Öğrenciler saat 3’te gidiyor, öğretmenlerin ise 3:30’a kadar çalışmaları bekleniyor okulda. Ben saat 5’ten once çıkamıyor, artık temizlikçi gelince mecburen ayrılıyorum okuldan. 6 hafta boyle gecti. Eve gelince de aklım hep okulda, hazırlanacak materyallerde, veliler ile yaptıgım konuşmalarda vs. Artık bıktım usandım, duyan da Oxford’da atom fiziği öğretiyorum zannedecek. Arada sırada bana boyle oluyor. Ayarlarım bozuluyor ve gözüm başka br sey görmez, aklim başka bir sey düşünmez oluyor. Gecen internette çalışan annenin evde oturan anneye mektubu diye bir yaZi okudum. O kadar guzel Yazılmıştı ki tam bana hitap ediyordu. Saat 3:30’dan sonrası vicdan azabı ile dolu. Bir yandan yetiştirmem gereken isler, öte yandan simdi çocuklarımı alıp yürüyüşe çıkabilirdim!!! Düşüncesi. Eve gelince hemen hızlıca bir aksam yemeği, arkasından kızların okuması gereken kitaplar, İpek’in spelling journal’i. Boyle zamanlarda insan mantıklı düşünemiyor, daha iyi durumda miyim yoksa daha mı kötü oldu her sey, karar veremiyorum. Bugun okul gezisi vardı, cocuklarla birlikte deniz kenarında heykeller sergisini görmeye gittik. Çarşamba saat 12-2 arası plaj insan dolu, deniz turkuaz, kumlar altın tozu gibi. Ninem yasında teyzeler çekmişler bikinilerini üstüne, kafada fiyonklu bir fular, dudakta kırmızı ruj, keyifle gunesleniyorlar. O kadar cok insan var ki ortalıkta ben bunlar ne is yapıyor hiç mı çalışmıyor diye düşünmeden edemiyorum. Sonra aklıma geliyor: burada is hayati son derece esnek. Çoğunlukla istediğin günleri Seçebiliyorsun. Öğretmenler bile ben cumaları çalışmıyorum diyebiliyorlar. Okul yerlerine Başkasını buluyor. 

Durum 2,5 yıl öncesinden cok farklı, batmamak icin dev dalgalarla boğuşan gemimiz once dümeni doğrulttu arkasından rüzgar yelkenlerimizi doldurdu ve isten güçten kafamızı kaldıramayacağımız kadar hizla götürmeye başladı bizi. Simdi de yolculuğun keyfini çıkaramadan gidiyoruz, bakalım sonu ne olacak. Umarım bir gun limana varıp da o kadar aceleyle geldiğimiz yerin kemiklerimizin çürüyeceği çukur olduğunu görüp hayal kırıklığına uğramayız. Tamam o cukur hep var da insallah Allah bize yaşadığımız anın farkına varma bilgeliğini verir.

Kavga dövüş yattı kızlar, beş kere filan sarılma ve iyi geceler öpücüğü verme faslı yaşandı sonra kızdık artık kalpleri kırık yattılar diye üzülüyorum. 

Eve geldigimde enerjim bitmiş, dilim tükenmiş, damağım kurumuş oluyor. Sadece yanlarında oturup onları izliyorum, konuşmaya mecalim yok. Calismasan bir turlu ; çalışsan bir turlu. Sanırım icinde bulunduğum ikilemden asla çıkamayacağım. Tipki bu Yazıyı okuyan sizlerin Avustralya’ya gitsek mı gitmesek mı diye düşünmesi gibi. Söylenecek bir son soz yok, herkesin cevabı başka turlu olacak ama yaşadıklarımdan öğrendiğim bir sey var, hayat = mücadele. 

Kimbilir o plajda güneşlenen teyzenin kafasında kaç tilki dönüyordu:)

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *