Archive for March 29, 2017

Pazartesi 5:30- 7:00 arasi kizlarin izcilik grubunda gorevliydim. Orada Hintli bir veli ile sohbet ettik biraz. North Shore diye bir etud merkezinden bahsetti. Cok basarili bir egitim verdiklerini, cocugunun onlara basladiktan sonra ustun yetenekliler sinavini kazandigini filan anlatti. Benim derdim kizlarimin ustun yetenekliler programina filan katilmalari degil ama ileride islerini kolaylastiracak matematik formullerini kafadan pratik bir sekilde ogrenmeleri. Mesela bu merkezin sahipleri hep Uzak Dogu kokenli insanlar ve hocalari da oradan ve onlarda mental mathematics, kafadan islem yapma becerileri cok gelismis. Okullarda bunu ne olcude yapiyorlar bilemiyorum. Sonucta bir de NAPLAN sinavi oldugu icin cocuklari evde cok sikmaktansa oraya gitsinler tekrarlarini orada yapsinlar filan diyordum. Telefon actim, kayit hakkinda bilgi alacaktim. North Shore adini duyunca Ipek`in gozleri fal tasi gibi acildi. Hayir hayir anne sakin, yapma filan diye yalvarmaya basladi. Telefonu kapatinca kriz cikti. Meger Ipek`in bir cok arkadasi oraya gidiyormus ve orayi cok zor, kotu bir yer olarak tarif etmisler. Cocuklara iskence yapiyorlar, sayfalarca odev verip, yap diyorlar! Cok zor, cok baski var filan diye yakinmaya basladi Ipek. Yakinmak iyi kelime! Iki gozu iki cesme aglamaya basladi. Istemiyorum, ne olur beni gondermeyin, gitmek istemiyoruuummm. Goren de yatili okula gonderiyorum zannedecek. Okul tatilinde haftada 2-3 saat boyunca calisacaklar hepsi bu. Eve geldiklerinde istedikleri aktiviteleri yapsinlar ama odev kismina onlar baksin diyorum. Cunku zaten matematikte berbatim bir de Ingilizce ve 5. sinif matematigi artik bana gittikce karmasik geliyor. Her neyse, baba ve ben durmadan konustuk. Defne garibim her catismada oldugu gibi bu catismada da sus pus oldu, bir Ipek`e bakiyor bir bize bakiyor. Anne, bosver gitmesin dedi. Bir tek o degil sen de gideceksin dedim. Hmm olur diye omuz silkti. Ipek`i yatistirmaya calisti. Zamanla Ipek sakinlesti. Onu yatagina uzatip yanina yattim, Defne de geldi. Kizlara uzun ve sacma bir masal anlattim, kafasindaki tek beyaz saci kopartinca gucunu kaybeden muhafiz ve kiz kulesinde hapsedilen prenses ile ilgili. Biraz ondan biraz bundan konustuk ve Ipek`in keyfi yerine geldi. Uykuya dalmadan once anne ben neden bu kadar cok tepki gosterim biliyor musun dedi. Neden dedim. Hani Croods filminde aile var ya, yeniliklerden, degisikliklerden cok korkuyor. Hani deniz kabugunu un ufak ettiler filan dedi. Iste onlar gibi ben de ilk basta cok tepki gosteriyorum ve degisiklikleri pek sevmiyorum dedi. Optum onu, canim kizim, akilli, olgun, duygusal, biricik kizim… Insallah North Shore u severler ve egitimlerine katkisi olur.

Gelelim okuldaki durumlara. Benim yardimcim 60 yasinda yasli bir teyze. Ben atom karinca gibi surekli donup duruyorum, gozum her seyi goruyor, multi tasking ile 6-7 cocugu birden idare ediyorum. O ise bir defada sadece bir cocukla ilgilenmeyi seviyor, aklinda birseyleri tutmakta zorlaniyor, uzerine vazife olmayan islerde cok hassas ama ondan beklenen islerde o kadar da dikkatli degil,  bir garip. 3 yildir bir sekilde yuvarlanip gidiyoruz ama benim bir cok seye bozuldugum yuzumden belli oluyor. Mesela yuz bin kere cocuklarin calismalarini once kontrol et sonra imzalayip defterlerine yapistir diyorum, deftere bakinca kontrol edilmemis, imzalanmamis bir cok calisma goruyorum. Sen bu cocuklarla iki sayfa su odevi yap diyorum kadin o cocuklari alip gidiyor, saatlerce gelmiyor ben o arada 10 ogrencinin dersini bitiriyorum falan filan. Gecen sene zumre baskani geldi onu gozlemledi, bir cok eksiklik not etti o uzerine alinmasin herkese konusuyormus gibi yapalim diye butun egitim asistanlarini toplayip bir toplanti yaptik onlardan beklentilerimizi acikladik filan. Bir sure sonra her sey eski tas eski hamama dondu. En son bardagi tasiran damla ise birkac hafta once oldu. Ben doktora gitmek icin erken ciktim. Cikmadan once de bir cocugu ceza olsun diye yan sinifa gondermistim. Bizim yardimci cocugu o sinifta unutmus, herkesi gondermis, okul sonrasi etude giren cocuklri almis, etude goturmus, bizim zavalli cocuk da (o da etude gidecekken) oturup beklemis o sinifta , sonunda o sinifin asistani bizimkini almis goturmus ama cocuk aglamakliymis yolda.O aksam icime kurt dustu, mesat attim filanca ogrenciyi yan siniftan aldin mi diye? Hayir unuttum, yan sinifin asistani onu etude goturdu cocuk cok kotu gorunuyordu filan dedi. Bir de ertesi gun onun nobetinde iki anaokulu cocugu kavga etmisler birbirlerini paramparca etmisler, her sey gozunun onunde oluyor. Ben olsam tansiyonun yukseldigini gorur bunlari durdururdum diye dusunuyorum , o ortaya cikacak olumsuz seyleri gormekte biraz yetersiz kaliyor. Her neyse bu iki durumda da ben ona veliler gelirse onlarla sen konus dedim. Meger buna cok alinmis, mudur yardimcisi ile dertlesmisler. Beni savunmuyor, hic arka cikmiyor, senin sorunun sen hallet gibi bir tavir takiniyor filan diye birseyler soylemis. Zumre baskani da geldi bana mudur yardimcisi seninle asistaninin arasinda neler oluyor diye bana sordu dedi. Zumre baskani her seyi goruyor, yasadigim sorunlari birebir biliyor. Vesile onu cok yavas buluyor, gerektigi kadar sorumluluk almiyor, sinifta ona yeterince destek olmuyor filan demis. Ben de yardimcima seninle bir toplanti yapalim dedim. Bir sayfa dolusu madde yazdim. Once mudur yardimcisina gittim, yasca benden buyuk oldugu icin bu asistana karsi acik acik konusmakta zorlaniyorum, sunu yap, bunu yapma demekten cekiniyorum oysa hic insiyatif kullanmiyor, her seyi benden bekliyor, vs diye anlattim. Adam da bosver takma kafana, cok gerilme, onu biraz sinifta yalniz birak boyle ogrensin, sana cok guveniyor, kendi bir sey yapma ihtiyaci hissetmiyor filan dedi. Onun da iyi yanlarini dusun buyukanne hissini yasatiyor cocuklara vs. dedi. ERtesi gun bizimki ile konustum, maddelerin uzerinden soyle bir gectik. Pek onemli bir sey olmadi tabi ama ben cok onemli bir ders aldim.

Turkiye `de is yerinde calisirken insanlar birbirini pek tutmuyor, musteri ve veli her zaman haklidir. Birisnin yanlisi olunca hemen en zayif halka ilan edilir ve ilk o tekmeyi yer. Burada ise ne olursa olsun, her zaman personel hakli. Zumre baskanini sikayet ettiler, oldukca da hakli bir mesele idi ama mudur kadina firca atip kulagini cekmegi dusunmek bir yana. Sakin ol, senin hatan degil, bunlar garip filan dedi. Bilemiyorum! Cok garip geliyor bana. Kendi kendilerini(Oziler) mi tutuyorlar, bir gun benim basima bir sey gelse beni de tutarlar mi bilmiyorum ama yasadiklarimdan ogrendigim bir sey var. Is iyi gitmiyor, ogrencilerimiz icin daha iyisini yapabiliriz diye birlikte calistigim kisiyle takisinca sorun cikaran, gecimsiz insan ben oluyorum. Isini kotu de yapsan idare ve arkadaslarinla iyi gecinirsen guvendesin. Hmm, ilginc????

Haftaya nasil basliyoruz, hafta nasil bitiyor belli degil.

