Avustralya’da çocuk olmak

Bugün işe gittim, hem kendi çocuklarım hem de Ozi çocuklarla ilgili bir şey dikkatimi çekti. Buradaki çocuklar gayet hızlı, atik koşuyorlar; maymun gibi asılıp demirlerde geziniyorlar; bizim kızlar koşmayı bilmiyorlar. Defne daha iyi ama İpek’ciğim seker gibi, büyük adımlar atar gibi koşuyor. İstanbul’da geçirdiği zamanın etkisi herhalde bunlar. İstanbul’da İpek’in gönlünce koşup oynayacağı bir alan yoktu. En son ne zaman yemyeşil çimenlere çıkıp, “Gidin koşun!” dediğimi hatırlamıyorum. Ortam ya güvenli değildi, ya çok kalabalıktı. Köy çok güzeldi ama sürekli orada yaşamadığımız için çocuklar yine doğadan uzak büyüyorlardı. Gerçi İstanbul’daki herkes bizim gibi değildi. Siteden komşumuz ve çok yakın arkadaşımız, Kadriye’ler her zaman aktif, dışarıda zaman geçirmeyi seven ve sürekli bir programı olan insanlardır. Evliyken hemşirelik yaparak hukuk fakültesini bitirme başarısını gösteren Kadriye’den zaten bu beklenirdi. Onlara hep özenmişimdir. Biz en güzel havayı, en tenha ortamı, en açık yolu ve en güvenli oyun alanını aradığımız için İstanbul’da istediğimiz kadar doğada zaman geçiremedik. Gözde dinlence alanlarımız Emirgan Parkı, Yıldız Korusu, Atatürk Arboretumu filan oldu ama oralara da gitmek için hafta sonu olmasını bekliyorduk.
Avustralya’daki çocuklar çok şanslı. www.letsgokids.com.au sitesinde çocuklar için yapılabilecek şeylerin listesi var; akıl almaz sayıda ve çeşitlilikte aktiviteler. Ücretli olanı da var ücretsiz olanı da. Devlet her zaman çocukların hareketli olması ve yaşama aktif olarak katılması için kampanyalar düzenliyor. Yüzme, koşu, futbol, kriket daha bir çok spor destekleniyor. Oyun parkları geniş ve çok güzel. Kışın yağmur yağdığında görevliler ellerinde saç kurutma makinası mantığında çalışan bir aletle gelip kaydırak, salıncak üzerinde biriken suları temizliyorlar. Yaz olduğunda bütün parkların üzerine çocukları güneşten koruması için branda geriyorlar. Ülke zaten “outdoor living” odaklı. Bütün arabalarda troley var. Her 5 arabadan 3’ü ya arkasında kayık, küçük tekne çekiyor ya karavan takmış götürüyor ya da kano, sörf tahtası veya bisiklet taşıyor. İnsanlar durmadan hareket halinde. Böyle bir ülkede ben neden kutup ayısı gibi yağ bağladım anlamıyorum. Psikolojik olsa gerek, iş bulamadığımız için vücudum kendini kötü koşullara hazırlıyor herhalde:)
Dün kızları bir parka götürdüm. Bu park özel olarak küçük çocuklar ve engelliler için hazırlanmış. Tekerlekli sandalye ile binilen bir salıncak bile var. Dev bir robota benziyor. Kızlarım koşup oynadılar orada, ben de tekere binip gerili ip boyunca “vıjjjj” aşağı kaydım, çok eğlendim:)
Buraya gelmemizin önemli sebeplerinden birisi de çocuklarımızdı. Türkiye’de de gayet mutlu, sağlıklı, akıllı, iyi çocuklar yetiştirebilirdik, bundan eminim. İlla ki buraya gelinmesine gerek yoktu ama gerçeği söylemek gerekirse biz üşengeç anne-babalarız. İstanbul’da bu kadar aktiviteye katılamazdık. Ancak itiraf etmeliyim sanki burada ben de Tülmen’deki çocukluğuma geri dönüyorum, mavi gökyüzü altında, yeşil çimen üstünde kafam daha rahat!
Umarım ileride şu günlerde yaşadığımız iş bulma konsundaki sıkıntıları unutturacak güzel gelişmeler olur ve kızlarımız büyüdüklerinde bize “İyi ki buraya gelmişsiniz” derler.
Hiç bir şey olmasa bile en azından İpek Şener Şen gibi kıçını mahmuzlayarak koşmayı öğrenir:)

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *