Tag Archive for haşim işcan geçidi

Eminönü’den Ramazan İzlenimleri

Bugün (13 Eylül Cumartesi) neye niyet neye kısmet günlerimizden biriydi. Evden çıkarkenki niyetimiz İpek için aradığımız Winnie The Pooh bisikletini Haşim İşcan Geçidi’ndeki bisikletçilerden almak, hazır oralara gitmişken de Aksaray’ın meşhur Urfalı kebapçılarında kebap yemekti. 

 Önce Haşim İşcan Geçidi’ne ilişkin bir kaç not: Uslanmadık, yaklaşık 3 keredir birşeyler almak için oraya gidiyoruz ama genellikle elimiz boş dönüyoruz. Sadece bir kere Chicco Poly mama sandalyesini oradan aldık. O da İrem Bebe’deki adamların tavrını beğenmediğimizdendi. Haşim İşcan’da bütün dükkanlar sözleşmiş gibi aynı şeyleri satıyor, fiyatlar da bütün dükkanlarda aynı, taş çatlasa 5, hadi süpper pazarlıkçısınız diyelim, 10 YTL indiriyorlar, o da nakit. Kredi kartında hiç birşey olmuyor (abla)!. Sakın yolun karşısını merak edip üst geçitten geçme zahmetine katlanmayın, orada da görecekleriniz aynı kaba esnaf, sorduğunuz sorulara uyduruktan cevap veren tipler.  Genellikle 10-17 yaş bisikletleri için seçenek bol. Daha küçükler için ise Pilsan bisikletler, şu tenteli, saplı bisiklete benzer bebek arabaları, normal bebek arabaları, bazı markaların egzersiz halıları, aktivite masaları filan var. Ama bunların çoğu zaten büyük bebek mağazalarında yaklaşık aynı fiyata bulunuyorlar.  Bence bebekliler için o alt geçidin egzoz dolu havasını solumaya ve miniklerimize solutmaya değmez. Sanırım bir daha gitmeyeceğiz oraya.

Haşim İşcan’dan çıkıp Aksaray’a yöneldik ama yolları karıştırıp Fatih, Akşemsettin’e gitmiş bulunduk. Sonra baktım orada bir bal dükkanı. Sadece bal satılıyor. İpek için iyi bir bal alacaktık zaten, Hayat Bal dükkanına girdik. Satıcı işinin ehli bir kişiydi, hangi balın ne işe yaradığını, nereden gelen balın tadının nasıl olacağını, vs. güzelce anlattı ve kendi ürünleri olan Bitlis’ten gelen çok özel, süper, olağanüstü bir bal tavsiye etti. Bu arada balı kaynar suyun veya sütün içine atarsanız bütün özelliğini ve vitaminini kaybediyormuş. İçeceği biraz ılıtıp öyle atmak gerekiyormuş. Sonra kahvaltı için yine Bitlis’in Mutki balını (petekli) tavsiye etti. Bütün Almanlar bunu alıyormuş.  (E alsınlar, onlar bal uzmanı mı?) Ayrıca bir de başka bir çeşit bal daha önerdi İpek için, benim kafam karışmıştı, onu hatırlamıyorum. Neyse bu üçünü aldık, nedense adama çok inanasım geldi. Günde 1 tatlı kaşığı ver bak çocuğuna çok faydalı olacak, filan dedi. İnşallah bakalım, dişe dokunur bir değişiklik gözüme çarparsa size haber veriririm. Bilgi: Süpper bal kg. 50 YTL, Mutki Kg: 25 YTL, Diğer bal kg: 30 YTL.

Aksaray’a gidemeyince şeytan kör etti, Eminönü’deki Hamdi Restaurant’a gidelim dedik. Park yeri açısından oraya girebilmek zaten bir ölüm. Teras kata çıktık, oturduk. Bize bakan orta yaşlı, asık suratlı, kel garsonun suratından Ramazan ayında bir restoranda çalışmanın ne kadar korkunç bir şey olduğu okunuyordu sanki. Garson her zaman mı öyle yoksa o gün bize mi denk geldi bilmiyorum ama kendimizi lüks bir restorandan çok bir aşevinde hissettik. Gelen tatsız tuzsuz gavurdağı salatasının kenarındaki kıl da bu hislerimizi pekiştirdi. Biz uyarınca, garson hiç bir mahcubiyet göstermeden tabağı alıp değiştirme zahmetinde bulundu. Ardından istediğimiz kuzu şiş ve haşhaş kebabı da menüde göründüğünden çok farklı ve yavan bir şekilde servis edildi.  Kaskatı gelen lavaş, kurumuş bulgur pilavı derken yemek konusunda buranın hiç de öyle bir zamanlar anlatıldığı gibi lezzetli olmadığını üzülerek gördük. Belki de Ramazan ayında oruç olmayanlara verilen bir çeşit cezaydı bu: kötü servis ve yemeklere sağlam bir hesap ödemek. Ayrıca biz orada yemek yerken bütün garsonlar bir şu masayı çekiyor, bir bu masayı çekiyor, örtüler seriliyor, sandalyeler yerleştiriyor, sanki taşınan bir evde yemek yedik. Tamam iftar hazırlığı var ama neden bunu sabahtan yapmıyorsunuz? dedik kendi kendimize. Neyse, hiç mi güzel bir şey yoktu? Olmaz mı? İpek’im kuru tahtadan mama sandalyesinde çok uslu durdu, huysuzluk etmedi ve İstanbul, güzel İstanbul, ayaklarımızın altında bize tüm güzelliğini sundu. Yukarıdaki resmi Hamdi’den çektim. Bu güzelliğe bakınca insana herşeyi yediririz demişler herhalde, haksız da değiller :)

Oradan çıkıp Mısır Çarşısı’na gittik. Ayrıntılar, diğer mesajda.