6:40`da uyaniyorum. Son hizla cocuklara beslenme ve kahvalti hazirliyorum. Kahvaltida haftada yaklasik 2 gun Cereals filan yiyorlar, burada cesitler o kadar cok ki hic bikmiyorlar. Diger gunler de tost, omlet filan cabuc bir kahvalti yapiyorlar. Beslenmelerine ton balikli veya peynirli sandvic, nuggets, makarna, pizza, meyve filan koyuyorum. Defne`nin okulunda Crunch and Sip dedikleri bir sey var. Derste acikinca cocuklar gidip kucuk beslenme kutularini alip icinden kolayca ellerini ustlerini batirmadan yiyecekleri sebzelerini filan yiyorlar ayni zamanda su siseleri yanlarinda istedikleri zaman sularini iciyorlar. Genelde kucuk dilimlenmis havuc, elma filan veriyoruz Crunch and Sip icin. Saat 7:30-7:40 arasi ben cikiyorum. Ise gitmem 30-35 dakikayi bulabiliyor. Yolu cok seviyorum, yolda BorrowBox`dan odunc aldigim sesli kitaplari dinliyorum. En son The Bamboo Stalk`i dinledim, cok begendim. Trafik guvenli, stressiz; korna, tehliklei sollama ve makas atan zaten yok. Ipek, Pazartesi benimle birlikte cikiyor, onu okula ben birakiyorum cunku Violin  calismasi var saat 7:30 da baslayan. Sali gunu sabah 7:30`da STEM girls var, Kemal de gonullu olarak gidip deneylere yardimci oluyor. Carsamba Defne nin running club i var. Okulun dev yesil bahcesinde kosu turlari atiyorlar, cocuklari aktif yapmak icin beden egitimi ogretmeninin icat ettigi bir sey, her hafta kac tur attiklarini not ediyorlar,  donem sonunda assembly oldugunda bir sertifika aliyorlar. O yuzden Carsamba Defne benimle geliyor, onu okula birakiyorum. Persembe bir sey yok. Cuma kizlar babalariyla 7:30 da okula gidiyorlar cunku Codor Dojo denilen bir klup var. Kemal de orada cocuklara programalama yapmalarin yardimci oluyor. Normalde kizlarin okullari 8:30 da basliyor ama sabah bu kuluplere gitmelerini istedik, onlar da sevdiler, alistilar. (Not: kulupler okulun hizmeti, ucretsiz. ) Okul zaten iki yudum cayi ust uste icemeyecegim kadar yogun. Cogu kez cay bogazimda kaliyor oksuruyorum etrafinda sana surekli soru soran cocuklar varken rahatca bir sey ile ilgilenemiyorsun. Yardimcim ile de ilgili bazi tafama taktigim seyler var, isleri pek kolaylastirmiyor. Sonucta okul oldukca dolu. Aksam 3:30 da zil calar calmaz yola cikiyorum saat 4 gibi evde oluyorum. Eve gelir gelmez cocuklara odevlerini yaptiriyorum. Aslinda bu buyuk bir fark yaratti. Eskiden yapin odevlerinizi haydi, cabuk, bak yapmadin virvir da dirdir soylenip dururdum Simdi Defne ile birlikte oturuyorum, onunla birlikte yapiyoruz odevleri. Ipek ise violin alistirmasini benimle yapiyor, diger odevlerinde cogunlukla bagimsiz. Bu beni dirdir etmekten kurtardi, Defne de odevini, spelling alistirmalarini yaparken  benim onun yaninda oturmamdan cok hoslaniyor. Zaten her gun 30 dakika okuma odevleri var, reading loglarina yaziyorlar ben de imzaliyorum. Odevlerin bitmesine bagli olarak yemegi bazen Kemal bazen ben hazirliyorum. Genelde bir gece onceden artan yemekleri ertesi gun oglen yemegi olarak biz alip is yerine goturuyoruz. O yuzden her aksam bi yemek yapmak gerekiyor. Benim yemeklerimi hazirlamak en fazla yarim saat suruyor, kemal cok daha ozenli calisiyor ve cok cesit yapiyor onun yemeklerini hazirlamasi bazen 1:30 saate kadar cikabiliyor. Odevlerini bitirince cocuklar disari  cikip arkadaslariyla oynuyorlar. Ipek ile Defne pazartesi aksam 5:30- 7:00 arasi izcilige gidiyorlar. Onlara iki koli buskuvi vermisler satsinlar diye. Ipek kendisininkini satti sadece 4 kutu kalmis (bu arada ilk 4 kutu buskuvi biz aldik= aldirtttilar)  . Komsu cocuklariyla mahalledeki tanidigimiz evlerin kapilarini calip onlara da satmislar bukuvileri. Toplam 58 dolar olacak( eger hepsini satarsa) ve o parayi izcilige goturecek, onlar da parayi cocuklari kampa filan goturmek icin kullanacaklar.

Defne her disari ciktiginda scooter veya bisikletten dusuyor, eli dizi yarali bir halde iceri giriyor biraz agliyor sonra tekrar cikiyor. Kapi hep acik, ipek giriyor defne cikiyor bazen de tam tersi surekli iceri disari.. havalar sogumadan cocuklarin boyle zaman gecirmeleri beni mutlu ediyor. Yanimiza yeni birileri tasindi, kadin ucan hemsireymis:) KEmale soyleyince guldu, niye ucuyor dedi:)  helikopter Ambulans hemsiresi yani. Biraz suratsiz birine benziyor, gecen gun tiramisu goturdum, hosgeldiniz demek icin.

Bu aralar Gumtree`den isimize yaramayan gereksiz seyleri satmaya basladim. Evi sadelestirmek istiyorum.  Yarin Lane Poole Reserve diye bir yere gidiyoruz. Umarim su cok soguk degildir ve girebiliriz.

Simdilik haberler bunlar.

Perth sahil, günbatımı

Önceki yazımda bahsettiğim günbatımının videosunu yükleyebildim sonunda. Aşağıda izleyebilirsiniz;

Günbatımı videosu

Perth Sahilden Fotoğraflar 2 – Cottesloe Beach & Sculptures by the sea

 

Burada gördüğünüz tüm fotoğraflar geçtiğimiz haftasonunda Perth’in en meşhur plajlarından birisi olan Cottesloe’da çekildi.  Sıcak bir Mart Cumartesi akşamında, Cottesloe’da geleneksel “Sculptures by the sea” etkinliği vardı. Burada sizinle sadece 2 tane heykelin fotoğrafını paylaşıyorum. Özellikle sörf yapmaya giden adamın heykeli ilginç göründü bana. Heykel tamamen metalden yapılma.

 

Aşağıda gördüğünüz bükülmüş teneke kutunun içinde ev eşyaları yerleştirilmiş ve etrafları cam/mika ile kapatılmış. Farklı bir sanat eseri olmuş, dikkatimi çekmişti. Sizinle paylaşmak istedim.

 

 

Aynı günün akşamında ay’ın görüntüsünü de çektim. Gökyüzü son derece berrak ve gökyüzünde tek tük bulut vardı.

 

 

Cottesloe sahili gece görüntüsü

Gün batımı görüntüleri bir harika idi o akşam. Sonrasındaki akşamlarda da benzer görüntüleri çokca gördük gerçi.

 

 

 

Bu akşama ait sadece güneşin batımını da videoya çektim.

Boyutu biraz büyük (1.5 GB) olduğu için şimdilik yükleyemedim. 6 dakika 30 saniyelik videoyu baştan sona izlermisiniz bilmiyorum ama ben o anda orada olduğum için kendimi gerçekten çok şanslı hissediyorum.

Videoyu yükler yüklemez sizinle linki paylaşacağım. Fırsat bulursam süresini de kısaltıp sizlerin fazla vaktini almadan canlı canlı izletmeyi çok isterim.

Perth sahilden fotoğraflar – Alkimos Beach

2 hafta sonu öncesinde Perth’in kuzeyinde yerleşime açılan Alkimos’a arkadaşlarımızı ziyarete gitmiştik.

Çocuklar fırsatı hemen değerlendirdi elbette. O günden birkaç fotoğraf;
O kadar uçsuz bucaksız Hint okyanusu, bu sahilde çocuklara çok güzel bir denize girme imkanı vermiş. İleride görünen yerlere kadar çocuklar yürüye yürüye gidebiliyor.

 

 

Sahilin yukarısında görünen yolun sağında solunda otopark yerleri var. Genellikle bu park alanları süreli oluyor ve sürenizi aşmamanız lazım. Süreyi aşan herkes belediyeden (City Council) cezayı göze almış demektir.

Sahile yakın kayalıklar varsa, mutlaka yengeçlere rastlarsınız. Ancak sizi gördükleri anda kaçmaya başlıyorlar. 

Sevgili Esat Bey,

Yazmayı hep sevdim ve sonunda yazmaya değecek bir hikayem olduğu için de mutluyum. Ancak benim masumca içimden geldiği gibi kaleme aldığım yaşantım, bazen tesadüfen bazense araştırmalar sonucu Avustralya’ya yerleşme niyetinde olan insanların karşısına çikiyor ve onların (hayatlarının belkı de en önemli) kararını iyi-kötü bir şekilde etkiliyor. Zaman geçtikçe, insanlar bana ulaştıkça ne kadar çok kişinin siteyi takip ettiğini öğrenip yazdıklarımın sorumluluğu altında ezilmeye başladım. Siteye yazdığım her yazıdan sonra içimde bir ses iyi ettin, kötü ettin, bu tutarsız oldu, bu çok taraflı oldu vs. deyip duruyordu ve . yazma keyfi yerini endişeye bırakıyordu. Bunu hissedince kendi kendime, ben göçmenlik danışmanı değilim, ileride çocuklarım okusunlar diye veya ben Alzheimer olursam (çok fena-inşallah olmam!!!) okuyayım da hatırlayayım diye günlük yazıyorum, diyorum ama sizin gibi okurlardan gelen mesajlar beni anlatamayacağım ölçüde mutlu ediyor. Yani şu anda çok gaza geldim, oturup yazayım diyorum ama neyi yazayım? Bir süre sonra malzeme de bitiyor. Hele bir de annem tembihledi, özel kalması gereken konuları yazma, bizi ele güne rezil etme falan filan. Mesela annem burada taharet musluğu olmamasına çok bozulmuştu. Biz internetten garip hortumlu bir şey sipariş ettik, kullanması maharet istiyor. Kadıncağız hiç sevmedi. En son, “Buraya gelirken Türkiye’nin en çok taharet musluğunu özleyeceğim hiç aklıma gelmemişti” filan demeye başladı hatta. Kemal de tutturdu, “Sen Sevinçler, yok Fatoşlar diye yazıyorsun. Siteyi okuyan herhangi birisi bu insanları nerden bilsin? Ben olsam öyle yazmazdım filan dedi. Bazı konular var, okul yönetimi Google translate ile çevirir de okur sonra başıma bela olur diye yazamıyorum. Yani bana kalsa nerden vurup nerden çikarım, gerekli gereksiz her şeyi yazarım ama mahalle baskısı burda da var:)

Şaka bir yana, mesajınız için çok teşekkürler. Benim de en büyük dileğim, bu satırları okuyan uzaktaki dostlarla bir gün Güney Yarım Kürede aynı masayı paylaşmak. Olaya son zamanlarda popüler olan Ayna Nöronlar kavramından bakarsak aslında hepimiz birbirimize bağlıyız, sizin heyecanınız benim heyecanım, benim sevincim sizin sevinciniz. Yani bir gün benim hikayem biterse, sizin hikayeniz başlar:) Kendinize çok iyi bakın.

Vay! Kemal yazmis asagidakileri:)))) Hic bir sey de soylemiyor. Tesadufen acmasam siteyi gormeyecegim. Ellerine saglik bitanem. Guzel olmus resimler filan. Soyle bakalim Amerika`ya gidecek miyiz? Burasi guzel ya …

Gectigimiz hafta sonu da bir oncekini aratmayacak yogunluktaydi. En son Stuffocation kitabini dinledikten sonra insan hayatinda esyalarin degil tecrubelerin onemli ve kiymetli oldugunu daha iyi anladim. Bu yuzden hayata bakisim biraz degisti. Her macereya evet der oldum. Hal boyle olunca da gunler dolu dolu geciyor.

Gectigimiz Cumartesi Ertan`larda aksam yemegindeydik, cocuklar havuza girdiler ve kocaman kopekleri ile oynadilar.

Pazar Alkimos`a Sevinclere gittik, Nihal ablalar ve Fatoslar ordaydi. Gocmen ailelerin cocuklari ile ilgili konustuk. Zeliha`nin soyledigi bir sey cok dikkatimi cekti. Cocuklarin hayatinda en onemli seyin, basarilarinin anahtarinin kimlik (strong bir identity) bilinci oldugunu ogrendim. Ben Turk`um,/  ben Avustralya`liyim / veya ben cift milliyetliyim diye dusunebilir ama ne oldugundan emin degilse ve hic bir kimligi kendine yakistiramazsa  cocuk bir oraya bir buraya savruluyor, mutsuz ve basarisiz oluyormus.

