Archive for January 31, 2018

IELTS

Selam arkadaslar, bildiginiz gibi IELTS Avustralya’ya gocmen olarak gelebilmeniz icin girmeniz gereken sinavlardan bir tanesi. Yakinda bununla ilgili bir video cekmeyi dusunuyorum ama son zamanlarda bu sinava girmis birileri var mi aramizda? Notlar kac civari? Olaya siyaset karistigi ve Turkiye’de IELTS sinavina girenlerin gecer not almasinin onune gecildigine dair soylentiler var. Sizin basiniza boyle bir sey geldi mi?

Ben IELTS sinavina Ingilizce ogretmeni olduguma guvenerek hic hazirlanmadan girmistim. Akademik modulun writing bolumunde bana grafikleri karsilastirmami ve cizelgelerdeki bilgileri yorumlamami istediklerinde cuvalladim. Ispati da iste burda, writing 6.5!!! Akademik yazi modulune calismanizi tavsiye ederim, sinav tekniklerini bilmek bayagi fark yaratir diye dusunuyorum. Kolay gelsin!

 

Milwaukee

Hafta sonunda esi Amerikali kendisi Turk bir arkadas bize geldi. Uzun zaman sonra cigkofte yaptim. Et bulabilmek icin dolasmadigimiz yer kalmadi. Kuzu koldan soyle yarim kilo kiyma cek diyecegimiz bir yer bulamadik. Mutlaka vardir da daha biz kesfetmedik sanirim. Milwaukee’de Turk bakkali yok. Arap ve Yunan bakkalinda cok sayida ve cesitte Turk urunleri satiliyor. Ayrica Amazon’dan da alisveris yapiliyor. Biber salcasi, bulgur, tahin helvasi, lokum, nar eksisi vs. her seyi online bulabiliyorsunuz. Cumartesi Ipek’in okulundan 5. siniflar kizakla kaymak icin bulusacakti ama hava 7 – 8 dereceye cikti ve butun karlar eridi. Parka gittigimizde kimseyi goremedik, herhalde insanlar o havada kar kalmayacagini anlayip hic gelmediler. Biz oralarda azicik dolastik sonra eve gittik. Kupkuru agaclar, camurlu balcikli solmus sari cimenler ve sessiz parklar bana Avustralya’nin dogasini aratiyor. Pazar gunu Milwauke senfoni orkestrasinin bir gosterisine gittik. Firebird diye bir oyun ve konser birlikte sahneleniyordu. Konserden once instrument petting zoo dedikleri bir aktivite duzenlemislerdi. Butun muzik aletlerini getirmisler ve isteyen cocuklar gidip bakiyor ve onlari calmaya calisiyordu. Ayrica Kohl (burada bir magaza zinciri) sponsorlugunda kes yapistir postakarti hazirla masasi da vardi. Bir de cocuklar cikartmalar ile muzik notalari olusturuyor ve bestelerini de muzisyenler caliyordu. Son olarak da konduktor nasil muzik yonetir, onunla ilgili bir aktivite vardi. Konser baslamadan bir saat once boylesi etkinlikler ile cocuklari oyalayan, eglendiren birseyler duzenlemislerdi yani. Biz de orada oyalandik, cocuklar etkinliklere katildilar. En cok gozume carpan sey burada insanlarin siraya cok onem vermemesi oldu. Cocuklar, buyukler filan birbirinin onune atliyorlar, once ben gideyim de baskasi ne yaparsa yapsin havasi sezdim. Gorgu kurallarina Avustralya’daki kadar onem vermiyorlar gibime geldi. Konser cok guzeldi, canli bir sekilde senfoni orkestrasini dinlemek hem bizim hem de cocuklar icin cok guzel bir tecrubeydi. Kemal’in calistigi banka, Associated Bank bu gosterilere sponsor oluyor, bu yuzden banka calisanlarina biletler biraz daha indirimli ve on satis ile ilk onlarin almalarina imkan veriliyor. Bu yuzden 4-5 gosteriye bilet aldik. Ilki Firebird idi https://www.mso.org/concerts/the-firebird-family     

Konserden sonra tiyatro salonunun tam karsisinda bir buz pisti vardi orada buz pateni yapmaya gittik. Aslinda sdece Ipek ile Defne kaydi.  Buz patenleri 7 dolara kiralaniyor, suresiz! Istersen 2 saat paten kay. Kimse o soguga o kadar dayanamadigi icin surekli bir rotasyon var. Bizimkiler eglendiler. Biz de Starbucks’dan chai lattelerimizi alip onlari izledik Kemal ile.

Bana umut verdi buz pateni yapan insanlari izlemek. Soguga ragmen hayat belirtisi var. Egleniyor insanlar.

Bu hafta sicakliklar biraz dusecekmis. Kendimize dikkat etmemiz lazim, hala saglik sigortasi isini halledemedik.

Selam

Yasasin, 4 mesaj birden gelmis!!! Sevindim okuyunca. Bugun Facebook’taki Gocmen anneler grubundan sanal ortamda tanistigimiz bir arkadas gelecekti bize. Son zamanlarda Milwaukee’ye 4 Turk ailenin tasindigini soyledi, onlar da yeni arkadaslarla tanismak istiyorlarmis. Ama biraz rahatsizlanmis, gorusmeyi baska bir gune erteledik. Burada henuz cok kisiyle tanismadik ama duydugumuz bayagi cok kisi var. Herkes farkli vize tipleri ile gelmis. Kimisine bizimki gibi Green Card cikmis, kimisi L1 dedikleri isyeri sponsorlugu vizesi ile gelmis, kimisi ise investor, yatirimci vizesi ile burda. Amerika, Avustralya’dan cok daha kozmopolit bir yer. Aksanin nereden diye soran sadece 2 kisi oldu simdiye kadar. Turkiye’deki is guc kaygisini burada goruyorum. Insanlar biraz yorgun, telasli ve tukenmis gorunuyorlar. Kiyafet, giyim kusam konusunda Avustralya’dan cok daha bakimli ve ozenliler. Alisveris merkezlerinde Avustralya’da kimse kimseye bakmaz, tipini, kiligini incelemezdi. Burda Turkiye’deki gibi gozle suzme, inceleme daha cok yapiliyor gibime geliyor.

Hava ilk geldigimizdeki gibi degil. O zaman zaten anormal sogukmus. Simdi -4 ila + 8 arasinda degisiyor. Cok usumuyoruz. Hele bugun cocuklarin okul otobusu icin disariya biraz daha erkenden cikip karda oynamak istemelerine sasirdim ve kendi kendime sanirim alisiyoruz dedim. Ipek icine kisa kollu t-shirt giyiyor ama uzerine sogugu gecirmeyen cok kalin bir mont giyiyor. Okulda disarida oynarken de snowpants giyiyorlar. Genelde disari ve iceri giyinme sekilleri degistigi icin kat kat giyiniyorlar sonra surekli birseyi cikartip otekini giyiyorlar. ayakkabi bile 2 tane, spor ayakkabilari okulda dolaplarinda kaliyor, disariya cikarken bot giyiyorlar, iceride derste spor ayakkabilarini giyiyorlar. Pazar gunu onlari kizakla kaymaya goturecegiz. Ipek’in sinif arkadaslari bir toplanti organize etmis. Bir parkta bulusacagiz. Ben pek disari cikmiyorum, benim sogukla imtihanim olacak bu aktivite.

Dun butun gun bilgisayarda saglik sigortasi arastirdim. Cok karmasik bir sistem. Kafam patladi, moralim bozuldu! Belki eksik veya yanlis anladim ama simdilik anladiklarimdan durumu soyle ozetleyeyim: Yilin belli bir donemi, open enrollment oluyor ve o zaman major bir ozel saglik sigortasi yaptirmaniz gerekiyor.  Eger open enrollment donemini kacirirsan short term saglik sigortasi yaptiriyorsun. Aldigin saglik sigortasi ACA dedikleri Obama’nin yeni cikardigi Affordable Care Act minimum sartlarini kapsamali ve yerine getirmeli yoksa sene sonunda vergi cezasi oduyorsun. Aile gelirin belli bir miktarin altindaysa devlet sigortana katki payi oduyor, ama toplam maasiniz belli bir miktarin ustundeyse – Amerika gayri safi milli hasilanin yuzde 400 uzerinde ise – hic bir katki odemesi alamiyorsun sen kendi cebinden ozel saglik sigortasi almak zorundasin. Yoksa dedigim gibi vergi cezasi oduyorsun.

ACA ile preventive hizmetler, asi, kan testi, taramalar filan cok daha ucuz hale getirilmis, ayrica pre-existing conditionlar yuzunden hic bir sigorta , hayir ben seni sigortalamiyorum diyemiyormus artik. Bir de specialist gorebilmek icin bazen doktordan sevk almana gerek kalmiyormus, hem de cok uzun bekleme listeleri yok, uzman doktorlar her yerde. Avustralya kadar erisilmesi zor degiller.

Kemal ise ilk girdiginde (Apex systems contractor olarak calisiyor) online bir sistemleri var, biz ordan saglik sigortasi yaptigimizi zannettik. Haftada 50 dolar odeyerek bir paket satin almisti Kemal (sadece 1 kisilik). Biz de onu saglik sigortasi zannediyorduk. Meger o cok kucuk, hic bir ise yaramayan gecici ve ufak bir cozummus. Paketin detaylarina bakinca agzim acik kaldi. Yilda toplam 7 kere doktora gitme hakkin var. Her gittiginde Aetna (sigorta aldigimiz sirket) sana sadece 80 dolar veriyor. Toplam odedigin ucret daha fazla ise (diyelim doktor 200 dolar charge ediyor) aradaki 120 dolari sen cebinden oduyorsun. Yilda 7 kere ne demek ? ? Bana cok az geldi. Hele de Avustralya’da bazen haftada 3 kere gidiyorduk doktora. Onunla kiyaslayinca 7 doctors office visit bana cok az gorundu. Sonra butun gece saglik sigortalarina baktik durduk. Kafamiz iyice karisti. Sonra burda bir Turk arkadasin sigorta sirketi oldugunu ve sigorta satislari yaptigini duyduk. Kemal bugun onunla konusmus. O bize en uygun paketi sececek. Henuz kesin rakamlar belli degil sigortayi alinca size daha net bilgi verebilirim. 4 kisilik bir aile ayda yaklasik $1000 veya 2000 odeyerek ortalama bir sigorta alabiliyor diyebiliriz. Oyle bir sistem var ki eger aylik odemeleriniz dusuk olsun istiyorsaniz hasta oldugunuzda hastaneye gittiginizde cebinizden cok para cikiyor, yani aylik odeme dusuk ama bir sey olursa o zaman cok fazla masrafin olacak. Diger taraftan, aylik odemeleri cok yuksek bir paket alirsan da hastalandiginda veya basina bir kaza geldiginde o zaman da cok cep yakmayan bir sekilde, cok masraf odemeden tedavi gormen mumkun oluyor.

Su videoyu izlerseniz sistemi guzel anlatiyor.

 

 

Arkadas, terazinin bir o kefesi, bir bu kefesi var… Biz zaman zaman bakiyoruz, zararda miyiz, kar da miyiz… Anlamak simdilik mumkun degil cunku bu yeni ulkeye dair tecrubelerimiz cok yeni. Cok da desmeden, kurcalamadan yolumuza bakiyoruz. Zamanla gozumuzde daha net bir tablonun olusacagi umudundayiz.

Bu arada defneyilmaz.com’da amator videolarimi yayinladim. Avustralya ilkokul egitim sistemi ile ilgili. Isterseniz bir bakin:)

Hepinize sevgiler, kendinize cok iyi bakin:)

Degisiklik

Bugun burasi boyle!

Malum, evdeyim. Isim yok, gucum yok! Can sıkıntısından siteyle ugrastim biraz. Yeni tema yukledim. Degisiklik iyi olur diye dusundum. Hani Sahan Gokbakar’in reytingleri takip eden bir tiplemesi vardi ya, ben de oyle gozlerim fal tasi gibi acilarak site istatistiklerini incelemeye basladim. Gunluk ortalama 350 ile 500 arasinda kafasina gore degisen ziyaretci sayim cok sert bir sekilde asagiya dogru dusmeye basladi. Arkasindan aldigim mesajlari da (1 kisi, o da Esat:)) goz onunde bulundurarak, eski temaya geri dondum.

Verdigimiz rahatsizliktan dolayi ozur dileriz…

Siz okuyun ama ne olur, kendimi cok yalniz hissetmeye basladim burada. Hic olmazsa ekranin arkasinda bir yerlerde, birilerine ulasabiliyor olmak dusuncesi bile iyi geliyor bana…

Hele bir de mesaj atarsaniz, o zaman cok mutlu olurum…

 

TOKAT!

Dun butun gece Ipek bir sunum uzerinde calisti. Odevinin pesine dusme aliskanligimiz da olmadigi icin biz de kontrol etmedik. Meger baska bir odevini yapmamis. Bu sabah ogretmenden tokat gibi bir e-mail geldi.

Good morning Team Motivation parents and students.  I am very disappointed to report that only 11 students completed their 5th Pilgrim Log last night.  They are:

Ki…., Sa……., J……., Sh……, Al…., Jo……., A……, A……….., B……., S…., and A…….  Of those, only 7 completed a paragraph about the experience rather than one or two brief sentences.  All students had the opportunity to meet with their teams for 10 minutes after the simulation to share ideas for notes about this log.  I can think of no reason why it would not be complete.  There are three more parts to this simulation – meaning 3 more log entries.  I fully expect that all logs will be turned in on time for these last 3 parts.  These logs comprise the bulk of their social studies report card grades.
Work hard – get smart, Team Motivation!
-Mrs. Fa…….

Okuyunca kendimi kosedeki cop kutusunun yaninda tek ayak ustunde duran ogrenci gibi pisman, korkmus ve cok uzgun hissettim. Dun gelen guzel mesajdan sonra bu mesaj, sisirmis oldugumuz kocaman balonu bir anla patlatmaya yetti. Ben de tam Avustralya egitim sistemi ile ilgili bir video cekiyordum. Avustralya rahat ve gevsek,  cocuga odev yapma disiplini kazandiriyor mu, kazandirmiyor mu onu tartisiyordum. Cok fena oldum simdi yaa.  Benim cocuklugumda olsaydi bu olay ve annem olsaydi benim yerime, elinde terlikle beni karsilardi herhalde. Fena mi oldu iste, okuduk adam olduk!!! Panik oldum, panik!!!! Ipek gelince ben de ona bir guzellik dusuneyim o zaman simdi…

Amerika`da ilkokullar

Kizlar okula baslayali 3 hafta olacak.  Eski okul ve simdiki okul arasindaki farkiliklari yaziyorum. Amerika ve Avustralya egitim sistemi arasindaki farklar diye algilanmasin zira her bolgede karsilasacaginiz seyler farkli olabilir. Bu yuzden ozellikle Perth teki Rostrata Primary School (R) ve Brookfield deki Swanson (S) Elementary School diye yazacagim.

Izlenimlerim: Ikinci dil egitimi (Italyanca) R`de 3. sinifta basliyordu ; burada ise yok, Middle school`da baslayacakmis.

Sinavlar, testler, seviye belirleme sinavlari, proje bitimleri hakkinda R’de bize pek bir bilgi gelmiyordu; burada haftada 2-3 email aliyoruz, sinav tarihlerini ve kapsamini ozellikle vurguluyorlar

R’de ogretmen veli arasindaki iletisim o kadar kuvvetli degildi; burada class dojo, newsletter ve emailler ile surekli sinifta ne olup bittiginden sizi haberdar ediyorlar

R’de ogrenciler ve ortam daha disiplinli idi, kilik kiyafetten tutun, oturma kalkma, buyuklerle konusma, degerler egitimi cok onemseniyordu; burada isteyen istedigini giyiyor, bir cesit basi bosluk seziyorum , zaman zaman buyuklere saygisiz konusmalar yapildigina dair bir mail atti ogretmen herkesi cocugu ile konusmaya davet etti

Ipek bir yazi yazmis, ogretmen cok sevmis, bayilmis, butun sinifa okumus; ben de bak tebrik ederim ne kadar guzel dedim. Anne Avustralya’da bu yazdigim siradan sayilirdi, burdakiler hic bir sey bilmiyorlar diye benimki cok iyi gorunuyor dedi. Ne kadar dogru bilmiyorum.  Asagida Ipek` in ogretmeninden bugun gelen mail var, oldugu gibi kopyaladim.

 

Vesille, I have to tell you how incredibly impressed I am with your lovely daughter.  Her Pilgrim logs have been exceptional. I love her enthusiastic participation (zest) during our math discussions.  She’s an invested reader who speaks knowledgeably about character theories.  She has blended confidently into the social fabric of Team Motivation.  How lucky are we that you made the move to frigid, but fabulous, Wisconsin!?!  Thank you for sharing your amazing daughters with us.  Have a great day!
-Angie
R’de ogretmenler mesafeli ve biraz soguklardi; burada cok samimi ve sicak gorunuyorlar.
R’de cocuklarin buyuk kismi okula yuruyerek gidip geldigi icin cep telefonu sahibi olmalari bir cesit gereklilikti; burada otobus kapidan alip kapiya getirdigi icin cep telefonu kimsede yok.
R’de okulun verdigi tabletler sinirliydi kendi cihazini kendin getir programi vardi; burada her cocuga bir ChromeBook veriliyor ve aksamlari eve getirip odevlerini filan onda yapiyorlar. Defne’nin ozellikle,  bilgisayar yetkinligi cok artti, mouse kullanimi, sunum hazirlama , klavye bilgisi belirgin bir sekilde artiyor.
R`de bir sunum yapilacagi zaman Powerpoint ‘te ivir zivir (renk, background, animasyon, bullet points, shaes vs.) seylerle ugrasmaktan kizlar bir turlu konuya giremiyorlardi; burada okulun Chromebook’unda bazi ozellikler disable edilmis ve cocuk estetik kaygidan ziyade sunumun icerigi ile ilgilenmek zorunda kaliyor.  Acik ve net, sinirli secenek sunulmus ve bu cok iyi.
R’de konular belli, water cycle, oceans, history filan her cocuga bu belli konu cercevesinde odevler veriliyordu; burada passion topic uzerinde calisiyor cocuklar. En sevdikleri konu ne ise onu arastirip odev hazirliyorlar. Ipek kediler ile ilgili bir rapor hazirliyor, her gece buyuk motivasyon ile saatlerce calisiyor. Uzun vadede mufredati nasil kapsayacaklar orasini bekleyip gorecegiz.
R’de sinav ve not hakkinda hic bir bilgimiz olmazdi; burada ogretmen direk, bu calismanin sonucu dogrudan sosyal bilgisi dersinin notu olarak karneye yansiyacaktir diyor. Final examleri filan da var cocuklarin.
R’de  cocuklari kitap okumaya cok tesvik ediyorlar diye cok mutluyduk; burada da durum ayni hatta biraz daha abarti, kitap , oyku, hikaye, oku oku oku oku ….. Hatta butun aile okuyacak family literacy night yapilacak, hem de baska baska book clublar var, okuyup okumadigini anlamak icin sorulari cevapliyorsun filan, asmis haldeler.
R’de fiziksel engelli cocuk cok yoktu, her sinifta bir iki tane ozel egitim ihtiyaci olan cocuk vardi; burda okulun girisinde 10 tane tekerlekli sandalye var, fiziksel engelli cok sayida cocuk goruyorum, onlar icin asansor yapilmis, her birinin basinda bir asistan var, zihinsel engelli olan da gormustum. Maddi imkanlari daha iyi buradaki okullarin.
R’nin kutuphanesinden 2-3 kat daha buyuk bir kutuphanesi var buranin.
R’de anne babalar rahatti cocuklarinin egitimi konusunda o kadar da panik olmuyordu; burda at yarisi havasi hakim, Turkiye’ye benziyor.
R’de cok guzel bir enstumental muzik programi vardi, cocuklar kucuk yastan itibaren uzman ogretmenden harika bir sekilde egitim aliyorlardi; burada o orta okulda basliyor; ilkokul icin istersen secmeli ders olarak kucuk bir ucret karsiligi entruman egitimi alabiliyorsun ama verilen muzik egitiminin kalitesi o kadar iyi degil.
R’de okulun cevresi kapali, demir parmakliklar var, belli bir saatten sonra butun kapilar kilitleniyor, sadece bir tek kapidan iceri girilebiliyor. Burada okul oylece orta yerde, okula giris kapisi kilitli sadece . Oyun zamaninda butun cocuklar dusarida ve bence her turlu tehlikeye acik. En sevmedigim nokta bu!!!
R`de 1-6 ilkokul , ortaokul 7. sinifta basliyor. Burada 1-5 ilkokul, ortaokul 6. sinifta basliyor.  Yani Eylul ayinda Ipek ve Defne ayri ayri okullara gidecek.
Okul saati burada daha uzun. Ayni satte basliyorlar R`de bitis 3:00pm burada 3:45pm.

Amerika`da nasil ev kiraladik?

Apartmanimizin distan gorunumu

Ev tutmak icin birkac tane semt belirlemistik. Amerika`da cok populer olan (Avustralya`da bettereducation.com.au sitesine denk gelen) Greatschools.org sitesinden bakmistik okullarin siralamasina. Ayrca school distictlerin sitesinde devletin verdigi istatistiksel bilgiler de var. Buna gore Whitefish Bay, Fox Point, Elm Groove ve Brookfield diye 3 semte indirgemistik listemizi. Ilk iki semt orta yas ustu beyaz Amerikalilarin cok yasadigi en sosyetik semtlerdenmis. Etnik cesitlilik acisindan Whitefish Bay ve Fox Point`in puanlari cok yuksek degil. Yani cocuklarin kendilerini daha diverse bir ortamda iyi hissetmeleri icin diger secenegimize baktik. Bir de ev fiyatlari bu ilk iki semtte oldukca yuksek. Yani olur da burda kalmaya karar verirsek ve ileride bir ev alalim dersek cok buyuk ihtimalle o sosyetik semtlerden ev almaya paramiz yetmeyecek. Baska bir semtten de ev tutarsak School district degisecek ve cocuklarin okullarini tekrar degistirmek gerekecek. Butun yollar Brookfield`i gosteriyordu. Bizim gibi is amacli gelen gocmenlerin oturdugu, diverse ama ote yandan da iyi bir sosyo-ekonomik profile sahip bir semtmis burasi. Ayrica okullari da eyalet capinda cok yuksek bir ortalamaya sahip. Brookfield ve Elm Brook semtlerinin ELMBROOK School district isimli, bizdeki Ilce Milli Egitim`e denk gelen bir kurumu var. Burada her bir okuldan ziyade school district in toptan puanina ve calisma sekline bakarak  egitimin kalitesine karar veriliyor. Eger Brookfield veya Elmbrook civarinda oturuyorsaniz oturdugunuz yerin boundry map`ine bakarak 3 okul terciginde bulunabiliyorsunuz. Insanlar genelde ilk tercihlerine yerlestiriliyorlarmis. Biz zaten Swanson Elementary School diye istedigimiz, arzu ettigimiz bir okulun sinirlari icinde ev tuttuk. O yuzden tercih filan yapmadan direk kayit yaptirdik ama o okulu degil de baska bir okulu isteseydik sanirim onlardaki yer durumuna bakarak bana bunun mumkun olup olmadigini soyleyeceklerdi.

Gelelim evlere. 2 gun icinde yaklasik 10 tane ev gezdik. Avustralya`daki gibi Home Open beklemiyorsun ve evi bir guruh halinde baska ailelerle birlikte gezmiyorsun. Emlakcidan randevu alip gidiyorsunuz, onlar sizi eve goturuyorlar, gezdirip ne kadar sorunuz varsa cevapliyorlar. Daha cok Turkiye`dekine benziyor yani. Burada yeni oldugumuz icin ve eve sigdirmamiz gereken hic bir esyamiz olmadigi icin mustakil evden ziyade siteye benzeyen Condo denilen evlere bakmak istedik. Mustakil evlerin isitmasi, araba yolundaki karlarin temizlenmesi, bahce bakimi, vs. kis sartlarina dair hic bir sey bilmiyoruz. Ayrica kendimizi izole hissetmeyelim diye apartmana benzer sosyal bir ortamda yasamak iyi olur baslangicta diye dusunduk. Gezdigimiz yerlerde ev fiyatlarina, evin boyutlarina, araba park imkanlarina ve genel olarak ortama baktik. Burda ev kiralari aylik odeniyor. Baktigimiz evler genelde acik plan Amerikan mutfak, iki veya uc yatak odasi ve bir calisma odasi bir oturma odasi seklindeydi. En yuksek 2400 dolar ile en dusuk 1450dolar arasinda degisiyordu fiyatlar. Bir siteye geldik, The Club at Brookfield Hills diye geciyor adi. Bir golf sahasinin icinde, cesit cesit ev planlarina sahip toplam 500 dairelik bir komplex. https://www.wimmercommunities.com/apartments/ Bu emlak sirketi tarafindan isletiliyor. Burada guneye bakan, aydinlik, ferah bir ev ariyorduk. Bir Loft bulduk, 3 yatak odali olani cok pahali geldi, 1 yatak odasi arti bir loft odasi olani da cok kucuk geldi. En cok begendigimiz site burasiydi ama uygun ev yoktu. aksam biraz mahzun eve gittik, baktiklarimiz icinden begendigimiz, tam icimize sinen bir ev olmamisti. Sonra bu siteye bakan emlakciya daha uygun fiyatli birseyleriniz var mi, diye sorduk. Yarin gelin birkac degisik floor planina sahip ev daha var, gostereyim dedi. Ertesi gun geldik ve simdi icinde oturdugumuz evi bayila bayila tuttuk. Hem baktiklarimiz icinde en dusuk fiyata sahip hem de bizim aile icin en kullanisli plana sahip. 2 yatak odasi 2 full banyo, isitmali kapali garaj (sadece 1 arabaya izin var), balkonlu, acik mutfak, genis bir oturma odasi ve yemek odasi hep birlikte, 1450 sqf filan yanilmiyorsam. Cocuklarin okula araba ile 5dk ve hareketli cok secitli alisveris komplexlerinin ortasinda, ayrica otobanin cikisina da cok yakin.

Simdi bir apartmanda yasiyorum yani kisacasi, 4 daire altta 4 daire ustte toplam 8 daireli bir apartman. Facebook a resimlerini koydum. Bizim ev giriste ve hic merdiven cikmadan giriliyor ama kot farkindan dolayi arka tarafta 1. katmis gibi yuksek kaliyor. Pencerelerimiz agaclara ve cimenlere bakiyor.  Simdi izlenecek pek bir manzara yok, agaclar kupkuru bir tane bile yaprak yok (camlar haric) hele bugun gokyuzu gri, hava kapali ve insani gicik eden yuzune biri hapsurmus gibi veya sprey su sisesi ile fis fis yapilmis gibi hissettiren bir yagmur yagiyor. Arabam yok henuz, disariya cikma planim da yok cok sukur. Bir de bugun Amazon`dan aldigimiz elektrik supurgemiz gelecegi icin evde kalmam lazim. Temizlige baslamadan once yazmak istedim bu yuzden. Artik anlatip konusacagim tek arkadasim sizlersiniz.

 

 

AVUSTRALYA – AMERIKA UCUSUMUZ

Bizi karsilayan da, ugurlayan da iste bu guzel dostumuz, Ozgur.

Simdi baslayalim yolculuktan itibaren neler olduguna…

Perth Abu-Dhabi ucusumuzu Etihad ile yaptik. Bekledigimin aksine hem hava alani hem de ucak kalabalikti. Ucakta Christmas special olarak hindi vardi, cocuklara her zamanki gibi cocuk menusu istemistik ve makarna geldi. Yolculuk ucak ici eglence sistemi ile cok kolay gecti. Ucaga 3 kucuk valiz, bir el cantasi, bir keman ve Kemal`in sazi ile bindik. Kemal`in sazina yer bulamadik, Business Class`ta bir yere koydular. Ipek ‘AAA babanin sazi business`da ucuyor, cok sansli!!!` dedi. Kizim ben ucaga ancak evlendikten sonra bindim, ondan once her yola otobusle giderdik, dedim ama koltuguna kurulmakla mesguldu beni dinlemedi:) Abu-Dhabi Paris ucusumuz yine Etihad ile idi. Iki katli dev bir ucakti bindigimiz. Modelini hatirlamiyorum ama hayatimin en guzel yolculugunu yaptim. Cunku Ucagin %70`i bostu. Ipek soldaki 3`lu koltuga (bizim orjinal yerimize) yayildi. Ben ortadaki dortluye uzandim, Defne de benim onumdeki dortluyu kapti. Kapti demeyeyim cunku zaten ucak bostu. Cok rahat bir yolculuk yaptik. Paris`e sabahin 4’ u  gibi indik. Orda biraz gerildim cunku American Airlines ile devam edecektik ve ucus kartlarimizi bir onceki ucuslardan vermemislerdi. Ucaktan inip transit bolumune gidince de check-in deskleri disarida kaliyordu dolayisiyla o bolume erisemiyordum. Biraz dolanip, sorup sorusturup ogrendik ki ucagin kalkacagi Gate`de beklememiz yeterliymis. Hani sizi ucaga almadan once son kontroleri yapan, biletleri taratan arkadaslar var ya, onlar biletimizi keseceklermis meger. Orda bekledik, bir gorevli gelip bize bazi sorular sordu, pasaportumuza kirmizi bir etiket yapistirip bunun guvenlik taramasindan (sorgusundan) gectigimiz anlamina geldigini, bu etiketi pasaportumuzdan cikartmamiz gerektigini soyledi. Paris – Chicago ucusumuzda artik yavastan yavastan enerjimiz tukenmeye baslamisti. Biraz uyur biraz uyanik , yorgun bitkin, nasil geldik pek hatirlamiyorum ama sonucta cok sukur sag salim yolculugumuz tamamlandi ve Chicago’ya oglen saat 2 gibi indik. Hava disarida -12 derece idi. Polis kontrolunden gecmek icin siraya girdik. Green Card sahipleri ATM gibi bir cihaza yonlendiriliyor. Cihazda gumruk beyaninda bulunuyorsunuz, sonra kartiniz taraniyor ve bir fotografiniz cekiliyor. Makina size 2 turlu cikti veriyor. Birisi normal, birisinin uzerinde ise kocaman bir carpi isareti var. Makinanin bize verdigi kagitta carpi vardi, o yuzden polise yonlendirildik. Polis Rus asilli genc birisiydi, parmak izimizi aldi, biraz gicik gicik, yan gozle bakti bize ama sonra tamam gecebilirsiniz, dedi. 6 bavulumuzu almak icin donen bantlara gittik. Kizlar bana araba getirdi, yukledik arbalari kapiya dogru yoneldik, hoop bir de ne gorelim. Kapida da zebellah gibi iki polis, elimizdeki kagitara bakiyor X-Ray cihazlarina veya cikisa yonlendiriyorlar bizi. Ben Ebru malzemeleri getirdim ve birsey cikmayacagini biliyorum ama toz deniz kadayifinin cok supheli bir goruntusu var, o yuzden taramadan gecersem bu ucus yorgunlugunun uzerine uzun uzun dil dokmem gerekecek diye uzuluyordum. Cok sukur, polis bize kapiyi gosterdi. Cikista Kemal bizi bekliyordu! Cocuklar arabalari yolun ortasinda birakip babalarina kostular. Cok guzeldi yeniden Kemal`i gormek. En guzeli de Defne’nin koca koca acilan gozlerini, Ipek ile babaya resmen bir agac gibi tirmanmaya calismalarini izlemekti. Ben o anda kendimi resmen bir bayrak yarisindaki yariscinin elindeki bayragi diger arkadasina teslim ettigi andaki gibi hissettim. Artik babalari ordaydi ve sirtlari yere gelmezdi kizlarimin…

Kavusmadan sonra disariya arabaya dogru yola koyulduk. Guya Avustralya’dan getirdigimiz kisliklari giymistik. Disari cikar cikmaz buz gibi acimasiz bir soguk yuzumuze carpti. Kemal 6 bavulu tasiyabilmek icin bir arkadasinin minivanini odunc almisti. Biz durdugumuz yerde titremeye basladik, benim dislerim takir takir birbirine vuruyordu. Kemal bizi arabaya bindirdi, kendi bagaji acip esyalari yuklemeye basladi. Iceriye bir battaniye koymus, arabanin isitmasini da sonuna kadar acmis ama motor isinmadigi icin hic bir ise yaramiyordu. Neyse esyalari yukleyip Milwaukee` ye dogru (2 saatlik) yola koyulduk. Yaklasik 15 dakika sonra cocuklar uyumustu, Milwaukee’ye aksam uzeri vardik.

Yolda giderken sagda solda her seyi merakla izliyordum. Agaclar kupkuru, calilar karla kapli, hava puslu, goruntu biraz urkutucuydu. Yol bembeyazdi. Ilk basta yoldaki beyazligi buz zannettim ama sonradan anladim ki karlari eritmek icin yola dokulen tuz her yerde oyle iz birakip her tarafi beyazlatiyormus.

Noel gecesi Milwaukee`ye geldik. artik hava iyice kararmisti. Whitefish Bay Area da Kemal’in kaldigi evin civarinda yemek yiyecek bir yer aradik. Normalde cok hareketli olan bir sokaga girdik, her yer kapaliydi. Acik bir Japon restorani bulduk, Sushi ve deniz mahsulleri corbasi icin yaklasik 40 dakika bekledikten sonra yemegimizi yiyip eve dogru yola koyulduk. Kemal Erika isimli Meksika’li bir bayanin evinde bir oda kiralamisti. Bu kadin social worker ve iki universite cagindaki oglu ve iki kopegi ile bir evde yasiyordu. Bir odasini ve bir banyoyu Kemal’e kiralamisti. Diger odayi da biz gelecegiz diye bize hazirlamis. Kizlarla orda kaldik 5 gece boyunca.

