrar ariyor onu isleri dustukce. Uzun lafın kısası Allah’a binlerce kez hamdolsun yolumuzdaki zorlukları yavaş yavaş atlatıyoruz. Çalışkan ve girisimci olan herkes icin de bunun boyle olacagina eminim. Yeter ki umutsuzluga kapılmayın, karamsarlıga dusmeyin. Bir yandan da hayattan beklentiler onemli tabi ki. Benim hic giyimde kusamda, gezmede tozmada, cafede sinemada barda bir hevesim olmadi ben hep huzur, yeşillik, sakinlik ve düzen peşinde koştum, yanlızlığı ve kafa dinlemeyi de sevdim. O nedenle burasi bana göre. İstanbul’dan kaçmak istememizin sebeplerini çoğu kez yazmıştım bu yüzden geldiğimize hiç pişman değilim. O şehir bizi gerçekten çok yoruyordu. Son olarak buradaki insanların yaşamlarına baktığımda 50 yaş üstü bisiklet kulubu, 70 yaş ustu spor salonu uyeligi, hobi kulupleri, sosyal etkinlikler filan hepsi bana umut veriyor. İnsan ölüp de mezara girinceye kadar hayatını doya doya yaşiyor. Yemin ederim anneannem yaşındakiler katkatlı etekler giyip eşli danslara katılıyor, gösteri yapıyorlar. Kimsenin yaş takıntısı yok, hayatlarını gönüllerince yaşıyorlar. Bana tüm bu gördüklerim örnek oluyor. Hayata bir kez geliyorsun, bir bedenin ve bir hakkın var. Sporunu yap, sağlıklı yaşa ve en önemlisi yaşamdan keyif al. Gelecek korkusu yok. Devlet hep arkanda. Tek sorun seni sen yapan güzel insanlarla artık eskisi kadar görüşememek… Onlara da artık internet üzerinden teşekkür ediyorsun, besleyen, büyüten ve zenginleştiren ve hiç bitmeyen sevgileri için…