Archive for Vesile

Yollar

Kemal Wosconsin eyaletinin Milwaukee sehrinde, Associated Bank`te IT solutions architect olarak ise basladi. Bugun onun yanina gidiyoruz. Tatilden sonrasi icin de 2 hafta izin aldim Ekim sonu gibi donunce okula baslayacagim.

Biopsi yaptirmistim, sonucum temiz cikti.

Beni 2017 ogretmen odullerine aday gostermisler, okula bir sertifika geldi.  Kim gosterdi bilmiyorum ama emeklerin farkedilmesi cok mutlu etti beni, gururumu oksadi.

Donuste okula son kararimizi soyleyecegim. Kalmak mi gitmek mi?

Sabahlari morning affirmations okuyarak gune basliyorum, sanirim onun etkisi, her sey daha iyiye gidiyor.

Bir de bir psikolog gormeye basladim, o da benim egiriyi dogruyu gormeme yardimci oluyor.

Sabah 4:45 te kalktim, kalbim pir pir!

Yol uzun, esek topal, yuk kristal!

Yine de bir morning affirmation ile kapatayim :

“Everything works out for me!“

 

Milwaukee

Bazi gelismeler oluyor arkadaslar. Simdilik gozumuz kulagimiz Milwaukee`den gelecek haberlerde!

Firtina

3 gun 10 saat suren ama sonsuzlukmus gibi hissettigim surenin sonunda Kemal`den haber geldi. Ben de ona cevap vermeyeyim dedim ama en fazla 1 gun dayanabildim (onda da zaten her dakika basi telefonumu kontrol ediyordum; catlayacaktim nerdeyse). Sakin kafayla konustuk. Bu ayriligin, boylesi bir surecin kolay olmayacagini biliyorduk zaten; seninle bunlari hep konusmustuk, dedi. Benimse guven veren sozleri tekrar tekrar isitmeye ihtiyacim vardi. Zira gecen surede hayata, kendime ve artik her seye karsi inancimi yavas yavas yitirmeye baslamistim. Gecen haftalarda 16. yilini kutladigimiz evliligimizde cesit cesit zorluklar yasadik. Cok iyi gunlerimizin yaninda hatirlamak bile istemedigimiz kotu gunlerimiz de oldu. Ne olursa olsun, sonunda firtina dindi, sular duruldu ve birbirimizin isiltisini piril piril parlayan berrak sularin altinda bir kez daha fark edebildik.

 

Ben yamactan kendini bosluga birakan bir planor, Kemal ise kanatlarimi hava ile dolduran ruzgar. Adrenalin, heyecan ve korku el ele bu macerada. Bir yandan muhtesem bir sey yapmanin hazzi, ote yandan ya yere cakilirsam korkusu. Ne ben onsuz ucabilirim ne de o bensiz …. (?) buraya bir sey bulamadim, iyi mi? Sanirim o bensiz yapabilir:))

Her neyse, uzatmaya gerek yok. Canim kocacigim benim, orada tek basina bizim ve cocuklarimizin gelecegi icin daha guzel firsatlar yaratmak icin ugrasiyor, cabaliyorsun. Sendeki cesarete, azime, kararliliga, inanca ve umuda hayranim. Bazen karamsarliga dussem de ben, sabirla tut elimden. Insallah Allah emeklerini bosa cikartmaz, gonlunde yatan tum guzellikler ayaklarina serilir.

Seni cok seviyorum.

“I said: what about my eyes?
He said: Keep them on the road.

I said: What about my passion?
He said: Keep it burning.

I said: What about my heart?
He said: Tell me what you hold inside it?

I said: Pain and sorrow.
He said: Stay with it. The wound is the place where the Light enters you.”

― Jalaluddin Rumi

 

Your heart knows the direction

Run in that direction!

-Rumi

 

Note to self: – bu benim icin:

”When setting out on a journey,

Do not seek advice from those

Who have never left home”

  • Rumi

 

Bu arada Irma yaklasiyor, kendine dikkat et. Yolun acik olsun. Allah’a emanet ol…

Varinca haber ver!

Babalar gunu ve grip

Ipek kucukken grip ile garibi karistiyordu. Bir gun tesadufen onu videoya kaydederken, cekme dedi ben garip oldum. Anlamadim. Cekme anne ben garip oldum, burnum akiyor dedi. Sonradan anladim. Kizim grip olmus ve hali yokmus o yuzden cekmemi istemiyormus.

Bu hafta da Ipek ve ben cok fena grip olduk. Pazartesi oglen okuldan ciktim, Ipek`i doktora goturdum. Pazar aksamindan belliydi kirginligi. Pazartesi cok ateslendi, sirkeli su ve panadol ile sabahi ettik. Sali evdeydim ona baktim. Ben de berbat haldeydim. Carsamba Ipek`i okuluma goturdum. Bos bir sinifta ona dinlenecek bir yer yaptim. Bugun (persembe) pek bir seyi kalmadi iposun, cabuk iyilesti diyebilriim. Okula gitti. Bense hala atlatamadim gribi. Okuldan geldigimde direk yataga gidip 1 saat uzandim. Aksam yemegini Ipek yapti (makarna:) Insallah Defne’ye bulasmaz bu berbat hastalik. Bu arada her yerde babalar gunu cilginligi. Bizde kutlamalar biraz gec oluyor, Eylulun ilk pazari sanirim. Iposum hediyesini hazirliyor babasina. Birseyler cizmis kirk parcaya kesip puzzle yapiyor.

Gecen gun Kemal`e icimde biriken butun korkularin, kaygilarin, usanmisliklarin esliginde epeyce coskulu bir sitemde bulundum. Adam neye ugradigini sasirdi. Ben soylemeyi dusunmedigim seyleri de soylemis buldum kendimi. Tahmin edersiniz simdi ses seda cikmiyor ondan. Silent treatment mi dersiniz, cooling off mu bilmiyorum ama uzakti daha da uzak oldu simdi. Anlayacaginiz hem grip hem de garibiz su anda.

Selamlar arkadaslar,

Yagmurlu gunleri geride biraktik. Okuldaki gosterileri alnimizin akiyla bitirdik. Bir hafta sonunda daha oturdum bilgisayarin basina yasadiklarimizi aktarmaya…

Bugun kedimizin adoption event`i vardi. Baktigimiz kedileri bir yere goturuyoruz, sabahtan oglene kadar orda kaliyorlar, kedi sahibi olmak isteyenler de gelip gorup adopt ediyorlar kedileri. Eve 30 km mesafede Ellenbrook diye bir semtteydi kediyi birakmamiz gereken yer. Oraya giderken de Swan Valley denilen harika bir bolgeden geciyorsunuz. Uzum baglari, meyve bahceleri, selaleleri ve tepeleri ile cok guzel bir bolge Swan Valley. Ayrica yol ustunde Caversham Wild Life Park da var. Kediyi birakip kizlarla oraya gittik. Kanguru besleyip inek sagdik. Pelikan ve penguenlerin komik hareketlerini izleyip ciftlik showunu izledik. Kuzu nasil kirpilir, coban kopekleri suruyu nasil bir iki komutla toparlayip agila sokar, hepsini gorduk. Sonra izleyicilerden birkac cocuk sahneye cagirip ellerine birer biberon verdiler sonra da minicik kuzucuklari saldilar. Bu kuzucuklar nasil saldirdilar biberonlara anlatamam. Defne de secilen cocuklardan oldu ve kuzucuklari besleme sansini elde etti. Hava sabah cok guzeldi, sonra yagmur yagmaya basladi biz de eve geldik. Kizlar komsu cocuklari ile evcilik oynarken ben de firsattan istifade iki satir yazayim size dedim.

Bahar geliyor yavas yavas. Bahcemde gecen seneden soganlarini ektigim daffodil ve nergis cicekleri acmaya basladi. Nane, yagan yagmurlar ile costu ve her tarafi kapladi. Cimenlerin yesili nasil taze ve bir canli renk! Her yapragin ustunde bir su damlasi isil isil parliyor. Turkler her baharda yeniden sasirlar, diye bir soz duymustum. 10 gun sonra kis resmen bitiyor ve bahara giriyoruz, daha cok disari cikmak lazim, daha cok temiz hava almak lazim.

Bu arada Kemal ile neredeyse her gun konusuyoruz. Aradigi andaki ruh halime gore kimi zaman cok umutlu, kimi zaman cok mutlu kimi zamansa sinirden tepem atmis, hayattan bezmis bir halde oluyorum. Kizlar, okul ve ev isleri uzerine bir de bitirmeyi hedefledigim egitimim ruh halimin borsa misali inisli cikisli olmasina sebep oluyor. Cok erken uyumaya basladim. Aksam 9`da uyuyup sabah 5:30 gibi kalkiyorum. Iyi geliyor. Kedi de ayak ucumuzda uyuyor. Onun miriltisini her duyusumda aklima cocuklugum geliyor. Cocuklugumun butun yazlarini gecirdigim Urfa`nin Tulmen koyunde, anneannemin evinin daminda taht dedigimiz sedir benzeri yatakta yildizlari izleyerek uykuya dalardik. Gecenin rahatlatan serinligi ve kapkaranlik gecede isildayan yildizlar oyle bir huzur verirdi ki uykuya dalmak pek kolay olurdu. Yine oyle bir gece, nasil derin bir uykudayim. Kardeslerimle paylastigimiz yorganin altinda kimbilir ne ruyalar goruyorum. Birden yanimda bir mirilti duydum. Tam burnumun dibinde bir kedi, mirildaya mirildaya uyuyor, sicakligi yastigimi isitmis, onun karnindan gelen ses kulagimda davul caliniyormus gibi yankilaniyor. Yatagin diger ucunda yatan anneanneme yari uyur yari uyanik seslendim, `Nene, bIrda bi pisik var!!!`. O da yine yari uyur yari uyanik cevap verdi: `At asagi!`. O gun, 6 yasindaki uykulu halim yataktan mi at, damdan mi at tam anlayamadan, gozleri kapali bir halde kediyi ensesinden yakaladi, damin kenarina goturup asagi birakti. Sabah uyandigimda yasadiklarimin ruya mi gercek mi oldugunu anlayamamistim. Kosarak kediyi damdan attigimi dusundugum yere gittim, etrafta olmus veya yarili bir kedi aradim. Hic bir sey yoktu! Aklim, vicdanim nerdeydi, neden o kediyi damdan attim, hayvana ne oldu, hemen asagidaki agaca tutunup daldan dala atlayarak uzaklasti mi mi yoksa damin cikintasina indi de ordan mi gitti diye hala dusunurum. Ote yandan anneanneme sordum o bir sey hatirlamiyor, acaba sadece bir ruya mi gordum, ne oldu bilemiyorum! Her neyse, Fluffy (kedimiz) her aksam ayak ucumuza kivrilip mirildamaya basladiginda damdan attigim bu kedi gelip patileriyle vicdanimin kapisina vuruyor. Gecmisi degistirmek mumkun degil ama donup baktigimda yapmis olmaktan cok rahatsizlik duydugum seyler var. Bugune kadar icimi kemiren, Fluffy’nin gelmesiyle de iyice artan suphelerimi gidermek icin birkac yazi okudum. Kediler yuksekten atildiklarinda veya dustuklerinde vucutlarini cevirip hep 4 ayak uzerine duserlermis. Denge ve kas/ kemik yapisi da darbeyi emmek uzere evrildiginden ciddi yaralanmalar ve olum neredeyse hic olmuyormus. Anneannemin evinin daminin en fazla 3 metre oldugunu dusunursek ve hic aci bir miyavlama ve ortalikta dolasan yarali bir kedi farketmememiz o gizemli kedinin benim zalimligimden yara almadan kurtuldugu ihtimali artiyor. Yine de bu beni aklamaz. Olayi Defne’ye anlattim ve bana sarilarak agladi o kedi icin. Buraya niye yazdim bilmiyorum??!??!! Bu satirlari okuyorsan ne olur beni affet kedicik, cok uzgunum…

Evden ayrilmak, evsiz olmak anlamina gelmiyor. Dunyaya bakarsak, sinirlari insanlar koymus. Bir kus ucarken kanadi bir ulkede gagasi bir ulkede olabiliyor, veya dagdan yuvarlanip dusen bir tas yeni bir ulkeye girdiginin farkinda bile olmuyor. Gocmenlik hep melankoli, zorluklarla, hasretle basa cikma ve cile cekmek ile iliskilendiriliyor. Aslinda onun cok da farkinda olmadigimiz bir yonu daha var. Bizi zenginlestiren, daha guclu kilan, dogaclama yetenegimizi artiran… Eskiyi, aileyi geride birakiyorsun ama yasamayi birakmiyorsun, sadece baska bir yerden devam ediyorsun. Yenilik, istesek de istemesek de gocmenler olarak icine itildigimiz bir kavram. Tirtildan kelebege donusum misali, ayagimizi disari atar atmaz baskalasim basliyor. Eskiye ozlem hasretligimiz olcusunde artiyor. Siradan gunler bir anda son derece sira disi oluyor; yuzunu gormek istemedigimiz arkadaslar sanki en yakin dostlarimizmis gibi ozleniyor oluyor. Trafik, korku, kargasa pembe bir bulutun arkasinda kayboluyor ve Istanbul sadece romantik ve basdondurucu guzelligi ile ruyalarimizi susler oluyor. Goc, gercegi tum ciplakligi ile gorme becerimizi koreltiyor. Duygularimizin esiri olup yargilama gucumuzu kaybediyoruz. Bir parka gittigmizde, masmavi ve temiz gokyuzune baktigimizda, cevremize karsi 2 sekilde yaklasabiliriz : Objective veya subjective. Bu iki bakis acisinin arasinda – benim- veya -benim degil- boslugu var. Benim- diye dusunursen daha cok seviyorsun, daha cok zevk aliyorsun bir yerden. Dis dunyadaki yerlere ve seylere boylesine bagli olmamizin altinda onlara yukledigimiz anlam var. Mesela kizgin oldugu bir anda annesi rolundeki oyuncak bebegini firlatip atan bir cocuk , o anda annesine karsi kendini guclu hissediyor, kontrolu ele aldigini hissediyor ve kendini ifade ediyor ama ayni zamanda boylesi temsili bir oyun oyuncak bebegi kaybederse annesini de kaybedecegi anlamina geldigi icin cocukta buyuk gerilim yaratiyor. Goc ettigimiz zaman kaybettigimiz sey sadece basit seyler degil, kelimelerin agzimizda sekillenme bicimleri, koku, havanin yuzumuze carptigi anki his, parmaklarimizin ucunda hissettigimiz doku…

Okudugum bir kitaptan cevirmeye calistim bazi bolumleri ama artik kaybolmaya basladim, kapanisi kitaptan alinti ile yapayim Restoration of the social requires work in the social. ­ Provision of a good-enough cultural surround— necessarily a materialized one (in art, ritual, language, physical plant, forms of hospitality, food, etc.)— may be required in order for the patient to recover the confidence in cultural forms needed to do psychological work. 8 The enclave provided by such a protected cultural space replicates the material surround of “home,” if only transitionally. Trust in the therapeutic environment makes possible trust in the person of the therapist, which reciprocally facilitates the hard work of integration into the new culture, a strange new world full of resistances: the brittleness of a new language that will not flow, the odd vegetables one has no idea how to cook, the alien rhythms. But out of this not-so-pliable medium, at the borderland between immigrant and native, what can emerge is something new.
Immigration in Psychoanalysis : Locating Ourselves, edited by Julia Beltsiou, Taylor and Francis, 2016. ProQuest Ebook Central, .
Created from slwa on 2017-08-07 03:37:02.

 

Bir alinti daha, sonra susacagim:) Immigration poses daunting and often enduring challenges. At the same time it can offer unique developmental opportunities. And of course, the psychological phenomena of immigration vary dramatically. Push versus pull factors organize much of the immigration experience and, in turn,impact the sequelae. I did not literally flee from my homeland. I, like countless thousands of others, chose to leave for complex yet compelling reasons. But in the choosing, I, like most others who leave behind intolerable or dangerous regimes, do not only leave behind the horror and the fear, we also often exchange animating affects on the edge for something seemingly more sanguine, definitely safer. Yet, we miss much. We miss the land of our birth; we miss our deep-rooted connectedness to the sights, sounds, and smells; and, of course, we miss the people who have formed the very fiber of our being— people who carry the sense and recognition of our earlier selves, our history. We move forward, but interrupted. Boulanger (2004) describes such discontinuities in self. Indeed, we miss the passion and intensity of our often lunatic countries, deeply.
Immigration in Psychoanalysis : Locating Ourselves, edited by Julia Beltsiou, Taylor and Francis, 2016. ProQuest Ebook Central, .
Created from slwa on 2017-08-07 03:57:42.

Az once Ipek ile Defne`nin konusmalarina kulak misafiri oldum. Ipek, Descendants filmindeki karakterler ile ilgili konusyordu. Ben aynen Mew gibiyim, liderlik ozellikleri cok olan, liderlik yapmayi cok seven biriyim dedi. Defne : Ipek, you are good at being a  leader but you are a mean leader, no offense! dedi. Wow!

Dilin yalinligi, tespitin keskinligi ve soylemdeki ustalik. Etkilendim!

Hani cocuklarimiza hep sen mutlu ol, yeter ki sen mutlu ol filan diyoruz ya. Aslinda onda ufak bir degisiklik yapmamaiz gerekiyor. “Always be kind and be happy“ demek daha iyi. Be kind kismi baskalarina iyi davranmak ve onlarin mutlulugu icin de bir seyler yapmak demek. Bizimkilerle artik oyle konusmaya baslayacagim. Karsi komsunun kizlari geldi, sonra ev islerini yapmak icin geri gittiler. Ben kizlara okuldan geldiklerinde cantalarini boslatmak, ustelerini degistirmek ve ayakkabilarini yerine kaldirmak icin her gun 1 dolar vaat etmistim. Komsu butun ev isleri icin haftada 2 dolar veriyormus. Hem de yapmalari gereken kisisel isler degil ama kedi veya kopegin yatagini yapmak, odalarini toplamak, ev islerine katkida bulunmak gibi seyler. Benim kizlar beni resmen soyuyorlarmis da haberim yok. Avustralya’lilar ile daha yakinlasip cocuklara sorumluluk kazandirmak ile daha cok sey ogrenmem gerek. ( Gecen anlattigim veli pek de iyi bi ornek degil. Bir de itiraf zamani: sanirim ben okulda -disiplin konusunda – iyi bir ogretmenim ama kendi cocuklarima karsi o kadar da tutarli olamiyorum. Her ne kadar kizimin gozlugunu taktiramayacak kadar yumusak olmasam da sozumu dinlemedikleri oluyor)

2 aylik elektrik faturasi gelmis, ilgilenen arkadaslar icin: 359 dolar. Kisin fatura tavan yapiyor hem isitmayi kullandigimiz icin hem de gunes panelleri yazinki kadar elektrik uretmedigi icin. Son 10 gundur hava surekli yagmurlu, bahcedeki nane costu, roka neredeyse agaca dondu. Ortaligi ot basti. Kapali hava biraz kasvetli ama doga icin iyi.

Komsunun kizlari ile konustuk, kucugu Defneyi onune katti. Defne’nin odasi 5 dakika icinde piril piril toplandi. Az once Defne gelip  “Can I use the vaccuum cleaner“ dedi. Hayatimda duydugum en guzel soru bu diye karsilik verdim. Bir de supurduler odayi. Bu kizlar hep gelseler bize…

Dunku kasvetli halime tamamen ters bir haldeyim su anda. Sevecen ve mutlu. Siz de oyle olun insallah.

 

Bir onceki yaziyi yazdiktan sonra iyicene dusundum.

Aslinda hayatin zorlu bir doneminden gectigimiz icin gelecek korkusu benim kendimi cok kotu hissetmeme sebep oluyor.

Ozellikle de bu adimi atma konusunda benim cok hevesli olmamam, Kemal`in onculugunde yeni bir yasam kurma plani disaridan izleyen biri olarak benim icin bilinmezlerle dolu bir denklem. Bu kadar soru isaretinin icinde kendimi boyle hissetmem bence normal.

Kemal gecen haftalarda Amerika`da yasamak isteyip istemedigimi sordu. Bu karari tek basina vermek istemedigini, butun ailenin sorumlulugunu tasimanin cok agir oldugunu belirtti. Ben zaten 2 yildir ayak diriyordum, gitmek istemiyordum ama senin soylediklerin beni ikna etti, sen nerde mutlu olursan biz de orada mutlu oluruz git ve sansini dene dedim.

Kemal verdigi sozleri yerine getirip guzel kosullara sahip bir is bulmak icin gercekten cok cabaliyor. Bir yandan PMP sinavina hazirlaniyor, bir yandan study seceneklerini arasitiryor, bir yandan is basvurularinda bulunuyor ve profesyonel organizasyonlarin toplantilarina katilip tanidik cevresini genisletmeye calisiyor. 2 aydir gece gunduz ugrasiyor. Gecen benim dindar komsu da geldiginde Allah’a : Let Kemal grow, diye dua etti. Bu tecrube ona kendini daha iyi tanimasi ve hayattan ne istedigini dogru olarak gorebilmesi icin isik tutuyor; onu zorluyor; ona meydan okuyor. Tabi isin bir de kismet tarafi var. Olur da kismeti varsa, yiyecek ekmegimiz varsa o taraflara gideriz ama bu kadar cabaya ragmen birsey cikmazsa dilerim Kemal Avustralya’ya geri gelir ve biraktigimiz yerden devam ederiz. Hayatta verdigimiz kararlarin, yaptigimiz secimlerin odulunu de biz aliriz, bedelini de biz oderiz; asla baskalari degil. Biz de aile olarak Allah kismet ederse gideriz etmezse burada kalmaktan mutluluk duyarim. Insallah Kemal emeklerinin, calismalarinin karsiligini alir ve gonlunce bir is bulur. Bulmazsa da geriye donup aslinda sahip oldugu seylerin ve bu gune kadar basardigi seylerin onemi ve degerinin bilincine varip huzurlu bir yasam surer.

Geldigimiz yerlere bakinca, mahalle ilkokulu, 3 bazen de 4 arkadasla paylastigimiz siralar, kucucuk bir sehir, gayet mutevazi bir yasam… Ne anneden babadan ne dayidan amcadan torpilliydik. Kendi cabamiz, alnimizin teri ile Hacettepe ve ITU`yu kazandik. Hem Kemal hem de ben dershanede burslu okumusuz, ailelerimize yuk olmamisiz. Su anda yine disimiz tirnagimiz ile cabalayip, yurt disina tasinip cocuklarimiza belki daha iyi bir gelecegin kapisini araladik. Hayata basladigimiz yere bakinca oldukca buyuk bir sicrama gibi gorunuyor. Bu yuzden benim daha yukseklerde gozum yok. Amerikan vatandasi olsak ne olur olmasak ne olur? Ben Avustralya`nin havasini, suyunu, dogasini, guvenligini, nezih ortamini seviyorum. Buradakilerin dunya yikilsa kimsenin umrunda olmayacak rahat tavirlarini seviyorum. Sahip oldugumuz iki tane pirlanta gibi cocugumuzun huzurlu, mutlu buyumeleri icin onlara saglikli ve stabil bir ev ortami sunmanin onemli olduguna inaniyorum. Insanoglu dileklerinin kolesi, sahip olduklarinin ise nankoru; kafami cevirip yola ciktigim yerden geldigim noktaya baktigimda kendimle ve Kemal’le gurur duyuyorum. Eger cocuklarimiz ileride cok isterlerse onlar da bizim gibi calisip baska ulkelerde baska mecralarda sanslarini denerler. Agzinda gumus kasikla dogmak deyimi vardir ya; biz teneke kasikla dogduk, calisip didine didine kasigi bakira donusturduk. Bu yastan sonra hayat ne kadar farkli olabilir ki? Avustralya`da olmayip Amerika`da olan ne var ki? – Nasil, beyniniz ambale oldu degil mi? Ne diyor bu kiz, bir oyle bir boyle????!!??  –

Neyse bu gunlerde boyle iste!

Bir de su videoyu izleyin:

”Almost everything is ultimately rather survivable !”

 

Saglicakla kalin…

 

 

 

 

Kemal Amerika`da is ararken ben de cocuklarla buradaki hayatima devam etmeye calisiyorum. Cocuklar sanki iyiler gibi. Yani cok dert etmiyor gibi gorunuyorlar. Ipek`in derdi bilgisayarda School of Dragons oynamak; Defne ise biraz o biraz bu derken zaten bitiriyor gunu. Malesef bilgisayar oyunlarinin hayatimiza girmesiyle kitaplara ayrilan zaman yavas yavas kisaldi. Bu beni cok rahatsiz ediyor. Sabah okula giderken kizlari erkenden okularina birakiyordum. Ogretmenler uyarmislar okula 8:30 dan once gelmeyin filan demisler. Oyle olunca ben herseylerini hazirlayip oturtuyorum onlari. Saati kuruyor Ipek ve alarm calinca Ipek ile Defne okula dogru yuruyerek yola cikiyorlar. Karsi komsu bazen birakiyor arabasiyla. Her haluklarda Ipek’e beni okula varinca aramasini soyluyorum. Dun aramadi! Saat 11’e kadar icim icimi yedi. Ben aradigimda da telefonu kapaliydi. Ev ile okul arasi yaklasik 500-600 metre ve sabah saatlerinde okula giden cok kisi oldugu icin Allah’e emanet ediyorum cocuklarimi ve cok da endiselenmemeye calisiyorum. Nedense okula giderken yari yolda beynimde bir simsek cakti. Ya bugun Ipek beni aramazsa diye dusundum. Sonra bu olumsuz dusunceyi kiskisladim kafamdan. Okula vardim, bekle bekle haber yok. Ben aradim, telefonu kapali. Tahmin edeceginiz gibi zor getirdim saati. Oglen arasinda yemek molamda okullarina gider gelir kontrol ederim diye dusunmeye basladim. Sonra Kemal`e mesaj atip durumu anlattim. Okullarini ara dedi bana numarayi verdi. Neden bilmiyorum ama aklima hic gelmemisti bu secenek ! Sanirim mantikli dusunemiyor insan panik oldugu anlarda. Ogretmenlerini aradim. Ipek’in sinifi bir yere gitmis, sinifta degimis. Defne’nin ogretmeni sabah geldiler, sorun yok dedi. Sonra Ipek’in ogretmeni de beni aradi. Kizlar varmislar.

Meger Ipek’in telefonunun kredisi bitmis.

Canim spor yapmak filan istemiyor. Gitmedim gecen hafta hic bir aktiviteye.

Alerji testimin ikinci asamasini da yaptirdim. 80 tane kimyasali ve benim goturdugum bir canta kozmetik esyasini sirtimda kucuk bolgelere uygulayarak uzerini banta kapattilar. 2 gunun sonunda bandi kaldirip ciltte olusan etkiye baktilar. Cok ciddi bir sey cikmadi sadece Amerika`dan aldigim ve son 6 aydir kullandigim nemlendirici biraz kizarikliga sebep olmus. Doktor emin olmamakla birlikte kullandigim nemlendiriciden kaynaklaniyor olabilir dedi.

Bana cok yagli lanolin bazli bir krem verdi, aksamlari yatarken o kremi suruyorum. Baska hic bir sey kullanmiyorum. En az 3 ay daha hic makyaj filan yapma cildine bir sey surme dedi. Cildin alt tabakasi kendi kendini onarmaya calisiyormus. Advantan krem kullanarak cildin tabakalarini cok inceltmisim ve ne surersem hemen tepki verir hale gelmis cildim. Her neyse su anda cok iyiyiyim ve halimden memnunum.

Ben baskalarinin kac para kazandiklari ile pek ilgilenmem ama bu alerji uzmaninin is yerine gidegele ve odenen miktarlari gorunce iyi para kazanmak isteyen herkese bu meslegi onermeye karar verdim. 10 dakikalik konsultasyon 155 dolar, testler ayrica para. Avustralya`da alerji zaten patlamis halde. Cocuklu buyuk kimi ararsan klinik tiklim tiklim dolu.Ozel klinik olmasina ragmen randevular en yakin 3 hafta sonraya veriliyor.

Haftaya Sali gunu okula mufettisler geliyor. Butun dokumanlar, dosyalar, prosedurleri gozden gecirmemiz gerekiyor. Bir de ustune veli toplantilari donemi basladigindan bayagi yogun geciyor okul tarafi. Gecen gun bir veli geldi. Cocugun gozunde problem var ciddi bir goz tembelligi. Doktor gecen sene gozluk verdi, cocuk sabah sinifa girerken takiyor gozlugunu aksam cikarken cikartiyor. Anne dedi ki evde hic taktiramiyorum, firlatip atiyor filan. Kiza dedim ki bak evde de gozluklerini takman gerekiyor. Bundan sonra hep tak, bak annene soracagim, dedim. Kiz aglamaya basladi. Kiz aglamaya baslayinca anne de aglamaya basladi. Birbirlerine sarildilar. Anne, gecti tamam, tamam gecti hepsi filan diyor oksayarak kizini. Ben afalladim! Bu annenin cocugu okula kayit icin mulakata gelince bizim dev gibi cussesi olan beyaz sacli mudurun masasina cikip butun kagitlari tekmelemis ve gozunun onunde parca parca yirtmis. Anne baba ayri ve anne malesef cocuk egitimi konusunda hic bir sey bilmiyor. 2 yildir bu kiz sinifta ugrasa ugrasa cok duzgun bir hale geldi. Soz dinliyor, mantikli, guzel davraniyor. Anne ile toplantimizin 15 dakika surmesi gerekirken 1 saat sonunda zorla bitirebildim toplantiyi. Kadincagiz bana evde kizina doktorun sag beyin ve sol beyini konusturmak icin bazi egzersizler verdigini ama bunlarin hic birini yapmadigini filan soyledi. Kizimi nasil motive edebilirim, dedi. Ben de odul yontemini kullanmasini soyledim ama bu Montessori degil ki dedi. Icimden dedim ki senin yaptigin hic bir sey Montessori degil zaten. Evde patron cocuk, anne malesef hic bir role sahip degil. Cocuk onu ne dinliyor ne hesaba aliyor. Her cocuk farklidir bazi davranislari aliskanlik haline getirebilmek icin degisik yontemler deneyip hangisinin ise yaradigini gormeniz gerekiyor, soyle yapin boyle yapin filan diye anlattim. Neyse bunu yazmamin sebebi toplantida anne kiz aglamaya basladiklarinda ne hissedecegimi bilemeden oylece kalakaldigim halimi kendime not dusmek istemem. Garip bir durumdu.