Pazar aksami Fatoslarin evinde kaldik, okey oynadik, yenildik! Fatoslar bize derin donudurucularini verdiler. Bizimki kucuk geliyordu.

Pazartesi isci bayrami nedeniyle tatildi derin dondurucuyu arabaya yukleyip sabah saat 11`de eve donduk.  Defne`nin arkadasi oynamak icin bize geldi.

Pazartesi aksami Aylin`leri yemege cagirdik. Annesi Turkiye`ye gitmeden goruselim istedik. Evi temizleyip silip supurmek biraz zaman aldi. Arka bahce mobilyalarinin ustu hep kapaliydi onlari actik oralari hazirladik. Kemal gidip Beyrut restoranindan meze aldi ve boylece yemek hazirlamak isi biraz olsun kolay oldu.

Falling into Honey kitabini bitirdim (audiobook). Yunanistani oyle bir anlatiyor ki insan bir omrunu orada gecirmek istiyor. Arkasindan Elif Safak`in Meryemin 3 kizi adli kitabina basladim (audiobook) daha 1 saat dinledim (okula gidip gelirken) ve simdiden Turkiyemizin insani dertli eden hallerinden onlarcasina sahit oldum. iskenceler, sapiklar, tecavuzculer, kapkaccilar,  vs. vs. Keske oyle yazmasaydi! Bir yabanci gozuyle pek de iyi bir reklam degil boylesi durumlar.

Bugun okuldan cikarken yan sinifa yeni baslayan bir cocugun annesi yanima geldi. Burada yazmak show a kacar ama kendime not olarak yaziyorum,cok gurumu oksayan seyler soyledi 🙂 Cok mutlu oldum!

 

Bu Şehirde …

Geçenlerde arabada giderken, Türkiye’den bir radyoyu dinliyordum. Programda o günkü konu “#BuSehirde” idi. Herkes bu hashtag altında yaşadıkları şehirde neler olup bittiğini iyisiyle kötüsüyle anlatıyordu. Sizlere yaşadığımız şehirle ilgili kısa bilgiler vermeyi düşündüm. Unuttuklarımı lütfen yorum yaparak sorun, ben de sizlere biraz daha bilgi verebileyim.

#BuŞehirde alışveriş ve iş dünyası hafta içi günlerde en geç 17:00 – 17:30 gibi biter (evet, buna alışveriş merkezleri ve marketler de dahil:) ) Akşam saatlerinde ise barlar, restoranlar, eğlence mekanları gibi yerler açık olur.

#BuŞehirde oldukça çok festival bulabilirsiniz. Özellikle yaz aylarında, dünyanın diğer ucundaki Brezilya festivali kutlamasının küçük bir şekli bile yapıldı geçen günlerde.

 

 

#BuŞehirde diğer büyükşehirlere göre trafik fazla olmaz. Yoğun denilen trafik bile (olağanüstü birşey olmadığı sürece) çok uzun sürmez. Yangın vs gibi durumlarda bu süreler oldukça uzayabilir.

 

 

 

#Perth’te insanları (tanımanıza gerek yok) sabah gördüğünüzde “Günaydın”, “İyi günler” demeniz gerekir. Gündüz saatlerinde “Iyi günler”, “Nasılsınız” gibi kısa cümlelerle selamlaşmanız beklenir. Hatta geçen günlerden birisinde, bir iş için alışveriş merkezinin açık otoparkına arabamı parkettim, inmeden önce de cep telefonuma kısaca bakıyordum ki gözüme telefonda bir yazı ilişti ve okumaya daldım. 3-4 dk. sonra yolcu tarafındaki cama takım elbiseli birisi tık tık vurdu. camı indirdim, adam “Merhaba, iyi günler benim adım xxx dedi” Ben de kendi kendime “Kimbilir ne satacak şimdi” diye düşünürken, adam benim işyeri arabasının yanındaki logoyu gördüğünü ve geçmişte benim şimdiki çalıştığım şirketle çalıştığını söyledi. 8 – 10 dakika kısa sohbetten sonra adam ayrıldı gitti. Kendi kendime “hiç tanımadığın birisiyle bu kadar sohbeti başka biryerde yapamazdım herhalde” dedim. Böyle güleryüzlü ve iletişim kurmaya çalışan insanlarla birarada yaşamak güzel gerçekten de.

