Archive for Vesile

Mudure onumuzdeki sene burda olmayacagimi soyledim. Cuma gunu de velilerime duyuru yapacagim. Kafam, dusuncelerim bin parca. 24 Aralik tarihine kadar yapmam gereken isler:

Butun esyalari elden gecirip turmak istediklerimizi tutmak, satilacaklari satmak.

Tuttugumuz esylari guzel bir sekilde garajdan bozma odamiza istiflemek.

2 tane arabayi satmak. Okuldaki bir arkadasim bu isi benim icin yapacak.

Karneleri ve montessori study modulunun son kalan odevlerini bitirmek.

Garage sale duzenlemek.

Evin kiraya verilmesi icin evin guzel fotograflarinin cekilmesi icin evi derlemek toplamak market ready hale getirmek

Home open yapmak

Evi bosaltiktan sonra temizletmek

KEdiyi adoption evente goturmek

On ve arka bahceyi elden gecirmek mulch ve compost ile guzellestirmek (mulch compost siparis ver bahcivan tut)

Outdoor takimi Harvey Norman ile konusup bozulan parcayi degistirmek. (Koltugumuz egrilmis, bacagi kisalmis)

Kizlarin okullari ile ilisiklerini kesmek ordaki okullari ile iletisime gecmek

Amerikaya goturmemiz gereken onemli belgeler ve esyalari duzenlemek

Ipek Rossmoyne girl guides grubuna goturmek

Kizlarin okul assemblylerine katilmak

Itiraf edeyim, baktim olacak gibi degil, delirmek uzereyim actim bir sise sarap ikinci kadehi bitirir bitirmez dunya firil firil donmeye basladi. Insallah yataga ulasabilirim. Sanirim bu gece cok iyi uyuyacagim…

 

 

Ipek ile Defne karsi komsular ile fishing`e gittiler. Hemen karsimizdaki evde, hanimi okul muduru olan, beyi de FIFO calisan bir aile var. Onlarin iki kizi bizim kizlarla yasit. Hem de bitisik siniflardalar. Ilk tasindigimizda mudire hanim bize pek sicak davranmamisti ama kizlar gele gide cok yakinlastilar. Dun butun gun bizim kizlar onlarin havuzundaydi. Aksam da onlarin kizlari bize uyumaya geldi. Sabah uyandiktan sonra bizim kizlarla birlikte tekrar onlarin havuzuna yuzmeye gittiler ve simdi de tekneleri ile balik avlamaya gideceklermis, bizimkileri de goturmeyi teklif ettiler. Ilk basta olmaz diye dusundum ama sonradan Ipek `Mum, it is a once in a life-time experience` deyince tamam, gidin dedim.

Onlar adina cok mutluyum, bu yasadiklari seyler gercekten de unutulmaz anilar olacak buyuduklerinde.

Ben ise evde kedi fotografcisini bekliyorum:) Perth Rescue Angels, bakimimiza aldigimiz kedi icin profesyonel fotografci gonderiyor ki guzel resimleri yayinlaninca bir an once evlat edinilebilsin Scribbles. Onun hayrina evi toparladim, temizledim.

Esyalarimizi satisa koymaya basladim. Gumtree`de duran bir cok ilan vardi ama pek arayan soran yoktu. Bir de Facebook`un Market Place`ini deneyeyim dedim. Sanki daha cok ise yariyor gibi orasi. Birkac sey gitti bile.

Dune kadar gitme mi kalma mi dusunceleri ile ilgili cok degisik duygular icindeydim. Psikologun bana anlattiklarina gore beynimiz olaylara 3 sekilde tepki veriyormus Fight / Flight / Freeze. Ben de tam isik tutulmus tavsan gibi oylece kalakalmistim. Resmen kocaman bir dugumun icinde baglanip kalmis gibi zihnimde bir sonraki adimi goremiyordum, sanki kepenkleri tamamen kapatmis, cumaya gittim donecem diyordu beynim. Kemal bana atmamiz gereken adimlari ve bu adimlarla ilgili masraflari listeleyen bir excel dosyasi gonderdi. Dosyaya gore onumuzde birkac alternatif vardi. Benim zannettigim/hissettigim gibi yuzlerce degildi yani secenekler. Bu beni biraz rahatlatti. Arkasindan Facebook`ta Gocmen Anneler grubuna yazdim. Kisacik da olsa hissettiklerimi ve icinde bulundugum ikilemi yazmak beni biraz rahatlatti. Arkasindan yazdigimi sanki baskasi yazmis gibi okudum ve disaridan bakan birinin gozuyle kendi durumumu degerlendirdim. Sonra da ordaki arkadaslarin yorumlari aslinda bu durumun o kadar da icinden cikilamayacak bir sey olmadigini bana animsatti. Yavas yavas kordugum icinde hareket etmeye, elimi kolumu oynatmaya baslamistim. Saatler gectikce zihnim netlesti, hafiften onumu gorur gibi oldum. Umarim odagim yeniden bozulmaz.

Simdi buna gore, esyalardan satabildiklerimi satacagim ama daha gecen sene aldigimiz koltuk takimlari ve yataklari satmayacagim. Geriye kalanlari garajdan bozma odamiza istifleyip bu odanin kapisini kilitleyecegim. Pazartesi bir emlakci geliyor ve evi kiraya kac liraya ve nasil verebilriiz, onu bize anlatacak.

Bir yandan da Trulia uzerinden Amerika`daki evlere bakmaya basladik. Orasi tamamen ayri hikaye. Niyetim o konu ile ilgili Defne Yilmaz sitesinde bir video yayinlamak ama ben kamera karsisinda kendimi garip ve komik hissediyorum, o yuzden utangacligimi atinca birseyler cekmeye calisacagim.

Okul kapaninca, 15-20 gun icinde herseyleri derleyip toplayip Kemal`in yanina gitmeyi hedefliyorum kisacasi:)

 

 

Perth`e gelenler icin pratik bilgiler

Health Engine App`i indirin : Doktor randevulari icin cok faydali. Bulk Billed olursa cebinizden para cikmiyor. Private practice olursa siz odeme yapip sonradan MEdicare`den claim ediyorsunuz. Arada gap payment cikabiliyor.

MyGov Account: Centrelink, ATO, Medicare vs butun devlet kuruluslarinin ortak hesabi.

Gumtree: Ikinci el alip satmak icin

Freecycle Perth: Atmak istediginiz esyalari ihtiyac sahiplerine ulastirmak icin veya baskasinin ihtiyaci olmayan seyler arasindan ihtiyaciniz olan seyi almak icin geri donusumu destekleyen kisiler tarafindan kullanilan bir sistem.

Urban Tucker Map of Wild Food growing in the Perth Area: Perth icindeki halkin erisimine acik meyve agaclarinin yerlerini ogrenebiliyorsunuz. Limon, dut, zeytin agaclari benim favorim. Arkadaslarla 5 er kilo zeytin toplamistik birkac sene once.

Scoopon: Perth`teki deal lar icin takip edebilirsiniz.

My Playparks: Bir Turk`un yazdigi civardaki parklari gosteren gurur duydugumuz bir uygulama

Local Council`inizin sayfasini mutlaka Facebook tan takip edin. City of Fremantle veya City of Canning vs.

City of Perth facebook sayfasini takip edin

We love Perth facebook sayfasini takip edin

Kids around Perth sitesini arada bir ziyaret edin

AIRTASKER uygulamasini mutlaka indirin: Herhangi bir isi yaptirmak istiyorsaniz ilan veriyorsunuz. Ilgilenenler de size su kadara yaparim diyorlar. Siz de ordan is bulabilirsiniz.

Buggybuddies.com ve weekendnotes sitesini de cocuk aktiviteleri icin ziyaret edin.

 

 

Carsamba gelmemiz cok iyi olmus. Ilk 2 gun aksam 7 de yatip gece 4 te kalktik. Yavasca uyku duzenimiz oturmaya basladi. Bas agrisi, yorgunluk ve sersemlik hissediyoruz aksama dogru ama yine de cok fena degiliz. Dinlenmek cok iyi geliyor. Geldigimizden beri disci, doktor, psikolog,veteriner tipla ilgili ne alan varsa gittik. Butun randevularimizi, islerimizi bitirdik. Bahce kontolden cikmis, onun icin birilerini ariyorum otlari yolacak, cimleri bicecek filan. Garage Sale yapmayi planliyordum ama iptal ettim, onu yapacak halim yok. Camasir, bulasik, mutfak alisverisi yapildi. Arkadaslarla bulustuk, sohbet, muhabbet, catch up yapildi. 2 tane yeni kedi aldik. Cok tembel ve minnetsizler. Eski  kedimizi ozluyoruz.

Odevimin refernce listesi kaldi bir tek onu yazip gonderecegim.

Pazartesi okulda Rice babies projesine baslayacagiz o yuzden bugun gidip pirinc filan alacagim.

Bir suru mektup birikmisti posta kutumuzda. Australian Taxation Office den bir mektup gelmis, 2012-2013 mali yilindan  300 dolar borcumuz varmis devlete. Meger fazla cocuk yardimi almisiz; onu geri istiyor. Bas ustune. Yerel secimlerde belediye meclis uyesi secilecek, onun kagitlari gelmis. Gondermem gerekiyordu, unuttum. Ayni cinsiyet evliligine ne dedigimizi soran resmi bir belge de gelmis. Son zamanlarin buyuk tartisma konusu bu. Arabanin servisi gelmis falan filan.

Yazinin ustteki bolumunu sabah yazmistim. Simdiyse saat 5. Arada cok seker bir arkadas buldum kendime. Turkiye`den 1 ay once gelmisler. Beni bu site araciligi ile bulmus. Telefonlastik, kisacik bir arada gorustuk. Onunla birlikte harcadigim zamanda ben de sanki buraya yeni gelmisim gibi hissettim, heyecanlandim. Bildigim seyleri hemencecik onunla paylasmak adina daldan dala atlamama ragmen cok guzel bir sohbet oldu (umarim sadece ben oyle dusunmuyorumdur). Simdi kendimi daha da zenginlesmis, mutlu ve mesut hissediyorum. Buradaki her yeni baslangicin herkese mutluluk, huzur, bereket ve basari getirmesini tum kalbimle diliyorum. Hos geldiniz Devrim !!!

 

 

 

 

 

Zaman bir avuç kum gibi akıp gitti. Şimdi uçakta, geri dönüş yolunda kimbilir ne türlü sevdaların, özlemlerin yaşandığı bir coğrafyanın üzerinde gökte yanıp sönen bir ışık olarak bıraktığım yere dönüyoruz. Yola çikanla dönen aynı ben değilim ama. Ayrılıktan, acıdan, kaybetmekten ve yalnız kalmaktan deli gibi korkan ben eve üzüntü ve sitem dolu bir kalple değil, Allah’ın bize yaşamayı nasip ettiği güzel anlarla dolu, mutlu ve müteşekkir bir kalple dönüyorum. Kemal’i kanlı canlı karşımda görmeyi, sesini bir mikrofondan değil de olduğu gibi duymayı, onunla bir yemeği paylaşmayı, onu kızlara masal anlatırken dinlemeyi çok özlemişim. Öyle iyi geldi ki bu ziyaret bize, hepimiz bizi bir aile yapan, ufak ama bize özgü ve eşsiz tecrübelerin farkına vardık. Shared struggles, böylesi ayrı ülkelerde yaşamamız ve paylaştığımız zorluklar bizi daha da yakınlaştırdı, olduğumuz gibi, doğal ve zorlamasız bir şekilde birlikte olduğumuz kısacık zamanı doya doya yaşamamıza yardımcı oldu. Eskiden sevgimi ifade etmekte hep bir eksiklik, yarım kalmışlık hissederdim. Ne kadar söylesem de anlaşılamadığımı düşünürdüm. Farkettim ki Leyla ve Mecnunla  yarışmak zorunda değil bizim aşkımız. Herkesten çok veya herkesten daha derin bir sevgimizin olduğunu ispatlamaya çabalamak gereksiz. Destana dönüşmemişse hikayemiz veya çılgınlıklarla dolu değilse yaşantımız  yaşadığımızın gerçek mutluluk olmadığı fikri tamamen yanliş. Basit şeylerde, minicik jestlerde, bir bakışta, bir saniyede saklı aslında sevginin en yalın ve gerçek hali. Tabakta kalan son tavuk kanadını karşıdakine bırakmanızda mesela. Sabah birbirinizden erken kalkıp öteki rahatsız olup uyanmasın diye yatakta kımıldamadan beklemenizde. Bir bardak çay doldurmakta sevdiğinize. Basit bir yemek için bile “ellerine sağlık, çok güzel olmuş” demekte. Yağmur yağarken “sizi kapıda birakayım ben arabayı park edip geleyim” demekte. Ortada bir şey yokken sevgi dolu bir bakışta. Ufacık ve anlık şeylerde yani. 

Şimdi yine ayrı hayatlarımızı yaşamaya devam edeceğiz ama birlikte atan bir kalp ile…

Home and Away

Selamlar güzel insanlar,

Gözlerini uzaklara dikmiş, gitsem mi kalsam mı diye düşünen, kimi zaman denize açilmak için kendine görkemli bir yat inşa etmeye çalişan kimi zamansa küçücük bir kayıkla dalgalara atılmayı aklından geçiren maceraperest ruhdaşlarım…

Şimdi Milwaukee’deyiz. 11+14 saat süren iki uçuş sonrası Chicago’ya indik. Ordan otobüsle Milwaukee’ye geldik. Şimdi Extended Stay America’nın bir odasından sizlere yazıyorum. Yanımda çayım, üstümde pijamalarım, gidecek yerimin, yetiştirecek işimin, görecek arkadaşlarımın olmadığı, yabancılığın verdiği büyük hafiflik ve özgürlük duygusu ile doluyum.

İlk uçuşumuz ile AbuDhabi’ye gittik. Orada uçaktan inince yaklaşık 4-5 aşamalı bir kontrolden geçerek USA aktarma salonuna gittik. Ben çok şaşırdım neden bu kadar arama yapıyorlar diye. Meğerse geçtiğimiz kapılar USA Homeland Security’ye aitmiş. Green Card larımız tarandı, üstümüz arandı ve parmak izlerimiz alındı. Chicago’ya inince pasaport polisinden geçmeyi beklerken birden bizi bagaj almaya yönlendirdiler. Başımı çevirdim, exit! yani direk sokağa çikabiliyorum! Dayanamadım, gittim ordaki bir görevliye de sordum, polis kontrolünden geçmeyecek miyim diye. Yok dedi, o işlem yapıldı! Orda anladım UAE’deki işlemlerin ne olduğunu. Bizim için çok iyi oldu çünkü Amerikan polisi çok gıcık, herkese şüpheli gözüyle bakıyor ve saçma sorularla bende gerginlik yaratıyordu. Arap amcamdan sakin ve normal bir şekilde hiç gerilmeden geçtik, geldik. Bundan sonra Amerika’ya gelirsem hep UAE üzerinden gelmeye çalişacağım:))

Yolda acayip yorulduk, tahmin edersiniz. Orta 4’lüdeydik, sağımızda biraz kilolu bir teyze vardı. Arkamızdaki boş yerler anında kapıldı. Biz biraz yavaş kaldık ama bir dahaki uçusa son yolcunun da bindiği ama hala el bagajlarını baş üstü dolaplara yerleştirildiği o kritik zaman aralığında çok daha atik davranacağım boş bir koltuk kapmak için. Etihad ile geldik. Cuma ile Perşembe çikişi arasında yaklasık %45 fiyat farkı var. Perşembe çikarak biraz kar ettik ama Etihad’ı hiç beğenmedim. Hostesler çok kabaydı, insanları resmen azarladıklarını duydum. Çocuk yemekleri çok güzeldi, tam onların seveceği şeyler ama büyüklere verilen yemeklerin tadı çok kötüydü. Emirates ve Singapur hava yolları yemek konusunda Etihad’dan çok daha iyi.

Chicago havaalanından Milwaukee’ye giden otobüsü beklerken Hintli bir amcayla konuştuk. Amca dedi biletleri internetten alırsan çocuklara ücret ödemiyorsun. Benim telefonumda internet yoktu ve bir şey olmaz, kartla otobüste ödeme imkanı vardı, ordan öderim dedim. Otobüsün şöförü geldi, bavullarıma baktı, kaç kişisiniz filan dedi. Sonra otobüste bedava internet var, ordan gir biletini al, çocuklara ödeme yapmazsın dedi. Teşekkür ettim. Amca da yardımcı oldu, biletleri öyle hallettik. Sadece 31 dolara Chicago’dan Milwaukee’ye geldik (2 saat). Orda Kemal bizi aldı, eve bırakıp tekrar işe gitti. AirBNB’den Türk bir arkadaşın odasını kiralamıştı Kemal biz yokken tek başına kalmak için. 3 gece orda kaldık. Sonra başka bir Türk arkadaş Kemal’e biz buradayken kullanması için bir araba ayarladı. Arkasından kiralık evler bakmaya başladık. Bir yandan da mobilyacıları gezip bizim eşyalar Amerika’ya gelinceye kadar geçici bir şekilde ucuza nasil idareten bir ev döşeriz diye araştırdık.

Burada bizim planlar biraz karışık: Bizim ev eşyalarından gereksizleri satıp, gereklileri de paketleyip Amerika’ya yollama işleri ortalama 3 ay alacak. Yani bizim Kemal’in yanına gelmemiz Aralık sonu gibi oluyor ama evleri en az 6 aylığına kiralayabiliyoruz. Şehir merkezinde Kemal’in bankaya yakın bir ev kiralasak çocuklar geldiğinde oranın okullarına gitmek zorunda kalıyorlar ki kimse tavsiye etmiyor. Şehirden uzak iyi bir yerde kalıcı evimizi kiralasak hem Kemal’in arabası yok (Jacksonville’den Milwaukee’ye gelirken arabanın motoru yandı), gidiş gelişi sorun oluyor hem de eşya almak, kira masrafı derken oldukça masraflı oluyor. Böylece günlerce düşünme taşınma ve araştırmadan sonra şöyle karar verdik. Biz burdayken (3 hafta) otel gibi bir yerde konaklayacağız. Biz gidince Kemal yeniden o Türk arkadaşın AirBNB’deki odasını tutacak.

Benim aklımda Aralık’ta eşyaları gönderdikten sonra Türkiye’ye gidip bizimkilerin yanında bir tatil yapmak vardı ama Kemal direk buraya gelirseniz benim için çok iyi olur, işlerimizi hemen yoluna koyarız filan dedi. Bakalım artık ne olacak.

Kemal’in işi 6+6 ay kontral bazlı. İş yerinde çalışan çoğu insan da önce kontrat ile işe başlamış ama arkasından permanent position’a geçmişler. Umuyoruz, diliyoruz,canı gönülden istiyoruz biz de kontratının uzatılmasını ve sonunda kalıcı pozisyona geçmesini. Ancak şimdilik we are walking on the thin ice. Ya batarız ya çikarız…

Ben okul müdürüyle konuştuğumda istersen sana bir yıl veya 6 ay ücretsiz izin verebiliriz demişti. Sanırım o seçeneği kullanacağım. İpleri tamamen koparmak yerine işler umduğumuz gibi gitmezse geri dönecek şekilde plan yapacağız.

Gelelim Amerika izlenimlerime. Şimdiden söyleyeyim: geleli sadece 6 gün oldu. Bir tek Milwaukee merkezine yakın yerleri gördüm, iyi semtlere gitme fırsatım olmadı hem de sokağa çiktiğim saatler kısıtlı. Amerika vs. Avustralya diyorum ama aslında o Perth vs. Milwaukee. Yani yazacaklarım benim gözümden, benim kalbimden ve aslında var olan gerçeği hiç yansıtmıyor olabilir. Bu nedenle temkinli okuyun:)

Avustralya çok nezih bir yer. Yolları, çevresi, alişveriş merkezleri , parkları, bahçeler, vs çok bakımlı. İnsanları temiz, saygılı , görgülü, kibar. Amerika’da alışverişte üstü başı perişan, evsizleri daha fazla görüyorsun. Yollar delik deşik, eski, bakımsız. Trafikte telefonda konuşmak serbest (Wisconsin eyaletinde). İnsanlar yol vermiyor, hızlı gidiyor, makas atıyor. Her yerde polis görüyorsun, hele ambulans ve polis arabası sirenleri ikide bir kulaklarında çınlıyor. Burda çalışanlar işimi yaparım giderim havasında ama Avustralya’da sanki koca mağazanın sahibi onlarmış gibi işlerini çok benimsiyorlar, çok yardımcı oluyorlar. Burdakiler, bilmiyorum diyor kestirip atıyor, hani gel başkasına soralım, ya da dur bakayım bir öğreneyim filan yok. Otelde resepsiyondaki görevliden bir şeyler istediğimde öfleyerek pöfleyerek yerinden kalktı sanki çok önemli bir şey yapıyormuş da onu bölmüşüm gibi arka duvardaki resmin camından ekranının yansımasını görüyorum, Facebook’ta geziniyor mesela.

Walmart mesela, 2 futbol sahası büyüklüğünde bir market. Çikolatalar, şekerler, çeşit çeşit boy boy. Aynen Cem Yılmaz’ın dediği ”İnsan yiycek bunları, insan!!!” sözünü anımsatan devasa porsiyonlar. Yolda gördüğünüz 3 kişiden biri aşırı kilolu. Hem de normal tombulluk değil, sanki GDO’lu. Garip bir şekilde vücudun bir bölgesi inanılmaz şişmiş, orantısız,biraz korkunç. McDonalds’larda en büyük boy gazlı içecek(2lt) bile 1 dolar. Dondurma istiyorsun bir top,  yarım kilo veriyorlar nerdeyse. Marketlerde panik oluyorum, çünkü o kadar çok şey var ki raflarda hepsi üstüme üstüme geliyor sanki. Bir de alıp eve gelince anlıyorsun ki meğer yapaymış veya kimyasal şeyler varmış içinde. Yoğurt aldık, çok garip parlak bir görüntüsü var jel diş macunu gibi! Yiyesim gelmiyor. Bunları zamanla öğrenceğim elbette ama şimdilik çok rahatsız ediyor beni.

Burda her şey para. En izbe, merkezden uzak sokaklara bile araba park etmek paralı. Büyük oteller bile reklam panolarına bedava wi-fi veya bedava park yeri vardır diye büyük harflerle yazıyorlar. Wi-fi çoğu yerde var ve hızı çok yüksek. Çoğu insan Lyft veya Uber yaparak ekstra para kazanmaya çalişiyor. Ancak alişverişe gelince çilgin gibi para harcıyorlar. Market arabaları ve raflar ıvır zıvırla dolu. Beli ağrıyanlar için çorap giydirme aletinden tut, muz askısına kadar her şey var. Böyle bir yerde evi clutter-free tutmak için çok çaba sarfetmemiz gerekecek gibi. Ayrıca İpek hangi mağazaya girersek ne olur bunu alayım ne olur şunu alayım diye tutturuyor. Çocuklara bilinçli tüketici olmayı öğretmek böylesi bir ortamda çok daha önem kazanıyor. Ye at, tüket at, kullan at çok var. İnsanlar evlerinde bile bulaşık derdi olmasın diye kağıt tabak kullanıyorlar. Diğer taraftan da aldığın şeyi beğenmezsen götürüp iade edebiliyorsun sorgusuz sualsiz.

Biz oda kiraladığımızda gidip dev bir şişme yatak aldık çocuklar için (65 dolara) bir gün sonra otele çıkmaya karar verince yatağı götürüp iade ettik. Açıp kullanmıştık ama hiç bir şey demediler. Böyle yapan, işine lazım olunca bir şeyi alan sonra da iade eden çok insan var burda. (Bizim yaptığımız gibi):()

Buraya gelirsek çocuklar (bir zamanlar İstanbul’da oldukları gibi) büyük ihtimalle alışveriş merkezi çocuğu olacak. Çünkü kışın hava o kadar soğuk ki, kimse dışarı çıkamıyor hep kapalı yerlere gidiyorlar. Yazın da dışarısı çok nemli. Perth havasını çok özleyeceğiz gibi.

Buranın en çok kitapçısını sevdim. Barnes and Noble diye bir mağaza, içinde cafesi de var. Tam bir kütüphane gibi, gidiyorsun, oturuyorsun, istediğin kitabı alıp saatlerce okuyorsun kimse alma etme, dokunma koy yerine filan demiyor. Yeni çıkan bütün kitaplar elinin altında, en son teknoloji ve dünyada ne varsa bir adım ötende. Muhteşem bir yerdi. Hiç çikmak istemedik. Mağazalar, kıyafet, ev, şeker dükkanları alışveriş cenneti.

Burada sade bir yaşam sürmek, minimalist olmak sanırım en zor şey. Bir yanda beni al diye bağıran ürünler öte yanda boşa giden ,israf edilen o kadar çok şey…

Seçme sansım olsaydı Avustralya’da çocuk büyütmeyi tercih ederdim ama tek başıma olsaydım da Amerika’da bir süre mutlaka yaşamak isterdim. Canlılığı, geç saatlere kadar açık mağazaları, kalabalık, insan dolu halleri bana İstanbul’u hatırlatıyor. O bizzare random experiences burda da var, hayata keyif katıyor. Herşeye rağmen işini halledebilince kendinle gurur duyuyorsun, başarı ve survivor tatmini hissediyorsun. Avustralya kadar predictable bir değil. Bir de ne yöne gidersen git, yapacak bir şeyler mutlaka çikiyor. Bir iki saatlik mesafelerde başka büyük şehirler, görülecek yerler yapılacak etkinlikler var. Diğer bir iyi tarafı da Chicago Türkiye arası tek uçak ve 10 saat (sanırım).

Türkiye’den ayrılırken herkes yaptığımız şeye ‘çok radikal bir karar’ diyordu. Şimdi de Amerika’da tanıştığımız insanlar aynısını diyor. Böyle bir karar arefesinde insan çeşitli duygulardan geçiyor. Beden, zihin ve ruhun aynı çizgide olması için kendime iyi bakmaya çalişiyorum. Birşeyler okuyorum, positive affirmations tekrar ediyorum sabahları, listeler yapıyorum, buraya yazıyorum, sağlıklı şeyler yemeye çalişiyorum (son 6 ayda 10 kilo verdim).

Yeni bir dönemden geçiyor hayatımız, hem de hiç bir şeyin garantisi yok. Bizim tek yapabileceğimiz karşılaştığımız engellerden, zorluklardan,değişim çağrılarından korkmayıp onların içinde yatan fırsatları, gelişme imkanlarını yakalamaya çalişmak. Sonuçta yanlış karar diye bir şey yok bu dünyada. Her karar doğru karardır, nerden baktığına göre değişir. Evim bir zamanlar Urfa’ydı, sonra Ankara oldu. Ordan İstanbul. Sonra Perth. Şimdi belki de Milwaukee. Don’t fight with the water, float with the water dedi psikologum. Ben de benim evim neresiydi, neresi olacak diye endişelenmeyi bırakıp her şeyi akışına bırakmalıyım artık. (Bunu daha iyi yapabilmek için psikologa gidiyorum – bir arkadaşa cevap:))

Dün bir ıvır zıvır mağazasında gördüğüm yazıyla yapayım kapanışı.

“Home is where your butt is!”

Sevgiyle kalın…

Yollar

Kemal Wosconsin eyaletinin Milwaukee sehrinde, Associated Bank`te IT solutions architect olarak ise basladi. Bugun onun yanina gidiyoruz. Tatilden sonrasi icin de 2 hafta izin aldim Ekim sonu gibi donunce okula baslayacagim.

Biopsi yaptirmistim, sonucum temiz cikti.

Beni 2017 ogretmen odullerine aday gostermisler, okula bir sertifika geldi.  Kim gosterdi bilmiyorum ama emeklerin farkedilmesi cok mutlu etti beni, gururumu oksadi.

Donuste okula son kararimizi soyleyecegim. Kalmak mi gitmek mi?

Sabahlari morning affirmations okuyarak gune basliyorum, sanirim onun etkisi, her sey daha iyiye gidiyor.

Bir de bir psikolog gormeye basladim, o da benim egiriyi dogruyu gormeme yardimci oluyor.

Sabah 4:45 te kalktim, kalbim pir pir!

Yol uzun, esek topal, yuk kristal!

Yine de bir morning affirmation ile kapatayim :

“Everything works out for me!“

 

Milwaukee

Bazi gelismeler oluyor arkadaslar. Simdilik gozumuz kulagimiz Milwaukee`den gelecek haberlerde!

Firtina

3 gun 10 saat suren ama sonsuzlukmus gibi hissettigim surenin sonunda Kemal`den haber geldi. Ben de ona cevap vermeyeyim dedim ama en fazla 1 gun dayanabildim (onda da zaten her dakika basi telefonumu kontrol ediyordum; catlayacaktim nerdeyse). Sakin kafayla konustuk. Bu ayriligin, boylesi bir surecin kolay olmayacagini biliyorduk zaten; seninle bunlari hep konusmustuk, dedi. Benimse guven veren sozleri tekrar tekrar isitmeye ihtiyacim vardi. Zira gecen surede hayata, kendime ve artik her seye karsi inancimi yavas yavas yitirmeye baslamistim. Gecen haftalarda 16. yilini kutladigimiz evliligimizde cesit cesit zorluklar yasadik. Cok iyi gunlerimizin yaninda hatirlamak bile istemedigimiz kotu gunlerimiz de oldu. Ne olursa olsun, sonunda firtina dindi, sular duruldu ve birbirimizin isiltisini piril piril parlayan berrak sularin altinda bir kez daha fark edebildik.

 

Ben yamactan kendini bosluga birakan bir planor, Kemal ise kanatlarimi hava ile dolduran ruzgar. Adrenalin, heyecan ve korku el ele bu macerada. Bir yandan muhtesem bir sey yapmanin hazzi, ote yandan ya yere cakilirsam korkusu. Ne ben onsuz ucabilirim ne de o bensiz …. (?) buraya bir sey bulamadim, iyi mi? Sanirim o bensiz yapabilir:))

Her neyse, uzatmaya gerek yok. Canim kocacigim benim, orada tek basina bizim ve cocuklarimizin gelecegi icin daha guzel firsatlar yaratmak icin ugrasiyor, cabaliyorsun. Sendeki cesarete, azime, kararliliga, inanca ve umuda hayranim. Bazen karamsarliga dussem de ben, sabirla tut elimden. Insallah Allah emeklerini bosa cikartmaz, gonlunde yatan tum guzellikler ayaklarina serilir.

Seni cok seviyorum.

“I said: what about my eyes?
He said: Keep them on the road.

I said: What about my passion?
He said: Keep it burning.

I said: What about my heart?
He said: Tell me what you hold inside it?

I said: Pain and sorrow.
He said: Stay with it. The wound is the place where the Light enters you.”

― Jalaluddin Rumi

 

Your heart knows the direction

Run in that direction!

-Rumi

 

Note to self: – bu benim icin:

”When setting out on a journey,

Do not seek advice from those

Who have never left home”

  • Rumi

 

Bu arada Irma yaklasiyor, kendine dikkat et. Yolun acik olsun. Allah’a emanet ol…

Varinca haber ver!

Babalar gunu ve grip

Ipek kucukken grip ile garibi karistiyordu. Bir gun tesadufen onu videoya kaydederken, cekme dedi ben garip oldum. Anlamadim. Cekme anne ben garip oldum, burnum akiyor dedi. Sonradan anladim. Kizim grip olmus ve hali yokmus o yuzden cekmemi istemiyormus.

Bu hafta da Ipek ve ben cok fena grip olduk. Pazartesi oglen okuldan ciktim, Ipek`i doktora goturdum. Pazar aksamindan belliydi kirginligi. Pazartesi cok ateslendi, sirkeli su ve panadol ile sabahi ettik. Sali evdeydim ona baktim. Ben de berbat haldeydim. Carsamba Ipek`i okuluma goturdum. Bos bir sinifta ona dinlenecek bir yer yaptim. Bugun (persembe) pek bir seyi kalmadi iposun, cabuk iyilesti diyebilriim. Okula gitti. Bense hala atlatamadim gribi. Okuldan geldigimde direk yataga gidip 1 saat uzandim. Aksam yemegini Ipek yapti (makarna:) Insallah Defne’ye bulasmaz bu berbat hastalik. Bu arada her yerde babalar gunu cilginligi. Bizde kutlamalar biraz gec oluyor, Eylulun ilk pazari sanirim. Iposum hediyesini hazirliyor babasina. Birseyler cizmis kirk parcaya kesip puzzle yapiyor.

Gecen gun Kemal`e icimde biriken butun korkularin, kaygilarin, usanmisliklarin esliginde epeyce coskulu bir sitemde bulundum. Adam neye ugradigini sasirdi. Ben soylemeyi dusunmedigim seyleri de soylemis buldum kendimi. Tahmin edersiniz simdi ses seda cikmiyor ondan. Silent treatment mi dersiniz, cooling off mu bilmiyorum ama uzakti daha da uzak oldu simdi. Anlayacaginiz hem grip hem de garibiz su anda.