Herkese selam,

Oyle siradan bir selam degil, kalpten gelen, ozlem dolu biraz da mahcup bir selam. Bayagi bir zaman oldu yazmayali. Yazmaktan uzaklastigim zamanlar aslinda kendimden de uzaklastim; zamanin nasil gectigini farketmedim, yasayip yasamadigimin bile farkinda olmadim. Yazmak herseyi daha anlamli kiliyor ve iste yeniden bilgisayarin basindayim. Anlatacak o kadar cok sey birikti ki anlatamam!:) Gectigimiz Haziran ayindan baslayacagim.

Haziran ayinin ilk haftasi, Ipek’in 5. sinif mezunuyet toreni ile ilgili bir etkinlik icin gonullu oldum. Surekli toplantilar var, okula gittik, mazleme aldik, toreni organize ettik filan. Bir yandan Turkiye’ye gidecegim. Herkese ufak tefek birseyler alayim diye magaza magaza dolasiyorum. Bir cumartesi Ipek bir dogum gunune davetli, arkadasinin annesi yol ustunden bizim kizi da alip dogum gunune goturur musun diye sordu. Olur dedim. Kizlari aldim, yola ciktim kirmizi isikta durdum. Bir dortyol agzindayim. Soldan gelen arabanin onune sagdan gelen seritten aniden bir araba cikti. Ikisi tam onumde carpistilar. Birisi o hizla savrulup bana vurdu. Carpmanin sesinin ustune bizim tekerin yarilma sesi ve hava yastiklarinin patlama sesi eklenince kulaklari sagir eden bir gumburtunun icinde bulduk kendimizi. Birden arabanin icini beyaz bir duman kaplad, gozgozu gormuyor! Oyle oturuyorum arabanin icinde. Arkami donup cocuklara baktim. Ikisi de saskin bir sekilde oturuyorlardi. Birseyiniz var mi diye sordum, yok biz iyiyiz dediler. O sirada arabanin hoperlorunden bir ses: “Collision detected! Calling emergency services” dedi. Carpmanin oldugu taraftaki kapilar acilmiyordu, yan tarafin kapisina uzanip kapiyi acim. Yagmurlu, sisli ve soguk bir gundu. Disaridan buz gibi bir hava geldi. Uzanip disariya ciktim. Cocuklarin kapisini acip onlari cikarttim. Soguktan mi yoksa korkudan mi bana bir titreme yapisti, dislerim takir takir birbirine vuruyor, konusamiyorum. Yoldan gecenler soruyor, iyi misiniz, bir seye ihtiyaciniz var mi filan diye. Benim aklimda tek dusunce. Yanimda emanet tasidigim kiz icin uzuluyorum. O sirada bana bir telefon geldi, kaza yaptiginiz bilgisi geldi, iyi misiniz? 911′ i ariyoruz filan dedi birisi. Olur tamam dedim. Kizin ailesini aradim. Ufak bir kaza atlattik, gelin filan dedim, yeri tarif ettim. Biraz sonra onlar geldiler. Ambulans, itfaiye geldi. Diger kaza yapan arabadaki yasli kadin ile konustuk. Dizleri yaralanmisti. Ambulans onu goturdu. Kazaya sebep olan aracta genc bir siyahi cocuk, 1 bebek ve 10 yasinda bir kiz cocugu vardi. O arabadan inmedi. Nasil oldugunu sormaya gittigimde sinirili bir sekilde, o kadin bana carpti, benim sucum degildi filan dedi. Yoldan gecen ve yine dogum gunune giden baska bir arkadas durup kizlari aldi. Kemal ile Defne geldiler. Cekici geldi, polis raporu yazdik, yol calismasi oldugundan kameralar calismiyormus dolayisiyla kazanin asil suclusu kim hic bilemediler ama benim hic bir sucumun olmadigi kesindi. Derken yavas yavas hersey halloldu, herkes yoluna gitti. Kazadan sonra gunlerce gozumun onune surekli o carpisma ani geldi. Hani birisi yuzunun onunde aniden bir alkis calar da irkilirsin ya, iste oyle aniden durduk yere irkiliyordum. Gunler gecince bir de kaza sirasindaki tepkimi dusundum. Ipek’in arkadasinin ailesini aradigimda, merak etmeyin bize carpan araba Ipek’in oldugu taraftan bize vurdu, kiziniza bir sey olmadi, demistim. Kendime oyle cok kizdim ki. Benim kizim da arabadaydi, ama baskasinin cocugunu tasiyinca sanki onun iyi olmasi daha onemliymis gibi dusunmustum. Oysa arabadan inince Ipek korkudan bembeyaz olmustu ve nasil oldugunu sordugumda aglamakli oldu, ona sarildim, agladi biraz. Diger kiz daha iyiydi. bir arkadasimla konustuk bu konuyu; cocukluktan getirdigimiz beynimize islenen bir sey olsa gerek, dedi. Bizim cocugumuzdur, ne de olsa yabanci degil, ona bir sey olmaz(!). Kibarliktan midir nedir, mesela yemek bile ikram ederken baskasinin cocuguna daha ozenli davraniriz. Her neyse, boyle dusundugume uzuldum, bir celiski, cozulmesi, analiz edilmesi gereken baska bir konu daha cikardim kendime.

 

Aradan birkac gun gecti ve Ipek, ben ve Defne Turkiye yollarina dustuk. THY ile Istanbul’a uctuk. Kemal bizi Chicago havalimanina birakti. Ucaga giderken kopekler 4 kere yolcularin yanindan gecip bizi kokladilar. Biliyorsunuzdur, Amerika’dan Turkiye’ye giderken kisi basi sadece 2 bavul hakkiniz var. (Tam emin degilim ama her bir bavul maksimum ya 23 ya 25 kilo filan olabilir) Bir el cantasi ve bir kabin bagaji da alabiliyorsunuz. Biz kizlarla uzun ucuslara antremanli yolcular olarak kolaylikla gittik Istanbul’a. Aktarma olmamasi guzeldi. Ucakta Turk yolcu sayisi cok azdi, daha cok Hintli, Rus veya Arap yolcular filan vardi. THY’nin yemekleri Qatar veya Singapur Airlines’a gore cok daha iyiydi ama ucusumuzdaki hostesler bir o kadar ters ve suratsizdi. Istanbul’da Urfa aktarmamizi beklerken hemen MADO’ya gidip bir su boregi ile acilisi yaptik. Bavullar direk Urfa’ya gonderildiginden rahat ettim ama Urfa ucagi yaklasik 2 saat rotarli kalkti.

Ipek’in bilgisayari kullanmaya ihtiyaci var, simdi gidiyorum, yine gelecegim…

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.