Archive for April 26, 2015

Gecen hafta sonu Gallipoli Voices gösterisi vardı . Biz Turk Topluluğu’ndan olduğumuz icin özel davetle gittik. Turk yemeklerinin sunulduğu bir resepsiyondan sonra VIP sıralarına oturduk. Ben boyle törenlerde belki de haddinden fazla hassas oluyorum, sürekli cocukları uyarıyorum, yanlis bir hareket yapmamak, kimseyi rahatsız etmemek icin asırı özen gösteriyorum. Yaklaşık 80 kişilik koro ve dev bir orkestra Çanakkale icinde vurdular beni türküsünü çalmaya başladı. Bizim gruptan birileri türküye eşlik etmeye başladı. Oziler de donup bakmaya başladı. Ben biraz utandım. Aradan biraz zaman gecti, Mehter Takımi tüm ihtişamı ile yürüyerek sahneye dogru yol almaya başladı. Önümüzde oturan buranın eskilerinden cok değerli bir amcamız alkış tutmaya başladı. Kalabalık seyirci kitlesinin icinde, yabancıların garip bakışları altında kendinden emin, gururla Mehterin yurusune tempo tuttu. Tam filmlerdeki gibi yavas yavas diğer insanlar da ona eşlik etmeye başladı. Bir sure sonra hepimiz Mehter Marşı’nı söyleyip ritim tutmaya başlamıştık.  O gece bir sey dank etti, aslında başkalarının ne düşündüğünü o kadar da takmamak lazımmış bazen, icinden geldiği gibi yapmak, yasamak en guzeli. 

Sabahtan kızları bir dogum gunu partisine götürdüm, simdi de Fatoslara zeytin toplamaya gidiyoruz. Anzac gunu tatili dolayisiyla yarın da okullar tatil. Dün karşı komşumuzun daveti üzerine bir toplantiya gittik, yeni insanlarla tanıştık. Guzel zaman geçirdik:)

Gecen gun kizlarimizin eski videolarını izledik. Ne kadar küçüklermis buraya geldiğimizde! Zaten bizi getiren de o oldu herhalde . Büyüdüklerinde su akar yatagini bulur misali insan o kadar da takmiyor ama küçükkenki sıcacık sevgileri, gülücükleri, peltek konuşmaları, insana bunlar icin herseye deger, dedirtiyor. Doğanin içimize koyduğu ana-babalık duyguları ile insan kendini cok güçlü hissediyor. 

Facebook’ta dolaşan bir dilek/ dua var, bana ummadığım sevinçler yaşat! diyor. Bu gunlerde sanki oyle seyler oluyor, ufak tefek ama guzel. 

Okulda isler daha iyiye gidiyor. Veliler, diğer öğretmenler ve cocuklar ile artık birbirimize alışıyoruz. İngilizce konuşurken ne söylediğime dikkat etmeye başladığım anda saçmalamaya veya tıkanmaya başlıyorum. Başkaları icin sorun bile olmayan soz alma, konuşmaya girip – cıkma, vedalasma veya ayak ustu hal hatır sorma benim ve eminim ana dili İngilizce olmayan herkes icin günlük yaşamda sürekli yolumuzu / boğazımızı tıkayan bir engel. Asmak mümkün degil ama alışmak mümkün. Ben de boyle bir öğretmenim iste, Peppa pig’deki ogretmen gibi aksanim var:))

Su anda Defne piyano dersinde, ben de fırsattan istifade yazıyorum. Burayı seviyorum. Hayat o kadar da yorucu degil. Temiz parklar, bahçeler, dükkanlar, havuz, piyano dersleri, kutuphane vs. yani basında. Tek sorun, bugun dogum gunu olan ablanın yanıbaşında olamaman. 

Kafa corba, bir yanımda çocuklarım, bir yanımda geleceğimiz ile ilgili büyük kararlar, bir yanımda öğrencilerim, okulum, bir yanımda bekleyen ödevlerim. Annem, asıl hayatın boyle meşgalelerle guzel olduğunu söylüyor. Aksi takdirde canın sıkılır, diyor. Hakli belki de. Buraya ilk geldiğimiz gunlerde  5 ay is bulamamıştık, karı koca evde birbirimize catiyorduk. O başka bir ruh hali tabi ki ama beynimi birkac günlüğüne uyuşturmak isterdim. Pek ise yarar şeylerle dolu olduğu söylenemez ama tamamen boşaltmak isterdim.

Daha onceden yazdım mı bilmiyorum, bize Amerika Yesil Kart cikti. Vize çıktıktan sonra (5 yıllık bir sure icin) her yıl ailecek giriş yapmazsan hakkini kaybediyorsun.  Herhalde piyango çıkarsa her yıl bir girer çıkarız, hava değişikliği olur. 

Kemal kafasına daha uyan bir is arıyor, artık bunaldı sevmediği bir alanda çalışmaktan ama gel gor ki piyasa durgun, insanlar ellerindeki isleri kaybetmemeye çalışıyorlar. 

Ipek cok asabi bu aralar. Herkese karşı cok kaba ve sinirli. Erken ergenlikse yandık, daha 8 olmadı çünkü. Defne ortamda bir gerginlik olduğu anda korkup havayı yumuşatmak icin herkese sarılıyor, öpücükler atıyor. İpek’i bir uzmana götürmek istedim ama cok uzun zaman sonraya randevu verdi. Araştırırken başka bir sey buldum. Kidshelpline. Psikolojik danışman Hatti. 5-25 yas arası herkes 7/24 arayıp istediği kadar konuşuyor. Telefonlar tamamen ücretsiz, istersen adını bile söylemiyorsun. Istersen hep aynı danışman ile konuşabiliyorsun. Konu ne olursa olsun, kendini iyi hissetmiyorsan arıyorsun. Ipek 2 konuşma yaptı bile. Cok etkili bir Yöntem hem de pratik, bulduğuma cok sevindim. Nasihat eden tek kişi olmak zor çünkü. Cocuk bıkıyor. 

Başkacana ne var? Hafta sonunda Anzac törenlerine gittik, muhteşemdi. Tek kelimeyle! Semazenleri ilke defa izleme şansım oldu. Gözlerim sürekli doldu, ipek beni yatıştırdı. Anne Bu artık olmuyor üzülme, eskiden okmuş bitmiş 🙂

Bir gun her sey eskiden olmus bitmiş olacak, oyle degil mı? 

Kimsenin hevesini kırmak istemem ama Türkiye’de öğretmenlik yapıp burada da ogretmen olmayı planlayanlar, mümkünse başka bir alana bakın. Sabah 10’dan aksam 8’e kadar (Cumartesi gunu bugun) Batı Avustralya’nın saçma öğretmenlik bürokrasisini geçebilmek icin hazırlamam gereken evraklar üzerinde çalıştım! Canım cikti! 7 tane professional standards of teaching var her birinin altında yaklaşık 5 tane focus area var. Aitsl diye bir kurum belirlemiş. Her bir focus area ile ilgili gereksinimleri ne sekilde yerine getiriyorsunuz açıklama yapmanızı istiyorlar hem de tek tek delil sunarak. E-mailler, gittiğiniz eğitimde aldığınız notlar, katıldığınız toplantı tutanakları, Veli görüşme kayıtları vs. Bazıları soruyor acaba hangi belgeler lazım olur gelirken getireyim diye. Ne bulursanız getirin, neyin ne zaman lazım olacağı hiç belli olmuyor. Yıllardır görüşmediğim hocalardan referans almak icin göbeğim çatladi, girdiğim her is yerinden müdürlerinden referanslar aldım, katıldığım Eğitimlerin sertifikaları vs. Zar zor wacot’tan Şartlı kabul aldım. Haydi hoop wacot TRBWA ya dönüştü, sil bastan yeniden başvuruda bulunacağım. Kemal’in bugun söylediği gibi Avustralya’nın en geri kafalı eyaleti WA ve bürokrasinin en berbat olduğu yer de burası! 

Terrarium

Gecen gun tesadufen bir antikacida makreme örgü icinde dev bir kavanoz gördük. Bu aralar Terrarium’lar cok moda. Kapalı ortamda minyatür eko-sistem oluşturuyorsunuz, hem de guzel görünüyor. Uzun zamandır aklımda bir terrarium yapmak vardı ve mantar tıpası ile dev bir fânusa benzeyen kavanozu görünce hemen atladım. Simdi gerekli malzemeleri biriktirmekle mesgulum. Hem de kızlarla nasıl yapalım icine ne koyalım vs diye konuştuk. Evi temizlerken gözüm takıldı. Bir an o kavanozun icinde olmak ve hep orda kendi basıma yasamak istedim. Kendi ekosistemimde herkesten her seyden uzak. Sonra farkettim aslında beynimiz ve ruh halimiz bizi hayatımız boyunca çeşit çeşit kavanozlara koyuyor zaten. Mutluluğu veya kasveti veya her ne ise iste binbir turlu duyguyu bir balonun içindeymişiz gibi yasıyoruz. GoZumun önünde bir dev canlanıyor. Masasının üstü terrariumlarla dolu, her biri kendi dunyasında çırpınıp duran kucuk insanları izliyor. Kendimize dışarıdan bakabilmek kolay olsaydı keske her zaman. 

Okul tatile girdi. Paskalyada Kemal’in izni de olunca kuzeye gittik. 10 saatlik uzaklıkta Shark Bay denilen bölgeden başlayıp güneye dogru sahilde/içeride görebileceğimiz ne varsa görmeye çalışarak 3-4 günlük harika bir tatil yaşadık. O zamanlar icinde bulunduğum kavanoz parlak ışıklarla dolu, macera ve heyecan doluydu. Dönüşte ev islerine daldım, iki gun okula gidip eksik kalan işlerimi tamamladım,öğretmenlik icin full-registration’a başvuruda bulunmak icin TRBWA’ya gittim. Kötü bir sürprizle karşılaştım. Ielts’te writing’den 7 alamadığım icin şartlı registration almıştım ama bütün yapı değiştiği icin simdi Sınavdan 7 almak bir şeyi değiştirmiyor, yeni mezun öğretmenler gibi sayfalarca delil sunarak yeni bastan Başvuruda bulunmam gerekiyor. Cok moralim bozuldu. Hangi ısı ne Zaman yapacagım bilmiyorum. Ödevlerimi yazıp birkac ders mı geceyim, okul icin donem planı mı yazayım, shed i elden geçirip kışlıkları mı çıkartayım, başvuru icin belge mı toplayayım? Terrarium’lar bir Bitki olaydım,herkesten uzak, sessiz , yalnız , serin. Keske olmayaydi benden bir sey bekleyen 🙁