Cok garip bir duygu baskasinin evinde kalmak. Cocuklara surekli aman ona ellemeyin, aman ses yapmayin filan deyip durdum. Cok seker ve cok anlayisli bir kadin Erika. Cogunlukla calisiyor ve evde hic zaman gecirmiyordu ama yine de ben diken ustundeydim, insan evindeki gibi davranamiyor baskasinin yaninda kalinca. Kemal iki gun izin almisti. O iki gunde ev aramaya basladik. Zaten bizden once gezmis ve yaklasik 10 eve indirmisti tutma ihimalimiz olan evler listesini. Hepsini gezmeye basladik. Izlenimlerimi yarin yazacagim zira aksam otobusu cocuklari getirdi bile, yemek yapmam lazim: Karnabahar corbasi ve firinda balik var menude.

Sevgiler hepinize:)

YENI YUVA KURARKEN

Her sey yoluna girecek…

Detach from needing to have things work out a certain way. The universe is perfect and there are no failures. Give yourself the gift of detaching from your worries and trust that everything is happening perfectly.

 

Maybe the journey isn’t so much about becoming anything. Maybe it’s about un-becoming everything that isn’t really you, so you can be who you were meant to be in the first place.”

 

” I am practising non-attachment. Allowing what comes and allowing it to leave when it’s time. what is for me will be for me effortlessly. ”

Milwaukee`ye inisimiz , ev tutup tasinmamiz, esyalar ve cocuklarin okulunu filan sonra yazacagim ama simdi sadece hayatimin cok yolunda gittigini ve bundan cok memnuniyet duydugumu soylemek istiyorum. Evden cikmak istemiyorum. Zamanin bol oldugu, istedigim gibi davranabilecegim, tembellik yapabilecegim, sucluluk veya aciliyet hissi duymadan koltukta oturup gozlerimi bosluga dikmenin keyfini cikariyorum. Kemal iste ve cocuklar okulda bu sadece ikinci gunum ve ev hanimi olmanin guzelligini yasiyorum. Hayatta gercek anlamiyla mutlu oldugum bir donem bu donem. 🙂

FLOW

“Madem soysuz bende gonlun yok idi

Neden dogru yoldan sasirttin beni?“

Madem kalmayacaktim ben niye gittim ki taa Avustralyalara diye bir dusunce geliyor bazen aklima. Sanki 5 yildir bu ulkede harcadigim tum emekler bosa gitmis gibi. Negatif, ise yaramaz, faydasiz bir otomatik dusunce bu.  Kucuklugumun basit ve minik dunyasinda genlerime islenmis, ama simdiki dunyada hic gecerliligi olmayan bir dusunce.  Bizimkilerle konusunca hemen Avustralya`yi kotulemeye basliyorlar bana. Amerika daha iyi, zaten orasi cok uzakti, el kol yetmiyordu, her seyden mahrum oluyordunuz/kaliyordunuz vs. diye. Kizlara sorduklari ilk soru ise Amerika mi daha guzel yoksa Avustralya mi? Burdan anliyorum bu yararsiz dusuncenin bana kucuklugumden miras kaldigini.

‘Life is a journey not a destination’ aslinda. Avustralya’da kalmam gerekmiyordu, aynen su anda hayatim sonuna kadar Milwaukee’de yasamam gerekmedigi gibi. Sadece bekle ve gor, hayat sana ne getirecek, ruzgar seni nereye goturecek? Farkli kollara ayrilan bir nehir gibi onunde ne oldugunu ancak akarak gorebileceksin. Hangi sapaga yonelecegin belli degil. Eski ben ise akarken tutundugum bir agac dalina veya bir kaya parcasina yapismis suruklenmeyi reddediyordum. Onu birakmaktan korkuyor, orda guvenli yasamayi umuyordum. Su bizi batirip cikaracak elbette. Kim bilir, belki onumuzde berrak, sakin bir deniz vardir; belki de camurlu bir dere yataginda kuruyup gidecegiz. Ne olursa olsun, akmak lazim. ‘Devri daim’ , rahmetli dedem cok sik kullanirdi bu lafi. Hayat bir cark gibi, surekli donuyor. En basta dunya donuyor, her sey degisiyor, duragan olan hic bir sey yok. Degisime direnmek daha cok aci veriyor. Akisa uymak gerekli hayatta. Esyalari donguye sokmak, yenileri icin yer acmaya yariyor. Bir yeri birakip baska bir yere gitmek su anda tam olarak ne oldugunu bilmedigim ama icimde garip bir heyecan yaratan firsatlar icin hazirliyor beni. Bilgiyi saklamazsaniz, baskasiyla paylasirsaniz daha bilge olursunuz. Evrene verin, o da size verecektir. Akisina birakin, her sey olur…

Everything that comes to us, comes to pass or, more accurately, for us to pass on. Not just the money in our pocket, but wisdom, objects, ideas, even opportunities, all come to us, so that, at the right moment, we can pass them on. This is called flow. Being in the flow means being aware that the river of life is flowing to us at every moment. Being in the flow means accepting whatever comes and putting it to good use, before passing it on.

Going with the flow means allowing whatever comes to move on freely, without holding on in any way. If we do not pass on, we are trying to block the flow, and that’s when we feel pressure in our life. Pressure is always self-inflicted. Every time you feel ‘under pressure’ look at what you need to release and to pass on to someone else. Once you do you can …relax…again.