Archive for January 30, 2017

Ayla

Çok acı bir güne uyandık. Ayla diye son derece şeker, sürekli gülümseyen, kalbi de gönlü de sevgi ile dolu bir arkadaşımız vardı. Hiç başbaşa görüşme şansımız olmadı ama bazı arkadaş ortamlarında birlikte bulunduk. Samimiyeti bizi bir anda sanki çok uzun zamandır dostmuşuz gibi yakınlaştırdı. En son Türk marketinde karşılaştık. Geçen sene. Konuştuk, mutlaka gelin, her zaman beklerim, dedi. Sonradan öğrendik, akciğer kanseri olmuş. Küçücük bir kızı ve son derece hayırlı iki oğlu, onu çok seven bir eşi ile kendi kendine çok güzel bir aile kurmuştu. Tercümanlık yapıyordu. Gencecik Ayla hastalıkla cesaretle savaştı, moralini hiç bozmadı, umudunu hiç kaybetmedi. Hastalıktan kurtulursam bu sektördeki aksaklıkları birebir gördüm, hastanelerde sosyal hizmetlerin geliştirilmesi için çalışacağım diyordu. Güya bir gün sarma yapıp ona götürecektim.

Artık çok geç.

Hepimizin içi buruk.

Dokunsalar ağlayacağız.

İki yil önce annem ile babam beni Antep hava limanından Perth’e yolcularken geriye dönüp annemi son bir kez koklayarak öpmüştüm. Evime varıncaya kadar nefes almaktan bile çekindim, annemin kokusu burnumdan gitmesin diye. Bu sabah da bütün aile halkı ile tek tek vedalaşırken yine tatilin en hüzünlü anlarını yaşadım. Dönüşler çok zor… Bu defa da annem beni öyle bir öptü ki,duygu yoğunluğu bakımından 36 yılın toplamından bile daha dokunaklı bir öpücüktü. Arabaya binerken balkondan bana bakan ablam annem kardeşim yeğenim… Anlatılması zor bir duygu… Şimdi geri dönüyorum, Dubai’deyim. Evime ve kocama kavuşmanın sevinci geride bıraktıklarım yüzünden buruk. Kizlar da pek bir duygulanıp ağladılar, hatta Defne, Ankara’ya gidip onlara vize çikardığım için bana daha da bir kızgın. Biz kalırdık burada ne güzel diyor. Çocuklar anne bana dişindaki kişiler tarafından da sevilmenin tadına vardılar. Herkes onlara sarıldı, öptü, hediyeler verdi, gezmeye çikardi, güzel şeyler söyledi. Avustralya’daki mesafeli ilişkilerden sonra böylesi geniş bir çevreden yoğun sevgi görmeleri benim kizlari çok mutlu etti. 

Anonsumuz yapıldı, gidiyoruz. Allah işimizi rastgetirsin.

Mutluluk 

Ablam İzmir’den geldi. Sinem Diyarbakır’dan geldi. Yigit dün hastanede nöbetçiydi, bu hafta sonu boş, evde. Babam köyden geldi. Yıllar sonra ilk defa bütün aile bir arada. Her şeye gülüyoruz. Bavullar açiliyor, herkes bir şeyleri diğer kişiye hediye ediyor. Kıyafetler giyiliyor soyuluyor. Eşyalar son hızla el değiştiriyor. Dilşah (ablamın kizi ), İpek ve Defne ile saatlerdir içeride oyuna doymuyorlar. Yiğit’in bizimkilere aldiği minik hamster kafesinden kaçtı,mutfakta kayboldu bir ara evde hepimiz onu aradık. Sonunda banyodan çikti. Çay demlendi, bol bol sarilma ve sevgi sözü havada uçuşuyor. Babamın kendi kendini miknatis ile tedavi etmeye başlamasına takıldık, gülüp duruyoruz. 

I think, I’ll just be happy today!

Öyle bir noktaya geldim ki hıçkırıklar boğazımda düğümlendi. Onlara yasa dışı veya isnistai bir şey istemediğimi , böyle bir belgenin var olduğunu ve başvuruda bulunmak istediğimi israrla anlattım. Sonunda konsolosluk görevlisi Avustralya’li memurumuza soralim size geri dönelim dedi. Çok şükür öğlenden sonra beni aradı ve bu belgeyi daha önce hiç vermediklerini ama verebileceklerini söyledi. Formları doldurup Ankara’ya elçiliğe gittim. Çarşamba günü belgeleri teslim ettim. Cuma günü aradılar, çocuklar Australian declaratory visa’yi almişti:)

Kemal iki gün önce arayıp beni durumdan haberdar etti. O günden itibaren telefon trafiği başladı, immigration, elçilik, border police aramadığımiz yer kalmadı. Pasaport Türkiye’den başvurursak 3 hafta sürüyor oysa biz haftaya Avustralya’ya dönüyoruz. Deli gibi internette araştırma yaparken Australian Declaratory Visa’ya rastladım. 18 yaşından küçüklerin çifte vatandaşlığını Türk pasaportuna bağlamak ile ilgili bir işlem. Elçiliği defalarca aradım, her seferinde bizde böyle bir vize yok dediler. Konsolos ile konuştum, cevap hep negatif. Bildik, umursamaz tavırlar : e o zaman siz önceden başvuracaktınız falan filan. Kimse durumu anlamak istemiyor. En son açıp bir görevliye ADV’nin ne olduğunu, nasil verildiğini formdan satır satır okudum. 

Tahmin edin ne oldu? İpek ile Defne biz buradayken babaları ile birlikte Avustralya vatandaşı oldular. Kemal resepsiyona gitmiş ve ona 3 sertifikayı birden vermişler. Buraya kadar her şey çok güzel. Ancak vatandaş olunca sahip olduğunuz bütün vizeler düşüyor yani geçersiz oluyor. Çünkü pasaport kullanılıyor onun yerine ama biz pasaporta başvurmadığımız için İpek ile Defne’nin durumları muallak! Şu anda Ankara’dayım Avustralya elçiliğine geldim sorunu çözmeye çalişiyorum. 

Yol

Yük kristal

Eşek topal

Yol Uzun

Ülke bıçak sırtında. Dolar almiş başini gitmiş, altin uçmuş.

Ne paranın bereketi kalmiş, ne insanların yüzünde bir tebessüm.

Her yerde şiddet, kavga, gerginlik. İnsanlarda umuttan zerre kalmamış. Televizyonu açiyorum, diziler hep bir ağlamak , ölüm veya dövünmek ile ilgili bir sahneyle parça gösteriyor.

Herkeste bir tedirginlik, kim , ne zaman başına neyin geleceğini bilmiyor. Her iki kişiden birinin FETO ile ilgili başı dertte.

Bu durumu üzülerek izliyoruz. Hele şimdi bu günlerde mecliste başkanlık ile ilgili oylamalar var. Birbirini ısıran mı dersin, burnu kırılan mı…

Televizyonu ne zaman izlesem sürekli dış güçlerin oyunundan bahsediliyor. Obama, Merkel, İngiltere ve Kanada devlet liderlerinin masada gayet medenice oturduğu bir toplantının görüntüleri, şeytan bizi birbirimize düşürmek istiyor söylemi ile sunuluyor.

Eğer sürekli bu kanalları izlemiş ve yurt dışında hiç bulunmamış olsaydım, ülkeden adımımı dışarı attığım ilk anda ben müslümanım diye herkes beni arkamdan vuracakmış gibi hissederdim herhalde. Hele Allah aşkına bir bakın. Yurt dışındaki yöneticiler ayrımcılık ve ötekileştirme ile ilgili en ufak bir söz söyleseler bütün halk ayağa kalkıyor, o kişiyi istifaya çağırıyor. Sokaktaki hayvana, bir dal ağaca bile son derece derin bir sevgi ve saygı ile yaklaşan insanlar. Malesef bizden kat kat hoşgörülü, hatır gönül bilen insanlar. Benim her bayramımı dünyanın neresinde olursa olsunlar arayıp kutlayan insanlar. Bunların hepsi berbat politikaların bizi getirdiği yerde günah keçisi ilan ediliyor. Bir sorumlu arayan insanlara hemen hedef gösteriyorlar, birlik beraberliğimizi bozmak isteyen dış güçler!!!

Kapalı kapılar arkasında ne olur biter bilemem ama ben tüm yabancı devlet yöneticilerinin ülkelerindeki her birey için güzel şeyler yaptıklarına şahit oldum. Amaçları dünyayı daha yaşanılabilir, medeni, barışçıl bir yer haline getirmek. Kimse kendi milletini başka milletlere karşı fişekleyip kin ve düşmanlık tohumları ekmiyor beyinlerine. Her adım insan için atılıyor.Bir bizde kan, nefret, kin, korku ve düşmanlık.

Önceki bir yazımda da yazmıştım Avustralya çok kültürlü olduğunun her zaman bilincinde ve attığı adımlar hep uyum, barış, birlikte yaşamak ve kültürlerin zenginliklerini över yönde. Eğitimin birinci amacı vatandaşlarına toplumu yönetecek insanları doğru bir şekilde seçecek bilinci aşılamak. Bu yüzden fair/ unfair küçük yaştan öğretiliyor. Toplumun çıkarları, içinde yaşadığımız çevreye saygı, hayata hizmet eden davranışlar hep odakta. Akıllı seçmen yetiştirirsen zaten siyasetçiler de adımlarını ona göre atarlar. Bizim siyaset artık babadan oğula geçen, çok sesliliği bir tehdit olarak algılayan, itaati temel alan bir şey olup çikmiş.

Üzülüyorum sadece.

Gidiyorum şimdi.