 

Ben bu donem Cuma gunleri calismiyorum. Burada yeni acilan super luks bir krese gidiyor 0-2 yas bolumunde stajimi yapiyorum. bu 2. gunumdu ama sahit olduklarim iyi ki cocuklarimi burada krese gondermemisim dememe yetti. Ozellikle Turk annelerinin cocuk yetistirme anlayisina son derece ters seyler oluyor. Yere yemek dusuyor, emzik dusuyor, cocuk alip yiyor, emiyor. Herkes herkesin su sisesinden iciyor (tabi ki kasit yok ama kontrol edemiyorlar, cocuk sepetten kaptigi gibi iciyor iste suyu). Oglen uykusundan kalkip incecik bir atletle kisin sogugunda bahceye cikiyorlar. Orada yerde biriken su birikintisinden su ictigine sahit oldum cocugun. Bunlar henuz konusmayi bilmeyen 12-24 ay arasi cocuklar. Hatta merkezin yoneticisinin kizi da bu sinifta ve annesi herseyi goruyor biliyor. Sadece takmiyorlar. Cocuklar ustlerine su dokuyorlar, islatiyorlar ama gunde 2 kere kiyafet degisiyor, o kadar ekstradan degistirmiyorlar. Aktivite yapmislar, sabun kopuklerini cocuklar hopur hopur iciyorlar, kimse dikkat etmiyor. Simdi sen niye bir sey yapmiyorsun diyeceksiniz. Ben yapabildigimi yapiyorum ama daha fazla da pimpiriklensem bana gicik olup varligimdan rahatsiz olmaya baslayabilirler. Staj yapan bir ogrenci olarak da boyle bir izlenim yaratmak istemem. Lise mezunu kizlarla calisiyorum. Hic biri universite okumamis. Cocuklarin yaninda kullandiklari dile hic dikkat etmiyorlar, argo kullaniyorlar. Bugun gecen haftaya gore daha sakindi, birkac bebek ile cok guzel zaman gecirdik. Aksama eve geldigimde omuzumda muhtemelen uzerime mutlulukla tirmanan Blake veya Jayden’in agzindan cikan eksimis sut kokusu vardi. Ozlemisim o kokuyu. Bebekler insana yasama sevinci veriyor. Sebepsiz mutluluklari, gulunce ortaya cikan iki tane disleri, yalpalaya yalpalaya yuruyusleri… Cocuklarin onune yemekleri koyuyorlar, yogurdu parmaklarindan yalayarak yiyor 1 yasindaki cocuk. Cocuklar icin hazirlanan yemekler cok guzel, saglikli ve onlarin kolay yiyecekleri sekilde servis ediliyor. Uykusu gelip surekli aglayan cocugu uyuma odasina bebek yatagina koydular, telsizden aglama sesi geliyordu 10-15 dakika boyunca. En sonunda bu susmayacak deyip cikardilar. Kreste calismak ogretmenlik ile ilgili degil. Kreste calismak cocuk bakimi sadece. Alt degistirme, oyuncaklari, raflari silmek, vs. Oda sorumlusu yaptiklari aktiviteleri kitabina uydurmak icin bayagi ugrasip uzun uzun etkinlik tanimi yaziyor programa ama bu yasta cocugun gelisimine mudahale etmek bence cok da mumkun degil. 0-2,5 yas arasi cocuk annesiyle kalsa herseyden daha iyi. Resin icinde deniz hayvanlari, ahtapot, yengec, balik filan getirdiler ama cocuklar direk her seyi agizlarina koyuyor, yere atip kiriyor resini. Bu asamada deniz hayvanlarini ogrenmiyorlar o kaliplarin icine bakip. En sevdikleri seyler acma ve kapama aktiviteleri, esyalari bir yerden bir yere aktarma veya dokup yeniden kutusuna koyma turunden seyler. Tirmanmayi da seviyorlar ama dusup kas goz yara yara.

Soyle boyle biraz ondan biraz bundan diye diye hafta sonunu getirdik. Pazar gunu karsi komsunun kizlarinin dogum gunu, bizimkileri oraya goturecegim. Dun Kurtulus Son Durak filmini izledim. Coks acma buldum ama Turkce konusma duymayi ozlemisim. Simdi de aksamdan beri Metin Altiok sarkilari dinliyorum Spotify` dan. Cesit cesit duygulara battim ciktim. Ruh halim renkten renge girdi.

Gecen hafta eski evimin karsisinda oturan komsum bana geldi. Cok dindar birisi ve beni surekli ‘dogru yola’ yoneltmek icin cabaliyor. El ele tutup birlikte dua ettik Kemal icin.

Sonra bana sunu soyledi:

God is not interested in your comfort, he is interested in your character.

Karakterimin daha ne kadar testten gecmesi gerekiyor bilmiyorum ama God biraz da comfort verse cok memnun olurum. Sonra dusundum. Aradigim comfort ne parada ne pulda, sevdiklerimizi birakip uzaklarda geldik buralara. Omur geciyor. Harcanip gidiyor. Ani yasa ani yasa diyorlar da, o anlarin buyuk cogunlugu okula geciyor. Kemal gidince oyle konusacak kimse de kalmadi, iyice kalinlasti yalnizligim. Turkiye`yi ozlemeye basladim. Universite yillarimi, arkadaslarimi, genclik zamanlarimi ozlemeye basladim. Hayata umutla bakan, pesinde deli gibi kostugum ruyalarimin oldugu zamanlari ozledim. O zamanlarda da zorluklar vardi ama onlarin ustesinden gelmek icin yanip tutusuyordum. Finalleri vermek, ogretmenlige baslamak, kendi maasimi kazanmak, dugun masraflarimizi ve borclarimizi odeyerek kapatmak, daha iyi bir okula gidip meslegimi hakkiyla yerine getirmek, vs. vs. Simdiyse bedenimden cok yuregimin yaslandigini hissediyorum, icimde suyu kesilmis bir fiskiye…

Siir okuyasim var sabaha kadar belki duygularima tercuman olan satirlar bulabilirim.

 

 

Sarıl Bana

 

Bu yaşıma geldim içimde bir çocuk hala

Sevgiler bekliyor sürekli senden.

İnsanın bir yanı nedense hep eksik

Ve o eksiği tamamlayayım derken,

Var olan aşınıyor zamanla.

Anamın bıraktığı yerden sarıl bana.

 

Metin Altıok

http://www.sosyalguvenlikmusaviri.net/haber/1445-yurt-disi-emeklilik-danismanligi-gurbetcilerin-istege-bagli-sigorta-macerasi.html

GURBETÇİLERİN İSTEĞE BAĞLI SİGORTA MACERASI

 

Değerli Okurlarım,
Yazımın başlığından da anlaşılacağı üzere İsteğe bağlı sigorta ödemek bir maceradır.
Hele hele SSK (4/a) dan emekli olmak isteyen özellikle gurbetçi yurttaşlarımızın düştüğü tuzağın başında isteğe bağlı sigorta yatırmak gelir.

Büyük Harflerle belirtmek isterim ki İSTEĞE BAĞLI SİGORTA 01/10/2008 TARİHİNDE SONRA BAĞ-KUR DUR … !

İsteğe bağlı sigortalı olmak isteyen kişinin 18 yaşını doldurmuş olması gerekmektedir. 18 yaşından önce isteğe bağlı sigortalı olmak mümkün değildir.

Diğer yandan isteğe bağlı sigortalılık için Türkiye’de ikamet etme şartı bulunmaktadır. Dolayısıyla gelir testi yaptırıp genel sağlık sigortasına prim ödememek için ikametini Türkiye’den aldırmış kişiler isteğe bağlı sigortalı olamamaktadır.

ÜLKEMİZME imzalanmış ikili sosyal güvenlik sözleşmelerine göre Fransa, İngiltere, İsveç ve İsviçre’de bulunanlar Türkiye’de ikamet etme şartı aranmaksızın isteğe bağlı sigortalı olma şartlarını yerine getirenlerin ülkemizde isteğe bağlı sigortaya prim ödemeleri mümkündür.

Sadece İsveç’te sigortalı çalışanlar aynı anda ülkemizde ikamet şartı aranmadan isteğe bağlı prim ödeyebilir.

Fransa, İsviçre ve İngiltere’de yaşayan vatandaşlarımız ise yine ülkemizde ikamet etme şartı aranmaz Ancak o ülkelerde çalışıyor iken ülkemizde isteğe bağlı prim ödeyemezler.

İSTEĞE bağlı sigortalı olmanın en önemli koşulu ise zorunlu sigortalı olmayı gerektirecek şekilde bir işte çalışmıyor olmak veya SSK (4-a) kapsamında ay içinde 30 günden az çalışmak ya da tam gün çalışmamaktır.

Yani bir işte çalışan kişi aynı zamanda isteğe bağlı sigortalı olamaz.

Bu konunun istisnası ay içinde 30 günden az çalışan kişilerin durumudur. Bu kişiler çalışıyor olmalarına rağmen isteğe bağlı sigorta sayesinde eksik kalan günleri için isteğe bağlı sigortalı olarak ay içindeki sigortalılıklarını 30 güne tamamlamakta.

Ticari taksi ve dolmuş şoförlerinden ay içerisindeki çalışma süreleri toplamı 10 günden az olanlar isteğe bağlı sigortalı olarak çalışmalarını SSK yönüyle 30 güne tamamlayabilir. Bu kişiler için istisnai hüküm söz konusudur.

İSTEĞE bağlı prim ödeyenler çalışmadan sigortalı oldukları için yalnızca uzun vadeli sigorta kollarıyla genel sağlık sigortasından yararlanır.

Yani bu kişiler malullük, yaşlılık ve ölüm risklerine karşı ilerde (4-b) BAG-KUR statüsünde emekli olurlar.

Hastalık, analık, iş kazası ve meslek hastalığı sigorta kolları isteğe bağlı sigortalılara uygulanmamaktadır.

01.10.2008 günü öncesi yurtdışında bulunup isteğe bağlı prim ödeyenlerle ilgili istisnai bir uygulama söz konusudur.

Aralıksız olarak isteğe bağlı prim ödemeye devam edildiği sürece ülkemizde ikamet ediyormuş gibi isteğe bağlı prim ödenmesi mümkündür.

Sosyal güvenlik sözleşmesi bulunan ülkede zorunlu sigortalı iken (İsveç hariç) ülkemizde isteğe bağlı prim ödenmesi mümkün değildir.

TÜRKİYE’DE yerleşik olma hali bir yılı doldurmayan yabancı uyruklu sigortalılar genel sağlık sigortalısı sayılmadığından, bunlardan bir yıldan daha az bir süre oturan ve isteğe bağlı sigortalı olanlardan genel sağlık sigortası primi alınmaz.

Ancak, oturma süresi bir yıldan fazla olanlardan oturma süresinin birinci yılının dolduğu tarihten itibaren sigortalının talepte bulunup bulunmadığına bakılmaksızın genel sağlık sigortası primi alınır.

İyilikle ve Sosyal Güvenlikle Kalın

Fuat TÜTÜNCÜOĞLU
Yurtdışı Emeklilik ve Sosyal Güvenlik Uzmanı