Bizim çarıklar ve onların makosenleri

Perth’te sokaklar, yeşil alanlar ve oyun parkları insanları dışarıda zaman geçirmeye davet eder gibi temiz bakımlı ve donanımlı. Burada sokakta gezen dolaşan insan görmek o kadar zor ki, arabasız hiç kimse yok gibi. Geçen gün otobüse binip şehir merkezindeki Discovery World (bilim müzesine) gittik çocuklarla.

Otobüs güzel ve bakımlı semtlerden de geçti, o kadar iyi görünmeyen semtlerden de. Yaklaşık 1 saat sürdü yolculuğumuz. Sonraki günlerde de otobüse binip gideceğimiz yerlere gittik. Otobüs ile seyahat Milwaukee de halkın içine karışmak için iyi bir yöntem sanırım. En arkada oturup gelene gidene bakıp ortamı tanımaya ve anlamaya çalışmama yardımcı oluyor.

Değişik değişik tipler binip binip indiler. Hani hayatımı anlatsam roman olur derler ya bazen, eminim bu gördüğüm tiplerin her birinden bayağı çok ciltlik kitaplar çikardı. Annemin bizi büyütme şekli geldi aklıma. Siyah giyme toz olur, beyaz giyme soz olur… Göze batma, ayıp, o çok abartılı, iddialı, vs. vs. Burada karşıma çıkan insanlar uçmuş!!! Kemal ile konuştuğumda burası Amerika, burda farklı olmak veya farklı görünmek problem değil, hatta bazen özellikle farklı olmak için böyle yapıyorlar, dedi. Gördüğüm tiplerin bazılarını size tarif etmeye çalışayım:

Kütüphanenin otoparkında arabasının tamponunu koli bandı ile tutturmuş, arabasının içi süpermarket broşürleri ile tıka basa (evet tıka basa!!!!) dolu saçı başı perişan bir 55-60 yaşlarında bir amca gördüm.  Sadece ön camının arkasında aynı broşürden yaklaşık 20 tane filan vardı.

Otobüse bir amca bindi, safran sarısı bir pijama üzerine aynı renkten ama çok daha parlak lame havalı bir kazak, kafada fötr şapka, kulakta kulaklık, müziğin ritmine kendini kaptırmış, adeta dans edercesine yürüyor…

Kaldığımız otelin otoparkında bir araba gördüm, steyşın vagon. Camların tepesine kadar naylon poşetlerle dolu. İçinde 3-4 parça (büyük ihtimalle) kıyafet olduğunu düşündüğüm ağzı bağlı naylon poşetler resmen arabayı tapa gibi doldurmuş. Ben deyim 100 siz deyin 200 naylon poşet dolusu eşya, arabada birbirinin üzerine dizilmiş. Ben arabaya hayretle bakarken karşıdan arabanın sahibi geldi, yaşlı, saçları bembeyaz tonton bir teyze, elinde poşetler taşıyordu arabaya. Çabucak selam verip yolumuza devam ettik…

Dün odaya girerken karşımızdaki odadan konuşmalar ve çocuk sesleri duydum. Ah bak ne güzel onlar da çocuklu bir aile. Keşke çağırabilsem de bizim kızlarla oynasalar diye aklımdan geçirdim. Geceleyin saat 3 gibi bağrışmalar duydum koridorda. Sesinden bir ergen olduğunu çikardığım bir erkek, you are all f…g    a….s. Mother of the year!!!! Welcome to homeless life!!! diye avaz avaz bağırarak kapıyı çarptı ve çıktı. Yine gece birileri geldi gitti. Bir kıropıro koptu!! (Bu söz Urfalıca)

 

Sokakta bir erkek yürüyor hani alttan bağlanan jimnastik mayoları vardır ya öyle bir şey giymiş belinin yanları açık, altına da düşük bel bir pijama. Şaka mı normal mi anlayamıyorsun. Yine başka bir adam, pantolunu düşük bel olmaktan çıkmış, bildigin bacaklarında sürüyor, boxerı görünüyor… Öte yandan simetriyi abartmış, cetvelle çizilmiş gibi bir takım elbise giymiş, gömlek pantolon, kıravat jilet gibi, kravat iğnesi takmış, saçı bir telin bile aykırı davranmasına izin verilmeyecek şekilde taranmış ve jölelenmiş, yüzünde garip bir gülümeseme ile dimdik robot gibi yürüyen başka birisi. Normal olmayacak kadar neat, anormal olamayacak kadar bakımlı, elinde bazı belgeler var, oturup onları okuyor filan. Müzede cansız mankenlerden oluşan gerçekçi diaromaların arasında geziyoruz, ortam loş, ışıklar sarı ve kimi yerlerde oldukça karanlık. Aniden oldukça yüksek desibelli bir bağırış ve çığlık, İpek ile Defne yerlerinden sıçrayarak bana sarılıyorlar, benim de ödüm patlıyor. Karanlığın içinden tekerlekli sandalyede bakıcısının ittiği zihinsel engelli bir kadını görüyorsun. Bu kadına müze gezimiz boyunca 3-4 kere rastladık. Sonra çığlıklarından korkmamaya başladık ama ani olması biraz fenaydı.

Bilim müzesine gittik, görevli kenarda korkulukların üzerine oturmuş, gözlerini bir noktaya dikmiş, heykel mi canlı mı belli değil. Giriş kapalı, bant çekilmiş. Biz ona doğru yaklaşıp soru sorma niyetimizi belli edince adamda hafif bir kıpırdanma oldu. Adama sordum açık mı diye, yes dedi. Girebilir miyiz dedim, no dedi. Çocuklar girebilir mi dedim, yes dedi. Sonra ben de girebilir miyim dedim, yes dedi. ama bunları yüzünde hiç bir ifade olmadan sanki bir rüyadaymış gibi, veya hipnotize olmuş gibi söylüyor. Kımıldamadan. mimiksiz öylece robot gibi duruyor bir de. Ben dumur oldum, bu ne diyorum kendi kendime. Sonra gözümüze virtual reality gözlüklerini taktı, reef mi istersin bilmem başka başka birşeyler söyledi ama hiç bir şey anlamadım, bir tek reef anladım, Reef olsun dedim, o dünyayı açtı gözlükte. Allahtan normal görünümlü ve davranışlı başka bir görevli de vardı da virtual reality gözlüğünü takabildim, yoksa gözlerimi bir an bile kapatamazdım.

Kıyafete, saça hiç değinmiyorum bile. Renkler, modeler, ölçüler sınırsız.Çko zayıf birisi kendinden 5 beden büyük bir şey de giyebiliyor, kilolu birisi 5 beden küçük bir şeyi de içine sığabilmişse eğer giyebiliyor.

Şimdiye kadar geçirdiğimiz bu 2 haftada normal görünen kişilere, normalce gülümseyen, selam veren, cevap veren kişilere nadir bir çiçeğe baktığım gibi hayranlık ve sevgiyle bakıyorum.

 

Yıllar önce depresyona girdiğimde gittiğim doktor bana beynimdeki şemalarla ilgili birşeyler anlatmıştı. Doğduğum andan itibaren bana işlenen, öğretilen, bazen dayatılan kurallar zamanla benim gerçekliğim haline geliyormuş. Mesela sigara içmek sağlığa zararlıdır diye öğreniyorum ama bir gün sigara içmeye başladığımda kendimle, bildiklerimle çelişiyor ve huzursuzluk yaşıyormuşum. Bu süreci bir kere yaşadım. Kendi doğrularımla yabancı bir kültürde yaşamak birbirine uymayan, doğru düzgün oturmayan dişlilerle bir çarkı döndürmeye benziyor, verimsiz ve anlamsız. Zamanla (5 yıl içinde) bu duygularla baş ederek bir ölçüde Avustralya’ya alıştım.  Şimdi aynı tuzağa düşmemek için çok daha dikkatli olmalıyım.

Kendime soruyorum. Normal olan ne? Kim belirledi normal olanı? Dünyada tek bir normal mi var? Tam olarak ne zaman normal olan şeyler listesi oluştu beynimde? Nerde öğrendim normali? Çocukluğumun sigara dumanı ile sislenmiş kabul günlerindeki tombul teyzelerden mi kaptım normal şeylerin ne olduğunu? Yoksa çamaşırların yenilerini öne eskilerini arkaya serip şaşırtmaca yapan kapı komşumuzdan mı? Belki de serviste yerini bana verip centilmenlik gösteren ama eve gidince karısını tekme tokat döven öğretmen arkadaşımdan öğrendim normalin ne olduğunu?

Küçükken oyunlarda peynir ekmek yaparlardı beni. Yani etkisiz eleman. Mesela yakan topta ortada gezinip dururdum, hiç bir takıma ait değildim, top bana değse de çıkmazdım, topu yakalasam da puan kazandırmazdım kimseye, peynir ekmektim yani… Belli belirsiz bir göz kırpma veya dil çıkartma ile karar verilirdi ve ben kandırılırdım. Herkesin bildiği ama benim farkında olmadığım hileli bir oyunda kazanmak için çabalayıp dururdum. Bir de paşa çayı vardır hani, içenin kendini büyük sandığı ama içtiğinin aslında musluktan üzeri doldurulmuş tatsız bir bardak su olduğunu ancak büyüyünce öğrendiği o sarımtrak çay.

Bunları niye yazıyorum? Çünkü 37 yıl sonra anladım ki, benim normal bildiğim şey aslında bir kandırmaca. Bu dünyada normal diye bir şey yok. Hepimiz anormaliz ama farklı biçimlerde. Göründüğümüz ile olduğumuz kişi arasındaki fark ne kadar büyükse yalanımız da o kadar büyük oluyor. Buradaki insanlar nasil hissediyorlarsa öyle giyiniyorlar, öyle konuşuyorlar, öyle yaşıyorlar. Doğadaki parlak renkli kurbağalar gibi, bana bulaşma zehirliyim diyorlar! Biz ise -miş gibi yapıyoruz. Otobüste anlayışlı ve esnek biriymiş gibi görgülü nezaketli davranıp, sahteden gülümseyip arkadan bloga yazıyorum gerçek düşüncelerimi.Kaba olmamak adına gerçek düşüncelerimi saklıyor, insanları kandırıyorum.

”Komşun hakkında hüküm vermeden önce iki ay onun makosenleriyle yürü” diye bir kızıl derili sözü vardır. Teyzem hep bu söz ile dalga geçer ‘makosen’ kelimesini farklı cümlelerde kullanarak kendi atasözlerini yaratır bizi güldürürdü. Dün gittiğim müzede gerçek kızılderili makosenleri gördüm ve bu söz yeniden aklıma geldi. Benim başkalarını yargılamaya hakkım yok. Arabasına poşet taşıyan teyze belki ağır bavul kaldıramıyordur ve her şeyini böyle poşetlere koymak zorunda kalmıştır veya sadece bavul alacak parası yoktur. Süpermarket broşürü toplayan amcanın kendince bir sebebi vardır. Hepimizin takıntıları var, ben de mesela parfüm tester kağıtlarını toplamayı seviyorum. Ne giyerse giysin, ne yerse yesin veya nasıl davranırsa davransın kimseyi yargılamaya ve küçük görmeye hakkım yok. Karşılaştırma yaparken aslında duygu katmadan bakmayı öğrenmeliyim. Güven problemim olduğu için korkularım bu insanlara bakışımı şekillendiriyor. Bir gün ben de evsiz kalırsam diye ödüm patlıyor. İnsan ne oldum dememeli ne olacağım demeli. Bir arkadaşla konuştum, buraya gelince yaşlı bakım evlerinde gönüllü hizmeti vermeyi istiyorum. Hayatın her çeşit parkurunda koşan insanlarla barış, sevgi ve saygı içinde yaşamayı öğrendiğim gün huzur benim olacak. Bana şaka gibi görünen bu insanlar belki de benden daha gerçek ve asildirlar. Yargılamaya bir son vermeli, hiç bir olguya iyi veya kötü etiketini yapıştırmadan nötr bakmayı öğrenmeliyim.

Benim gerçeklerimden farklı, benim yaşadıklarımdan gördüklerimden başka türlü bir hayat var burda. Eğer kalkıp buraya taşınmayı seçmişsem kimseyi saçıyla başıyla yargılamadan kendi işime bakmalıyım.

Şimdi yukarıda yazdıklarımın hepsini silesim var ama son 3 saattir bununla uğraştığım için elim silme tuşuna gitmiyor. Neyse kalsın!

2 comments

  1. Emre says:

    Iyi ki silmemissiniz, mukemmel gozlemler…

  2. Ayse S. says:

    Gercekten iyi ki silmemissiniz. Keske hergun yaziyor olsaniz da biz de hergun biraz kendimize gelsek. Hayatima kucuk dokunuslar yaptiginiz bir gercek ve sizi okumak bana iyi hissettiriyor. Kendimden birseyler buluyorum her satir arasinda. Cikarilacak cok ders var anlattiklarinizda.
    Yorum birakmamistim ama ‘home and away’ baslikli yazinin girisinde bana sesleniyorsunuz sandim. Ayni seyleri hissettigimizden midir bilmiyorum, gercekten okurken yasiyorum sanki. Gonlunuzden gecen ne varsa hayirlisiyla ve sizi yormadan onunuze serilsin dileklerimle…

    Sevgiyle kalin.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *