Archive for Vesile

Turkiye ziyaretimiz heyecanla basladi, husranla sonuclandi. Ilk birkac hafta iyiydi, annem sigarayi yeni birakmisti biz gittigimizde. Daha birkac gun gecmeden huzurunuzu kacirmayayim, sigarayi birakinca moralim bozuk oluyor deyip yenien sigaraya basladi. Hava bir oyle bir boyleydi, buyuk bir sel geldi, koyde her yer camura batti, tarlalar gole dondu. Yagmurdan sonra cocuklarla sel yatagini arastirirken cakmaktasindan yapilmis bir el baltasi bulduk. ablam bir arkeolog arkadasina goturdu ve kadin bu el baltasinin uzerine yayin yapmaya karar vermis, cook eski zamanlardan orjinal bir parcaymis.

2-3 hafta sonra Kemal de geldi. O direk Tarsus’a gitti, ben de cocuklari alip biraz da kayinvalideleri ziyaret edelim diye oraya gittim. Kemal isyerinden uzaktan calisma sozuyle izin almisti. Amerika saati ile Turkiye’de calismak hic de bizim planladigimiz gibi olmadi, gec saatlere kadar calismak zorunda kaldi, internet baglantisi sorun oldu, onun soyledigine gore hic verimli bir hafta olmadi. Kemal’in anneannesi biz oradayken vefat etti. Baska cok uzucu olaylar yasandi.Bir de her seyin uzerine kizlar ve ben hasta olduk, 20 gun boyunca igne ve antibiyotik ile zar zor ayakta durduk. Normalde hep kilo alarak dondugumuz Turkiye’den 3-5 kilo vermis olarak donduk. Kismet artik, bundan onceki Turkiye gezilerimiz o kadar guzelken bu da boyle oluversin, ne yapalim dedik.

Amerika’ya dondugumuzde Temmuz’un son haftasi filandi. ..

Herkese selam,

Oyle siradan bir selam degil, kalpten gelen, ozlem dolu biraz da mahcup bir selam. Bayagi bir zaman oldu yazmayali. Yazmaktan uzaklastigim zamanlar aslinda kendimden de uzaklastim; zamanin nasil gectigini farketmedim, yasayip yasamadigimin bile farkinda olmadim. Yazmak herseyi daha anlamli kiliyor ve iste yeniden bilgisayarin basindayim. Anlatacak o kadar cok sey birikti ki anlatamam!:) Gectigimiz Haziran ayindan baslayacagim.

