Archive for May 16, 2015

Hafta ici bir turlu uyanamazken hafta sonu sabahın 6’sinda uykum kaçtı. Kızları alıp bir arkadaşı görmeye ortaçağ festivaline gittik, hava yağmurlu ve soğuk.  Donduk resmen. Ordan alışverişe gidip Defne’nin yarınki dogum gunu icin eksiklerini aldık. Ipek’e Elsa kostümü aldık ama kıskançlıkta zirve yapmış durumda. Telefonda danışmanı arayıp konuşacağını söyledi ama istediği danışman musait değilmiş o zaman ben aynı soruları sorayım bana anlat rahatla dedim. Başladı anlatmaya: kızkardeşim dogum gunu olacak diye hep bana patronluk taslıyor sanki her şeyi o biliyormuş gibi davranıyor. Ben ondan büyüğüm ama o büyükmüş gibi davranıyor. Zavallı Defne İpek’in anlattıklarını yüzünde dehşet ifadesi ile dinliyordu, üzüldüğü de her halinden belliydi. Sonra Kardeşini seviyor musun diye sordum, hayır dedi. Kardeşim bana “You are a weirdo, you can’t do that, but I can! ” diyor dedi. Sonra hepimiz ona garip bakınca yok aslında oyle degil die düzeltti. Psikolojide yansıtma dedikleri bu olsa gerek tamamen kendi yaptıklarını karşıdaki yapiyormuş gibi anlatıyor. Ipek 8 yasına girmek uzere ama maalesef ağlamadigi, mizildamadigi, kendini yere atıp yuksek sesle söylenmedigi gun yok gibi. Bu aksam da Yemeğini masada yemedi, tam uyku oncesi aciktim, boyle yatamam diye vizildamaya başladı. Ben de yemek vermemem sana bu yemek saati degil dedim, herkesin sinir tellerine bastıktan moralleri bozduktan sonra kendi basına birşeyler yiyip yattı. Bugünlerde ağzını her açtığında birşeyler istiyor, onu yapabilir miyim bunu yapabilir miyim, bunu alabilir miyiz, buraya gidebilir miyiz. Bazen onunla sadece sohbet etmeyi havadan sudan Konuşmayı özlüyorum. Günümüz hep soru cevap seklinde geçiyor.Demanding diyor yabancılar buna, sürekli birşeyler talep ediyor. Tabi ki bazı soruların cevabı hayır oluyor ve o da bunu kaldıramıyor, hem kendi morali bozuluyor hem de bizim moralimizi bozuyor. Sürekli ” but i really want it” diyor. Bazen ben de kendi kendime “but i really want peace “diyorum. Bütün dünya onun emrinde olamaz, bu acı gercegi ne zaman idrak edecek nasıl öğrenecek bilmiyorum. Çatışmalar sona erdiğinde kedi gibi geliyor sarılıyor, mulayim konuşuyor ama ne Kemal’de ne de bende hiç hal kalmamış oluyor. Bütün enerjimizi hortumladiktan sonra İpek’e hiç bir sey olmamış gibi davranmaya çalışmak, onun psikolojisinde olumsuz bir iz bırakmamak icin kendimizi (derin bir nefes alarak ) zorlayıp mutluymus gibi davranmak, yaşananlardan ders almasını beklerken ertesi gun yine aynı tavırla karşılaşmak anne babalığın en zor yani. Mesela dişlerini fırçalamasi, istediğin buysa gidip fırçalayacağım diyor. Benim istediğim degil, yapman gereken bu!!! 

Bazen düşünüyorum Defne ilk cocuk olsa herhalde hic takmazdi ama Ipek kardeşi kaldırabilecek bir yapıda hic degil. Nasıl bu kadar kin, öfke biriktiriyor icinde anlamıyorum. 

Çocuklarımı bir film izler gibi izliyorum, hamlelerini onceden kestiriyorum, davranışlarını kafamdaki şablonlarla açıklıyorum. Ileride ne olur bilmem ama su anda onları avucumun ici gibi tanıdığımı dusunuyorum. Öğretmenlikte davranış kontrol yöntemleri ile ilgili verilen en onemli tavsiye sorunların gelecegini onceden sezmek ve davranışı sorun yaratmadan once durdurmaktır. Ben de evde sürekli radar gibiyim, bu konuşmanın sonu kötüye gidecek, simdi sandalye kavgası yapacaklar, ya da az sonra Ipek bunu isteyecek vs. diye sürekli antenlerim acik. Buna rağmen berbat gunler geçirdiğimiz oluyor. Umarım her gecen gun çocuklarım birbirleri ile daha iyi anlaşır, birbirlerini rakip olarak degil ekip arkadaşı olarak görürler. Evlat, atsan atılmıyor satsan satılmıyor cinsinden bir sey, elimizden gelen tek sey Urfa deyimi ile “iflah olmalarını” dilemek.