Archive for January 17, 2016

bugün bu yılın ilk ebru kursunau
verdim. Toplam yedi öğrencim vardı. yaklaşık 350 km uzaklıktan sırf bu kurs için derse gelmiş olan iki kişi vardı. İnsanların kendilerini geliştirmek için ne kadar çaba sarf ettiklerini hayranlıkla izledim.hayattan zevk almak yeni hobiler edinmek yeni yerlere gitmek buradaki insanların Çok iyi yaptığı bir şey. Kemal de evde kızlarla kaldı tabi herkes bunalmış kurs çıkışı plaja gittik ve okyanusun muhteşem manzarasını  İzledik. burada yaşadığım her tecrübede aklıma türkiye’de olup da yurtdışına göç etmek isteyen kişiler geliyor. sonra düşündüm taşındım ve naçizane düşüncemi söylemeye karar verdim. eğer kararlı Ve iyimser bir kişiliğiniz varsa gelin. yüzünüze kapanacak kapılara aldırmayıp hala içinizdeki hevesi canlı tutarak bıkmadan üşenmeden kapıları çalacak gayrete sahipseniz gelin. eşinize güveniyorsanız ne olursa olsun zorlukları birlikte göğüs gereceğiniz bir hayat arkadaşınız varsa korkmadan gelin.  yaşadığınız her şeyin aslında hakkınızda böylesi hayırlı olduğu için yaşandığını düşünüyorsanız gelin. egonuzu bir ceket gibi çıkartıp ulaşamayacağıniz bir yere  kaldırmaya cesaretiniz varsa gelin. anneden babadan teyzeden akrabadan medet ummayıp kendi ayaklarınızın üzerinde durabilecek gücünüz varsa gelin. eğer böyle biriyseniz türkiye’de harcadığınız zamana yazık böylesi cennet gibi bir yer kaçmaz.  En büyük sıkıntılar en fazla iki sene sürüyor den sonra herkes işini şu yada bu şekilde yoluna koyabiliyor. dostlukları akrabalıkları arkadaşlıkları geride bırakıyorsunuz ve bembeyaz bir sayfa açıyorsunuz Fonda yeşillik okyanus masmavi gökyüzü ve temiz bir dunya…

 

Herşey Sende GizliŞair: Can Yücel

Yerin seni çektiği kadar ağırsın 

Kanatların çırpındığı kadar hafif.. 

Kalbinin attığı kadar canlısın 

Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç… 

Sevdiklerin kadar iyisin 

Nefret ettiklerin kadar kötü.. 

Ne renk olursa olsun kaşın gözün 

Karşındakinin gördüğüdür rengin.. 

Yaşadıklarını kar sayma: 

Yaşadığın kadar yakınsın sonuna; 
Ne kadar yaşarsan yaşa, 

Sevdiğin kadardır ömrün.. 

Gülebildiğin kadar mutlusun 

Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin 

Sakın bitti sanma her şeyi, 
Sevdiğin kadar sevileceksin. 

Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer 

Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın 

Bir gün yalan söyleyeceksen eğer 

Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın. 

Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret 

Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın 

Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın 

Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak. 

Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın 

Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü. 

Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin.. 
İşte budur hayat! 

İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın 

Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün 

Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun 

Çiçek sulandığı kadar güzeldir 

Kuşlar ötebildiği kadar sevimli 

Bebek ağladığı kadar bebektir 

Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren, 

Sevdiğin kadar sevilirsin…

Can Yucel 

Tekrar selamlar,
Okul tatilinin ortasina geldik. Niyetim odev yazmakti ama hic firsat bulamadim. Cocuklari son iki hafta bir kursa gonderecegim insallah zaman bulup o arada biraz ilerleme kaydedebilirim. Bugun Ipek`in arkadaslarini eve cagirdim. 6 tane kiz cocugu ciglik cigliga bir o yana bir bu yana kosup oynuyorlar. Her sey yolunda! Ozellikle gecen hafta ailecek yakalandigimiz dizanteri hastaligindan sonra iyilesince insan yeniden dogmus gibi oluyor. Dun dogum gunumdu. Eat Greek diye bir restorana gittik. Bizim oralara yakin tatlar bulduk dogal olarak:)
Hayatima sukrettim, yasadigim cennete, aileme, sagligima…
36 yasina girdim…

Rumi`nin mesnevisinden derlemelerin yapildig Day by Day diye bir kitap buldum kutuphaneden. Onu okuyorum, cok sevdim.
Arayislarimizdan bahsediyor. Aramayi biraktiginiz an yakalarsiniz diyor huzuru ve mutlulugu.

Ben de biraktim surekli her ani analiz etmeyi. Basit yasamaya, basit dusunmeye calisiyorum.

Karsi komsumuzun beni davet ettigi ve bir iki kere gittigim kiliseden bana dogum gunu karti gelmis. El ile yazilmis, icten ve cok kibarca yazilmis bir kart. Kendimi ozel hissettim.

Burada gozlemledigim Muslumanlar ve Hiristiyanlar arasindaki en belirgin fark hosgoru, sevgi ve kibarlik. Kiliseye gittigimde Musluman oldugumu onlara soyluyorum ama buna ragmen ne bir dudak kivirma, ne rahatsiz eden bir bakis. Misyonerler gibi bunaltan bir israr veya baski da yok. Her sey sana kalmis. Eger istersen anlatiyorlar, istemezsen zorlamiyorlar. Komsumu gecen aksam yemegine cagirdim, yetismis cocuklari ile geldi. Oyle guzel muhabbet ettik ki gercek bir dost gibi birbirimizin kalbini isittik. Onun Hiristiyan veya benim Musluman olmam hic bir sekilde iletisimimizi engellemedi. Keske bizim Camilerimizde de verilen vaazlar sevgi dolu olsa. Camiden cikan kisinin kalbi “Allah`im cok gunahim var!“ dıye sıkısmak yerine, “Allah beni seviyor, ne olursa olsun, her seye ragmen!“ diye mutlulukla dolsa…

Ulkemizde olan bitenleri cok derin uzuntu ile izliyorum. Kardeslerim, ailem icin endislenmeye basliyorum.

Buradaki insanlara bakiyorum. Kadin erkek esitligine… Sokakta magandalik yapan yok. Kizlara laf atilmasi, takip edilmesi veya mahalle baskisi yok. Aksine herkes herkesi koruyor, kolluyor. Neighbourhood Watch denilen bir sey var. Her mahallede Safe House denilen bir ev belirlenmis. Mesela basiniza bir sey geldiginde veya birisinin size kotu bir sey yapacagini hissetiginizde hemen o eve gidiyorsunuz. Okullarda cocuklara mahallelelerindeki Safe House`in nerede oldugu gosteriliyor. Anlatiliyor. Yerde de mavi ayak izleri boyanmis o eve dogru giden. Pedofili sucundan sabikali birisi mahallenize tasinirsa butun sakinlere posta ile bilgi veriliyor. Su adrese daha once bu suctan sabika almis birisi tasinmistir diye. Okula giden butun cocuklarin velilerine sabika kaydi soruluyor. Working With Children Check karti diye bir kart var. Bu kartin olmadan cocuklarla ilgili herhangi bir iste calisamiyorsun. Mesela bir cafe bile olsa orda garson olamazsin. Kisacasi duyarli bir toplum kendimizi daha guvende hissetmemize yardimci oluyor. Allah her turlu kotu insandan saklasin esirgesin cocuklarimizi ama en azindan devletin bu konuda bir sey yaptigini hissediyorsun.

Bi cafeye gittik gecen gun, cok guzel bir nehir kenarinda ve cocuk parkinin yaninda. Cocuk parkinin cimenlik alanina Cafe de sandalye ve masa atiyor. Aksam 5`te cafe kapaninca garson cimenin uzerine dusmus pecete, pipet vs ne varsa tek tek eliyle topladi. Garson kendiliginden mi yapti bunu yoksa patronundan gelen bir talimat miydi bilmiyorum ama ben bu davranistan cok etkilendim. Hani surekli bizimkiler “surdurulebilir“ su “surdurulebilir` bu deyip duruyorlar ya. Iste o bilinc tam da bu. Adam biliyor yarin yine o cimenlere masa atacagini. Bugun orayi kirli birakirsa yarin kimsenin gelmek istemeyecegini…

Boyle iste bu ulkede yasamak bazen vicdan azabi yapiyor memleketimi dusununce, lokmanin bogazimdan gecmemesi gibi gozum tahammul etmiyor bisiklete binen sortlu genc kizlari gorunce. Her mahallede 3-4 futbol sahasi buyuklugunde son derece bakimli yesil alanlarda kopeklerin doya doya kosup eglenmelerini kiskaniyorum bizim apartmanlarda sıkısan zavallı kopeklerımızı dusununce. Veya yuzme havuzuna gelmis, suyun tadini cikaran engelli genc kizi gorunce bogazim dugumleniyor. Imkan olsa bile cahilce bakislardan rahatsiz olacagi kesin olan binlerce engelli yurttasimin omurlerini yorgan altinda harcamak zorunda kalmalarindan rahatsiz oluyorum.

Siz siz olun bu kadar vicdanli olmayin, yoksa size iki dunyada da rahat yok!!!

kids brain power

KID’S BRAIN POWER
Steve Nadia (The Oregonian, Technology Review, 12-15-93)
(reprinted with permission from The Oregonian)
Here is one of the best articles we’ve found which cites the research findings of several eminent brain researchers on the subject of the young child’s ability to learn.

Parents and teachers have long known that a child’s brain can soak up information like a sponge. But now, researchers have scientific evidence to back up the theory, along with advice on ways to help children reach their full potential. Perhaps the most convincing new corroboration of the young child’s phenomenal learning capacity comes from neurologist Harold Chugani, head of the PET Center at the Children’s Hospital of Michigan. While at UCLA during the 1980’s, Chugani had been examining PET scans to pinpoint the brain-seizure sites of his epilepsy patients. But he also has used these scans to observe which brain structures were metabolizing the most glucose and therefore were the most active.

Citing new evidence, researchers suggest the U.S. education system take a new look at young minds.

By examining the glucose metabolization of patients ranging from newborns to adults, Chugani uncovered the timetable under which various regions of the brain develop.

By age 4, for instance, the cortex begins operating at adult activity levels. By 4, a child’s brain is more than twice as active as an adult’s. The brain continues to consume glucose at this feverish pitch through age 10 and then slows down until age 16, when it levels off at adult values.

The child’s brain burns much more glucose than an adult’s brain, Chugani said, because it must maintain trillions of connections between neurons, more than twice as many as are ultimately retained.

“Initially, the brain provides too many connections in the cerebral cortex,” he said. “Then, there’s a waiting period to decide which ones you want to keep.”

These connections represent potential pathways that an electrical impulse may travel. Connections are strengthened by repetition, and those that are not used become vulnerable to elimination.

“If we teach our children early enough, it will affect the organization, or ‘wiring,’ of their brains.”

Michael Phelps, UCLA biophysicist
“The thing that determines which connections are saved is education in the broadest sense of the term,” says UCLA’s Michael Phelps, a biophysicist and co-inventor of the PET scan. “If we teach our children early enough, it will affect the organization or ‘wiring,’ of their brains.” Unfortunately, UP.S. education does not take full advantage of this opportunity, Phelps said.

For example, foreign-language instruction is often deferred until high school, despite the fact that youngsters can learn to speak like natives — that is, to think in the language without having to translate — whereas teenagers or adults usually cannot. When small children learn a new language he said, “the ability to use that language is wired in the brain.” Musical training is another familiar example. “By encouraging young children to learn music and practice, you’re really doing them a big favor.” Chugani said.

“Once a child has learned an instrument, he or she can stop playing, then pick up the instrument 20 years later and do much better than an adult just starting out.”

Deprivation — the opposite of enrichment — can also permanently affect the organization of the brain. For instance, the language centers of the cortex are not able to reach full maturity without proper stimulation, says psychiatrist Arnold Scheibel, director of UCLA’s Brain Research Institute.

That’s why so-called “feral” children who grow up in the wilderness without adults cannot master a language if they are brought back to civilization after the age of 10.

Likewise, experiments by neurobiologists David Hubel of Harvard and Torsten Wiesel of Rockefeller University have shown that cats can be blinded simply by covering their eyes during critical periods of infancy.

Although the retina remains intact, the connections between the retina and brain are permanently impaired. When blindfolds are applied to adult cats, their vision is not permanently affected because the essential wiring is already in place.

The lessons from studies such as these are clear, contends Martha Pierson, a neurobiologist at Baylor College of Medicine. “Children need a flood of information, a banquet, a feast.”

Early education, she adds, “shapes the basic architecture of the computer (brain). If you are exposed to enough things, you’ll develop a processor that can handle the flood of data that life throws at you later.”

Merlin Wittrock, head of UCLA’s Division of Educational Psychology, maintains that much of the instruction in today’s schools is based on a flawed premise.

“For a long time, we’ve assumed that children should get an immediate reward when they do something right,” he said. Courses, therefore, typically revolve around exercises broken up into tiny chunks with answers supplied at every conceivable juncture. “But the brain is much more complicated than most of our instruction.” Wittrock said. “It has many systems operating in parallel.”

In place of the usual “drill and practice” programs, he advocates complex problems without simple solutions that engage numerous systems in the brain and strengthen the connections among them. Because children may grapple with these problems for an extended period of time, the experience also should make a much more lasting impression.

Chugani concurs. Since repeated stimulation stabilizes the connections between neurons, he said, “It’s better to expose a kid to a lot of things over a period of years, rather than trying to cover subjects one at a time in brief, intensive workshops.”

“Children need a flood of information, a banquet, a feast.”

Martha Pierson, Baylor College of Medicine
UCLA’s Scheibel cautions, however, that pushing youngsters too hard can be counterproductive. “When the level of exposure becomes excessive,” he said, “stress hormones are released that actually destroy nerve cells.”

A balance must be struck between too little exposure and too much. Another important issue is the proper time to begin the educational process. Clearly, we shouldn’t force kids to learn too much too soon. “But why wait until age 5,” said Yale biologist Martha Constantine-Paton, “When the evidence clearly shows that brain development begins much earlier.”

For example, she said, before a child can begin to learn how to read, the basic neural wiring has to be in place: Kids have to be able to track things with their eyes, focus attention and interpret symbols.

This points to the importance of preschool programs such as Head Start, she said,
where children can get the stimulation necessary to prepare them for reading and other challenges ahead.

All of this is not to suggest that we should give up on educating adults. “Although there is a great window of opportunity for learning up to the age of 10, said Scheibel, “That doesn’t mean you’re over the hill at 12 or 14 of 40.”

Even in old age, the brain retains some “plasticity.” If we stay healthy, he added. “we can continue learning right up to the day we die.”

For other enlightening articles on brain research and neurological development in early childhood education:

http://www.dana.org/dabi/transcripts/gm_96.html

Merhaba

Sevgili okuyucularim, gormesem de, tanimasam da icinde uzaklara gocmenin atesinin yandigini bildigim, belki de kisa sure sonra ayni kaderi paylasacagimiz degerli insanlar, araya uzun zaman girdi yazamadim, kusura bakmayin.
Benim icin Agustos ayindan sonrasi cok calkantili gecti. Allahin izniyle 20016 ya korkulari, uzuntuleri arkada birakarak girdik. Umarim yeni yilda her sey cok daha guzel olur.
Okullar kapandi, iki gun sonra Hawaii`ye gittik. Green Card cekilisini kazandigimiz icin ulkeye 6 ay icinde giris yapma mecburiyetimiz vardi. Bu nedenle Amerika`nin Avustralya`ya en yakin yeri olan Hawaii adasini sectik. Oteki turlu Turkiye uzerinden gitmek hem cok yorucu hem de cok masrafli olacakti. Hawaii ne kadar Amerika`yi yansitir bilmiyorum ama gozlemlerim soyleydi: Yollarin seritleri daha dar, trafik daha tehlikeli ve yogun. Her tarafta Japon ve Cinli var. Sokaklarda evsizler var, insan kendini pek guvende hissetmiyor. Hayat son hizla akiyor, gece 12`de bile sokaklar dopdolu, canli, hareketli. Walmart vs. gibi yerlerde kiyafet ucuz ama yemekler o kadar da ucuz degil ve herkesin dedigi gibi devasa posiyonlar yok. Hawaii Volkanik bir ada, topragi son derece verimli ve cok yagmur aldigindan dolayi resmen cennet gibi bir ada. Gozlerimiz yesile doydu. Yesilin her turune, orkidelerin, agaclarin, tropic bitki ortusunun envai turlusune her yerde rastliyosunuz. Resmen insan kendini dinazorlar zamandinda hissediyor oylesi buyuk agaclarin icinde. Zaten Lost, Jurrasic Park vs. hep orada cekilmis. Neyse, bizim aslinda Amerika`ya tasinmak diye bir niyetimiz yok ama Kemal oradaki islere basvuracak, hani olur da guzel sartlarda bir is bulursa once o gidip bir muddet calisacak, sonra biz kararimizi verecegiz. Turkiye`de o kadar cok tasindim, Perth`te 3 yilda 4 kere tasindim, hayirlisi ile mutlu mutlku burada yasayalim, tasinmayalim diye dusunuyorum ama bir yandan da icimden bir ses, take every chance, drop every fear diyor:)
Neyse Hawaii`ye giderken ve donerken Sydney ve Melbourne`de yaklasik 10 saatlik duraklama yaptik. O sehirleri cabucak gezip arkadaslarla gorustuk. Melbourne`u cok sevdim. Kalabalik olmasina kalabalik ama sempatik! Sydney gibi kaybolup giderim hissi yok. Buyuk bir aile icindeymissin gibi hissediyorsun. Hava degisken ama bir ceket alip geziyorsun en kotu. Secenek cok fazla. Turk restoranlari cok sayida. Dekor, yemek, sarkilar, dil. Kendini Turkiye`de gibi hissediyorsun.
Tatil donusu Perth bize tabi ki herkese geldigi gibi cok sessiz geldi. Ya bu insanlar nerde? diye yuzbininci kez sorduk kendimize. Jetlag`i cabuk atlatip islerimize bakmaya basladik. Mandurah`ta arkadasimizi ziyaret ettik. Oraya yeni bir havuz kompleksi acilmis. Devletin sirf hizmet olsun diye boylesi muhtesem bir yeri halkin kullanimina acmasi benim Turkiye`den getirdigim dusunce kalibima cok ters dustu. Yakinda ozellestiriler, iceri giris 3 kati fiyati olur diye dusunuyrken yakaladim kendimi:) Neyse, sonra Christmas tatili geldi, Kemal de 4 gun calismadi. Cogunlukla sirketler calisanlarina bu donemde mecburi izin veriyor 18 aralik`tan 4 Ocaga kadar, butun ulke tatil modunda. Tabi tafikte double demerit yani cifte ceza puani isliyor. Uyari levhalari her yerde. Herkes cok dikkatli surmeye tesvik ediliyor. Efendim, yilbasindan sonra butun magazalar Stocktake indirimleri yapiyor, yani ellerinde olan mallari satip yeni mallar getirmeden once clearing the grounds yapiyorlar. Birkac alacagimiz vardi, tatilde alisveris isleri ile ugrastik. Tabi ben calistigim icin butun arkadas davetlerini de tatil donemine denk getirdim, bu aralar surekli misafir agirlamakla mesgulum. Herkeste oldugu gibi inisler cikislar olsa da hayatimizdan cok sukur memnunuz. Cocuklar Turkce konusmayi unutuyorlar, dilleri dolaniyor. Ufak tefek catismalar yasiyoruz onlari Turkce konusmaya zorlayinca. Aksamlari onlara Turkce hikayeler okumaya calisiyorum ama en faydali buldugum sey, birlikte dua etmek. Benden sonra dulari tekrarliyorlar ve Turkce konusuyoruz, iyi Pratik oluyor:)
Baska ne yazayim? Herkes bu aralar ekonominin kotuye gittiginden bahsediyor. Benim calstigim ozel okulda ogrenci sayilari ciddi bicimde dusuyor. Ama etrafima baktigimda bizimle birlikte gelen insanlarin 3 yil icinde kendilerini toparladiklarini, her seye ragmen hayatlarini bir duzene oturttuklarini sevinerek goruyorum. Burada yasamak evrimlesmek gibi bir sey, gozun bir sure sonra gormedegin firsatlari goruyor, olaylara farkli bir acidan bakip yoluna devam ediyorsun. Bana yazan bazi arkadasladrda bu hirsi goruyorum. Eminim onlar da geldiklerinde ekmeklerini tastan cikaracaklardir.
Ama bir yandan da ben turkiye`de iken yasadiklarim geliyor aklima. KEndimi suyu surekli isinan bir kazanda hissediyordum. Her gecen gun bir oncekinden daha berbat hissediyordum. Umutsuzluk, karamsarlik icine bogazima kadar batmistim. Sanirim bir terslik olsaydi ve goc etme sartlarini yerine getiremeseydik cok buyuk bunalima girecektim. Cok sukur ki oyle bir sey olmadi ve hayalimizi gerceklestirebildik ama demem o ki eger bureaya gelmek isyorsaniz ama bir sekilde bu olmuiyorsa, umutsuzluga dusup hayatinizi zindana cevirmeyin. Baska seceneklere bakin, baska sekillerde firsatlari yakalamaya calisin. Egitim, is bulmak, nitelikli gocmenlik, burs, kurs, staj, work and holiday, exchange artik onunuze ne cikarsa bir uzaklasin Turkiye`den. Hic olmadi tatile cikin, ancak kendi gozlerinizle gorerek, yasayarak, oranin havasini soluyarak karar verebilirsiniz gideceginiz yerin gercekten size uygun olup olmadigina. Ama supheleriniz varsa da, kendinizi yeteri kadar dayanikli gormuyorsaniz da her gun acaba gitsem mi kalsam mi diye kafanizi bulandirmayin. Kapatin o sayfayi bulundugunuz yerin, yasadiginiz anin guzelliklerini gormeye calisin.
Evimize 3 aydir hala internet baglanamadigindan ( Bu olay Kemali delirtiyor!!#$#$%%^&%^&***&()) kutuphaneden baglanip yazdim iki satir. Simdi session surem doldu ve kizlar kitaplarini secti. Kisacasi gidiyorum. Hepinize kucak dolusu sevgiler. Her sey istediginiz gibi olur umarim…