Aksan

Buranın aksanını hala çözebilmiş değilim. Ülkeye çok sayıda göçmen geldiğinden olacak herkes kafasına göre bir aksan tutturmuş gidiyor. İngiltere, İrlanda, Amerika,Kanada, Güney Afrika gibi ana dili İngilizce olan ülkelerin aksanının yanında Hintli (çağrı merkezi temsilcilerinin yüzde doksanı Hintli), Çinli, Japon ve daha 72 milletten insanın kendine göre konuştuğu İngilizceyi anlamak bazen zor oluyor. Aynen duyduğum gibi yazıyorum: Summer: So-ma / Here: Hi-ya / Year: Yi-a / Tuesday: Öyle garip duydum ki yazamıyorum bile. Biriyle tanıştıktan sonra ilk bir kaç dakika güme gidiyor, ardından kulağımız aksanlarına alışıyor ve ne dediklerini yavaş yavaş anlar oluyoruz. Konu bizim isimlere gelince aynı işkenceyi biz onlara yapıyoruz. Benim ismim başlı başına bir zorluk. Geçen gün İpek’e okuldan bir arkadaşı doğum günü davetiyesi vermiş. İsmini EPEC diye yazmışlar. Veya bazen “Aypek” diye okuyorlar. Ailemizde en kolay soylenen isim Defneninki : “Defni” ; soyadımız ise “Yilmeeaz”. Böylesi durumlarda herkes bir takma isim kullanıyormuş. Biz de birer isim uyduracağız zaten yakında.

Bu aksan meselesi bugün beni arayan bir kadın yüzünden geldi aklıma. Mandjar Pazarında standı olanları Mandurah’ın özel bir günü varmış, ona davet ediyorlarmış. “Gelmek ister misiniz?” diye sormak için aramışlar. Tamam dedim. Broşürünü ekliyorum. Gidelim bakalım orada ne olacak. Bugün kızları yüzmeye götürdüm. İkinci kur da gayet iyi gidiyor. İlerlediklerini, daha önce yapamadıkları şeyleri yaptıklarını görmek gerçekten çok keyif verici. Yarın da Büyük Moskova Sirki’ne götüreceğiz çocukları, 3 yılda bir geliyormuş, çok güzelmiş falan filan. Belki de babaları ile onları gönderirim ben de Ebru yaparım evde. Bahçemizde küçük bir baraka gibi yer vardı. Orayı Ebru atölyesine çevirdik. Duvarlara eski çarşafları gerdik boya olmasın diye. Işık filan var, güzel bir yer oldu ancak bahçenin içinde olduğu için böcek olma ihtimali var. Buraya gelmeden önce Avustralya böcekleri, örümcekleri ve daha nice zehirli mahlukat ile ilgili çok tedirginlik yaşamıştım. Bilanço şöyle: 3 ayda 3 hamamböceği gördüm, uçmuyorlardı. Normal böcük işte, vuruyorsun ölüyor:) Red back hiç görmedim (Allah göstermesin). Tunel yapan Funnel örümcek 2 tane bahçede gördüm, bahçe eldivenlerini takıp etkisiz hale getirdik:) O sıska uzun bacaklı, nokta kafalı zavallı örümcekler var ya onlardan da dışarıda sık sık görüyorum. Hiç üşenmeden her gün çamaşır askısına ağ kuruyorlar. Ben bozuyorum, onlar yapıyorlar. Müslümanlıkta örümcek ağı bozmak iyi değil ama Avustralya’da durum başka. Neyse geçen gece o odada Ebru yapıyorum, örümcek tünelden kafasını çıkarıp bakıyor sonra kaçıyor çarşafın arkasına. Benim gözüm bir teknede, bir duvarda. Yüreğim ağzımda Ebru yaptım. Sabah olunca operasyon düzenledik ve odayı baştan aşağı temizledik, ilaçladık. Bir de salyangoz çok burada. O kremi yapılan koca koca salyangozlardan her yerde var. İğrenmesem alıp yüzümde yürüteceğim:) iggh! Daha fazla iğrençleşmeden iyi geceler.

Ha aklıma gelmişken onu da yazayım. Bugün haberlerde çok komik bir şey izledik. Bir otobüs şoförü öğrenci taşırken trafikte cep telefonuyla konuşuyor. Yani park halinde iken yola çıkıyor, yavaş yavaş normal normal gidiyor ama bir yandan da konuşuyor. Bu görüntülenmiş ve bazı insanlara bu videoyu gösteriyorlar. İnsanların verdikleri tepkiler çok komik. “Oh My God!” diyen, hayretler içinde bakakalan, ayılan bayılan, çığlık atan. Biz Kemal’le birbirimize baktık, direk güldük:) Neyse nerden vurdum nerden çıktım bu gece.

Sevgiler

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *