Archive for February 26, 2017

Kotulugg Yogg

Kiz kardesim Diyarbakir`in uzak bir ilcesinin yalniz bir koyune atandi. Yokluk icinde, elinden gelen her seyi yaparak ogretmenlik yapmaya, minik ogrencilerine birseyler ogretmeye calisiyor. Gecen gun Sivil Savunma Haftasini islemisler. Sinem de ogrencilerinden konu ile ilgili bir resim cizmelerini istemis. Cocugun biri gulumseyen ogretmen, cicekler icinde bir okul, bahcede `Al Satarim` oynayan cocuklari cizince, Sinem tekrardan konuya dikkat cekmek istemis. Yangin, deprem, felaketler ve Sivil Savunma gerektirecek kotu durumlardan bahsetmis. Az sonra o cocugun yaninda oturan ogrenci seslenmis: `Ogretmenim, Ilknur`un resminde yine kotulugg yogg!`

Benim de hayatim o kizin resmindeki gibi gidiyordu. Unutulmaz bir hafta sonu yasadik ve ben hayatimda ilk defa ozel hayatimi isimin onune koydum. Ancak simdi bilgisayarin basina oturdugumda fark ettim ki okul adina basvuruda bulunacagim cok onemli bir Grant programinin basvurusu saatler once kapanmis. Yani sansimizi kaybettik!

Konuyu basindan anlatayim en iyisi:

Cuma aksami arkadasla sozlestik. Ipek ile Defne`yi Cumartesi saat 12`de onlara birakacaktik ve arkadasin kendi cocuklari ile oynayacaklardi. Cumartesi sabahi uyanip gol kenarindaki Cafe`ye kahvaltiya gittik. Cok guzel zaman gecirdik ve sonra arkadaslara biraktik kizlari. Bizim de planimiz City Of Canning`in (bizim Belediye) mahalle sakinlerinin gorus, fikir ve onerilerini almak uzere duzenledigi bir atolyeye katilmakti. 4 saat surecek workshop`ta belediyenin vizyon olusturmasina katkida bulunacaktik. Cocuklari biraktiktan sonra Kemal ile arabaya bindik, guya gidiyoruz. Haydi sahilden gidelim dedik, haritadan bakarak denize en yakin sokaga bukulduk. Yemyesil agaclarin, muhtesem bakimli bahcelerin, buyuk malikhanelerin oldugu Peppermint Grove semtini dolasmaya basladik. Sagimizda, solumuzda bir gorunup bir kaybolan deniz, bembeyaz yelkenler, yesilin binbir tonu ile gorkemli kocaman agaclar derken biz manzaraya daldik. Arabayi cektik bir tepeye, indik, sehrin guzelligini hafizamiza kazimak icin uzun uzun baktik mavi, beyaz ve yesile. Ayni anda, yemisim belediyesini deyip, cocuklar olmadan basbasa kaldigimiz bu nadir gunu degerlendirmeye karar verdik. Ilk duragimiz Fremantle`daki Little Creatures oldu. Burasi dev bir fabrika. Bira uretimi yapiliyor ama ayni zamanda bir restoran, cafe ve magaza. Ust kata cikip denize karsi ozel yapim bira ve ev usulu patates kizartmasi esliginde keyif yapmaya basladik.  Bira mi beni carpti yoksa mutluluktan mi sarhos oldum bilemiyorum ama kendimi cok iyi hissetmeye basladim. Arkasindan bu sefer de Fremantle sokaklarinda dolasmaya basladik. Bir video cektim, Youtube `a yukleyecegim. Her seferinde yoldan gecerken gordugumuz ama gitmenin hic nasip olmadigi bir yer daha vardi. Ikinci duragimiz da orasi oldu. Orada da garson bize bir pizza getirdi yarisini yedikten sonra kusura bakmayin yanlis pizza getirmisim diye baska bir tane daha getirdi. Bizim ilk basta siparisini verdigimiz pizza o kadar kotuymus ki iyi ki yanlislik yaptilar diye sevindik:) Bu arada cocuklarin cok mutlu olduklari, eger isterler ise yatiya da orada kalabilecekleri haberi geldi. Tabi bizim kizlar bayila bayila olur dediler buna. Her ne kadar Verda`ya kazik atmisim gibi hissetsem de bizim de isimize geldi. Verda` ya cok cok tesekkur edip, Kemal ile gece icin plan yapmaya basladik.  Sonra, Fringe World festival diye bir sey var Perth`te  aksama o gosterilerden birine bilet alalim dedik. Biletler tukenmis! Belki kapida satarlar diye Box Office`e gittik. Kadin, birisi gidemeyecekmis, bedava bir bilet birakti (Biletler 90 dolardan basliyor) ama sadece tek kisilik dedi. Cok israr ettiysek de hic bir sey yapamayacaklarini, istersek sadece birimizin gosteriye girebilecegini soyledi.

