Okulda calisirken en buyuk sansim yaninda calistigim ogretmenin son derece sabirli, sakin ve profesyonel olusuydu. Ben cocuklarin arasinda zaman zaman sinirlensem de bu tecrubeli ogretmenin sevecen ve sakin yaklasimi bana cok guzel ornek oldu. Ders icerigi olarak her cocugun kendi hizinda ilerlemesine izin veriyordu, cocuklari zorlamiyor, kendini de tuketip bitirmiyordu. Ilgisi olan cocuga hemen ilgilendigi konu ile ilgili bir sunumda bulunuyordu. Benim ogretmenligim sirasinda kendimi bosu bosuna tukettigim gunler geldi aklima. Bir de bu ogretmenin dilinden tesekkur ederim ve lutfen kelimeleri dusmuyordu; beni cocuklar karsinda surekli yuceltiyor, yanlis bile olsa benim soyledigim bir seye veya verdigim bir karara asla ters dusmuyordu. Cocuklarin gozunde bizim bir takim olmamiz, ayni seyleri soyleyip ayni sekilde davranmamiz cok onemli, iki basliliga asla yer vermeyelim diyordu. Egosu hic yoktu, son derece anlayisli ve yardimsever bir ogretmendi. Sen benim bunca yildir birlikte calistigim en iyi yardimcimsin diyordu bana. Grandparents Day’de sinifa nineler ve dedelerin geldigi gun oldukca stresli bir gundu. Sinifa ziyaretcisi gelemeyen ogrecilerle ilgilendim,  ona diger velilerle ilgilenecek zamani yarattim, bana “you are a lifesaver!”, senin sayende gun cok iyi gecti, demesi gunun sonunda benim butun yorgunlugumu aldi. Bu kadindan ogrendigim cok degerli dersler oldu. Hayatima girdigi icin son derece mutlu oldugum cok ozel insanlardan birisi oldu bu ogretmen.

Peki neden bu okuldan ayrildim? Ben evden 7:10’da cikiyordum. Ipek ortaokula gittigi icin okul otobusu 6:30’da geliyordu Defne ise 8:30’da otobuse biniyordu. Her sabah Kemal evde bekliyor, Defne’yi okula gonderip oyle ise gidiyordu. Baslangicta hic sorun olmaz, ben hallederim demisti ama zamanla gorduk ki bankaya varmasi 9’u buluyor ve isleri aksiyordu. (Bu arada, onceden soylemeyi unuttum biz Turkiye’de iken banka Kemal’in kontratini degistirdi ve onu permanent calisan kadrosuna aldi. Bu habere ailecek cok sevindik. Artik Kemal banka calisani olarak saglik olsun, yillik izin olsun, emeklilik olsun bu gibi imkanlardan yararlanacakti.) Kemal’in islerinin aksamasi birinci sebepti; ikinci sebep ise ileride olacak degisikliklere hazirlikli olmakti. Agustos ayinda, biz Kemal ile oylesine hobi olsun diye Home Open’lara gitmeye basladik. Kira kontratimiz Subatta bitecekti ve simdiden bir goz gezdirelim, buradaki evler nasilmis, piyasa nasilmis biraz bakinalim dedik. Hafta sonlari denk geldikce evlere baktik, kimisi cok guzel fiyati pahali, kimisi dokuluyor ama ucuz, cesit cesit ev gorduk. Kimisinin yeri guzel, kimisinin ici yapili derken hop bir de baktik ki kendimizi kaptirmisiz real estate market icinde kaybolmusuz. Bu surecte ogrenmemiz gereken o kadar cok sey oldugunu farkettik ve biraz panige kapildik. Mesela Brookfield sehrinden ev bakiyoruz (bir belediye gibi dusunebilirsiniz Brookfield’i) burainin okullar Elmbrook School District denilen bir kuruma ait; ilce milli egitim gibi bir yer. Bu mahalle icinde her okulun kendine ayrilmis bolgeleri var ve o bolgede oturan ogrencileri kabul ediyor. Ilkokul icin zone lar daha kucuk, orta okul icin daha genis ve lise icinse iyice genis. Bizim ev baktigimiz bolge baslangicta Defne’nin ve Ipek’in okulunun bolgesi olsun, cocuklar okul degistirmek zorunda kalmasinlar dedik. Ancak bu bolgelere denk gelen kafamiza gore ev bulamadik. Sonra yine ayni school district icinde ama baska bir ilkokulun sinirlari icinde birkac ev begendik. Eger ben Swanson Elementary’ de yani Defne’nin gittigi okul icinde bir is bulursam Defne okul otobusunden cikacakti cunku otobus buldugumuz evin civarina servis yapmiyordu. Ama cogu zaman cocuk 5. sinifi bitirinceye kadar ulasimini kendisi saglamak sartiyla ayni okulda kalabiliyormus, o yuzden ben Defne’nin okulunda is bakmaya basladim. Bir de hem Turkiye hem Avustralya hem de Amerika’da ozel okullarda calistiktan sonra hepsinin son derece hizli tempolu, yorucu ve tuketici oldugunu farkettim. Amerikan devlet okullarinda egitimin nasil oldugunu cok merak ediyordum, bir de eger full-time bir is bulabilirsen saglik ve emeklilik imkanlarinin cok iyi oldugunu duymustum. Bu yuzden Elmbrook School district sitesindeki is ilanlarini takip etmeye basladim. Bir gun Part time Learning Assistant ilani gordum, basvurumu sistem uzerinden yaptim, okul mudurune de mail atip durumu acikladim. Bir iki gun sonra mudur beni gorusmeye cagirdi, gorusme iyi gecti. Montessori okulunda haftada 25 saat calisiyorken bu okulda haftada 20 saat calisacaktim. Montessori’de sadece 3-6 yas arasi bir tek sinifta calsiyorken, bu okulda rotasyonlu olarak her siniftan ogrenciye destek olacaktim ve Learning Lab denilen bir programda gozetmenlik yapacaktim. Her iki okulda da saglik sigortasi ve emeklilik pirim odemesi olmayacakti. Bu okulda calisma saatlerim 11-3 arasi olacakti. Mudur beni aradi ve bana teklifte bulunmak istediklerini soyledi. 3 tane refereans istedi. Referanslarima ulasmak, onlardan cevap alabilmek cok uzun surdu, benim icim icimi yedi bu surede. Sonra Insan kaynaklari aradi, ilce milli egitime gittim ve istedikleri belgeleri verdim. Derken 3 hafta once ise basladim.

