Archive for Büyük Ailemiz

1 Temmuz

Avustralya başvurularınız umarım yolunda gidiyordur.

Bugün 1 Temmuz, bu siteye başlamamıza ve bunca yıldır halen yazıyor olmamıza ilham kaynağı ilk kızımız bundan yıllar önce dün, dünyaya gelmişti. Yani bugün itibarı ile yeni yaşına başladı.

Ayrıca “Kabotaj Bayramı” ! Türk Denizciliğinde oldukça önemli bir yeri var bu günün! Bunun detaylarına girmeyeceğim, meraklı olanlar kısa bir Google araştırması yapabilirler.

Bu siteyi takip eden bir çok insan için de aslında (belki biliyorsunuzdur zaten) Avustralya Göçmen Bakanlığının aldığı kararların -genellikle- uygulamaya başlandığı ilk gün! Avustralya’da mali yıl dün itibarı ile sona erdi ve 1 Temmuz itibarı ile yeni (mali) yıl başladı. Avustralya’da yaşayanlar için bunun en önemli anlamı, bugün itibarı ile vergi iadesi bildirimlerini yapıp devletten “fazla” ödediğini düşündüğü vergileri beyan edip iade alımlarının başlangıcı. Evet Avustralya’da ve hatta Amerika’da da vergi iadesi halen yürürlükte ve yıl sonunda devlete bildirim yapıyorsunuz. Gerçi, iade talep etmeseniz de bildirim yapmanız zorunlu. O kadar zorunlu ki, bizim Avustralya’ya geldiğimiz 2012 yılı Ağustos ayından sonraki ilk bildirimimizi 2013 Temmuz ayında yaptıktan sonra bize 2011 bildirimimizi neden yapmadığımızı sordular 🙂 Eh!.. tabii ki basit bir insan hatası idi, kolayca düzelttik. Vergi iadesi bildiriminizi Ekim ayı sonuna kadar yapmanız ve talepte bulunmanız gerekiyor. Bildirim yapmazsanız, Ekim ayı sonrasında bir kaç ay daha vaktiniz var ama detaylarını ve ne kadar sürede yapmanız gerektiğini pek bilmiyorum. Yapmadığınızda, ATO (Australian Taxation Office) Avustralya Vergi Ofisi-yani kısaca Maliye- bildirim yapıyor ve geçmişe dönük olarak, yapılmayan bildirimler için ceza uygulayabiliyor. Ve hatta, devletten fazlaca sosyal yardım aldıysanız ve devlete borcunuz varsa faiz de isteyebiliyorlar ve hatta istiyorlar 🙂

Vergi iadesi kısaca şöyle işliyor; Yıl boyunca sizden ortalama bir vergi kesiliyor (maaşlı çalışıyorsanız, işveren zaten otomatik hesaplayıp bu parayı kesiyor). Centerlink’ten yıl boyunca bir ödeme aldıysanız, bu ödemeleri zaten onlar biliyorlar. Yıl boyunca yapılan bu ödemelerde genellikle size 15% civarında eksik ödüyorlar. Vergi iade bildiriminde; maaşınız, ödediğiniz vergi, özel sağlık sigortanız (ödemeleriniz), bankalardan kazandığınız faiz tutarları vs. ATO sistemine otomatik aktarılıyor. Siz bildirime başladığınızda zaten bu rakamları güncellenmiş olarak görüyorsunuz. Bilinmeyen ise, sizin devlete belirli başlıklar altında (genellikle, eğitim, çocuk için yapılan okul harcamaları ve belirli sağlık harcamaları gibi) yaptığınız harcamalarınızı bildirmeniz ve bunların belli oranlarını geri ödemesini talep etmeniz. Bu bilgileri doğru ve hatasız olarak doldurup talebinizi gönderdikten sonra inceleyip 2-3 hafta içerisinde size geri dönüyorlar. Yıl boyunca Centerlink’ten fazla para aldıysanız, geri ödemenizi istiyorlar. Eksik aldıysanız da size ödemesini yapıyorlar.

İlk yıl hiçbir vergi ödememiştim, çünkü ilk yıl kazandığım para vergilendirmenin başladığı eşik değerin de altında kalmıştı 🙂 Ardından Temmuz ayında devletten hiçbir alacak talep etmediğimi ilettim. (Vergi ödemediğim halde, üstüne vergi iadesi istemek hayli yüzsüzlük olacaktı) Neyse bildirimi gönderdikten bir süre sonra Centerlink insaflı davranıp eksik ödeme yaptıklarını bildiren bir yazı ile alacaklı olduğumuzu söyleyip, hesabımıza para yatırmıştı. İlk gördüğümüzde gözlerimize inanamadık 🙂 Sonra doğal olarak paraya dokunmadan, hemen arayıp teyit etmiştik.

Amerika’da bu işler normal takvim yılında yapılıyormuş. Hatta öyle ki, şu meşhur IRS (Amerika maliyesi diyelim kısaca) Amerika dışında bir yerde yaşasanız, (dünyanın neresi olursa olsun) bildirim yapmanızı ve kişisel gelir ve yaşadığınız yere ödediğiniz vergileri bildirmenizi istiyor. Amerika dışında yaşadığı için bildirim yapmadığını söyleyen bir kaç arkadaşım oldu. Ama benim okuduğum kadarı ile bunu yapmanız bekleniyor.

Vergi ve iadesi konuları bu kadar basit değil elbette. Ben sadece Avustralya’ya gelen, gelmek üzere olanların böyle bir sorumlulukları olduğunu belirtmek istedim, amacım herhangi bir tavsiye vermek değil elbette. Ayrıca, vergi iade işlemlerini sadece birkaç yüz dolar ödeyerek uzmanlarına da bırakabilirsiniz. Size daha hızlı ve doğru şekilde yardımcı olacaklardır.

Başvurularınızın hızlıca yanıtlanması dilekleri ile …

Nice yıllara!

” Nasıl da yılları buldu,

Bir mısra boyu maceram…

Bilmezler nasıl aradık birbirimizi,

Bilmezler nasıl sevdik,

İki yitik hasret,

İki parça can.”

Canım kocacığım benim, nasıl anlatırım ben bir ömrün mucizesini? Kaç kelime, kaç satır yeter ki anlatmaya? Bugün doğum günün. 13 yıldır her gün ben de seninle birlikte doğuyorum. İyi ki doğmuşsun, iyi ki karşıma çıkmış, beni sevmiş, eşim olmuşsun. Bir rüya gibi ömrüm seninle tanıştığımdan beri. Bir süre uyanırım diye korktum ama her gün, en zor zamanlarımda hep seni buldum yanımda. Yaşantıma kök saldın, tüm korkularımı, kederlerimi giderdin, yolumu şaşırdığımda pusulam oldun, bana hep inandın, güvendin. Beni ben yaptın. İyi ki doğdun bitanem. Yaşattığın tüm güzellikler için, paylaştığın ömrün için, gerçek sevgin için, verdiğin huzur ve umut için, yaşama sevinci için binlerce kez teşekkürler. Allah tırnağını taşa değdirmesin, gülümsemeni yüzünden eksik etmesin, rüyalarını gerçekleştirsin, seni hep mutlu etsin ve elimi elinden hiç ayırmasın. Seninle her şey çok güzel. YOU ARE MY PERFECT GUY- I LOVE YOU!

Babam!

Canım babacığım, bizim kahramanımız neşe ve eğlence kaynağımız. Ne okulu var babalığın ne kitabı ama nasıl olduysa sende aradığımız her şey var. Akşamları gelişini iple çekiyoruz, bizi kucağına alıp tavandan sarkan balığa dokundurduğun zaman kendimizi dev gibi hissediyoruz. 20120203-125510.jpgKoltuğunun altına sokulup sıcaklığında güzel sesinden dinlediğimiz kitaplar hiç bitmesin istiyoruz. Uçağımız olup uçuruyorsun bizi, atımız olup gezidiriyorsun bizi, noel babamız olup en sevdiğimiz minişleri getiriyorsun. Gözlerimiz yaşarıncaya kadar gıdıklıyor, bize her şeyin en güzelini veriyor, sevginden hiç mahrum etmiyorsun. Kahvenin yanındaki çikolataları hep biz kaçırıp yiyoruz ama sen sadece gülümsüyorsun. Çizdiğimiz resimlere bakıp bizi övüyor, yaptığımız legolara hayran kalıyorsun. Dünyanın en iyi babası, sen hiç merak etme bize yeten her şey var çünkü sen varsın, sevgin var, neşen var, ilgin var, sabrın var. İyi ki doğdun babacığım, iyi ki biz de doğduk ve senin çocuğun olduk. Hayatımızdaki varlığın ve yaşattığın tüm güzellikler için teşekkürler, seni çok seviyoruz.

