Archive for November 30, 2013

Open Day

Öncelikle aklıma gelmişken bir konudaki görüşlerimi söyleyeyim. Defne Türkçe konuşmayı bırakıyor, daha cok İngilizceyi tercih ediyor diye ona daha çok Yumurcak, Minika, TRT cocuk filan izletmeye karar vermiştim. Uyanık TV denilen bir uygulamadan AppleTV’ye görüntü aktarılıyor ve televizyondan normal bir sekilde bütün Türkiye kanalları izlenebiliyor. Ancak gelin görün ki bu kanalları ne zaman acsam, yok Barbie, yok şu yok bu durmadan reklam var. Cocuk, iki program izleyecek diye bir sürü zamanını saçma reklamları izleyerek, yüksek ses, hızlı konuşma ve iki saniyede bir değişen görüntüler eşliğinde anlamsız bir şekilde harcıyor. Bir de durmadan da anne bana bunu al, ben bunu istiyorum deyip duruyor. Ben de her defasında TV’de her gördüğümüz alınmaz, akıllı seçim yapmalıyız diye nasihata girişiyorum. İkimiz de tükendik. Yok artık Yumurcak, TRT çocuk filan, bu ne boyle yahu! Daha once farketmemistim ama buranin cocuk kanalı olan ABC4 kids’te asla, bir tane bile reklam yok. Playschool denilen harika bir seri var, Octonauts diye cok eğlenceli ve eğitici bir çizgi film var, Bookaboo ve Peppa Pig çok sevimli. Yani kanal çocukları reklamlarla istismar etmiyor, tüketime teşvik edip durmuyor aksine gayet eğitici. Keşke ülkemizde de bu reklamlara bir düzenleme getirilebilse de çocuk kanalları reklamlara boğulmasa.
Gelelim bugünkü aktivitelere. Burada her semtin bir council’i var. Türkiye’deki belediyelere benziyor işleyişleri ama Council’ler cok daha kapsamlı ve cok fazla sosyal binaları var. Her Council adeta kendi arasında yarışıyor. Daha çok aktiviteyi nasıl yaparım, bölgemizdeki insanlara daha çok hizmet nasıl götürürüm diye durmadan bir çaba içerisindeler. Parklarda çocuk festivalleri düzenleniyor, kütüphanelerde insanlara geridönüşüm, tasarruflu yaşam ve çevrecilik ile ilgili kurslar veriliyor, konserler düzenleniyor, resim sergileri, yarışmaları yapılıyor. Bugün de çakışan iki aktivite vardı. Birincisi Canning River’da “Blessing of River” diye bir aktivite idi. Su üzerinde Vietnam kültürüne ait kukla tiyatrosu gösterisi ve daha bir çok stand ile birlikte açık hava eğlencesi düzenlenmişti. Diğeri de Riverton Leisureplex’in Open Day etkinliği idi. Çocuklar için sirk, zıplama çadırı, çiftlik hayvanları, yüz boyama, su kaydırakları filan vardı. Hava rüzgarlı ve bazen de yağmurlu olduğu için biz hem eve yakın hem de kapalı alanı olan Leisureplex etkinliğini seçtik. Kemal proje ile ilgili işler üzerinde çalışmak üzere arkadaşlara gitti ben de saat 1’de kızlarla dışarı çıktım.  Devasa bir kapalı oyun alanında kızlar enerjilerinin son zerresini harcayıncaya kadar oynadılar, havuzda yüzdük, hayvan sevdik, vs. Herşeyden biraz yapalım derken öyle bir yorulmuşuz ki İpek eve gelirgelmez uyudu.

Kızların boylarının uzadığını en net havuzdayken anlıyorum. Bundan birkaç ay önce Defne’nin ayakları yere değmezken şimdi parmak uçlarında her yere yürüyebiliyor. İpek su altında makas, takla filan atmaya başladı. Aynı kuru birkaç defa tekrar etse de yüzmeyi öğrendi, hem de bizim gibi bodoslama değil, nefes, tekme vs. tekniğiyle yani.

Bugün havuz çevresindeki tiplere baktım. Yanında iki tane tepeden tırnağa kapalı bayanla gelen, (bayanlar kenarda karpuz yediler) orta yaşlı bol sakallı amcam üzerinde atlet ve dizinin altına kadar uzayan geniş sortu ile oğullarını havuza soktu. Onun yanında dikilen, kısa saçları dreadlock denilen “Bob Marley”  tarzı örgülerle bezenmiş ,epeyce uzun boylu, kilolu ama oldukça çekici Afrikalı bayan keyifle sudaki çocuklarını izliyordu. Bu ikisinin aynı karede yakalanması ilginç bir hava yaratıyordu derken, havuzda, bize doğru gelen yanık tenli geniş yüzü, iri burnu ve çekik gözleri ile safkan bir Maori teyzesi gördüm. Torunu belki de çocuğunu bir simite oturtmuş suda süzülürken avını bekleyen bir timsahı andırıyordu. Sonra ufak bir telaş göze çarpti bir köşede, Afrikalıdan birkaç ton açık Hintli bir kadın yarım metrelik havuza hop diye giriverdi kıyafetleri ve elinde çantasıyla. Meğer çocuğu tekerlenip havuza düşmüş, öyle derin bir havuz değil, etraftakiler de hemen cocugu cıkarıverirlerdi ama tabi ki anne yüreği, hemen telaşlanıyor. Kadıncağız’ın uzun simsiyah saçlarından ve alnının ortasına yapıştırdığı kırmızı Bindi’sinden sular akıyordu havuzdan çıkarken. Sonra havuzun karşısında olan bitenden haberi olmayan babayı çağırdılar ve baba simsiyah yüzü ile birlikte her şeyi aydınlatan bembeyaz ağzında kocaman bir gülümseme ile geldi ve birlikte yola koyuldular. Adamda dikkat çeken tek şey parlak beyaz dişleri idi. Arkasından ufak tefek bir Çinli görüş alanımıza girdi, o çıktı dövmeli ve çilli bir İngiliz arkasından havuzda bile abartılı saçı ve makyajı ile bir Rus, sonra haşemalılar falan filan… Geçtiğimiz günlerde Peth’ün biraz ırkçı olduğunu yazmıştım ama bugün havuzda etrafıma bakınca 72 milletten insan gördüm. Belki Perth’te ırkçılığın bu kadarına bile şükretmek gerek. İnsan farkında olarak veya olmayarak hafızasına ne kazınmışsa o yönde düşünüyor. Kimi tiplere sempati duyuyor kimilerine gıcık oluyor. Belki de dışarıdan bize bakıp “Gürültücü Türkler!” diye düşünenler olmuştur. Demem o ki insanı insan olarak görmek ve hiç ırkçılık yapmadan sevebilmek aslında çok çok büyük meziyet. Gayet iyi niyetle uzun yılların eğitimi ve kültürü gerekiyor. Oysa bugün zihinlerimiz nasıl manipule ediliyor, fobiler yaratılıyor, farklı olanı tehdit olarak görüyoruz. Mesela kendisinden olmayanı dışlamak herkesten önce ülkemizin başbakanının gayet aleni bir biçimde yaptığı bir şey olup çıktı. Her şeye rağmen dilerim dünyanın deveranı içinde böyle ayrımcı düşünceler yok olup gider. Dilerim renge, dine, dile, ırka bakmadan, önyargıların kurbanı olmadan kardeşlik içinde yaşamayı, ben dahil her insanoğlu ve doğacak her insan evladı özümser.

Günün bilgisi:

Avustralya’da 22.5 milyon insan yaşıyor. Bunun 2.5 milyonu Batı Avustralya’da ve bunun da 1.6 milyonu Perth Metropolitan Area’da yaşıyor. Batı Avustralya’nın % 27 ‘si yurt dışı doğumlu.

 

 

Kasım sonu

Telefondan post yazmak daha pratik oldugundan her gun iki satır yazmaya karar verdim. Maksat cocuklar büyüdüklerinde okusun, eski günleri hatırlasınlar:)
Bugun sabah Defne’nin ( gelecek seneki) pre-primary bilgilendirme toplantısına gittim. Kızım artık forma giyecek, tam okullu olacak. Hava yagmurluydu ve okuldaki cocuklar cok hareketliydi. Allah’tan erken çıkıp aileler icin verilen çaya gittim. İpek’in sınıfında bir kere Ebru yaptıgım icin, diğer tüm gönüllü çalışan velilere birlikte davet edilmiştik. Okulun orta son öğrencileri yıl boyunca ” school leavers” t-shirtu giyiyorlar ve bu çayda da gorevliydiler. Bizi kapıda karşılayıp rehberlik ettiler. Pasta börek dağıttılar, keman ve diğer enstrümanlar ile çay esnasında canlı müzik yaptılar bize. Once de duymuştum, çayda da gördüm. Buradaki okullar abi- abla sistemini cok etkili kullanıyor, cocuklara gorevler vererek onların gelişimlerine katkıda bulunuyor. Benzer sekilde ilkokul bir ve pre-primary (hazırlık denilen sınıf) aynı blokta yanyana, hatta birleşik denebilecek sınıflarda, arada bir açıklık var ve pre-primary ve birinci sınıfa geçiş yapılabiliyor. Amac pre-primary cocuklara birinci siniftakilerin calışma alışkanlıklarını gösterip ornek almalarını sağlamak. Mesela pre-primary den bir cocuk tuvalete gidecekse birinci sınıftan bir Buddy onu götürüyormuş, maksat büyüğe sorumluluk vermek, küçüğe de destek olmak.
Aksam eve gelip zencefilli kurabiyeden ev yaptık ve süsledik. O kadar eğlenceli zaman geçirdik ki ailecek, daha sık böyle aktiviteler yapmaya karar verdik. Ev durmadan yıkıldı ve kızlar şekerleri araklayip durdular. En son Defne krema poşetini ağzına sokmuş haldeydi. Christmas geliyor diye Perth’te ufaktan bir çılgınlık başladı. Yılın bu döneminde herkes büyük aile yemekleri veriyor. Nasıl Ramazan’da iftar davetleri oluyorsa, buradaki insanlar da birbirlerini devasa Christmas yemeğine çağırıyor. Her şirketin bir kutlaması var, okullarda aktiviteler, her semtte değişik bir kutalama yapılıyor. Parklar ışıklarla süsleniyor ve gece olunca mesela , korolar ilahiler söylüyor. Herkes orada toplanıyor. Alışveriş merkezleri tıkabasa insan dolu. Her yer yılbaşı süsleniyor süsleniyor ve herkes christmas’ta ne yapıyorsun, nereye gidiyorsun diye soruyor birbirine. Tren beklerken filan kızlara gözü ilişen kadınlar , heyecanlı mısın, Christmas geliyor filan diyorlar. O an yok biz kutlamıyoruz diyemiyoruz tabi, hmm guzel filan diyor kızlar. Kıyaslamak gerekirse zaten 12 gun filan süren bir bayram, yani biraz uzun ve acayip önemseniyor burada. Gelecekseniz Christmas zamanlarını seçin ama biletleri onceden almak şartıyla.
We are the Millers diye bir film izledik, koptuk:) cok komikti.

20131130-010704.jpg

20131130-010722.jpg

20131130-130642.jpg