Archive for March 13, 2018

Is guvenligi

Avustralya beni hayatta en cok korkutugum seylerle yuzyuze getirdi.

Anne-babamdan o kadar uzakta nasil yasarim? Kardeslerimi gormeden, akrabalarimizin dugunlerine, sunnetlere gitmeden, teyzemin lezzetli Urfa yemeklerini yemeden, anneannemin beyaz sabun kokulu nevresimlerinde uyumadan ne kadar uzun sure dayanabilirim? 17 saat sadece ucus mesafesi. Urfa – Istanbul ucusunu saymiyorum bile.  Nasili yok, gidiliyormus ve yasaniyormus.

Iki cocugumuz var, ya is bulamazsak, para kazanamazsak ne yapariz? Birikimlerimizi yiyip bitirince ne olacak? Gittik 4 ay is aradik. Onlarca red aldik. Gururumuz kirildi. Birikimlerimiz hizla suyunu cekti. Sonra bir gun once ben, sonra Kemal is buldu.

Erkek evin diregidir, calismasi cok onemli. Ya isini kaybederse ne yapariz? Hoop Kemal’i redundant ettiler. 4 ay is aradi. Biz o arada Turkiye’de idik. Geri dondugumuz gun bizi havaalanindan almaya sirket arabasi ile geldi. Yeni bir is bulmustu.

Urfa’da ”sıkıntı getirmek” derler depresyona. Kolun kirilmasi veya ayagin incinmesi gibi bir sey degil. Ne zaman basladigini, yuregini, zihnini ne zaman kapladigini farketmezsin bile o kara bulutlarin. Birden kendini dibin en dibinde bulursun. Ne agzinin tadi, ne gozunun isiltisi kalmistir. Hayalet gibi dolasirsin. Gulmek zorlama, uyanmak zahmetli, yasamak agir gelir artik sana. Ona da girdim. Bilmeden. Sonra kendime cok acidim. Yasamimi bos yere harcadim, her sey anlamsiz diye uzulup, yakinip durdum. Sonra terapiye (Avustralya’da bedava) gidip bilmedigim yaralarimla yuzleserek kurtuldum o ruh halinden. 6 seans sonunda degismistim ve iyisiyle kotusuyle kendimle yasamayi ogrenmistim.

Kizlarim benim her seyim. Onlara bir sey olursa yasayamam. Benim dunyam, yasama sevincim, en degerli hazinem onlar derdim hep. Defne’nin boynunda bir ur cikti. Bir ay icinde ameliyat olmasi gerekti. Doktorlar bana kanser olabilecegini, o durumda kemoterapiye baslayacaklarini filan soylediler. Ayni gun, hic bir seyden haberi olmayan Defne bana bakip, ‘Anne, ben saclarimin kel olmasini hic istemem, boyle periler gibi upuzun olmasini cok seviyorum.’ dedi. Defne ameliyathanede iken kapinin onunde dunyamin neredeyse basima yikilacagindan korktugum ve durmaksizin dua ederek bekledigim o birkac saati hic unutamam. Cok sukur, tumor iyi huylu cikti. Ertesi gun taburcu ettiler, hayatimiza kaldigimiz yerden devam ettik.

Cok uzaklardayiz, Kemal olmadan iki cocukla tek basima asla yasayamam. Kemal’siz hic bir sey yapamam, zaten beceremem. Kemal is aramak icin Amerika’ya gitti. 7 ay boyunca Avustralya’da tek basima, iki kizimla, ayni zamanda her gun ise gidip calisarak yasadim. Dunya yikilmadi.

Simdi Amerika’dayiz. Kemal sozlesmeli calisiyor. Yilin sonunda proje bittiginde isi de bitiyor. Gelecegi goremiyoruz. Bazen gecenin bir yarisi aciyorum gozlerimi. Bir ucurumun kenarindayim. Kalbim hizli hizli carpiyor. Dunya korkunc, deli, manyak bir yer gibi geliyor bana. Donen etege binmis cilginca donuyorum sanki, nerede oldugumu bilmeden, gozumu hic bir yere odaklayamadan savrulup duruyorum. Ya Kemal isini kaybederse diyorum. Ben de calismiyorum, ne yapariz diye dusunuyorum. Kaygilaniyorum, korkuyorum. Sonra Avustralya’yi hatirliyorum. Butun korkularimla tek tek goz goze geldigim, bicak sirtinda gecirdigim gunleri hatirliyorum. Sonra anliyorum. Hayatta hic bir seyin garantisi yok. Ne is guvenligi, ne can guvenligi, ne mal guvenligi. Hepsi bir yanilgi. Beklentilerin ne kadar yuksek olursa uzuntun ve kaygin o kadar buyuk olur. Sadece inanc lazim bize. Is gelip gecer, paran bir anda pul olur, en sevdiklerini bir anda kaybedebilirsin. Insan ne is guvencesi aramali, ne de baska bir guvence. Cunku her an her sey olabilir. Insan kendine guvenmeli. Yeniden ayaga kalkacagina, gunesin ertesi gun yeniden dogacagina guvenmeli. Uzuntu de sevinc de hemen surda koseyi donunce. Ama korkma, yuru. Hic bir sey olmayacak sana, soz veriyorum. Her sey gececek. Yollar hic bitmeyecek. Donusler, donemecler hep olacak, yeter ki sen durma.

 

Cumartesi gunu St. Patrick’s Day kutlamasi varmis. Milwaukee’nin sehir merkezine farkli gruplarin yuruyusleri ve gosterileri yapilacakmis. Azicik da gunesi gorunce dayanamadik, attik kendimizi sokaga. (Videoyu yukledim)

Azicik insan gormek, canli, civiltili bir ortamda bulunmak iyi geldi.

Ordan ciktik, aksama Kemal haydi Hockey macina gidelim dedi. Ben basta pek istekli degildim. Hockey ne ki? Ne nasil oynandigini biliyorum ne de mac severim filan diye dusundum ama gidince hayatimin en eglenceli anlarindan birini yasadim. Adamlar her seyi o kadar guzel ve cazip hale getirmeyi biliyorlar ki sasirdim kaldim. Oyun cok hizli akiyor, oyuncular tak tak degisip duruyor, kim oynuyor, kim cikiyor belli degil. Surekli ara veriliyor, aralarda gosteriler, maskotlar, zeplin gibi ucan bir sey dolaniyor. Muzik cok guzel ve heyecanli. Insanlarin tepkileri, tek bir agizdan owwww, oooohh, woooo filan diye bagirmalari. Artik ben bir hockey fani oldum:) Hic bir maci kacirmayacagim! Insanlar cok terbiyeliydi. Coluk cocuk, yasli genc herkes gelmisti. Resmen sporu sevdirmek icin organize edilmis, muhtesem bir ortam. yiyecek, icecek bol ve cesitli. Guvenlik var. Stadyuma giris cikis kolay. Kendini guvende hissediyorsun ve en guzeli de cok guzel zaman geciriyorsun. Biletler 23 dolardi. Stadyumdan cikip 20 adim atinca arabamizi park ettigmiz yere geldik, o da kolay oldu, trafige yakalanmadik.

Stadyuma girerken herkesin elinde oyuncak ayi vardi. Biz de bu nedir filan diye dusunuyorduk. Ev sahibi takim bir sayi atinca birden herkes ellerindeki teddybear leri sahaya atmaya basladi. Yagmur gibi teddy bear yagdi, arkalardaki one dogru atiyor, eger sahaya ulasmazsa ondeki alip tekrar firlatiyor filan. Meger bir fundraising varmis, ihtiyac sahiplerine, bir insani yardim kurulusuna gidiyormus bu ayiciklar. O da cok eglenceliydi. Kemal sizi bir de basketbol macina gotureyim o zaman gorun eglenceyi diyor. Bakalim:)

Hockey videosu da yakinda youtube da:)

Avustralya’daki arkadaslarimi cok ozledim. Little Creatures’da birlikte oturdugumuz altin kalpli canim arkadasima selamlar…