Archive for March 29, 2015

Bugun yazın son gunünü yakalayıp denize gittik, Cottesloe’da harika bir gun geçirdik. Dönüşte 100 Dolarlık park cezası yemiş olsak da (arabayı 2 saatlik yere park ettik ve 5 saat kaldık) buna değdi. Dün de İpek Mathletics’te yuksek puan yapmasının karşılığında bizden bir sürpriz istedi ve ailecek Home filmine gittik sinemaya. Cumartesi akşamında sinemadaki tipler  çoğunlukla (tesadüf mu bilmiyorum) süslenmiş, özel bir geceye gider gibi hazırlanmış İran’lı, Arap, Turk vs. gibilerdi. Sanırım ana kültürden gelen bir alışkanlık bu.

Haftaya Perşembe Paskalya tatilinden önceki son calışma gunu. Ardından okullar 2 haftalık tatile giriyor. Tatil icin hiç plan yapmadım, böylesi daha iyi. 

Defne piyano dersine başladı, ipek de okulda keman dersi alıyor. Ipek 3. Sınıfta, gecen hafta öğretmeni ile görüştük. Matematikte cok eksiğinin olduğunu söyledi. Daha once kimse bize bir sorun olduğunu söylememişti. Bu yuzden cok şaşırdım, simdi her gun çalışıyoruz. Defne’nin de temelinde boşluklar olmaması icin daha tedbirli davranıyoruz. Insallah kısa zamanda toparlar İpek eksiklerini. 3. Sınıf Naplan dediğimiz ulusal bir Sınavın yapıldığı yıl. Öğretmenlerin de paçaları tutuşmuş, okul ortalamasını yuksek tutmak icin isi cok sıkı tutmak zorundalar. Iyi ki de boyle yoksa haberimiz olmayabilirdi. 

Iste hayat boyle geçip gidiyor. 

Anzac gunu

Anzac Gunu yaklasirken Turk toplumunun bir uyesi oldugumuz icin e-mail adresimize duzenlenen aktivitelere davetiyeler geliyor. Asagidaki davetiye cok ilgimi cekti, paylasmak istedim. Koyu ile yazilan yerleri bir kez daha okuyunuz, ben oldukca etkilendim.
Message Details:

Name Military History Society of WA (Gary Hayes)

Subject Galipoli Exhibition 29th March

Message

Dear Friends. Your members are cordially invited to see a Gallipoli exhibition featuring a fully uniformed and equipped Turkish soldier as he would have appeared during the defence of his homeland in 1915. Featured also are an Australian and New Zealand soldier in original uniform and equipment. There is also a variety of ephemera from the campaign.

Central is the magnanimous speech by President Kemal Ataturk. It will be a rare opportunity to see an original Turkish uniform of the period. You can be assured that the Turkish component will be treated with the sensitivity and respect due to two countries which were once at war and are now firm friends.

The exhibition will be held at Stirling Square Guildford as part of the Heritage Festival and runs from 10am to 4pm.

Entry and activities are free.

Bu hafta da bitti. Cmts. Kemal çalıştı, ben ile kızlar birlikte kaldık. Recycle centre remidawa’ya gidip kızların proje yapacağı birkac sey aldık, ordan Fatoslar ile Hyde Park’ta borek ve Ayranlı piknik yaptık. Ayranın İngilizce’si cultured butter milk imiş, yeni ögrendim. Pazar gunu (bugun) ise Sculptures by the Sea’ye gidiyoruz. Bakalım günümüz nasıl geçecek:)

Artik okula giden yolum her gun 20-25 dakika cekince daha cok radyo dinlemeye basladim. Isin guzel yani spikerlerin muhabbetini takip edebiliyorum ustelik esprilerini anlayip gulebiliyorum. Insanlar ayni seye gulduklerinde anlasmaya basliyorlar bence. Radyocularin muhabbetleri cok komik:) Dinleyicilere sorduklari bazi konu basliklari soyle:
Ergen cocugunuzun odasinda buldugunuz en korkunc/igrenc/kotu sey nedir? Hic unlu birisi ile muhatap oldunuz mu? Onunla ilgili ozel bir sey biliyor musunuz? Absurd bir sekilde herhangi birisiyle yolda filan kavgaya tutustunuz mu? Acik evliliginiz/iliskiniz nasil gidiyor? Evliliginizde hic kontrat/anlasma vs. turunden bir sey var mi? Hic is yerinde nudity ile ilgili bir tecrube yasadiniz mi? Radyoculardan birisi escinsel, hic bir sekilde tercihinden bahsederken utanmiyor. Gay evlilikleri hakkinda ne dusunuyorsunuz, neden oyle dusunuyorsunuz vs. turunden muhabbetler donuyor. Konular gordugunuz gibi bazen hassas olabiliyor ama insanlarin medeni bir sekilde telefon acip konusmalari ilginc geliyor bana. Cok serbestlik var gibi!:) Cok… Hmm..

Dun gece agir bir ameliyat gecirecek bir buyugumuze moral gecesi olsun diye bir araya geldik. Bir cok dost Kezi ablamizin evinde toplandik. Iki saz ve bir gitar, cerkez tavugundan tutun iskembe corbasina kadar turlu turlu meze ile masayi donatan tatli ev sahipleri ve ortak kaderin bir araya getirdigi icten arkadaslar… Gecenin unutulmaz olmasi icin her sey tamamdi. Biz artik 2,5 yili arkada biraktigimiz icin yavas yavas eskilerden sayilmaya baslamistik. Bizden sonra gelenlere dilimiz dondugunce tecrubelerimizi anlattik, dusuncelerimizi paylastik. Koyunun olmadigi yerde keciye Abdurrahman Celebi derler; ben de bu sesimle kotunun iyisi olarak Turkulere eslik ettim. Kimi dertli, kimi oynak nice sarkilar soyledik gece yarisina kadar. Gecenin seref konugu kendini cok iyi hissetmedigi icin fazla kalamadi ama onlarca insan tum kalbiyle ona sifa diledi. Her defasinda beni en cok etkileyen sey bizi bir araya getiren duygular. Sanirim hepimiz vatani geride biraksak da kokumuzden kopmak istemiyoruz. Iyi veya kotu bir olayda bir araya gelerek birbirimize destek olmaya calisiyoruz. Ayni kafadan olan dostlarin olmasi guzel bir sey 🙂
Pazar gunu ise temizlikle gecti. Sabahtan bu saate kadar surekli donup durdum. Aylarca yavas yavas biriken ivir zivir, esyalar gun geliyor dolaplara sigmiyor. Cozumu esyalari azaltip elden cikarmakta buldum. Ozellikle de cocuklarin esyalarini canta canta attim veya birilerine vermek uzere kenara ayirdim. Surekli olarak temiz, toplu ve duzenli bir evi cok ozluyorum. Disaridaki daginikilik ozellikle Montessori egitimi almaya basladiktan sonra beni cok olumsuz etkiliyor. Iki cocuk, buyukce bir ev, bahce ve tam zamanli bir is ile bu hayalimi gerceklestirmek icin bugun sabah 9 aksam 9 arasi surekli calistim. Sonucta ne oldu derseniz, HENUZ dagılmamıs bır ev ve hafta sonu nasıl gectı yaa dıye dusunen yorgun bır anne:)

Öğrenciler saat 3’te gidiyor, öğretmenlerin ise 3:30’a kadar çalışmaları bekleniyor okulda. Ben saat 5’ten once çıkamıyor, artık temizlikçi gelince mecburen ayrılıyorum okuldan. 6 hafta boyle gecti. Eve gelince de aklım hep okulda, hazırlanacak materyallerde, veliler ile yaptıgım konuşmalarda vs. Artık bıktım usandım, duyan da Oxford’da atom fiziği öğretiyorum zannedecek. Arada sırada bana boyle oluyor. Ayarlarım bozuluyor ve gözüm başka br sey görmez, aklim başka bir sey düşünmez oluyor. Gecen internette çalışan annenin evde oturan anneye mektubu diye bir yaZi okudum. O kadar guzel Yazılmıştı ki tam bana hitap ediyordu. Saat 3:30’dan sonrası vicdan azabı ile dolu. Bir yandan yetiştirmem gereken isler, öte yandan simdi çocuklarımı alıp yürüyüşe çıkabilirdim!!! Düşüncesi. Eve gelince hemen hızlıca bir aksam yemeği, arkasından kızların okuması gereken kitaplar, İpek’in spelling journal’i. Boyle zamanlarda insan mantıklı düşünemiyor, daha iyi durumda miyim yoksa daha mı kötü oldu her sey, karar veremiyorum. Bugun okul gezisi vardı, cocuklarla birlikte deniz kenarında heykeller sergisini görmeye gittik. Çarşamba saat 12-2 arası plaj insan dolu, deniz turkuaz, kumlar altın tozu gibi. Ninem yasında teyzeler çekmişler bikinilerini üstüne, kafada fiyonklu bir fular, dudakta kırmızı ruj, keyifle gunesleniyorlar. O kadar cok insan var ki ortalıkta ben bunlar ne is yapıyor hiç mı çalışmıyor diye düşünmeden edemiyorum. Sonra aklıma geliyor: burada is hayati son derece esnek. Çoğunlukla istediğin günleri Seçebiliyorsun. Öğretmenler bile ben cumaları çalışmıyorum diyebiliyorlar. Okul yerlerine Başkasını buluyor. 

Durum 2,5 yıl öncesinden cok farklı, batmamak icin dev dalgalarla boğuşan gemimiz once dümeni doğrulttu arkasından rüzgar yelkenlerimizi doldurdu ve isten güçten kafamızı kaldıramayacağımız kadar hizla götürmeye başladı bizi. Simdi de yolculuğun keyfini çıkaramadan gidiyoruz, bakalım sonu ne olacak. Umarım bir gun limana varıp da o kadar aceleyle geldiğimiz yerin kemiklerimizin çürüyeceği çukur olduğunu görüp hayal kırıklığına uğramayız. Tamam o cukur hep var da insallah Allah bize yaşadığımız anın farkına varma bilgeliğini verir.

Kavga dövüş yattı kızlar, beş kere filan sarılma ve iyi geceler öpücüğü verme faslı yaşandı sonra kızdık artık kalpleri kırık yattılar diye üzülüyorum. 

Eve geldigimde enerjim bitmiş, dilim tükenmiş, damağım kurumuş oluyor. Sadece yanlarında oturup onları izliyorum, konuşmaya mecalim yok. Calismasan bir turlu ; çalışsan bir turlu. Sanırım icinde bulunduğum ikilemden asla çıkamayacağım. Tipki bu Yazıyı okuyan sizlerin Avustralya’ya gitsek mı gitmesek mı diye düşünmesi gibi. Söylenecek bir son soz yok, herkesin cevabı başka turlu olacak ama yaşadıklarımdan öğrendiğim bir sey var, hayat = mücadele. 

Kimbilir o plajda güneşlenen teyzenin kafasında kaç tilki dönüyordu:)

Yolcular

İki tane super arkadasım daha Perth’ten ayrılıyor. Birisi zaten işveren vizesi ile gelmişti, kontratı bitti ABD’ye donüyor; diğeri esinin isi nedeniyle ABD’ye taşınıyor. Perth bir han gibi, insanlar geliyor, gidiyor. Biz kalıcı olmayı umuyoruz, hayırlısı ile tabi. Yarin onlara veda icin toplanıyoruz. Akvaryum ziyareti ve denize veda pikniği yapacağız. Bugun de sanat terapisi yapan iki youth worker’a Ebru dersi verdim. Ebru hayranları oldukça cok ama okul yüzünden ben taleplere yetişemiyorum. Yarın dinlenmeli ve guzel bir gun geçirmeyi diliyorum ve sanıyorum her eski göçmenin söylediği gibi 2 yılın ardından burayı evim gibi benimsemeye başlıyorum. Gökyüzü, gecesi, gündüzü , Havası artık daha bildik…

3 gun

Albany Denmark tatilimiz harika gecti. Kataloglarda gördüğümüz ama var olduguna asla inanamadığımız guzellikte yerler gördük. Albany little beach, greens pool ve elephant rocks’i Google da aratın be demek istediğimi anlarsınız:) hava cok soğuktu denize giremedik ama Treetops walk ve national park da offroad tecrübesi yaşadık, kısacası daha simdi simdi anlıyoruz Avustralya’da gezilecek yerlerin ne kadar guZel olduğunu. 3 günlük tatil 1 hafta gibi geldi dönüşte normal hayata ayak uydurmakta zorlandık:) 

Simdi durmadan çalışıyoruz, is güç… 

Sevgiler 

Yol notları

Her şeyi yine de Allah bilir ama yollarda biri hatalı sollama yapıp karşıma çıkacak endişem daha az. Sık aralıklarla sollama cepleri var. 

Yolculuğun 38. Dakikasında yol kenarında ilk maktul kangurumuzu gördük. 

Kuzular kırpilmis, otlakların ortasında yaklaşık 500 metrekarelik yapay goller var su içmeleri icin hayvanların.

Telefonun çekmediği yerlerden geçiyoruz ama asfaltta bir tane çukur, kirik, bozuk yer yok. Dunyanın en dayanıklı malzemesi ile yapıyorlar herhalde:)

Çocuklara saatte bir i-pad veriyoruz, henüz büyük bir kavga çıkmadı. 

Yarım metrelik mavi dilli kertenkeleyi (belki de iguana idi) arabayı ortalayip ezmeden geçtik. Solumuzda develer ve emular vardı. 

Kojunup, yolda uğradığımız kucuk bir kasaba. Bir ziyaretçi merkezi vardı ki şaşırdık kaldık. Oyle kus uçmaz kervan Geçmez Dediğimiz bir yer ama harika isler çıkartmışlar. Resimleri Facebook’a yükledim. Kasabada İtalyan, Aborigin ve İngiliz nüfusun hikayeleri ayrı ayrı  Yazılmış. Muhtesem bir gul bahçesi labirent seklinde dizayn edilmiş, amaç hayatlar da bu labirent gibi birbirinin icine gecmis mesajini vermekmis.

Ne kadar guzel bir muze yapmışsınız dedim, Gönüllüler devletten Grant ( odenek) alarak yaptılar dediler. Maaşımın dörtte biri vergiye gitse de böylesi hizmetleri görünce insan helal olsun bu devlete diyor:)