Archive for August 31, 2017

Babalar gunu ve grip

Ipek kucukken grip ile garibi karistiyordu. Bir gun tesadufen onu videoya kaydederken, cekme dedi ben garip oldum. Anlamadim. Cekme anne ben garip oldum, burnum akiyor dedi. Sonradan anladim. Kizim grip olmus ve hali yokmus o yuzden cekmemi istemiyormus.

Bu hafta da Ipek ve ben cok fena grip olduk. Pazartesi oglen okuldan ciktim, Ipek`i doktora goturdum. Pazar aksamindan belliydi kirginligi. Pazartesi cok ateslendi, sirkeli su ve panadol ile sabahi ettik. Sali evdeydim ona baktim. Ben de berbat haldeydim. Carsamba Ipek`i okuluma goturdum. Bos bir sinifta ona dinlenecek bir yer yaptim. Bugun (persembe) pek bir seyi kalmadi iposun, cabuk iyilesti diyebilriim. Okula gitti. Bense hala atlatamadim gribi. Okuldan geldigimde direk yataga gidip 1 saat uzandim. Aksam yemegini Ipek yapti (makarna:) Insallah Defne’ye bulasmaz bu berbat hastalik. Bu arada her yerde babalar gunu cilginligi. Bizde kutlamalar biraz gec oluyor, Eylulun ilk pazari sanirim. Iposum hediyesini hazirliyor babasina. Birseyler cizmis kirk parcaya kesip puzzle yapiyor.

Gecen gun Kemal`e icimde biriken butun korkularin, kaygilarin, usanmisliklarin esliginde epeyce coskulu bir sitemde bulundum. Adam neye ugradigini sasirdi. Ben soylemeyi dusunmedigim seyleri de soylemis buldum kendimi. Tahmin edersiniz simdi ses seda cikmiyor ondan. Silent treatment mi dersiniz, cooling off mu bilmiyorum ama uzakti daha da uzak oldu simdi. Anlayacaginiz hem grip hem de garibiz su anda.

Selamlar arkadaslar,

Yagmurlu gunleri geride biraktik. Okuldaki gosterileri alnimizin akiyla bitirdik. Bir hafta sonunda daha oturdum bilgisayarin basina yasadiklarimizi aktarmaya…

Bugun kedimizin adoption event`i vardi. Baktigimiz kedileri bir yere goturuyoruz, sabahtan oglene kadar orda kaliyorlar, kedi sahibi olmak isteyenler de gelip gorup adopt ediyorlar kedileri. Eve 30 km mesafede Ellenbrook diye bir semtteydi kediyi birakmamiz gereken yer. Oraya giderken de Swan Valley denilen harika bir bolgeden geciyorsunuz. Uzum baglari, meyve bahceleri, selaleleri ve tepeleri ile cok guzel bir bolge Swan Valley. Ayrica yol ustunde Caversham Wild Life Park da var. Kediyi birakip kizlarla oraya gittik. Kanguru besleyip inek sagdik. Pelikan ve penguenlerin komik hareketlerini izleyip ciftlik showunu izledik. Kuzu nasil kirpilir, coban kopekleri suruyu nasil bir iki komutla toparlayip agila sokar, hepsini gorduk. Sonra izleyicilerden birkac cocuk sahneye cagirip ellerine birer biberon verdiler sonra da minicik kuzucuklari saldilar. Bu kuzucuklar nasil saldirdilar biberonlara anlatamam. Defne de secilen cocuklardan oldu ve kuzucuklari besleme sansini elde etti. Hava sabah cok guzeldi, sonra yagmur yagmaya basladi biz de eve geldik. Kizlar komsu cocuklari ile evcilik oynarken ben de firsattan istifade iki satir yazayim size dedim.

Bahar geliyor yavas yavas. Bahcemde gecen seneden soganlarini ektigim daffodil ve nergis cicekleri acmaya basladi. Nane, yagan yagmurlar ile costu ve her tarafi kapladi. Cimenlerin yesili nasil taze ve bir canli renk! Her yapragin ustunde bir su damlasi isil isil parliyor. Turkler her baharda yeniden sasirlar, diye bir soz duymustum. 10 gun sonra kis resmen bitiyor ve bahara giriyoruz, daha cok disari cikmak lazim, daha cok temiz hava almak lazim.

Bu arada Kemal ile neredeyse her gun konusuyoruz. Aradigi andaki ruh halime gore kimi zaman cok umutlu, kimi zaman cok mutlu kimi zamansa sinirden tepem atmis, hayattan bezmis bir halde oluyorum. Kizlar, okul ve ev isleri uzerine bir de bitirmeyi hedefledigim egitimim ruh halimin borsa misali inisli cikisli olmasina sebep oluyor. Cok erken uyumaya basladim. Aksam 9`da uyuyup sabah 5:30 gibi kalkiyorum. Iyi geliyor. Kedi de ayak ucumuzda uyuyor. Onun miriltisini her duyusumda aklima cocuklugum geliyor. Cocuklugumun butun yazlarini gecirdigim Urfa`nin Tulmen koyunde, anneannemin evinin daminda taht dedigimiz sedir benzeri yatakta yildizlari izleyerek uykuya dalardik. Gecenin rahatlatan serinligi ve kapkaranlik gecede isildayan yildizlar oyle bir huzur verirdi ki uykuya dalmak pek kolay olurdu. Yine oyle bir gece, nasil derin bir uykudayim. Kardeslerimle paylastigimiz yorganin altinda kimbilir ne ruyalar goruyorum. Birden yanimda bir mirilti duydum. Tam burnumun dibinde bir kedi, mirildaya mirildaya uyuyor, sicakligi yastigimi isitmis, onun karnindan gelen ses kulagimda davul caliniyormus gibi yankilaniyor. Yatagin diger ucunda yatan anneanneme yari uyur yari uyanik seslendim, `Nene, bIrda bi pisik var!!!`. O da yine yari uyur yari uyanik cevap verdi: `At asagi!`. O gun, 6 yasindaki uykulu halim yataktan mi at, damdan mi at tam anlayamadan, gozleri kapali bir halde kediyi ensesinden yakaladi, damin kenarina goturup asagi birakti. Sabah uyandigimda yasadiklarimin ruya mi gercek mi oldugunu anlayamamistim. Kosarak kediyi damdan attigimi dusundugum yere gittim, etrafta olmus veya yarili bir kedi aradim. Hic bir sey yoktu! Aklim, vicdanim nerdeydi, neden o kediyi damdan attim, hayvana ne oldu, hemen asagidaki agaca tutunup daldan dala atlayarak uzaklasti mi mi yoksa damin cikintasina indi de ordan mi gitti diye hala dusunurum. Ote yandan anneanneme sordum o bir sey hatirlamiyor, acaba sadece bir ruya mi gordum, ne oldu bilemiyorum! Her neyse, Fluffy (kedimiz) her aksam ayak ucumuza kivrilip mirildamaya basladiginda damdan attigim bu kedi gelip patileriyle vicdanimin kapisina vuruyor. Gecmisi degistirmek mumkun degil ama donup baktigimda yapmis olmaktan cok rahatsizlik duydugum seyler var. Bugune kadar icimi kemiren, Fluffy’nin gelmesiyle de iyice artan suphelerimi gidermek icin birkac yazi okudum. Kediler yuksekten atildiklarinda veya dustuklerinde vucutlarini cevirip hep 4 ayak uzerine duserlermis. Denge ve kas/ kemik yapisi da darbeyi emmek uzere evrildiginden ciddi yaralanmalar ve olum neredeyse hic olmuyormus. Anneannemin evinin daminin en fazla 3 metre oldugunu dusunursek ve hic aci bir miyavlama ve ortalikta dolasan yarali bir kedi farketmememiz o gizemli kedinin benim zalimligimden yara almadan kurtuldugu ihtimali artiyor. Yine de bu beni aklamaz. Olayi Defne’ye anlattim ve bana sarilarak agladi o kedi icin. Buraya niye yazdim bilmiyorum??!??!! Bu satirlari okuyorsan ne olur beni affet kedicik, cok uzgunum…

Evden ayrilmak, evsiz olmak anlamina gelmiyor. Dunyaya bakarsak, sinirlari insanlar koymus. Bir kus ucarken kanadi bir ulkede gagasi bir ulkede olabiliyor, veya dagdan yuvarlanip dusen bir tas yeni bir ulkeye girdiginin farkinda bile olmuyor. Gocmenlik hep melankoli, zorluklarla, hasretle basa cikma ve cile cekmek ile iliskilendiriliyor. Aslinda onun cok da farkinda olmadigimiz bir yonu daha var. Bizi zenginlestiren, daha guclu kilan, dogaclama yetenegimizi artiran… Eskiyi, aileyi geride birakiyorsun ama yasamayi birakmiyorsun, sadece baska bir yerden devam ediyorsun. Yenilik, istesek de istemesek de gocmenler olarak icine itildigimiz bir kavram. Tirtildan kelebege donusum misali, ayagimizi disari atar atmaz baskalasim basliyor. Eskiye ozlem hasretligimiz olcusunde artiyor. Siradan gunler bir anda son derece sira disi oluyor; yuzunu gormek istemedigimiz arkadaslar sanki en yakin dostlarimizmis gibi ozleniyor oluyor. Trafik, korku, kargasa pembe bir bulutun arkasinda kayboluyor ve Istanbul sadece romantik ve basdondurucu guzelligi ile ruyalarimizi susler oluyor. Goc, gercegi tum ciplakligi ile gorme becerimizi koreltiyor. Duygularimizin esiri olup yargilama gucumuzu kaybediyoruz. Bir parka gittigmizde, masmavi ve temiz gokyuzune baktigimizda, cevremize karsi 2 sekilde yaklasabiliriz : Objective veya subjective. Bu iki bakis acisinin arasinda – benim- veya -benim degil- boslugu var. Benim- diye dusunursen daha cok seviyorsun, daha cok zevk aliyorsun bir yerden. Dis dunyadaki yerlere ve seylere boylesine bagli olmamizin altinda onlara yukledigimiz anlam var. Mesela kizgin oldugu bir anda annesi rolundeki oyuncak bebegini firlatip atan bir cocuk , o anda annesine karsi kendini guclu hissediyor, kontrolu ele aldigini hissediyor ve kendini ifade ediyor ama ayni zamanda boylesi temsili bir oyun oyuncak bebegi kaybederse annesini de kaybedecegi anlamina geldigi icin cocukta buyuk gerilim yaratiyor. Goc ettigimiz zaman kaybettigimiz sey sadece basit seyler degil, kelimelerin agzimizda sekillenme bicimleri, koku, havanin yuzumuze carptigi anki his, parmaklarimizin ucunda hissettigimiz doku…

Okudugum bir kitaptan cevirmeye calistim bazi bolumleri ama artik kaybolmaya basladim, kapanisi kitaptan alinti ile yapayim Restoration of the social requires work in the social. ­ Provision of a good-enough cultural surround— necessarily a materialized one (in art, ritual, language, physical plant, forms of hospitality, food, etc.)— may be required in order for the patient to recover the confidence in cultural forms needed to do psychological work. 8 The enclave provided by such a protected cultural space replicates the material surround of “home,” if only transitionally. Trust in the therapeutic environment makes possible trust in the person of the therapist, which reciprocally facilitates the hard work of integration into the new culture, a strange new world full of resistances: the brittleness of a new language that will not flow, the odd vegetables one has no idea how to cook, the alien rhythms. But out of this not-so-pliable medium, at the borderland between immigrant and native, what can emerge is something new.
Immigration in Psychoanalysis : Locating Ourselves, edited by Julia Beltsiou, Taylor and Francis, 2016. ProQuest Ebook Central, .
Created from slwa on 2017-08-07 03:37:02.

 

Bir alinti daha, sonra susacagim:) Immigration poses daunting and often enduring challenges. At the same time it can offer unique developmental opportunities. And of course, the psychological phenomena of immigration vary dramatically. Push versus pull factors organize much of the immigration experience and, in turn,impact the sequelae. I did not literally flee from my homeland. I, like countless thousands of others, chose to leave for complex yet compelling reasons. But in the choosing, I, like most others who leave behind intolerable or dangerous regimes, do not only leave behind the horror and the fear, we also often exchange animating affects on the edge for something seemingly more sanguine, definitely safer. Yet, we miss much. We miss the land of our birth; we miss our deep-rooted connectedness to the sights, sounds, and smells; and, of course, we miss the people who have formed the very fiber of our being— people who carry the sense and recognition of our earlier selves, our history. We move forward, but interrupted. Boulanger (2004) describes such discontinuities in self. Indeed, we miss the passion and intensity of our often lunatic countries, deeply.
Immigration in Psychoanalysis : Locating Ourselves, edited by Julia Beltsiou, Taylor and Francis, 2016. ProQuest Ebook Central, .
Created from slwa on 2017-08-07 03:57:42.