Yine bununla ilgili okuduğum kitaplardan birisinde bir örnek vardı. Hatırladığım kadarıyla ve hatırladığım cümleleriyle aktarmaya çalışayım;

“…

gündelik hayatımızda karşılaştığımız insanlara selam vermek, onlara ‘seni gördüm, oradasın ve senin farkına vardım’ mesajını iletmektir. Yani karşınızdaki insanın varlığının farkında olduğunuzu göstermektir. Bu bilinçli yaşamanın, farkında olmanın ve farkındalığı hissettirmenin güzel bir yolu.

Sabah işyerine giderken, otobüs/servis şoförüne ‘Günaydın’ demek veya asansöre binerken içeridekilere ‘Iyi günler’ demek gibi. Bu farkındalığı hissettirmek, hem size hem de etrafındakilere iyi gelecektir.

…”

İşte bu farkındalığı burada birçok yerde görüyorsunuz.

 

#Perth’te günbatımı oldukça renkli manzalar gösterir size.

Yeni ülke, yeni yaşam ve beklentiler …

Uzun bir süredir ben yazmamıştım. Dün televizyonda izlediğim bir programdan sonra kafamda şekillenen yazıyı, hissettiklerimi ve geçmişten yaşadıklarımı anlatmak istedim sizlere.
“Travel Channel” kanalında yayınlanan bir programdı ve özetle insanların ülke değiştirme kararlarını eğlenceli bir hale getirip, karar verme aşamalarını gösteriyordu. Oradaki insanların karar verme sürecinden daha çok, gidecekleri ülkeyi (şehri) tanıttıkları için program ilgimi çekti.
 

Dün izlediğim 2 bölümde, Amerika’dan 2 ayrı çiftten birisi Arjantin- Buenos Aires ve diğeri de Macaristan-Budapeşte’ye taşınmak için o şehirlere gittiler ve oradaki (relocation expert) “taşınma uzmanı” -nakliyeci değil :)- aracılığıyla gidecekleri şehirleri geziyorlar, yeni şehrin ve ülkenin kültürü hakkında bilgi alıyorlar ve birkaç gün geçiriyorlar.

2.Çift bana sanki daha çok şey ifade etti. 2 erkek çocukları var (bizimkilerden biraz daha büyükler) anne&baba birlikte Budapeşte’ye gittiler ve arada bir FaceTime ile çocukları ile görüştüler. Baba Macaristan’dan iyi bir iş teklifi almış ve Jupiter, Florida – Amerika’dan gitmek için inceleme yapıyorlardı. Şehri gezerken bizim taşınma uzmanı, bu aileye yıllar önce Amerika’dan göç etmiş başka bir aile ile tanışmayı teklif etti ve buluşturdu. 2 çift arasındaki konuşmanın bir yerinde erkeklerin çalışması ve kadınların da kendi işlerini açmasını vs. konuştular. Bana çağrışım yapan kısmı ise, her ülke değiştiren ailede bir şekilde gerçekleştiği gibi, onlar da hızlı bir şekilde çalışmaya başlamayı kendi işini açmak olarak görmeleri idi. İlk geldiğimiz zamanlarda iş başvuruları reddedildikçe, “Para kazanmam lazım! Ne yapsam acaba” deyip hemen hızlı bir şekilde kendi en iyi bildiğin veya en kolay yapabildiğin işi yapmak için şahıs şirketi açıyorsun. Bu sadece bize özgü değilmiş anlaşılan!

 

Neyse TV programımıza dönelim, bizim bu çiftin çocukları başka bir yere gitmeyi asla istemiyorlardı. Ancak çift kendi aralarında son akşam yemeğinde “çok farklı bir tecrübe olacak” deyip birbirlerini cesaretlendirdiler. Ve şaşırtıcı bir şekilde, kadın “Budapeşte’ye yerleşelim” önerisini ilk yapan oldu. Sanırım kadınlar daha cesaretli, erkeklerin korkuları daha fazla oluyor böylesi durumlarda 🙂

 

Hayatta, hep tecrübe biriktirmeniz tavsiyesiyle …