Bosverip birlikte Cathedral Square`den Elizabeth Quay`e dogru yurumeye basladik. Sehir geceleyin oyle guzelmis ki anlatamam. Topuklu ayakkabi ayagimi vurdugu icin (arada eve gidip uzerimizi degistirmistik) parkta cimenlerin uzerinde yalinayak yurudum. Yumusacik serin cimenler, ozel isiklarla aydinlatilmis binalar, gecenin karanliginda masallardaki gibi gorunen agaclar, heykeller, cesmeler muhtesemdi.  10-15 dakika yurudukten sonra bir de baktik ki bir sira, ucu var sonu yok. Bu ne dedik, acik hava bari dediler. Icerisi tiklim tiklim insan dolu, deniz kenarinda, buyuk bir alanin ortasinda tek veya iki katli gecici restoran/ bar tipi bir yapi, barlar sokagi gibi bir yer iste. Onunde iceri girmek icin kimlik kontrolu icin bekleyen yuzlerce guzel kiz ve erkek. Yuksek sesli muzik ve alkol olsa da taskinlik yapan, manyak tipler yok. Yok sen bana yan baktin vs. turunden bela kokan hareketler de yok. Insanlar efendi gibi siralarini bekliyorlar. Biraz orda takildiktan sonra bu alanin bize uygun olmadigina karar verdik. Daha cok genclere hitap eden bir ortamdi cunku. Yuruduk, denize baktik, yakamozlari izledik, teknelerle ilgili konustuk, bir drone gorduk, onu izledik, tiplere baktik, hintlilerin konusmalarini taklit edip aksanlari ile dalga gectik (sanki bizimki cok guzel), oyle yuruduk gittik. Sonra bir de baktik ki bir kalabalik, muzik filan.. Biraz sokulduk, bu nedir diye anlayalim derken hani birbirinin omzundan tutup tren yaparlar ya, oyle bir tren basladi. Bizi de kapip goturduler. Durdugumuzda sahnenin tam onundeydik. Benim Ebru kursu verdigim bir kiz, Juliana sarki soyluyor, bir orkestra da şen bir Brezilya havasi caliyordu. Meger bu gece Brezilya Festivali varmis. Juliana Frassatti de Brezilya’ li cok guzel bir sarkiciç Onu solist olarak cagirmislar.

Cumartesi gecesinden Pazar aksam 6 ya kadar daha cok macera yasadik ama su anda oyle yorgunum ki daha fazla yazamayacagim. Sonucta gezmekten okulun basvurusunu zamanında tamamlayamadım.  Mudur bunu pek sevmeyecek. Aferim bana! Her sey cok iyi giderken kotulugg geldi buldu beni. Umarım sizde bir yaramazlık yoktur. Hoscakalın…

Bizim bahce

Turk arkadaslarda kahvalti

Nasilsin la vatandas?

Sonunda vatandasligimi sade bir torenle ben de aldim. Sag elimizi kaldirip yasalara uymaya soz verdik. Yanyana siralanmis cesit cesit insanlarla hepimiz tam bir Benetton reklam panosu gibiydik. Kenya, Bangladesh, Fransa, Kanada, Turkiye herkes bir cesit aksana sahip belediye baskaninin arkasindan tekrar ederken Vatandaslik yeminini, gercekten cok komik gorunuyorduk. Toren bitiminde bize ozel yapim bir gold coin (1 dolar degerinde), bir saksi (Avustralya`ya ozgu bir) cicek/ fidan/bitki ve bir de bolge tarihi ile ilgili bir kitap hediye ettiler. 3 Ay icinde gelen secimlerde oy kullanabilecekmisim simdi.

Okulda isler iyi, “now my shoes fit more“! Yani ayak uydurdum sayilir. Kemal bu aralar rahatsizlaniyor surekli. Eklem ve kemiklerine inflamasyon oluyor, kortizon igneleri filan vurduruyor. 🙁

Kizlar okulda kuluplere yazildilar. Coder Dojo ve Stem girls kuluplerine gidecekler haftada 2 sabah 1 saat. Boylece evden daha erken cikacagiz. 7:30da okulda olmalari gerek. Ipekin bir de Violin Ensemble var, okul bandosunda caliyor:)

Kizlarim ile cok gurur duyuyorum, buyuyorlar, kiyafetler hizla kuculuyor. Okulda henuz baski baslamadi ama bir kac haftaya bence odevler yagmur gibi yagmaya baslar. Bir de bu yil OSHC`den kurtulduk. Bir liste yaptim, okuldan sonra yapilacaklar diye ona bakarak yapmalari gerekenleri yapiyorlar:) Aksam da haftada 1-2 mutfaga girip birlikte bir tatli yapiyoruz.

 

Cuma günü Kemal’in doğum günü idi. Arkadaşlarımız ile yeni keşfettikleri bir Beyrut restoranına gitmek için sözleştik. Kendi rakımızı alip gittik. Meğer restoran işletmecisinin babası Türkmüş, 8 yaşına kadar Türkiye’de kalmış. Mezeleri yapan da adamın kardeşiymiş ve Kuşadası’nda çalişmiş bu yüzden yemekler tam bizim ağız tadınıza uygundu. Cuma günü çok keyifli bir akşam yaşadık ki Cumartesi arkadaşları bize çağırdık. Öncesinde bir Cottesloe yapıp okyanus ile bu yıl ilk defa olarak kucaklaştık. Su soğuktu ve çok dalgalıydı. Eğlendik ama çok da üşüdük. 

Pazar günü ise bahçe için sarmaşikların, asmanın tırmanacağı tahta bir parmaklık arayışı içindeydik. Bunnings’te aradığımızı bulduk, gelip bahçede budam filan yaptık. Ellerimiz yırtıldı dikenlerden (eldivene rağmen) ama bir çok işi halletttik. Nane topladım, kurutacağım. Maydanoz, dereotu, kekik, zahter, kereviz  ektim. Pasiflora bitkisinin yerini değiştirdik. Limon ağacını budadık. Böğürtlen ve altin çilekleri söktük. (Bu kadar şey saydığıma bakmayın, ev ve bahçe toplamda 500 metrekare filan. İşte öyle şundan bundan bir iki kök var ) Bahçe işlerinde kızlar da bize yardım ettiler. Sona doğru bıkıp şimardılar, bilgisayar zamanı için çok ısrar edince gidin screen time dışında ne istiyorsanız yapın dedim. Su tabancası ile bahçeye çikip bizi islattılar. Akşama kolaycacık bir noodles yedirip uyuttuk kızları. Yarın pazartesi , okul başliyor. 

Okul demişken, okulda bir yenilik yapıp digital portfolio kullanmak istediğimi müdür yardımcısına söyledim. Adam olur verdi, sonra zümre başkanına usulen planımdan bahsettim. Müdür yardımcısına gidip bu planıma çomak soktu. Moralim bozuldu, müdür yardımcısı ile zümre başkanı bir aradayken konuyu yeniden açtım. Sonunda “Hevesimi kırmamak için” deneme sınıfı olarak benim Seesaw App’ini kullanmama izin verildi. Dün akşam Türkiye’de Eyüboğlu, Tarsus Amerikan gibi okullarda çalişmiş İngilizce öğretmeni arkadaşım ile konuşurken da aynı konuya değindik. Burada yeniliklere Türkiye’den çok daha yavaş bir şekilde ayak uyduruyorlar. Özellikle yaşları büyük  olan bilgisayardan pek anlamayan elemanlar teknolojinin her türüne ayak diriyor. Tabi ki sevmediklerinden vs değil ama onu öğrenmek için kendi özel hayatlarından fedakarlık edip biraz zaman ve çaba göstermeleri gerektiği için. Bıraksan 15 yıl boyunca aynı şeyleri aynı şekilde öğretecek . Neyse, biraz çıkıntılık yapıyorum yani bugünlerde. Allah sonumu hayrede.