Haziran ayinin ilk haftasi, Ipek’in 5. sinif mezunuyet toreni ile ilgili bir etkinlik icin gonullu oldum. Surekli toplantilar var, okula gittik, mazleme aldik, toreni organize ettik filan. Bir yandan Turkiye’ye gidecegim. Herkese ufak tefek birseyler alayim diye magaza magaza dolasiyorum. Bir cumartesi Ipek bir dogum gunune davetli, arkadasinin annesi yol ustunden bizim kizi da alip dogum gunune goturur musun diye sordu. Olur dedim. Kizlari aldim, yola ciktim kirmizi isikta durdum. Bir dortyol agzindayim. Soldan gelen arabanin onune sagdan gelen seritten aniden bir araba cikti. Ikisi tam onumde carpistilar. Birisi o hizla savrulup bana vurdu. Carpmanin sesinin ustune bizim tekerin yarilma sesi ve hava yastiklarinin patlama sesi eklenince kulaklari sagir eden bir gumburtunun icinde bulduk kendimizi. Birden arabanin icini beyaz bir duman kaplad, gozgozu gormuyor! Oyle oturuyorum arabanin icinde. Arkami donup cocuklara baktim. Ikisi de saskin bir sekilde oturuyorlardi. Birseyiniz var mi diye sordum, yok biz iyiyiz dediler. O sirada arabanin hoperlorunden bir ses: “Collision detected! Calling emergency services” dedi. Carpmanin oldugu taraftaki kapilar acilmiyordu, yan tarafin kapisina uzanip kapiyi acim. Yagmurlu, sisli ve soguk bir gundu. Disaridan buz gibi bir hava geldi. Uzanip disariya ciktim. Cocuklarin kapisini acip onlari cikarttim. Soguktan mi yoksa korkudan mi bana bir titreme yapisti, dislerim takir takir birbirine vuruyor, konusamiyorum. Yoldan gecenler soruyor, iyi misiniz, bir seye ihtiyaciniz var mi filan diye. Benim aklimda tek dusunce. Yanimda emanet tasidigim kiz icin uzuluyorum. O sirada bana bir telefon geldi, kaza yaptiginiz bilgisi geldi, iyi misiniz? 911′ i ariyoruz filan dedi birisi. Olur tamam dedim. Kizin ailesini aradim. Ufak bir kaza atlattik, gelin filan dedim, yeri tarif ettim. Biraz sonra onlar geldiler. Ambulans, itfaiye geldi. Diger kaza yapan arabadaki yasli kadin ile konustuk. Dizleri yaralanmisti. Ambulans onu goturdu. Kazaya sebep olan aracta genc bir siyahi cocuk, 1 bebek ve 10 yasinda bir kiz cocugu vardi. O arabadan inmedi. Nasil oldugunu sormaya gittigimde sinirili bir sekilde, o kadin bana carpti, benim sucum degildi filan dedi. Yoldan gecen ve yine dogum gunune giden baska bir arkadas durup kizlari aldi. Kemal ile Defne geldiler. Cekici geldi, polis raporu yazdik, yol calismasi oldugundan kameralar calismiyormus dolayisiyla kazanin asil suclusu kim hic bilemediler ama benim hic bir sucumun olmadigi kesindi. Derken yavas yavas hersey halloldu, herkes yoluna gitti. Kazadan sonra gunlerce gozumun onune surekli o carpisma ani geldi. Hani birisi yuzunun onunde aniden bir alkis calar da irkilirsin ya, iste oyle aniden durduk yere irkiliyordum. Gunler gecince bir de kaza sirasindaki tepkimi dusundum. Ipek’in arkadasinin ailesini aradigimda, merak etmeyin bize carpan araba Ipek’in oldugu taraftan bize vurdu, kiziniza bir sey olmadi, demistim. Kendime oyle cok kizdim ki. Benim kizim da arabadaydi, ama baskasinin cocugunu tasiyinca sanki onun iyi olmasi daha onemliymis gibi dusunmustum. Oysa arabadan inince Ipek korkudan bembeyaz olmustu ve nasil oldugunu sordugumda aglamakli oldu, ona sarildim, agladi biraz. Diger kiz daha iyiydi. bir arkadasimla konustuk bu konuyu; cocukluktan getirdigimiz beynimize islenen bir sey olsa gerek, dedi. Bizim cocugumuzdur, ne de olsa yabanci degil, ona bir sey olmaz(!). Kibarliktan midir nedir, mesela yemek bile ikram ederken baskasinin cocuguna daha ozenli davraniriz. Her neyse, boyle dusundugume uzuldum, bir celiski, cozulmesi, analiz edilmesi gereken baska bir konu daha cikardim kendime.

 

Aradan birkac gun gecti ve Ipek, ben ve Defne Turkiye yollarina dustuk. THY ile Istanbul’a uctuk. Kemal bizi Chicago havalimanina birakti. Ucaga giderken kopekler 4 kere yolcularin yanindan gecip bizi kokladilar. Biliyorsunuzdur, Amerika’dan Turkiye’ye giderken kisi basi sadece 2 bavul hakkiniz var. (Tam emin degilim ama her bir bavul maksimum ya 23 ya 25 kilo filan olabilir) Bir el cantasi ve bir kabin bagaji da alabiliyorsunuz. Biz kizlarla uzun ucuslara antremanli yolcular olarak kolaylikla gittik Istanbul’a. Aktarma olmamasi guzeldi. Ucakta Turk yolcu sayisi cok azdi, daha cok Hintli, Rus veya Arap yolcular filan vardi. THY’nin yemekleri Qatar veya Singapur Airlines’a gore cok daha iyiydi ama ucusumuzdaki hostesler bir o kadar ters ve suratsizdi. Istanbul’da Urfa aktarmamizi beklerken hemen MADO’ya gidip bir su boregi ile acilisi yaptik. Bavullar direk Urfa’ya gonderildiginden rahat ettim ama Urfa ucagi yaklasik 2 saat rotarli kalkti.

Ipek’in bilgisayari kullanmaya ihtiyaci var, simdi gidiyorum, yine gelecegim…

15 gune duzenli yazmaya baslayacagim. Cook uzun zaman oldu. Bir okulda calismaya basladim ve tezimi yaziyorum. Bitirme sinavimi verip ozgurlugume kavusacagim gunler cok yakin.

Yasamak

ÇOK GÜZEL ŞEY

Yaşamak güzel şey doğrusu
Üstelik hava da güzelse
Hele gücün kuvvetin yerindeyse
Elin ekmek tutmuşsa bir de
Hele tertemizse gönlün
Hele kar gibiyse alnın
Yani kendinden korkmuyorsan
Kimseden korkmuyorsan dunyada
Dostuna güveniyorsan
İyi günler bekliyorsan hele
İyi günlere inanıyorsan
Üstelik hava da güzelse
Yaşamak güzel şey
Çok güzel şey doğrusu.




Melih Cevdet ANDAY

Yolculuk

Sevgili arkadaslar,

Dun gece iyi uyuyamadim. Cocuklari okula gonderdikten sonra tekrar bir fasil uyuyayim diye yataga gittim. Gozlerimi kapar kapamaz firfir gibi dusunceler hucum etti beynime. Baktim oyle olmayacak, kalkmak en hayirlisi deyip kalktim ve ise giristim. Ortada dort tane bavul, yerde adim atacak yer yok. Sevdiklerimize alinmis hediyeler, giysiler, oyuncaklar… Yaptigim findikli kahve aromasi evi doldurmus, radyoda Nihat’la Sivrisinek, icimde bir heyecan, umut, nese… Turkiye’ye gidecegim diye degil sevincim, yanlis anlamayin. Hayatta icinde bulundugum andan ve yerden cok memnunum su anda.

Cumartesi butun gun Grace Hospice’de gonullu egitimine gittim. Orada, bana hayatta 6 ay veya daha az zamani kalmis insanlara nasil destek olabilecegimi anlattilar butun gun. Ayrintiya girmeyeyim. Egitimin bazi yerlerinde goz yaslarina bogulduk, kimi yerlerinde kalbimiz merhamet duygusuyla doldu tasti. Hayatini kaybeden her kisi icin ofisteki dekoratif agaca beyaz bir guvercin asiyorlarmis, agac yeni yildan bu yana oylesine dolmus ki daha yeni bosaltmislar. Turkiye’den donuste hasta ziyaretlerine baslayacagim. Ayda 2 evi veya bakimevini ziyaret edecegim, her birinde yaklasik yarim saat kalip hasta ile sohbet edecegim. Hayat bir yolculuk, nasil baslangici varsa bir de sonu olacak. Iste bu hospice’lerin amaci bu yolculugun son demlerinde hastalarin hayat kalitesini yukseltmek. Hastalarin, guzellik, zerafet ve onurlu bir sekilde bu dunyaya veda etmelerine olanak saglamak. Onurlarini ve kendilerine saygilarini yitirmeden hayatta son gunlerini gecirmelerine destek olmak.

Gittigim bu egitim bana cok iyi geldi. Orada reiki ile ilgili birseyler de ogrendim. Simdi bu konuya egiliyorum, yasam enerjimi canli tutmaya, kendime ve baskalarina huzur vermeye ozen gosteriyorum. Bugun hava 14 derece. Havanin sicak oldugu gunler, sitenin havuzuna gidiyorum. Kus sesleri, agaclar, icimi isitan gunes, temiz hava, anlatilmaz guzel geliyor bana. Allah’a yolumuzu buraya cevirdigi icin tesekkur ediyorum. Bu gune kadar her konuda hakkimizda her seyin hayirlisini verdigi icin evrene ve yaraticiya minnet duyuyorum.

Cocuklarin okulunun son haftasi. Diploma denklik raporum gelmis, herseyi Amerika standartlarina uygun ve denk saymislar.  Hacettepe Lisans diplomami 1-8. sinif cocuklara Ingilizce ogretebilir ve master diplomami da yabanci dil olarak Turkce ogretebilir diye saymislar. Avustralya derecesini de “Bitirirse Montessori ogretmeni olabilir”, diye yazmislar.

Kemal de patronundan uzaktan calisma izni aldi ve 2 haftaligina Turkiye’ye gelebilecek. Henuz zamani belli degil ama o da bize katilacak insallah. Siteyi ihmal ettigimi biliyorum. Ne olur kusura bakmayin. Simdilik bana musade, sevgilerimle.

 

 

Arkadaslar,

Hayat son hiz akip gidiyor. Memorial Day icin 3 gunlugune bir road trip yaptik. Madison, Devil’s Lake ve Wisconsin Dells’e gittik. Donuste Ipek’in 5. sinif mezuniyet komitesinde gorevli oldum ve bu son iki hafta icin bayagi bir is verdiler bana. 12’sinde ben ve kizlar Turkiye’ye gidiyoruz. Bir yandan onun hazirliklarini yapiyoruz, ufak tefek herkese bir hediye goturebilmek icin durmadan disarilari geziyorum, cunku hic belli olmuyor, bir bakiyorsunuz bir indirim olmus 25 dolarlik bir seyi 5 dolara alabiliyorsunuz, adami alisveris manyagi yapiyor boylesi bir beklenti ve umut. Bir yandan burada tanistigim oldukca aktif ve hareketli Turk arkadaslar ile her gun bir plan, etkinlik pesindeyiz. Etkinlik dedigim gun gezmesi, durmadan pasta pogaca yapiyoruz. Defne’nin dogumgunu geldi gecti. Ipek’in yil sonu konderi ve gosterisi filan var. Basvuruda bulundugum Netflix tercumanlik isinden red geldi, deneme icin gonderdikleri cevirimi begenmemisler. Cok uzuldum cunku bu gercekten istedigim bir seydi ama 6 ay sonra yeniden basvuruda bulunabilirim. Imla ve gramerimi zayif bulmuslar. Hakli olabilirler, kismet, naaasip:)

Diploma degerlendirmem geldi, lisans ve master amerikada gecerli sayilmis simdi ogretmenlik lisansi almak icin basvuru asamasina gecebilirim, oyle iste heyecanli ve gumbur gumbur geciyor gunler.

Gectigimiz haftalarda 2 tane altin gibi insanin hic beklenmedik bir sekilde hayata gozlerini yumdugunu ogrendim. Ben eglence planlari yaparken insanligimdan utandim. Hayatin acimasizligina, belki de bizi kor eden acgozlulugumuze kizdim. Her sabah uyandigimda aklima ilk onlar geldi, bogazimda yumru ile hazirladim kahvaltiyi. Uzuntumun sebebi neydi tam olarak bilemedim. Cunku hayatini kaybeden bu iki kisi ile de hayatimda hic tanismamis ve konusmamistim. Birisi cok sevdigim bir arkadasimin esi digeri yine cok sevdigim bir arkadasimin kardesiydi. Olenler gencti, hayatlarinin baharinda, gorecek daha cok gunleri vardi. Her ikisinin de kucuk cocuklari vardi. Sanirim beni en cok bu etkiledi. Sonra yine utandim, belki de onlarin basina gelenlerden cok, ya bu bizim de basimiza gelirse diye korkuyor ve uzuluyordum. Olumun yanibasimizda oldugunun isaretiydi bu, bugun ona yarin sana, kimbilir ne zaman hangimize…

Cocuklarin okullarinda hikaye anlatmak icin gonullu oldum, gecen cuma gunu okula gittim. Yuzlerce cocuk, veli ve ogretmen var orada dogal olarak, grup grup. Bazi cocuklar teklerlekli sandalyede, yanlarinda onlarin bakicilari. Icinde benim de bulundugum o insan yiginina bakarken aklimdan bir sey gecti. Omur-metre olsa keske, ne kadar omrumuz kaldigina bakarak rengimiz degisse. Kirmiziya donenler gidicilerden, yesillerin daha cok zamani var. Bilsek de ayilsak, bilsek de farkinda olsak. Yoksa unutuyor insan, sonsuza kadar yasayacagini zannedip menemenin icindeki yumurtanin beyazinin az pistigine hayiflaniyor, bu cay demini almamis diyor, yagmurdan fonum bozuldu diye uzuluyor. Oysa ne sac kalacak, ne de icecek bir yudum cay. Zaman varken, gun isikken, hala nefes alabiliyorken ve olum gozlerini uzerinize henuz dikmemisken huzurla yasamak lazim, keyifle yasamak…

Cok korkuyorum yakinlarimi kaybetmekten ama bu korkunun bugunumu zehir etmesine izin vermemem gerekiyor. Tavsiyesi olan?

MOTHERS
People take them for granted,
But really, a mother is enchanted.

Who looks after you through strife?
Who chops veggies with a knife?
Who will love you throughout life?

With the gift of love, merriment and joy,
They will buy you lots of toys,
Teach you how to be uncoy,
They’ll make sure you get employed,
Bullies will swiftly get destroyed,
Candy, rapidly deployed,
Moms give everyone,
A reason for life to be enjoyed.

They’ll always rid your face of pouts,
And turn all that into a smile.
Because moms are always worth your while.

People take them for granted,
But really, a mother is enchanted.

-Ipek Yilmaz

Sendik’s Poetry Competition

Burada Migros gibi buyuk bir marketler zinciri var. Adi Sendik’s Fine Foods. Bu magaza anneler gunu icin bir siir yarismasi duzenledi. Ipek de yazdigi siir ile katildi bu yarismaya. 9-12 yas kategorisinde birinci gelmis. Bize mail attilar. Cok sevindik. Odul bir madalya, siirinin cercevelenmis hali, 55 dolar degerinde anneler gunu cicek aranjmani ve 25 dolarlik hediye ceki. Yarin gidip hediyemizi alacagiz.

Anne-baba olmanin guzelligini cocuklar kucukken opucuk, sarilma ve gidiklama gibi anlarda hissediyoruz. Cocuklar biraz buyudukten sonra ise bu fiziksel aktiviteler yavas yavas azaliyor. Beni en mutlu eden anlar, Ipek’in veya Defne’nin zor karar anlarinda dogru seyleri yaptiklarini gormek. Iste o zamanlarda emeklerimizin karsiligini aldigimizi farkediyorum. Onlara iyi geceler dilerken yataklarinin basinda yaptigimiz sohbetlerin ne kadar onemli oldugunu goruyorum. Birlikte kitap okumanin, veya her gece en az yarim saat suren hikaye anlatma rutininin gorunmez baglarla bizi birbirimize bagladigini, cocuklarimizin gelisiminde boylesi basit rutinlerin nasil buyuk farklar yaratabilecegine sahit oluyorum. Buyuk gurur duydum; cok mutlu oldum. Odulden ziyade Ipek’in “stand out of crowd” dedikleri seyi basardigi icin cok sevindim. Ust uste gelen 2. siir basarisi bu. Iste bu onun uzerine basacagi basamagi; onu cesaretlendirecek, kendini iyi hissetmesine yardimci olacak ve daha iyisi icin ugrasmasini saglayacak. Hepimizin hayatimizda boylesi elevation lara ihtiyacimiz var.  Dilerim hepimizin yoluna boylesi kendisi ufak ama motivasyon verici gucu yuksek guzellikler cikar.

Aferin benim canim kizim, seni cok seviyorum. Bana en guzel anneler gunu hediyesini verdin.

Hidirellez 2018

Yeni bir hafta basliyor. Kimbilir kimler ne guzel haberler alacak; kimbilir hangimizin umutlari tazlenecek ve coskuyla uyanacagiz yeni gune.

Hidirellez geldi, gecti. Gul agaci bulamadim bu sene. Evimdeki minik pembe cicekler acan saksinin dibine gomdum dileklerimi. Oteki yillardan biraz daha farkli olarak somut degil soyut seyler istedim daha cok. Bazen dileklerimin gerceklesmesinden korkuyorum. Cunku arkasindan ne dileyecegimi; ne isteyecegimi bilmiyorum. Bir arkadasimin dedigi gibi: “Hic bir sey istedigini elde etmek kadar hayal kirici degildir.”

Bu yuzden dilekdiklerim, sahip oldugumuz seylerin degerini fark etmek uzerineydi. Kiymet bilirlik, sukur duygusu icinde yasamak ve yasama sevinci diledim bu sene.

Kucukken anneannemin anlattigi bir masal vardi. Ayse ile Fatma adinda iki kiz kardes varmis: Ayse mizmiz; agzinda sinekler ucan, tembel, huysuz, cirkin… Fatma ise guzeller guzeli, caliskan, hop hop deyip dagi dagi uzerine koyan cinsten, gulec, iyi kalpli … Sonra bunlarin kaderini merak eden birisi uzun bir yolculuktan sonra bir magara agzina gidiyor ve bunlarin kaderini disari cagiriyor. Uzun bir sure seslendikten sonra magaradan yine birbirine zit iki karakter cikiyor. Sonra da ogreniyoruz ki, Ayse’nin kaderi megerse cok guzlemis. Caliskan, iyi kalpli Fatma’nin kaderi ise cok kotuymus.

Ninem bana ne anlatmak istedi hala dusunurum. Neresinden baksan tutulacak yani olmayan, sut gibi saf beyinleri kisadevre yaptiracak cinsten bir masal. Ama gelin gorun ki bende yer etmis, bunca seneye ragmen unutamadigim bir “haket” olmus bu.

Ne kadar ugrasirsan ugras; alin yazini degisteremezsin mi diyor acaba? Cok iyi birisi olsan da kaderin kotu yazilmissa suruneceksin mi diyor? Beceriksiz, cirkin ve mizmiz kisiler bazen cok iyi hayatar yasarlar; bunu gorunce sasirma, kisakanma her sey kader, dusuncesini mi ekmeye calisti kafama? Valla hic anlamadim. Hatta bazen masaldaki kisi ile kendini ozdeslestirir ya kisi. Ben kendimi hangi karakterle ozdeslestirecegimi dahi bilemedim. Ancak bu masaldan soyle ya da boyle kendi capimda bir anlam cikardim. Ayse ile Fatma aslinda ayni kisi. Hayata hangi pencereden baktigima bagli olarak iki farkli kader goruyorum. Kendi kaderim de kendi hikayemi nasil anlattigima bagli.

 

Burdaki hayatin resmini iki sekilde boyayayabilirim. Buranin soguk havasindan sikayet edip geride biraktigim meslegimi, evimi ve arkadaslarimi ozleyerek hayiflanabilirim. Kontrat bitince sap gibi ortada kalacagiz diye karamsarliga kapilip, “azicik asim, agrisiz basim” gunlerimize yazik ettik diye yana yakila dolasabilirim. Karsilastigim her guzellige, Avustralya’da bu daha guzeldi diye b.k atabilirim.

Veya sesimi kesip, yeni dunya, yeni hayat diyebilirim. Uyanan baharin, koyu yesil cimenlerin, cesit cesit kus seslerinin keyfini cikarabilirim. Bu gokyuzu ayni gokyuzu deyip; kendimi evimde hissetmem icin 5 yilin gecmesini beklemeyebilirim. Kemal’in icinde uyanan ogrenme, kesfetme, ilerleme ve calisma azmini hayranlikla izleyip ondan ornek alabilirim. Hep ozlemini cektigim bos zamanimi anlamli, kaliteli aktiviteler ile doldurabilirim.

Hani dedim ya, “Hic bir sey istedigini elde etmek kadar hayal kirici degildir.” Hayatim boyunca en cok istedigim sey kendimle basbasa kalacagim zamanimin olmasiydi. Oldu, simdi oyle kalakaldim. Ne yapacagimi pek bilemiyorum, o odadan o odaya gidiyorum. Bir ise girisiyorum, iki dakika sonra o isi yarim birakip baska bir sey yapmaya basliyorum. Alakasiz zamanda alakasiz miktarda yemek yapiyorum. Bir kitaptan iki satir okuyorum, ama okurken gozum bilgisayarda, kalkip internete giriyorum ama internette dolasirken bir fincan kahve ile balkonda oturmanin hasretini yasiyorum filan. Karmancorman oldum.

Ama biliyorum ki bu da gececek. Bir nehire dustugun zaman don’t fight with the water; float with the water. Birazcik zaman…

O yuzden Hidirellez dilegim, ona da buna da sahip olmak degil, huzur. Kafa rahatligi, dinginlik, sakinlik, guzellikleri gorecek goz, yediginin keyfine varacak agiz tadi, can sagligi. Maymun aklimin  azicik efendi olmasi!!!

Hepinizin dilekleri kabul olsun.

Nereye giderseniz gidin, huzurla, bereketle ve sihattle gidin.

Churchill basariyi soyle tanimlamis: “Success is the ability to go from one failure to another with no loss of enthusiasm.”
“Başarı hezeyandan hezeyana istekte bir azalma olmaksizin gidebilme gucudur.”

Dun izledigimiz bir filmden aklimda kalan sozlerdi bunlar.

Umarim her sey yolundadir! Gocmenlik planlariniz tikirinda gidiyordur.

Okulda yapilan bir oylamada Ipek’in siiri en guzel siirler arasina girdi ve Arbor Day’de Ipek siirini Mayor’in onunde okudu.  Bugun bu yuzden kizlarin okuluna gidip Arbor Day kutlamalari torenlerine katildim. Arkasindan eve gelip Ebru yaptim. 10 dakika sonra cikip ebru malzemeleri ile kizlarin okuluna gidecegim, orada 5th grade hangout aktivitesine ogrencilere gonullu olarak ebru yaptiracagim.

Ipek yorum yazmis siteye, demek ki siteyi takip ediyor. O zaman burdan da soyleyeyim. Seninle gurur duyuyorum kizim. Okunmasi keyifli, anlamli ve kulaga cok hos gelen seyler yaziyorsun. Senin yazdiklarini okumak harika!

The Story Of A Splendid Seed

 

On a breezy summer morning, a tiny seed drops.

It falls down, with a plop,

Like a raindrop.

 

It stays that way for a while,

The sun warms it with an enchanting smile,

 

Then a dog looks for its’ junk pile.

The baby tree stays immobile.

The dog races toward the seed,

It increases it’s velocious speed

It rushes and races, knocking down weeds,

It digs to look for the bone it buried,

Spattering dirt all over the weeds

That shelter the helpless, little seed.

 

The weeds are wrecked, the seed is smothered,

Then slowly, one after another,

Raindrops send the dog running for cover.

 

They moisten the dirt and turn it to soil,

They embroil the seed,

Up from the ground,

With soil to surround it,

Trees abound it,

With nothing to down it,

The seed works past mounds.

 

When it grows into a tree,

What a lovely one it’ll be!

I can imagine hives and bees,

On that wondrous beauty.

Maybe I’ll build a house in that tree,

And up there, I might have afternoon tea!

 

-İpek Yılmaz

Nisan 2018