Archive for May 25, 2015

Öz güven 

Havasından mı suyundan mı buranın cocukları nasıl özgüvenli büyüyor anlatamam. Dün kursuma üniversite ögrencisi bir kız geldi. Nerdeyse bütün dunyayı gezmiş, hem okuyor hem çalışıyor, son derece bilgili ve terbiyeli saygılı. Bir sürü hobisi var, kurslara gidiyor. Ne bileyim, cok hoşuma gitti boyle akli basında tipler gormek. Kız, erkek arkadaşı ile birlikte yaşıyor, para biriktiriyoruz ev alacağız diyor. Bir an bizim klasik üniversite öğrencilerinin icinde bulundukları hâleti ruhiye geldi aklıma. Tayyip’in Kızlı erkekli çıkışından sonra, Zabıtalar gelince korkudan balkondan yan daireye geçmeye çalışırken düşüp olen üniversite ögrencisi geldi aklıma . Bizim üniversiteliler beş parasızdır, derslerden basını kaldırıp baska bir seye bakacak ne hali ne zamanı ne de parası vardır. Geleceğe umutla bakmak maalesef cok zordur. 🙁 

Ebru kursu

Bugun buranın en onemli sanat merkezlerinden birinde Fremantle Arts Centre’da Ebru kursum vardı. 7 ögrenci geldi, bir sürü eşya tasıma ısı olmasa harika bir tecrübe. Sabahtan aksama kadar Ebru yapıyorsun, nasıl yapılır anlatıyorsun. Gun guzel gecti ama yorgunluktan sızmak üzereyim, üstelik bir de nezleye yakalandım, burnumu çekip duruyorum. Uçak biletlerimizi ayarladık. Okuldan kopardığım 1 haftalık ücretsiz izin ile toplam 3 hafta kalacagiz Türkiye’de. Insallah 3 Temmuz sabahı İstanbul’dayiz. 

Avustralya Vietnam’a canlı inek ihraç etmiş. Cani ruhlu birileri de ineği cekic gibi birsey ile vurarak öldürmüş, YouTube videoları yayımlanmış. Bütün ulke ayağa kalktı. Başbakan açıklama yaptı, yurt dışına canlı Sığır ihraç etmeyi durdurmayı düşünüyorlar. Gelişmiş ülkenin ineği bile kıymetli. 

Hafta ici bir turlu uyanamazken hafta sonu sabahın 6’sinda uykum kaçtı. Kızları alıp bir arkadaşı görmeye ortaçağ festivaline gittik, hava yağmurlu ve soğuk.  Donduk resmen. Ordan alışverişe gidip Defne’nin yarınki dogum gunu icin eksiklerini aldık. Ipek’e Elsa kostümü aldık ama kıskançlıkta zirve yapmış durumda. Telefonda danışmanı arayıp konuşacağını söyledi ama istediği danışman musait değilmiş o zaman ben aynı soruları sorayım bana anlat rahatla dedim. Başladı anlatmaya: kızkardeşim dogum gunu olacak diye hep bana patronluk taslıyor sanki her şeyi o biliyormuş gibi davranıyor. Ben ondan büyüğüm ama o büyükmüş gibi davranıyor. Zavallı Defne İpek’in anlattıklarını yüzünde dehşet ifadesi ile dinliyordu, üzüldüğü de her halinden belliydi. Sonra Kardeşini seviyor musun diye sordum, hayır dedi. Kardeşim bana “You are a weirdo, you can’t do that, but I can! ” diyor dedi. Sonra hepimiz ona garip bakınca yok aslında oyle degil die düzeltti. Psikolojide yansıtma dedikleri bu olsa gerek tamamen kendi yaptıklarını karşıdaki yapiyormuş gibi anlatıyor. Ipek 8 yasına girmek uzere ama maalesef ağlamadigi, mizildamadigi, kendini yere atıp yuksek sesle söylenmedigi gun yok gibi. Bu aksam da Yemeğini masada yemedi, tam uyku oncesi aciktim, boyle yatamam diye vizildamaya başladı. Ben de yemek vermemem sana bu yemek saati degil dedim, herkesin sinir tellerine bastıktan moralleri bozduktan sonra kendi basına birşeyler yiyip yattı. Bugünlerde ağzını her açtığında birşeyler istiyor, onu yapabilir miyim bunu yapabilir miyim, bunu alabilir miyiz, buraya gidebilir miyiz. Bazen onunla sadece sohbet etmeyi havadan sudan Konuşmayı özlüyorum. Günümüz hep soru cevap seklinde geçiyor.Demanding diyor yabancılar buna, sürekli birşeyler talep ediyor. Tabi ki bazı soruların cevabı hayır oluyor ve o da bunu kaldıramıyor, hem kendi morali bozuluyor hem de bizim moralimizi bozuyor. Sürekli ” but i really want it” diyor. Bazen ben de kendi kendime “but i really want peace “diyorum. Bütün dünya onun emrinde olamaz, bu acı gercegi ne zaman idrak edecek nasıl öğrenecek bilmiyorum. Çatışmalar sona erdiğinde kedi gibi geliyor sarılıyor, mulayim konuşuyor ama ne Kemal’de ne de bende hiç hal kalmamış oluyor. Bütün enerjimizi hortumladiktan sonra İpek’e hiç bir sey olmamış gibi davranmaya çalışmak, onun psikolojisinde olumsuz bir iz bırakmamak icin kendimizi (derin bir nefes alarak ) zorlayıp mutluymus gibi davranmak, yaşananlardan ders almasını beklerken ertesi gun yine aynı tavırla karşılaşmak anne babalığın en zor yani. Mesela dişlerini fırçalamasi, istediğin buysa gidip fırçalayacağım diyor. Benim istediğim degil, yapman gereken bu!!! 

Bazen düşünüyorum Defne ilk cocuk olsa herhalde hic takmazdi ama Ipek kardeşi kaldırabilecek bir yapıda hic degil. Nasıl bu kadar kin, öfke biriktiriyor icinde anlamıyorum. 

Çocuklarımı bir film izler gibi izliyorum, hamlelerini onceden kestiriyorum, davranışlarını kafamdaki şablonlarla açıklıyorum. Ileride ne olur bilmem ama su anda onları avucumun ici gibi tanıdığımı dusunuyorum. Öğretmenlikte davranış kontrol yöntemleri ile ilgili verilen en onemli tavsiye sorunların gelecegini onceden sezmek ve davranışı sorun yaratmadan once durdurmaktır. Ben de evde sürekli radar gibiyim, bu konuşmanın sonu kötüye gidecek, simdi sandalye kavgası yapacaklar, ya da az sonra Ipek bunu isteyecek vs. diye sürekli antenlerim acik. Buna rağmen berbat gunler geçirdiğimiz oluyor. Umarım her gecen gun çocuklarım birbirleri ile daha iyi anlaşır, birbirlerini rakip olarak degil ekip arkadaşı olarak görürler. Evlat, atsan atılmıyor satsan satılmıyor cinsinden bir sey, elimizden gelen tek sey Urfa deyimi ile “iflah olmalarını” dilemek. 

Nepal’de deprem olunca onlarca yerden yardım toplama ile ilgili Çağrı, davet aldık. ( bu arada telefondan post yazınca  büyük kucuk harf problemi oluyor kusura bakmayın)  Sinifta öğrencilerle bir sürü yemek yapıp velilere sattık. Bi hafta boyle gecti. Defnenin dogum gunu pazar gunu. Bir yer kiraladık, pasta, kostüm, party bag derken bayağı uğraştırıcı oldu bizim icin ama onun saf ve Herşeyden mutlu olan yapısı ne kadar yorulsak da değiyor dedirtiyor bize. Emlakçı geldi evi kontrol etti, onun icin halıları yıkatip bahçeyi düzenlemiştik, rapora olumsuz bir sey yazmamış cok sukur. Önümüzdeki hafta sonu ebru kursum var, 15 kişilik grubum olacak büyük ihtimalle , cok hazırlık yapmam gerek. Okulda karneleri hazırlamaya şimdiden başlıyoruz, herkes cok stresli. Ben de ilk karne dönemim olacağı icin ve her okulun Şablonu farklı olduğu icin o panikten nasibimi alıyorum. Uzun zamandır görmediğim Bookbinder Arkadaşlarım yarın ortaçağ festivalinde stand kuracaklarmis illa gel dediler. Gidip onları göreceğim. Cumartesi aksamı da karşı komşum ve arkdaslari ile dua toplantısı yapıyoruz:) herkes kendi Allah’ına dua ediyor. Insallah yarına Defne nin arkadaşları icin kucuk hediyeleri alma isini de sıkıştırırım. Kemal’cigimin boyle seylerde eli pek boldur, evde eşyaları koyacak yer kalmadı. İki saatlik partide durmadan yemek yense yine de bir sürü artan sey olacak gibi geliyor. Yarın hava yağmurlu olacak, güya kis geldi ama hava sabahları 17 öğlen 27 dercelerde. Yogun bir hafta sonu bizi bekliyor, kandiliniz mübarek olsun, işleriniz yolunda gitsin.

Sevgiler 

Türkiye’den ne getirsem?

Herkesin önceliği farklı o yuzden yazdıklarım ne kadar ise yarar bilemiyorum. Gümrüğe takılma ihtimali oldugundan Ihlamur, peynir, vs hiç önermiyorum. Ama ticari ambalajlı olunca tarhana veya Fındık fıstık gibi seylere izin verildiği oluyor.

Türkiye’deki yiyeceklerin yüzde 90’ini burda bulabilirsiniz ama diyelim Türkiye’de  bir sey 10tl ise burda en az 10 dolardır. Para probleminiz yoksa hiç kendinize yük etmeyin, bir sey getirmeyin. Para harcamayayim diyorsanız, Turk kahvesi, zeytin, lokum, ceviz ici getirebilirsiniz. Hani var ya Antep işi pestil, o da var ama cok pahalı. 70’lik rakı  burda 50 dolar. Ama kesinlikle istanbul duty freeden almayın çünkü aktarmalarda ucaga almanıza izin vermiyorlar. 

Turk kahvesi yapma makinası faydalı olabilir. Kalın Mont kaban getirmenize gerek yok. Bornoz, iyi kalite burda yok. Giyim kuşam cok zevksiz ve hiç kaliteli degil çünkü burda kimse o kadar da önem vermiyor kıyafete. 

Tavsiyem kaliteli ve rahat bir kac çift ayakkabı getirmeniz. Ortopedik olanlar mesela. Yasam tarzi nedeniyle oyle topuklu şık ayakkabılara gerek kalmıyor. 

Aklıma geldi, aslında Mısır çarşısına gidip etrafınıza bir bakın. Orda satılanlar buralarda pek de bulamayacağınız seyler olabilir. Mesela banyo icin kese:) bazı baharatlar ( burda neyin ne olduğunu anlayıncaya kadar cok zaman geçiyor) 

Tabi ki Turkce kitaplar. Kitap kurdu olanlar mutlaka stok getirsinler. (Kindle’da okumayı da tercih edebilirsiniz aslında )

Aklıma gelenler şimdilik bunlar, başka seyler hatırladıkça yazarım insallah:)

Saglicakla gelin yeter:) Bir de ben iki sise sarı kantaron hapı getirmiştim, ilk Başlarda sinir sistemim güçlü olsun diye. Oyle Solgar hapları filan kullanıyorsanız sizi idare edecek kadar getirin ilk basta. 

Bir de Sahlep ve damla sakızı getirirseniz size Maraş dondurması yaparım:) makina var ama hakiki malzeme yok!

Yarın eğitime gidiyorum, okul yok. Artık daha rahatım okulda, sabahları kalbim küt küt gitmiyorum. Cocuklara alıştım, onlar da bana alıştı. Is cok,o hiç bitmiyor ama bilinmezin verdigi korku yok hiç olmazsa. Karşı komşumuz ile gittikçe samimi olmaya başladık. Kocası Malezya’da Üniversite’de profesör, burda kalıp is bulmak zor olduğu icin son 4 yıldır orada yasıyormuş. Kadın ve cocukları burda. Kendi fizyoterapist. Büyük kızı ogretmen, oğlu da ogretmen, kucuk kızı da fizyoterapi okuyor. Oğlu hobi olarak sihirbazlik yapiyormuş, simdi bir teklif almis. Yaklaşık 150 kişilik bir grupla bütün Avustralya’yi dolaşacak bir turnede ise alınmış. Bir yıl boyunca konteyner ile sürekli gezecekler gösteriler yapacaklar. Annesine de yani komşuma,bu grubun ozel hemşiresi olup bir doktor ile birlikte ekibin sağlığından sorumlu olacağı bir rol teklif etmisler. Eğer kabul ederse oğlu ile gezecek. Daha karar vermedim diyor. 

Shelley (komşum),gecen gun beni kendi kilislerinin düzenlediği anneler gunu kahvaltısına davet etti. Arkadasım Fatos da geldi. Buranın en büyük ve havalı oteli Crown’a birlikte gittik. Salon son derece bakımlı yüzlerce kadın ile doluydu. Hepsi de güler yüzlü ve cok samimiydiler. Gözlerimiz burada bu kadar şık insan görmeye alışmamış. Özellikle Güney Afrika’lı bayanlar cok ilginçti. Bol bol saç ve kıyafet analizi yaptık. Konuşmacı olarak bir bayan cikti.  Biz vaaz turu birsey beklerken kadın kendi hayatinı anlatmaya başladı. Olduğu gibi aktarmaya çalışayım:

“Sekiz yaşındayiz, o gun bizi okuldan babam almaya geldi. Ben ve ablam mutlu olduk çünkü babamin gelmesi bizim eve arabayla gideceğimiz anlamına geliyordu bizim icin. Babam bize annemin hastanede olduğunu, o iyileşinceye kadar birkac günlüğüne anneannemizin evinde kalacağımızı söyledi. Sonradan anladık ki babamin başka bir ailesi varmış ve o gun anneme bunları anlatıp onu terkedecegini söyleyince annem kendi canını almaya kalkmış o yuzden de hastaneye kaldırılmış. Odamızı toplayacak, kıyafetimizi değiştirecek, arkadaşlarımıza ve öğretmenlerimize veda edecek fırsatımız olmadan başka sehirde yasayan anneannemizin evine bırakıldık. Birkac gun denilen zaman 8 yıl sürdü. Annem bazen bizi ziyarete gelirdi, ağır ilaçların tesirinde hayalet gibi durur, onu üzmemek icin elimizden geleni yapardık. Babam yeni eşi ile bizi ziyarete gelirdi. O bayana karşı nasıl davranacağımızı bilemezdik. Bir yandan bu kadar acı çektiğimiz icin ona dargındik öte yandan nezaketli olmak zorundaydık. ” 

Yüzlerce kişilik gruptan çıt çıkmıyordu, bütün kadınlar pür dikkat anlatılanları dinliyorduk. Anlatan bayanın da oyle canlı guzel bir sesi vardı ki adeta dinleyicileri kendisine kilitliyordu. Tabi yaklaşık 1 saate yakın süren konuşmada beni etkileyen tüylerimi diken diken yapan bir sürü sey vardı, hepsini buraya yazamam. Uzun lafın kısası, o kadar yokluğun, üzüntünün, acının icinde bu kadının anneannesi onlara bakmis. Kadere inat hep neşeli, cıvıl cıvıl ve sonsuz şefkatliymis. Sonra kız Londra’ya babasının yanına gitmis, üvey annesi ona her turlu kötülüğü yapmış. Üvey annesinin kardeşi Sydney’de yasıyormuş ve sürekli onları buraya çağırıyormuş. Kız bu teklif ile ilgilenince üvey anne cok sevinmiş hemen onu postalamis. Uzun lafın kisasi,kız buraya gelip yerleşmiş, kilisedeki insanlar sayesinde yaşadığı her turlu acıya rağmen hayata tutunabilmis. Olayın kilise bağlantısı son birkac cümle ile sınırlıydı. Anneler gününde herkesin zaten duygusal olduğu boyle bir ortamda kadının anlattıkları bende garip duygular uyandırdı. Konuşmada duygu sömürüsü yoktu, kucuk Emrah maskesi yoktu, vaaz,İsa yoktu, ukalalık yoktu. Sadece bazen son derece ters giden isler icinden cok guzel sonuçların çıkabileceği mesajı vardı . O kadının hayati aynen Marie Rose Balter’in hayatinı çağrıştırdı bana. Ilham verdi, güç verdi. 

Ben burda iki yıl cemaat okulunda çalıştım, kimseden bir kötülük gormedim ama basim acik olduğu icin sanırım, kendimi hep odd one out hissettim. Shelley’e de Müslüman olduğumu söyledim ama beni yine de toplantılarına davet etti. Onunlayken farklı dinlerden de olsak öyle hissetmiyorum.  Akşamları uğrayıp bize ekmek, pasta filan getiriyor. Ben de ona Buket’in yaptıgı baldan götürdüm. Cocukları son derece terbiyeli, yardimsever. Kahvaltıdan çıkıp evin yakındaki nehir kenarındaki Cafe ye gittik. Saatlerce sohbet ettik, içten, samimi bir dost. Beni dinine çekmek icin mı boyle davranıyor diye düşünüyorum bazen ama sanırım bu benim şüpheci genlerinden kaynaklaniyor. Çünkü ona acik acik anlattım dusuncelerimi. Shelley ile olan dostluğum neticesinde Allah’a daha cok dua etmeye, onu daha cok anmaya başladım. Bir de hayatta her seyin bir sebebi olduğuna daha cok inanmaya basladim. Şimdilik varlığından son derece keyif aldığım harika bir dostum var, gelecek ne getirecek hep birlikte gorecegiz. 

Anneler gunu toplantısı. Öğlen sınıfıma biri hariç bütün öğrencilerin annesi geldi, arkasından ben İpek’in sınıfına gittim.  Yan sınıftaki öğretmen  benim öğrencileri aldi da yerime başka ogretmen bulmak zorunda kalmadım. Anneler gunu icin İpek’in sinifindaki cocuklar bir cay hazırlamışlar heyecanla bizi bekliyorlardı. Okullardaki ve genel olarak toplumdaki en yaygin aktivite “fundraising”, yani sürekli para toplanıyor. Cok çeşitli sebepler (kanser, cocuk ölümleri, az gelişmiş Ülkelerde yetimhane, okul inşaatı, Nepal depremi) ile sürekli bağış toplama günleri oluyor. Özellikle okullarda cocuklara bu bilinci aşılamak icin bizdeki pilav gunu(!) benzeri event’ler düzenleniyor. Simdi Diyeceksiniz niye İngilizce yazıyor, vallahi aksamın bu saatinde beynimin hala çalıştığına şükrediyorum, İngilizce Turkce ne bulursam yazıyorum. 

Pazartesi evi teftişe gelecekler, biliyorsunuz burda kiracıların evi 3 ila 6 Ayda bir kontrol ediliyor, bir sakatlık varsa ev sahibine bilgi veriliyor. Biz de bir hali Yıkama makinası kiraladık, halıları temizlememiz lazım, Defne hanım oyun hamuru, akışkan plastik filan döktü, Kemal’in de cay ve kahve Dökme vukuatı var. Bir de bahçedeki Yabani otları yolmamiz veya üzerine mulch denilen seyden dökmemiz gerekiyor. Yani bu hafta sonu biraz dolu. 

Defne sınıfı ile her gun yüzmeye gidiyor. Burnu tıkalı, sesi çatlak. Ipek ise sınıftaki arkadaşlarının ona “bullying” zorbalık yaptığını söylüyor. Duygusal olarak cok desteğe ihtiyacı var. Her gece onu yatağına yatırırken yaklaşık 1 saat konuşuruz. Benim yorum yapmamı hiç istemiyor, sadece dinle veya soru sor diyor. Haftaya cok önemli Naplan sınavı var, biz de yavas yavas anlıyoruz buranın sistemini. Ilk iki yıl yatış, Naplan’in olduğu yıl etekler tutusuyor.

İstanbul’daki evimizi satışa çıkardık. Haftalik 480 dolar kira vermek yerine uzerine biraz daha koyar kendi evimizin mortgage ini öderiz diyoruz ama pesinat gerekli ve mecburen evi satıyoruz, insallah iyi bir karar veriyoruzdur. 🙁 

Iste boyle bu aralar 

Anneler gunünüz kutlu olsun…