Kutuphanenin icinde kendimize ait bir odamiz var,  gunde 4 saat calismama ragmen yarim saat mola koymuslar. Kindergarten ve 3. sinifa kadar ogrencilere bazen sinif icinde bazense kucuk grup etkinliklerinde destek oluyorum. Ruyada gibiyim, insanlar son derece yardimsever, nazik ve anlayisli, surekli tesekkur ediyorlar. Gun icerisinde yaptigim is, siralar arasinda gezinip cocuklari kitap okurken dinlemek ve onlara nasil okudularina dair geri donut vermek. Bazen birebir bir cocukla calisiyorum, ne stres ne yorgunluk, ne telas. Hayatimda calistigim en huzurlu is yeri burasi. Learning Lab denilen etkinliklerde cocuklar bilgisayarlarini alip bir sinifa geliyorlar, ben orada gozetmenlik yapiyorum. Zaten cocuklarin kulaklarinda kulaklik, karsilarinda bilgisayar, beni hic yormuyor bu is. Bazen de kitaplari kutuphanedeki raflara yerlestiriyoruz, hepsi bu yani. Inanamiyorum, sevincten ve saskinliktan ne yapacagimi sasiriyorum. Allah’ima cok sukur diyorum. Mudur birebir toplanti yapti, hersey nasil diye soruyor. Balayi gunleri midir nedir bilmiyorum ama her sey cok guzel cok memnunum dedim, allah bozmasin insallah, boyle devam edeyim. Maas konusuna gelince, ben Avustralya’da calisirken yurt disi tecrubemi yariyariya saymislar ve beni dusuk skaladan ise baslatmislardi. Bunlar direk ozgecmisime bakip beni 12 yillik tecrube ile degerlendirdiler ve Montessori okulunda aldigima neredeyse esdeger bir ucret teklif ettiler. Effortless, kolayca hallolan kimlik cikarma, giris karti basma, email hesabi acma gibi isler bana kurumsal yerlerde calismanin ne kadar avantajli oldugunu birkez daha hatirlatti. Sonucta su anda meslek hayatimda en severek calistigim bir ortamdayim, maasim vergiye filan gidiyor, elime ayda bin dolar filan kaliyor ama uzun donemde Allah izin verir de bir pozisyon acilirsa , burada calisiyor olmak benim sansimi artirir diye dusunuyorum.

Su anda okul 5 gunluk Sukran Gunu tatiline girdi, kizlarim hastalar  (oksuruk ve dokuntu) ve evdeyiz, tembellik yapiyoruz.

Geriye donersek, Agustos ayi cok yogundu. Onceden kutuphanelere Ebru ile ilgili bir mail atmistim. Sonra Milwaukee Public Library’de cocuklara Ebru gosterisi yaptim. Bu kursu duyan baska bir kutuphane de yetiskinler icin bir kurs istedi 1 Aralik’ta da o kursu yapacagim. Sonra Agustos ayinda bir haftaligina Canada’ya ve Niagara Selaleleri tarafina gezmeye gittik. Yol bizi yordu ama kizlarimiz sasilacak derecede iyiydiler. Umarim butun yolculuklarda boyle olurlar bundan sonra.  Ben 4 saate yakin kesintisiz araba surdum, yolda 2-3 kere cok kotu yagmura yakalandik, bir metre bile onunu goremeyecek kadar kotu bir sekilde araba surduk. Toronto’yu cok begendim. Avustralya gibi insanlar nazik, Turkiye gibi canli, hareketli, genc nufus fazla. Ama trafik felaket, sehir cok buyuk, korkutucu derecede karisik. Otoyollar Kanada’ya gecinceye kadar paraliydi, Amerika’dan cikinca bir anda bedava oldu. Green Card’imiz oldugu icin sinirda hic bir sorun olmadi, elimizi kolumuzu sallayarak kolayca gectik. Hic planlanmamis, son derece son dakika gezisi olmasina ragmen dolu dolu gecti, cok yer gorebildik. Casa Loma, Bilim muzesi, Toronto muzesi, CN Tower, Akvaryum ve hayvanat bahcesini icine alan bir toplu bilet aldik ama hayvanat bahcesine zaman kalmadi, onun disindaki yerleri super hizli gezdik. Cin mahallesine gittik, gezdik, orda yedigim dimsum gezinin en lezzetli yemegi olarak ani defterime kazindi. Edirne’de yaprak ciger yemek gibi, Toronto’ya bir daha gidersem, o dimsum’ciya ugramadan donmeyecegim. Niagara selaleleri dogal harika olarak bizi cok etkiledi , bot turu ile selalenin dibine gidince unutulmaz bir tecrube oluyor ama otellerin oldugu ve kaldigimiz yer tamamen turistik bir yer oldugu icin benim hosuma gitmedi. Luna park gibi, dev donme dolap, go-kart pisti, kumarhane, magazlar, arcade salonlari, restoranlar, muzeler, ilginc binalar, asiri hareketli ve yorucu. Bir de cocuklar surekli onu yapalim bunu alalim deyip durdular, her sey de cok pahali! acikcasi ben bunaldim. Donuste Chicago’ya ugradik, ordaki planaterium ve muzeyi gezdik. Bir Yunan restorani bulup Istanbul’daki meyhane ortamini hatirlatan  havali bir mekanda guzel bir yemek yedik. Simdi yazarken aklima geliyor da, kisa olmasina ragmen cok guzel bir tatil oldu diye dusunuyorum. Ed Sherian’in konseri vardi Toronto’da onun provasini da kuleden izleme sansimiz oldu, cocuklarla yakinlastik (tablet filan hic bir sey goturmemistik), kisacasi yorulduk ama degdi.

Sonra Eylul ayina girdik, sonbaharin gelisini izlemek cok guzeldi. Ben Turam Turkish Dance Ensemble diye bir ekibe girdim, her pazar gunu saat 3 ile 5 arasi halk oyunlari provalarina basladik. WAC denilen bir spor merkezine uye olduk, guya duzenli spor yapmaya karar vermistik, neredeyse 3 ay oldu, toplamda 15 kere gitmedik bu merkeze. Kizlari yuzme kursuna yazdirmistik, cok sikayet ettiler biz iyi yuzme bilmiyoruz; kucuk cocuklarla ayni grupta olmaktan utaniyoruz filan dediler ama yine de Eylul Ekim ayinda her cumartesi sabahi onlari yuzmeye goturdum. Yuzme sonrasi ev bakma artik rutinimiz olmustu. Bu arada Avustralya’daki kursumdan biraz uzatma almistim ve bu son sansim oldugu icin deli gibi odev yazip tezi de bitirmeye calisiyordum. Ipek Milwaukee Youth Symphony Orchestra ile birlikte keman calmaya basladi, onun her pazartesi provasi vardi, grup bir konsere hazirlaniyordu. Defne de okulda izcilik grubunda, nut and candy sale satisi yapmasi gerekiyordu. Bu arada ben Swanson ‘da yani Defne’nin okulunda Destination Imagination (DI) denilen bir programa gonullu olarak katildim, team manager olarak cocuklarla birlikte bir klup olarak calismaya basladik. Kanada donusu, yol yorgunlugundan mi nedir, benim boynum birkac kere tutuldu. Bayagi ciddi bir agrim vardi, fizik tedaviye gitmeye basladim. O 2 ay icinde toplamda 6 kere filan doktor hasten isleri ile de ugrastim yani.  Butun bunlari gunah cikarir gibi yaziyorum, iste bu yuzden o kadar ara verdim ve siteye uzun sure yazamadim.

Ve iste zaman akip gecti ve geldik bugune…

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.