Evden ayrilmak, evsiz olmak anlamina gelmiyor. Dunyaya bakarsak, sinirlari insanlar koymus. Bir kus ucarken kanadi bir ulkede gagasi bir ulkede olabiliyor, veya dagdan yuvarlanip dusen bir tas yeni bir ulkeye girdiginin farkinda bile olmuyor. Gocmenlik hep melankoli, zorluklarla, hasretle basa cikma ve cile cekmek ile iliskilendiriliyor. Aslinda onun cok da farkinda olmadigimiz bir yonu daha var. Bizi zenginlestiren, daha guclu kilan, dogaclama yetenegimizi artiran… Eskiyi, aileyi geride birakiyorsun ama yasamayi birakmiyorsun, sadece baska bir yerden devam ediyorsun. Yenilik, istesek de istemesek de gocmenler olarak icine itildigimiz bir kavram. Tirtildan kelebege donusum misali, ayagimizi disari atar atmaz baskalasim basliyor. Eskiye ozlem hasretligimiz olcusunde artiyor. Siradan gunler bir anda son derece sira disi oluyor; yuzunu gormek istemedigimiz arkadaslar sanki en yakin dostlarimizmis gibi ozleniyor oluyor. Trafik, korku, kargasa pembe bir bulutun arkasinda kayboluyor ve Istanbul sadece romantik ve basdondurucu guzelligi ile ruyalarimizi susler oluyor. Goc, gercegi tum ciplakligi ile gorme becerimizi koreltiyor. Duygularimizin esiri olup yargilama gucumuzu kaybediyoruz. Bir parka gittigmizde, masmavi ve temiz gokyuzune baktigimizda, cevremize karsi 2 sekilde yaklasabiliriz : Objective veya subjective. Bu iki bakis acisinin arasinda – benim- veya -benim degil- boslugu var. Benim- diye dusunursen daha cok seviyorsun, daha cok zevk aliyorsun bir yerden. Dis dunyadaki yerlere ve seylere boylesine bagli olmamizin altinda onlara yukledigimiz anlam var. Mesela kizgin oldugu bir anda annesi rolundeki oyuncak bebegini firlatip atan bir cocuk , o anda annesine karsi kendini guclu hissediyor, kontrolu ele aldigini hissediyor ve kendini ifade ediyor ama ayni zamanda boylesi temsili bir oyun oyuncak bebegi kaybederse annesini de kaybedecegi anlamina geldigi icin cocukta buyuk gerilim yaratiyor. Goc ettigimiz zaman kaybettigimiz sey sadece basit seyler degil, kelimelerin agzimizda sekillenme bicimleri, koku, havanin yuzumuze carptigi anki his, parmaklarimizin ucunda hissettigimiz doku…

Okudugum bir kitaptan cevirmeye calistim bazi bolumleri ama artik kaybolmaya basladim, kapanisi kitaptan alinti ile yapayim Restoration of the social requires work in the social. ­ Provision of a good-enough cultural surround— necessarily a materialized one (in art, ritual, language, physical plant, forms of hospitality, food, etc.)— may be required in order for the patient to recover the confidence in cultural forms needed to do psychological work. 8 The enclave provided by such a protected cultural space replicates the material surround of “home,” if only transitionally. Trust in the therapeutic environment makes possible trust in the person of the therapist, which reciprocally facilitates the hard work of integration into the new culture, a strange new world full of resistances: the brittleness of a new language that will not flow, the odd vegetables one has no idea how to cook, the alien rhythms. But out of this not-so-pliable medium, at the borderland between immigrant and native, what can emerge is something new.
Immigration in Psychoanalysis : Locating Ourselves, edited by Julia Beltsiou, Taylor and Francis, 2016. ProQuest Ebook Central, .
Created from slwa on 2017-08-07 03:37:02.

 

Bir alinti daha, sonra susacagim:) Immigration poses daunting and often enduring challenges. At the same time it can offer unique developmental opportunities. And of course, the psychological phenomena of immigration vary dramatically. Push versus pull factors organize much of the immigration experience and, in turn,impact the sequelae. I did not literally flee from my homeland. I, like countless thousands of others, chose to leave for complex yet compelling reasons. But in the choosing, I, like most others who leave behind intolerable or dangerous regimes, do not only leave behind the horror and the fear, we also often exchange animating affects on the edge for something seemingly more sanguine, definitely safer. Yet, we miss much. We miss the land of our birth; we miss our deep-rooted connectedness to the sights, sounds, and smells; and, of course, we miss the people who have formed the very fiber of our being— people who carry the sense and recognition of our earlier selves, our history. We move forward, but interrupted. Boulanger (2004) describes such discontinuities in self. Indeed, we miss the passion and intensity of our often lunatic countries, deeply.
Immigration in Psychoanalysis : Locating Ourselves, edited by Julia Beltsiou, Taylor and Francis, 2016. ProQuest Ebook Central, .
Created from slwa on 2017-08-07 03:57:42.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *