Archive for November 30, 2018

James Bond bile bir gun icinde benimki kadar heyecan yasamiyordur. Bu son birkac gun adrenalin dolu idi. Ayrintilari yazacagim ama simdilik ozetler: Milwaukee PBS televizyonu benimle ebru ile ilgili roportaj ve bir program yapmak istiyor. Uzatma almak istedigimizi duyunca karsi tarafin emlakcisi “This is ridiculous!!” deyip telefonu bizim realtor agent’in suratina kapatmis! Mortgage aldigimiz banka tapu masraflari diyebilecegimiz (closing costs) rakaminda cok buyuk bir degisiklik yapti!!! Iyi yonde mi kotu yonde mi sonra anlatacagim. Avustralya’da izini kaybettiren mortgage broker’imizdan hala ses seda yok, baska iki kisi ile gorustuk. Birisi redddetti birisi olur dedi. Turkiye’den para bulduk, pesinati denklestirebiliyoruz. Avustralya’dan vergi iademizi submit ettik, bekledigimizden fazla gelecegini ogrenince sevindik. Hemen arkasindan Centrelink mesaj atti, devletten fazla cocuk yardimi almissiniz 2600 dolarinizi geri aliyoruz dedi! Bir siritiyor bir somurtuyorum yani. Bu aksam Defne’nin okul konseri yarin bir alisveris merkezinde Ipek’in keman performansi var (okul icin bir festivalde gonullu caliyor).

Simdi okula gidiyorum, ogretmenlerin toplantisi var, butun ogrenciler asistanlarin ustune kalacak bugun. Ne olur bana iyi dilekleriniz ve pozitif dusuncelerinizi ve dualarinizi gonderin.

sevgiler:)

Bu sabah Avustralya’dan baska bir mortgage lender’den olumsuz haber aldik. Evimizi refinance etme ihtimalimiz cok dusuk ve yurt disinda yasadigimiz icin her sey cok daha zor. Bu haber uzerine benim kalbime kara bulutlar coktu. Omuzlarim yanlarima dustu, asiri stresliyken icinde girdigim default mode a girdim. Robot gibi kahvalti hazirlayan, ne ekmegin yanmasina, ne yumurtanin kirilip yere dusmesine aldirmayan, ruhsuz, duygusuz bir cansiz manken gibi hareket etmeye basladim. Baska masraflar, odemeler de cikmisti son anda, Kafamin ici dusuncelerle doluydu, dalgin dalgin dusunuyordum. Doluya koydum almadi, bosa koydum dolmadi derken dalip gitmisim. Birden Defne’nin sesi ile kendime geldim. “Anne bu aralar hersey ne guzel!!! Hayat cok iyi gidiyor degil mi?” dedi. Anneanne ile konustum, koydeki kopegimiz hamile, yavrulari olacak. Baba bize bilgisayar oyunu aldi, ne guzel kar yagdi, artik yeni kar botlarim var! diye siraladi. “He kizim” dedim, “cok guzel degil mi?” Belki de bu Allah’in bana takma kafana demesinin bir yoluydu. Buna inanmayi cok istiyorum…

Son zamanlarda daha cok ne gibi olaylar yasadigimizi yazdim ama kafamdan gecen binbir dusunceyi anlatacak kadar isinmadim. Amerika’daki yasama alisabildik mi? Seviyor muyum burayi? Evet alistik ama Avustralya kadar sevmiyorum. Havanin soguk olusu konusunu yeniden gundeme getirip sizleri bezdirmek istemiyorum. O konuyu hepiniz biliyorsunuz. Hosuma gitmeyen bir konu, burada doyumsuz tuketime dayali bir hayat tarzinin olmasi. Onu al, onu sat sonra onu sat baskasini al… Kiyafet, esya, ne yana bakarsan reklam, bir alisveris cilginligi. Hele bir de Black Friday doneminde oldugumuz icin herkes birbirine bugun alisverise ciktin mi diye soruyor. Ikinci mesele guven meselesi. Mesela ev ararken cogu gorusmede karsidakinin yalan veya yanlis yonlendirici konustugunu gozlemledik. Bu sefer de herkese karsi asiri supheci olduk. Mesela Mortgage satan birisi sana en uygun paket bu, al bunu diye acayip israr ediyor. Bakiyorsun, akla yatkin geliyor ama isin detayini faizi anaparayi filan hesapladiginda acayip bir gizli kazik var. Eger bunlari bilmesen hop diye kosarak atlayacagin bir firsat gibi gorunuyor bu. Bir de saglik sisteminde cok bilinmez var. Dun gorustugum arkadas mesela kendisine hic almadigi bir tedavinin faturasinin geldigini ve buna itiraz ettigini soyledi. Cogu insan kisaltmalari filan bilmiyormus, sacma sapan seyleri, yanlislari goremeyip fatura neyse oduyormus. Insanlar ve sirketler bir seyi satmak icin size asiri ilgi gosteriyorlar ama radardan ciktiginiz zaman yuzunuze bile bakmiyorlar. Cok komik! Diyelim bir telefon geliyor, ev sigortasi satmak icin ariyorlar. Baslangicta guzel guzel konusuyorlar, evim yok deyince, taak telefonu yuzunuze kapatiyorlar. Oyle mi peki, zamaniniz icin tesekkur ederim falan filan yok yani. Yani zaman zaman Avustralya’yi ozluyorum. Ote yandan burada hosuma giden cok sey de oluyor. Zamanla yazarim onlari, yeri geldikce…

Burasi bizi de degistiriyor. Gecenlerde kendi pisirmedigim bir yemegi ben yaptim diye yalan soyledim. Hayatimda ilk defa boyle basit bir sey icin yalan soyledim. Sonra neden boyle yaptim diye dusununce bir sey farkettim. Ozellikle bizim milletten arkadaslar icindeyken cok garip seyler yasaniyor. Ustu ortulu bir yaris, rekabet soz konusu. Kimse yogurdum eksi demiyor, kimse kendisini, cocuklarini ve ailesini yermiyor. Dolayisiyla alcakgonullu davranislara pek rastlanmiyor.  Ben Istanbul’da bile bunlari cok fazla yasamamistim. Avustralya’daki arkadaslarim arasinda da boyle seyler soz konusu degildi ama burada bizi cok sasirtan seyler oluyor. Mesela para mevzusu her yerde konusuluyor; kimin nesi var, kim ne almis, nerden almis, kim kiminle ne yapmis, herkes her seyi biliyor. Herkesin her konu hakkinda bir fikri var. Tamam fikrini soylersin gecersin ama ortamda en dogrusu benim yolum, herkes bu yolu takip etmeli seklinde hissedilen bir cesit gizli baski da var. Belki de bana oyle geliyor ama bazi iliskilerde insanlarin cok patavatsizca konustugunu, acaba karsimdakini gucendirir miyim diye soyleyeceklerini incelikle tartmadiklarini gordum. Kisacasi bir guven sorunu yasiyorum, arkadan konusma cok oluyor ve bu beni tedirgin ediyor. Bazi pirlanta gibi arkadaslar da var tabi ki, Allah hepimizin karsisina oylesi insanlar cikarsin. Gelelim non-Turkish insanlarla olan iliskilerimize. Daha yolun basindayim biliyorsunuz, o kadar genis bir cevrem yok ama gozlemlerime gore Amerika Avustralya’yi bu konuda sollayip gecer. Bir arkadas grubum var, Sri Lanka, Yunan(x2), Bulgaristan, Hintli, Tayland ,Mexica ve Amerika’li annelerden olusuyor.  Oyle bir muhabbetleri var ki anlatamam. Her konu konusuluyor, birlikte uzuluyoruz, guluyoruz, saatlerce muhabbet ediyoruz. Ne kimse kimseye laf sokuyor, ne de toplanti bitip de herkes evine gidince sizi acaba su kisi ne demek istedi diye dusunmeye zorlayan, mulakta kalan mesajlar veriliyor. Oyle keyifli bir ortam ki resmen terapi niyetine. Sonra bir de halk oyunlari oynadigim gruptan tanistigim insanlar var. O kadar sempatik, temiz insanlar ki, kendimi onlarin yaninda cok iyi hissediyorum. Kisacasi Amerika’da kendimi Avustralya’daki kadar ‘gocmen’ hissetmiyorum. Sanki uzun yillardir burada yasiyormusum gibi bir halim var. Daha inclusive bir ortam hissediliyor yani:) Simdi gidiyorum, yarin okul var. Hepinize sevgiler…

Iste bugun 22 Kasim gunu geldi. Biraz uzuntuluyum ve kafam karisik. Sebebini anlatayim. Begendigimiz bir eve teklif verdik ve satisin gerceklesmesi gereken son tarih (closing date) 7 Aralik. Bu tarihe kadar Mortgage islerini halletmemiz gerekiyor. Ancak buradaki sistem o kadar karisik ki, anlamak zaten aylar aliyor. Biz de zaten burada cok eski olmadigimiz icin kredi notumuz dusuk. Bu yuzden yuksek faizle zar zor ev kredisi alabiliyoruz. Neredeyse 3-4 hafta Mortgage shopping yaptik. Herkes farkli bir fazi orani veriyor, herkes farkli closing fee aliyor. Yok efendim puan satin almak denilen bir sey va, yani bircok degisken var ev kredisi alirken. Ayrica evin fiyatinin yuzde besini pesinat olarak vermemiz gerekiyor. Keske ev bakmaya harcadigimiz zamani mortgage nasil alinir onu anlamaya calissaydik. Biz pesinat icin Avustralya’daki evimizi refinance edelim, bugune kadar odedigimiz paradan birazini borc alalim dedik. Avustralya’daki Mortgage brokerimiz ile konustuk. Adam tamam hallederiz dedi. Onay alindiktan sonra kagitlari Amerika’ya posta ile gonderecek, biz elcilikte imzalayacagiz ve sonra tekrar Avustralya’ya gonderecegiz. Merak etmeyin, siz siradasiniz yakinda senior approving person dosyaniza bakacak, oluyor filan demisti. Simdiyse adamdan hic bir haber yok, ariyoruz telefonlarimiza cikmiyor, mesajlarimiza cevap vermiyor. Zaman iyice azaldi ve pesinati oradan zamaninda alamayacagiz gibi gorunuyor. Ote yandan Amerika’da ev alirken realtor, listing agent, mortgage broker, lending agent ve baska binbir kisi ile muhattap oluyorsunuz. Arada bir suru kisi oldugu icin ve bircok terime yabanci oldugumuz icin bazi seyleri yanlis anladik. Bazen de bizim realtor anlattiklarimizi yanlis anladi. Mesela ev sahibi satisi yeni yila girmeden yapmak istiyormus, vergi odemesiyle ilgili bir durum varmis ve bu yuzden onun acelesi varmis. Biz realtor’imiza Aralik ortasinda closing yapalim demistik, o gitmis 7 Aralik demis. Ayrica, closing Fee denilen tapu masrafini Realtor’umuz bize 2 bin dolar dedi oysa mortage broker 8 bin dolar diyor. Yani kisacasi evdeki hesap carsiya uymadi! Simdi closing date yaklasiyor ve biz pesinati hala bir araya getiremedik. Pesinat olmadan ev kredisi onaylanmiyor ve o yuzden anlasmayi bozmus sayilacakmisiz. Bu durumda hem evi hem de verdigimiz 6 bin dolar depoziti kaybetme durumumuz var. Butun gun boyunca cok stresliydim, surekli dusuncelere daliyordum, kafam baska yerdeydi.

Sonra bugune kadar gecirdigim stresli donemler geldi aklima, boylesine dar zamanlar, umutsuz gorunen anlar, bilinmezlikler… Bir sekilde gun dogdu, bir caresi bulundu. Bulunmasa ne olacak, giden sadece 6 bin dolar olacak. Kirada oturmaya devam edecegiz. Canimiz sagolsun. Canimiz sagolsun demisken, Turkiye’de oylesine hasta olduk ki bir check-up yaptiralim dedik. Benim vucudumda degisik kistler cikti. Bobrek, troid ve gogsumde kistlere rastladilar. Sonuclari buradaki doktora getirdim, bir sey anlamiyoruz, yeniden tarama yapalim dedi. Gectigimiz hafta troid ultrasonu ve mammography cektirdim. Test sonuclarim geldi, hic bir sey supheli gorunmuyor dedi doktor. Bu habere cok sevindim. Tam da sukran gunu oncesi, saglikli oldugum icin sukran duygusu icindeyim. Allahin izniyle bu ev meselesi de hallolursa cok daha mutlu olacagim.

Bir caresi bulunur elbet canim, bir uyuyup uyanalim…

 

Okulda calisirken en buyuk sansim yaninda calistigim ogretmenin son derece sabirli, sakin ve profesyonel olusuydu. Ben cocuklarin arasinda zaman zaman sinirlensem de bu tecrubeli ogretmenin sevecen ve sakin yaklasimi bana cok guzel ornek oldu. Ders icerigi olarak her cocugun kendi hizinda ilerlemesine izin veriyordu, cocuklari zorlamiyor, kendini de tuketip bitirmiyordu. Ilgisi olan cocuga hemen ilgilendigi konu ile ilgili bir sunumda bulunuyordu. Benim ogretmenligim sirasinda kendimi bosu bosuna tukettigim gunler geldi aklima. Bir de bu ogretmenin dilinden tesekkur ederim ve lutfen kelimeleri dusmuyordu; beni cocuklar karsinda surekli yuceltiyor, yanlis bile olsa benim soyledigim bir seye veya verdigim bir karara asla ters dusmuyordu. Cocuklarin gozunde bizim bir takim olmamiz, ayni seyleri soyleyip ayni sekilde davranmamiz cok onemli, iki basliliga asla yer vermeyelim diyordu. Egosu hic yoktu, son derece anlayisli ve yardimsever bir ogretmendi. Sen benim bunca yildir birlikte calistigim en iyi yardimcimsin diyordu bana. Grandparents Day’de sinifa nineler ve dedelerin geldigi gun oldukca stresli bir gundu. Sinifa ziyaretcisi gelemeyen ogrecilerle ilgilendim,  ona diger velilerle ilgilenecek zamani yarattim, bana “you are a lifesaver!”, senin sayende gun cok iyi gecti, demesi gunun sonunda benim butun yorgunlugumu aldi. Bu kadindan ogrendigim cok degerli dersler oldu. Hayatima girdigi icin son derece mutlu oldugum cok ozel insanlardan birisi oldu bu ogretmen.

Peki neden bu okuldan ayrildim? Ben evden 7:10’da cikiyordum. Ipek ortaokula gittigi icin okul otobusu 6:30’da geliyordu Defne ise 8:30’da otobuse biniyordu. Her sabah Kemal evde bekliyor, Defne’yi okula gonderip oyle ise gidiyordu. Baslangicta hic sorun olmaz, ben hallederim demisti ama zamanla gorduk ki bankaya varmasi 9’u buluyor ve isleri aksiyordu. (Bu arada, onceden soylemeyi unuttum biz Turkiye’de iken banka Kemal’in kontratini degistirdi ve onu permanent calisan kadrosuna aldi. Bu habere ailecek cok sevindik. Artik Kemal banka calisani olarak saglik olsun, yillik izin olsun, emeklilik olsun bu gibi imkanlardan yararlanacakti.) Kemal’in islerinin aksamasi birinci sebepti; ikinci sebep ise ileride olacak degisikliklere hazirlikli olmakti. Agustos ayinda, biz Kemal ile oylesine hobi olsun diye Home Open’lara gitmeye basladik. Kira kontratimiz Subatta bitecekti ve simdiden bir goz gezdirelim, buradaki evler nasilmis, piyasa nasilmis biraz bakinalim dedik. Hafta sonlari denk geldikce evlere baktik, kimisi cok guzel fiyati pahali, kimisi dokuluyor ama ucuz, cesit cesit ev gorduk. Kimisinin yeri guzel, kimisinin ici yapili derken hop bir de baktik ki kendimizi kaptirmisiz real estate market icinde kaybolmusuz. Bu surecte ogrenmemiz gereken o kadar cok sey oldugunu farkettik ve biraz panige kapildik. Mesela Brookfield sehrinden ev bakiyoruz (bir belediye gibi dusunebilirsiniz Brookfield’i) burainin okullar Elmbrook School District denilen bir kuruma ait; ilce milli egitim gibi bir yer. Bu mahalle icinde her okulun kendine ayrilmis bolgeleri var ve o bolgede oturan ogrencileri kabul ediyor. Ilkokul icin zone lar daha kucuk, orta okul icin daha genis ve lise icinse iyice genis. Bizim ev baktigimiz bolge baslangicta Defne’nin ve Ipek’in okulunun bolgesi olsun, cocuklar okul degistirmek zorunda kalmasinlar dedik. Ancak bu bolgelere denk gelen kafamiza gore ev bulamadik. Sonra yine ayni school district icinde ama baska bir ilkokulun sinirlari icinde birkac ev begendik. Eger ben Swanson Elementary’ de yani Defne’nin gittigi okul icinde bir is bulursam Defne okul otobusunden cikacakti cunku otobus buldugumuz evin civarina servis yapmiyordu. Ama cogu zaman cocuk 5. sinifi bitirinceye kadar ulasimini kendisi saglamak sartiyla ayni okulda kalabiliyormus, o yuzden ben Defne’nin okulunda is bakmaya basladim. Bir de hem Turkiye hem Avustralya hem de Amerika’da ozel okullarda calistiktan sonra hepsinin son derece hizli tempolu, yorucu ve tuketici oldugunu farkettim. Amerikan devlet okullarinda egitimin nasil oldugunu cok merak ediyordum, bir de eger full-time bir is bulabilirsen saglik ve emeklilik imkanlarinin cok iyi oldugunu duymustum. Bu yuzden Elmbrook School district sitesindeki is ilanlarini takip etmeye basladim. Bir gun Part time Learning Assistant ilani gordum, basvurumu sistem uzerinden yaptim, okul mudurune de mail atip durumu acikladim. Bir iki gun sonra mudur beni gorusmeye cagirdi, gorusme iyi gecti. Montessori okulunda haftada 25 saat calisiyorken bu okulda haftada 20 saat calisacaktim. Montessori’de sadece 3-6 yas arasi bir tek sinifta calsiyorken, bu okulda rotasyonlu olarak her siniftan ogrenciye destek olacaktim ve Learning Lab denilen bir programda gozetmenlik yapacaktim. Her iki okulda da saglik sigortasi ve emeklilik pirim odemesi olmayacakti. Bu okulda calisma saatlerim 11-3 arasi olacakti. Mudur beni aradi ve bana teklifte bulunmak istediklerini soyledi. 3 tane refereans istedi. Referanslarima ulasmak, onlardan cevap alabilmek cok uzun surdu, benim icim icimi yedi bu surede. Sonra Insan kaynaklari aradi, ilce milli egitime gittim ve istedikleri belgeleri verdim. Derken 3 hafta once ise basladim.

Kutuphanenin icinde kendimize ait bir odamiz var,  gunde 4 saat calismama ragmen yarim saat mola koymuslar. Kindergarten ve 3. sinifa kadar ogrencilere bazen sinif icinde bazense kucuk grup etkinliklerinde destek oluyorum. Ruyada gibiyim, insanlar son derece yardimsever, nazik ve anlayisli, surekli tesekkur ediyorlar. Gun icerisinde yaptigim is, siralar arasinda gezinip cocuklari kitap okurken dinlemek ve onlara nasil okudularina dair geri donut vermek. Bazen birebir bir cocukla calisiyorum, ne stres ne yorgunluk, ne telas. Hayatimda calistigim en huzurlu is yeri burasi. Learning Lab denilen etkinliklerde cocuklar bilgisayarlarini alip bir sinifa geliyorlar, ben orada gozetmenlik yapiyorum. Zaten cocuklarin kulaklarinda kulaklik, karsilarinda bilgisayar, beni hic yormuyor bu is. Bazen de kitaplari kutuphanedeki raflara yerlestiriyoruz, hepsi bu yani. Inanamiyorum, sevincten ve saskinliktan ne yapacagimi sasiriyorum. Allah’ima cok sukur diyorum. Mudur birebir toplanti yapti, hersey nasil diye soruyor. Balayi gunleri midir nedir bilmiyorum ama her sey cok guzel cok memnunum dedim, allah bozmasin insallah, boyle devam edeyim. Maas konusuna gelince, ben Avustralya’da calisirken yurt disi tecrubemi yariyariya saymislar ve beni dusuk skaladan ise baslatmislardi. Bunlar direk ozgecmisime bakip beni 12 yillik tecrube ile degerlendirdiler ve Montessori okulunda aldigima neredeyse esdeger bir ucret teklif ettiler. Effortless, kolayca hallolan kimlik cikarma, giris karti basma, email hesabi acma gibi isler bana kurumsal yerlerde calismanin ne kadar avantajli oldugunu birkez daha hatirlatti. Sonucta su anda meslek hayatimda en severek calistigim bir ortamdayim, maasim vergiye filan gidiyor, elime ayda bin dolar filan kaliyor ama uzun donemde Allah izin verir de bir pozisyon acilirsa , burada calisiyor olmak benim sansimi artirir diye dusunuyorum.

Su anda okul 5 gunluk Sukran Gunu tatiline girdi, kizlarim hastalar  (oksuruk ve dokuntu) ve evdeyiz, tembellik yapiyoruz.

Geriye donersek, Agustos ayi cok yogundu. Onceden kutuphanelere Ebru ile ilgili bir mail atmistim. Sonra Milwaukee Public Library’de cocuklara Ebru gosterisi yaptim. Bu kursu duyan baska bir kutuphane de yetiskinler icin bir kurs istedi 1 Aralik’ta da o kursu yapacagim. Sonra Agustos ayinda bir haftaligina Canada’ya ve Niagara Selaleleri tarafina gezmeye gittik. Yol bizi yordu ama kizlarimiz sasilacak derecede iyiydiler. Umarim butun yolculuklarda boyle olurlar bundan sonra.  Ben 4 saate yakin kesintisiz araba surdum, yolda 2-3 kere cok kotu yagmura yakalandik, bir metre bile onunu goremeyecek kadar kotu bir sekilde araba surduk. Toronto’yu cok begendim. Avustralya gibi insanlar nazik, Turkiye gibi canli, hareketli, genc nufus fazla. Ama trafik felaket, sehir cok buyuk, korkutucu derecede karisik. Otoyollar Kanada’ya gecinceye kadar paraliydi, Amerika’dan cikinca bir anda bedava oldu. Green Card’imiz oldugu icin sinirda hic bir sorun olmadi, elimizi kolumuzu sallayarak kolayca gectik. Hic planlanmamis, son derece son dakika gezisi olmasina ragmen dolu dolu gecti, cok yer gorebildik. Casa Loma, Bilim muzesi, Toronto muzesi, CN Tower, Akvaryum ve hayvanat bahcesini icine alan bir toplu bilet aldik ama hayvanat bahcesine zaman kalmadi, onun disindaki yerleri super hizli gezdik. Cin mahallesine gittik, gezdik, orda yedigim dimsum gezinin en lezzetli yemegi olarak ani defterime kazindi. Edirne’de yaprak ciger yemek gibi, Toronto’ya bir daha gidersem, o dimsum’ciya ugramadan donmeyecegim. Niagara selaleleri dogal harika olarak bizi cok etkiledi , bot turu ile selalenin dibine gidince unutulmaz bir tecrube oluyor ama otellerin oldugu ve kaldigimiz yer tamamen turistik bir yer oldugu icin benim hosuma gitmedi. Luna park gibi, dev donme dolap, go-kart pisti, kumarhane, magazlar, arcade salonlari, restoranlar, muzeler, ilginc binalar, asiri hareketli ve yorucu. Bir de cocuklar surekli onu yapalim bunu alalim deyip durdular, her sey de cok pahali! acikcasi ben bunaldim. Donuste Chicago’ya ugradik, ordaki planaterium ve muzeyi gezdik. Bir Yunan restorani bulup Istanbul’daki meyhane ortamini hatirlatan  havali bir mekanda guzel bir yemek yedik. Simdi yazarken aklima geliyor da, kisa olmasina ragmen cok guzel bir tatil oldu diye dusunuyorum. Ed Sherian’in konseri vardi Toronto’da onun provasini da kuleden izleme sansimiz oldu, cocuklarla yakinlastik (tablet filan hic bir sey goturmemistik), kisacasi yorulduk ama degdi.

Sonra Eylul ayina girdik, sonbaharin gelisini izlemek cok guzeldi. Ben Turam Turkish Dance Ensemble diye bir ekibe girdim, her pazar gunu saat 3 ile 5 arasi halk oyunlari provalarina basladik. WAC denilen bir spor merkezine uye olduk, guya duzenli spor yapmaya karar vermistik, neredeyse 3 ay oldu, toplamda 15 kere gitmedik bu merkeze. Kizlari yuzme kursuna yazdirmistik, cok sikayet ettiler biz iyi yuzme bilmiyoruz; kucuk cocuklarla ayni grupta olmaktan utaniyoruz filan dediler ama yine de Eylul Ekim ayinda her cumartesi sabahi onlari yuzmeye goturdum. Yuzme sonrasi ev bakma artik rutinimiz olmustu. Bu arada Avustralya’daki kursumdan biraz uzatma almistim ve bu son sansim oldugu icin deli gibi odev yazip tezi de bitirmeye calisiyordum. Ipek Milwaukee Youth Symphony Orchestra ile birlikte keman calmaya basladi, onun her pazartesi provasi vardi, grup bir konsere hazirlaniyordu. Defne de okulda izcilik grubunda, nut and candy sale satisi yapmasi gerekiyordu. Bu arada ben Swanson ‘da yani Defne’nin okulunda Destination Imagination (DI) denilen bir programa gonullu olarak katildim, team manager olarak cocuklarla birlikte bir klup olarak calismaya basladik. Kanada donusu, yol yorgunlugundan mi nedir, benim boynum birkac kere tutuldu. Bayagi ciddi bir agrim vardi, fizik tedaviye gitmeye basladim. O 2 ay icinde toplamda 6 kere filan doktor hasten isleri ile de ugrastim yani.  Butun bunlari gunah cikarir gibi yaziyorum, iste bu yuzden o kadar ara verdim ve siteye uzun sure yazamadim.

Ve iste zaman akip gecti ve geldik bugune…

 

Buzdolabina bir tencere corba doktum yanlislikla, onu temizlemek zorunda kaldim, o yuzden pek zamanim kalmadi, okula gitmeden once hemen kaldigim yerden devam edip iki satir yazayim.

 

Ben Amerika’ya donunce koca yaz tatilinde kizlarla evde tek basima cildiririm diye dusunerek aktivite arastirmaya basladim. Ilk buldugumuz yer Urban Ecology Center (UEC) diye bir yerdi. Milwaukee’de 3 tane subesi olan bu yer bir sivil toplum kurulusu. Amaci sehirli cocuklari doga ile yakinlastirmak, onlara degisik beceriler kazandirmak. Biz kizlarla gonullu olduk ve Monarch kelebeklerinin yumurtalarini sayma ve gozlem cizelgesine kaydetme, kuruma ait olan genis yesil alanda yilan yakalayip turerini, cinsiyelerini, boyularini kaydetme vs. gibi isler yaptik. Merak etmeyin, bahce yilanlari, zehirli degil. Ipek baslangicta ben hic yapamam dedi ama en buyugu basparmaginiz kadar kalin olan sevimli(!) yilanlari gorunce fikri degisti. UEC sehirde atil durumda olan yerleri projelendiriyor, community garden (bostan), trekking parkurlari, hayvan gozlem istasyonlari filan kuruyor. Gonulluler UEC ye yilda 40 dolar karsiligi (aile uyeligi) uye olup kurumun aktivitelerinden ucretsiz veya indirimli yararlanabiliyor. UEC genelde fakir bolgelerdeki insanlari bilinclendirmeyi hedefliyor ve mesela Milwaukee’de eski sanayi coplugu olan bir yeri 15 yilda yesillendirmisler ve buyuk bir arboretum kurmuslar. Yesillikleri icinde harika bir yer haline getirmisler. Hayvan davranislari ile ilgili butun gun suren ucretsiz bir etkinlige katildik. Ben orada oturup cayimi kahvemi icerek kitap okurken, Ipek ile Defne civar universitelerden gelen genclerle hayvanlar uzerine cok guzel etkinlikler yaptilar. Gunun sonunda hem cok sey ogrenmislerdi hem de cok eglenmislerdi. Benimse en cok hosuma giden sey, universitedeki abilerinden ablalarindan ilham alip bir konuda nasil derinlemesine bilgi sahibi olunur bunu kendi gozleriyle gormeleriydi. Avrupa’dan gelen degisim ogrencileri de vardi, cocuklar onlarla da tanisti ve Avustralya’da hayvanlarla ilgili ogrendikleri seyleri gururla paylastilar. Kisacasi UEC Milwaukee’deki en kiymetli kesiflerimden birisi. Ayrica UEC uzerinden ekipman da odunc alabiliyorsunuz. Bisikleterler, kask, tandem bisiklet dahil olmak uzere, kano, kayak takimi, uyku tulumu, kamp malzemesi, cadir, kamp ocagi,can yelegi, kayik, vs. outdoor ile ilgili ne kadar malzeme varsa yillik uyeler bu ekipmani ucretsiz olarak 5 gune kadar odunc alabiliyor. 2 bisiklet odunc alip arabanin bagajina sigdirincaya kadar akla karayi sectik. Kizlar sitede bir iki bindiler hepsi o. Sonraki gidislerimizde odunc alip eve goturmek yerine orada binip iade ettik. En cok bostani sevdim, domatesler filan cok lezzetli gorunuyordu. Ancak bu bostan meselesi problem olmus. Bunlar herkese diyelim bir metrekare alan veriyorlar, insanlar orayi ekip biciyor. O bolgede yasayan topluluklardan Hmong denilen bir millet varmis, cogu Ingilizce konusamiyormus, kimin bostaninda ne olgunlasmissa gidip aliyorlarmis, adamlara bir turlu orasi size ait degil, baskasinin urunlerini almayin koparmayini anlatamamislar. Meger onlarin kulturunde hepbirlikte ekeriz hepbirlikte yeriz kurali varmis ve bu bostan meselesi biraz sorun olmus. Baska bir yontem bulacagiz filan diyorlardi en son.

Yaz tatilinde UEC, cocuk parklari ve muze filan gezip durduk. Kizlarin asilari eksikti, Waukesha Community Health Center’a gidip Ipek’e 4, Defne’ye 1 asi yaptirdim. Bizim arabanin tamirini bir turlu bitiremediler, surekli bir problem cikti, surekli servise gidip geldim. Arada bir odev yazdim, oyle iste hayat akip giderken bir aksam Linkedin de bir Montessori okulunda part time ogretmen yardimcisi ariyor diye bir ilan gordum. Tam uyumadan once linkedin uzerinden apply tusuna bastim. Ertesi gun mudur aradi, cok ilginc bir mulakat oldu. Benden cok mudur konustu, pek bir sey sormadi, maas konusunda daha oncelerinden dilim yandigindan kararli bir sekilde bir pazarliga giristim, tecrubeliyim, bu alanda egitimim var falan filan su kadar bekliyorum diye israr ettim. Mudur de biz seni henuz tanimiyoruz, daha yuksek maas istiyorsan kendini ispatlamalisin diye 12 dolardan kapiyi acti pazarlik sonucu sana verebilecegim en yuksek saat ucreti onyedi dolar dedi. O zaman birinci semester sonunda yeniden degerlendirilmek uzere baslayayim ben dedim. Tamam dedi. Cuma mulakat oldu pazartesi apar topar ise basladim. Sabah 7:45 oglen 12:45  arasinda 3-6 yas grubuna asistanlik yapiyordum. Montessori siniflarinda asistan da ogretmen kadar cok calisir ve yorulur, ben hem ogretmenlik hem de asistanlik yaptigim icin, nerede ne yapmam gerektigini, benden ne beklendigini biliyordum. O okulda 37 yildir calisan tecrubeli bir ogretmenin asistani oldum. Cocuklara ve ortama alismak pek uzun zaman almadi ama tahmin edersiniz yarim gun olsa bile cook yoruluyordum. 5 saat boyunca surekli cocuklarla bir aradasiniz, surekli ayakta, hareket halindesiniz ve bir yudum su icmeye bile zaman yok. Aradan 3-4 hafta gecti ve beni oryantasyona aldilar. Okulun kurallarini filan anlattilar. Sinif icinde hic bir problemim yoktu ama okul idaresi biraz garipti. Dur bakalim ne olacak diye dusunmeye basladim.

 

Turkiye ziyaretimiz heyecanla basladi, husranla sonuclandi. Ilk birkac hafta iyiydi, annem sigarayi yeni birakmisti biz gittigimizde. Daha birkac gun gecmeden huzurunuzu kacirmayayim, sigarayi birakinca moralim bozuk oluyor deyip yenien sigaraya basladi. Hava bir oyle bir boyleydi, buyuk bir sel geldi, koyde her yer camura batti, tarlalar gole dondu. Yagmurdan sonra cocuklarla sel yatagini arastirirken cakmaktasindan yapilmis bir el baltasi bulduk. ablam bir arkeolog arkadasina goturdu ve kadin bu el baltasinin uzerine yayin yapmaya karar vermis, cook eski zamanlardan orjinal bir parcaymis.

2-3 hafta sonra Kemal de geldi. O direk Tarsus’a gitti, ben de cocuklari alip biraz da kayinvalideleri ziyaret edelim diye oraya gittim. Kemal isyerinden uzaktan calisma sozuyle izin almisti. Amerika saati ile Turkiye’de calismak hic de bizim planladigimiz gibi olmadi, gec saatlere kadar calismak zorunda kaldi, internet baglantisi sorun oldu, onun soyledigine gore hic verimli bir hafta olmadi. Kemal’in anneannesi biz oradayken vefat etti. Baska cok uzucu olaylar yasandi.Bir de her seyin uzerine kizlar ve ben hasta olduk, 20 gun boyunca igne ve antibiyotik ile zar zor ayakta durduk. Normalde hep kilo alarak dondugumuz Turkiye’den 3-5 kilo vermis olarak donduk. Kismet artik, bundan onceki Turkiye gezilerimiz o kadar guzelken bu da boyle oluversin, ne yapalim dedik.

Amerika’ya dondugumuzde Temmuz’un son haftasi filandi. ..

Herkese selam,

Oyle siradan bir selam degil, kalpten gelen, ozlem dolu biraz da mahcup bir selam. Bayagi bir zaman oldu yazmayali. Yazmaktan uzaklastigim zamanlar aslinda kendimden de uzaklastim; zamanin nasil gectigini farketmedim, yasayip yasamadigimin bile farkinda olmadim. Yazmak herseyi daha anlamli kiliyor ve iste yeniden bilgisayarin basindayim. Anlatacak o kadar cok sey birikti ki anlatamam!:) Gectigimiz Haziran ayindan baslayacagim.

Haziran ayinin ilk haftasi, Ipek’in 5. sinif mezunuyet toreni ile ilgili bir etkinlik icin gonullu oldum. Surekli toplantilar var, okula gittik, mazleme aldik, toreni organize ettik filan. Bir yandan Turkiye’ye gidecegim. Herkese ufak tefek birseyler alayim diye magaza magaza dolasiyorum. Bir cumartesi Ipek bir dogum gunune davetli, arkadasinin annesi yol ustunden bizim kizi da alip dogum gunune goturur musun diye sordu. Olur dedim. Kizlari aldim, yola ciktim kirmizi isikta durdum. Bir dortyol agzindayim. Soldan gelen arabanin onune sagdan gelen seritten aniden bir araba cikti. Ikisi tam onumde carpistilar. Birisi o hizla savrulup bana vurdu. Carpmanin sesinin ustune bizim tekerin yarilma sesi ve hava yastiklarinin patlama sesi eklenince kulaklari sagir eden bir gumburtunun icinde bulduk kendimizi. Birden arabanin icini beyaz bir duman kaplad, gozgozu gormuyor! Oyle oturuyorum arabanin icinde. Arkami donup cocuklara baktim. Ikisi de saskin bir sekilde oturuyorlardi. Birseyiniz var mi diye sordum, yok biz iyiyiz dediler. O sirada arabanin hoperlorunden bir ses: “Collision detected! Calling emergency services” dedi. Carpmanin oldugu taraftaki kapilar acilmiyordu, yan tarafin kapisina uzanip kapiyi acim. Yagmurlu, sisli ve soguk bir gundu. Disaridan buz gibi bir hava geldi. Uzanip disariya ciktim. Cocuklarin kapisini acip onlari cikarttim. Soguktan mi yoksa korkudan mi bana bir titreme yapisti, dislerim takir takir birbirine vuruyor, konusamiyorum. Yoldan gecenler soruyor, iyi misiniz, bir seye ihtiyaciniz var mi filan diye. Benim aklimda tek dusunce. Yanimda emanet tasidigim kiz icin uzuluyorum. O sirada bana bir telefon geldi, kaza yaptiginiz bilgisi geldi, iyi misiniz? 911′ i ariyoruz filan dedi birisi. Olur tamam dedim. Kizin ailesini aradim. Ufak bir kaza atlattik, gelin filan dedim, yeri tarif ettim. Biraz sonra onlar geldiler. Ambulans, itfaiye geldi. Diger kaza yapan arabadaki yasli kadin ile konustuk. Dizleri yaralanmisti. Ambulans onu goturdu. Kazaya sebep olan aracta genc bir siyahi cocuk, 1 bebek ve 10 yasinda bir kiz cocugu vardi. O arabadan inmedi. Nasil oldugunu sormaya gittigimde sinirili bir sekilde, o kadin bana carpti, benim sucum degildi filan dedi. Yoldan gecen ve yine dogum gunune giden baska bir arkadas durup kizlari aldi. Kemal ile Defne geldiler. Cekici geldi, polis raporu yazdik, yol calismasi oldugundan kameralar calismiyormus dolayisiyla kazanin asil suclusu kim hic bilemediler ama benim hic bir sucumun olmadigi kesindi. Derken yavas yavas hersey halloldu, herkes yoluna gitti. Kazadan sonra gunlerce gozumun onune surekli o carpisma ani geldi. Hani birisi yuzunun onunde aniden bir alkis calar da irkilirsin ya, iste oyle aniden durduk yere irkiliyordum. Gunler gecince bir de kaza sirasindaki tepkimi dusundum. Ipek’in arkadasinin ailesini aradigimda, merak etmeyin bize carpan araba Ipek’in oldugu taraftan bize vurdu, kiziniza bir sey olmadi, demistim. Kendime oyle cok kizdim ki. Benim kizim da arabadaydi, ama baskasinin cocugunu tasiyinca sanki onun iyi olmasi daha onemliymis gibi dusunmustum. Oysa arabadan inince Ipek korkudan bembeyaz olmustu ve nasil oldugunu sordugumda aglamakli oldu, ona sarildim, agladi biraz. Diger kiz daha iyiydi. bir arkadasimla konustuk bu konuyu; cocukluktan getirdigimiz beynimize islenen bir sey olsa gerek, dedi. Bizim cocugumuzdur, ne de olsa yabanci degil, ona bir sey olmaz(!). Kibarliktan midir nedir, mesela yemek bile ikram ederken baskasinin cocuguna daha ozenli davraniriz. Her neyse, boyle dusundugume uzuldum, bir celiski, cozulmesi, analiz edilmesi gereken baska bir konu daha cikardim kendime.

 

Aradan birkac gun gecti ve Ipek, ben ve Defne Turkiye yollarina dustuk. THY ile Istanbul’a uctuk. Kemal bizi Chicago havalimanina birakti. Ucaga giderken kopekler 4 kere yolcularin yanindan gecip bizi kokladilar. Biliyorsunuzdur, Amerika’dan Turkiye’ye giderken kisi basi sadece 2 bavul hakkiniz var. (Tam emin degilim ama her bir bavul maksimum ya 23 ya 25 kilo filan olabilir) Bir el cantasi ve bir kabin bagaji da alabiliyorsunuz. Biz kizlarla uzun ucuslara antremanli yolcular olarak kolaylikla gittik Istanbul’a. Aktarma olmamasi guzeldi. Ucakta Turk yolcu sayisi cok azdi, daha cok Hintli, Rus veya Arap yolcular filan vardi. THY’nin yemekleri Qatar veya Singapur Airlines’a gore cok daha iyiydi ama ucusumuzdaki hostesler bir o kadar ters ve suratsizdi. Istanbul’da Urfa aktarmamizi beklerken hemen MADO’ya gidip bir su boregi ile acilisi yaptik. Bavullar direk Urfa’ya gonderildiginden rahat ettim ama Urfa ucagi yaklasik 2 saat rotarli kalkti.

Ipek’in bilgisayari kullanmaya ihtiyaci var, simdi gidiyorum, yine gelecegim…