Archive for January 25, 2015

Porridge

Masallardan duymus kizim, anne ne olur bir gun bize porridge yap dedi, cok merak ediyorum. Hic yemedim, yapmadim, nasil yapildigini da bilmiyorum ama bulmak zor degil, yulaf alip internetten tarifini izledim. Bugun sabah kahvaltida porridge yedik:) Cok ilginc geldi. Birincisi, insanin hic tadini bilmedigi seyleri denemesi, ozellikle de yetiskinken yani artik pek fazla “ilk“ olmayinca hayatinda, cok farkli hissettiriyor. Ikincisi, yabanci bir ogretmen arkadasim “gozumde tutuyor“ diye tarif etmisti bu yulaf lapasini, eh iste o kadar super lezzetli degil ama kotu de degil. Ucuncusu de bu sabah kahvaltida bu tarifi denemek, insana bir cesit “dunya vatandasi oluyorum“ hissi yasatiyor. Oyle iste, kucuk bir lapadan taa nerelere…
Gecen gun eski okuldaki asistan arkadasim ile Swan Valley`e gittik. Yolda ari ciftligi, uzum baglari, cikolata fabrikalari, nehir, saraphaneler, vs sagimizdan solumuzdan akarken kendi kendime “Allah`im nasil bir yer bu Perth, her sey var, bir insanin hic cani sikilir mi burada?“ diye dusundum. Arkasindan uzun yillardir burda yasayan arkadasimla bunun muhabbetini ettik, ogrendim ki benden farkli olarak buranin OLDUKCA SIKICI oldugunu dusunen coook buyuk bir cogunluk var. Ozellikle Avustralya`nin oteki sehirleri ile kiyaslandiginda Perth cok uyuz kaliyormus, otekiler canli, hareketli, neseli, gece uyumayan, insanlarin ve yasamin hizli aktigi, alisveris acisindan havali sehirlermis. Perth ise ruhu cekilmis insanlarin yasadigi, ruhu cekilmis bir sehirmis:)) Yazarken komigime gidiyor, sablonlar, etiketler nasil bir sehir imaji ciziyor, nasil da etkiliyor duygulari. O konusmayi yapincaya kadar hayatimdan cooook menundum ama simdi icime kurt dustu, acaba oteki sehirler nasildir diye merak etmeye basladim. Bana sorarsaniz hersey cok guzeldi, tahil ambarina dusmus fare gibiydim. Ustelik bu konusmanin ustune, cok sevdigim bir arkadasimin bu sehirden cok SIKICI ve KUCUK oldugu icin ayrilmayi planladigini ogrendim. Iyiden iyiye killanmaya basladim:) Aman ben de bir seyden geri kalmayayim!!!
Aklima bir hikaye geldi, bir zamanlar bir kiral “bana ulkemdeki en mutlu adami bulup getirin“ diye bir ferman salmis. Her yeri aramis tarmislar, herkesin ufak da olsa bir derdi uzuntusu varmis, kimse o en mutlu en huzurlu insan tanimina uymuyormus. Derken askerler bir ormanin derinliklerinde kendi halinde bir ormanci bulmuslar. Adam o kadar neseli, hayatindan o kadar memnunmus ki, gozlerinden mutluluk akiyormus. Sorduklarinda da gercekten kulubesinden, isinden, yasantisindan cok mutlu oldugunu soylemis. Hemen adami alip kirala goturmusler. Kiral ulkesindeki bu en mutlu adam ile cok gurur duymus, bu adami bir hafta sarayinda konuk etmis, ona en guzel kumaslardan kıyafetler diktirmis, rahat yataklarda yatırmıs, enfes yemekler yedirmis. Bir hafta sonra adam saraydan ayrilirken oyle bedbaht, oyle muzdarip imis ki, Kiral`a beddualar etmis, lanetler okumus. Sorduklarinda ise, “Bu gune kadar kendi yagimda kavrulup mutlu bir yasam suruyordum, simdiyse oyle guzellikere sahit oldum ki, butun tadim tuzum, keyfim kacti, artik hep o gorduklerimi ozleyecegim“ demis.
Yani, su huzursuz insanogluna dunyada rahat yok! Sahip olmadiklarimizin kolesi, olduklarimizin ise nankoruyuz. Bir seye olan hevesimiz, sadece elimize gecene kadar. Turk filmlerindeki zengin fabrikator ogullari gibi, birine, bir seye sahip olduktan sonra hevesimiz kaciyor. O bir zamanlar canla basla istedigimiz seyi kirli bir mendil gibi bir kenara atiyoruz. Isin kotusu kendi adima konusayim, sanki beynimde bir masanin ustunde cam bir fanus var. O fanusun icinde isil isil parlayan bir obje var, bir sekilde onu aliyorum veya ediniyorum. Hemen arkasindan hoop yeni bir sey beliriyor, bu sefer ona sahip olmak icin ugrasmaya basliyorum. Sanki hayat o olmadan hic devam etmeyecek gibi, sanki butun mutlulugum ona bagliymis gibi! Oysa bu tuzaga dusmemek icin bazen durup kendimle konusuyorum ama neredeyse otomatige baglamis oldugum icin cogu zaman farkinda olmadan kendimi boylesi bir cikmazda yakaliyorum. Belki de ben boyle genlere, boyle bakis acisina sahip oldugum icin bugun burada, bu ulkede bu hayati yasiyorum ama gozden kacirmamam gereken sey, durup sahip olduklarim icin sukur etmek ve onlarin tadini cikarmak. Artik Turkiye`de beynimi kemiren kaygilarimdan hic biri yok, ama caliskan beynim yine de varmis gibi ayni tempoda devam ediyor. Okudugum bilimsel bir yazida, insan beyninde bugunku yasam kosullari yuzunden artik farkli bir egilim oluyormus. Mesela TV`de soguk bir bardak kola gorursen ve evde kola varsa veya ulasabilecegin bir yerde varsa hoop dusunmeden hemen kalkip onu aliyormussun. Beyin bu tur istekleri filtre etmemeye basliyormus bir sure sonra. Eski zamanlarda yoklukta, imkansizlikta, nerde her istedigini hemen almak? Ister istemez bekliyordun ama simdi gittikce doyumsuzlasiyoruz. Canimiz ne istediyse – cay/ kahve/ dondurma/ muzik/ film/ kitap/ dus/ uzanmak/ uyumak/ gezmek/cocuklar icin -paten kaymak/ bisiklet/ trampolin/ I-pad/oyuncak/skype – hemen yapabiliyoruz. Canimiz istemeyi hic birakmiyor ama arkasindan gelmesini umdugumuz, bekledigimiz mutluluk ve tatmin hic gelmiyor- o kadar da sey degilmis- diyen bikkin bir ses duyuyoruz o kadar!
Ben yetiskinim ve bunlarin farkinda olmak degistirmek icin bir adimdir ama cocuklarimiz baslarina ne geldigini anlayamadan `CANIM SIKILIYOooo` nidalari esliginde sebebini bilmedikleri bir tatminsizlik batagina dusuyorlar. Bu yuzden kendime diyorum, onlari eglendirmek zorunda degilsin, birak biraz canlari SIKILSIN, psikologlarin dedigi gibi “Be Bored Honorably“

Konu nerden nereye geldi, bilmiyorum nasil oldu. Haydi ben kactim, gidip biraz soyle bir cay iceyim de keyfim yerine gelsin. Sizin de zamaniniz varsa asagidaki linkteki yaziyi okuyun.

cayiceyim

http://www.haaretz.com/weekend/magazine/two-israeli-psychologists-find-the-key-to-happiness-1.417334