Balıklıgöl’de

20120125-204141.jpg

Dedemin mobiletinin arkasında bir yaz ramazanında büyülü bir ikindi vakti Ayn-Zeliha’ya gelişim… 25 yıl öncesi…
Ve dün! Kızlarımın elinden tuttum, masmavi gökyüzünde taklacı güvercinler kış güneşinin tadını çıkarırlarken Ayn-Zeliha’ya yeniden gittim. Dedem yoktu bu sefer. Asla da olmayacak zaten. Bir gün de benim kızlarım gelecekler buraya. Bensiz… Hayat ne garip!

MUTLU YILLAR!!!

Yardımcımız yeni yılı nasıl kutladığımızı sordu. İstanbul’da birileri ona bunun “gavur adeti” olduğunu ve kesinlikle değişik bir şeyler yapılmaması gerektiğini söylemiş. “Biz her akşam yaptığımız gibi oturacağız” demiş. “Biz Türkmenistan’da hiç böyle yapmıyoruz, çok güzel bir şekilde kabul ediyoruz yeni yılı” dedi zavallı üzülerek. “Biz de güzel karşılıyoruz, merak etme” dedim ona. Sonra da diğerlerini düşündüm. Oturun bakalım. Zorluklar ve meşgale ile dolu hayatımıza arada bir güzellikler katma fırsatımız oluyor, ona da “gavur adeti” deyip elimizin tersiyle itelim.

Urfa’da, Bahçelievler mahallesinde, Akbıyık apartmanında 1985 yılının son gecesi. 5 yaşındayım. Annem evimizdeki tüm oyuncakları indirdi. Bütün bebeklerimizi koltuğa dizdik, hepsine kartondan üzerinde “Hoşgeldin 1986″yazan külahlar giydirdik. O külahları kendimiz kestik, boyadık, hazırladık. Bir müzik açtık, gülerek, bağırarak dans ettik, zıpladık, oynadık. Ben, annem, babam, ablam ve kız kardeşim… Yer sofrasında, sininin içinde pilav ve tavuk vardı sanırım bir de çocukların en sevdiği patates kızartması ve kola. Gece saat 12’ye gelirken heyecanla saymaya başladık :10… 9… 8… ve 0 !!! Sarılmalar, gülüşmeler, mutlu yıllar dilekleri. Bir sihirli değenek dokunmadı bize, bir el alıp bizi apayrı bir dünyaya götürmedi, gök yüzünün rengi değişmedi veya artık başka bir dil konuşmaya başlamadık, başka bir tanrıya tapmaya da başlamadık. Sadece umut ettik, 1986’nın güzellikler getirmesini ve iyi geçmesini.

Sofranızda olağanüstü şeylerin olması gerekmiyor veya çocuklarınıza pahalı hediyeler almanıza da gerek yok. Çılgınlar gibi içki içip “Hang over” maceralarına takılmayı ise hiç düşünmeyin. Sadece mutlu olun, coşkulu olun. Yaradan’dan hak etiğiniz mutluluğu, huzuru, neşeyi dileyin; isteyin. Bakış açınızla, neşenizle biraz daha fazla gülücükle sıradan bir geceyi yıllar sonra bile unutulmayacak, en değerli anı haline dönüştürme gücünüz varsa, bunu cömert olarak kullanın. Bırakın etrafınızdakiler, sevdikleriniz ve çocuklarınız bundan yararlansın. Koltuğa çıkın, zıplayın, bağırarak şarkı söyleyin, göbek atın. Gülün, güldürün. Bilin ki o anda bu koca dünyada, gecenin karanlığında, minik yuvanızda gözlerinizdeki ışıkla çocuklarınızın en kıymetli anısını yazıyor olacaksınız.

Gelen yılınız da, sonraki yıllarınız da hep güzel geçsin. Doğan her yeni gün size iyi haberler, mutluluklar getirsin. Allah size en zor zamanlarınızda yeniden ayağa kalma gücünü çabucak versin. Açtığınız her kapının arkasında güler yüzlü, mutlu insanlar göresiniz. Çıktığınız her yerden geriye güzellikler bırakasınız. Özlem, sevgi ve iyi dileklerle anılasınız. Uzak yollarınız kısala. En üşüdüğünüz anlarda sıcacık bir tas çorba bulup içinizi ısıtabilesiniz. Arada bir en sevdiğiniz mis kokular burnunuza çala.  Sevdiklerinizle nice nice güzellikleri paylaşabilesiniz. Rahmetli dedemin dediği gibi: “Hade, Allah işiyi rast getire” 🙂

Sevgiler

 

Ömür ve tekerlekler…

Bu çizimi çok beğendim, çok hoş bir şekilde yaşam döngümüzü gözler önüne sermiş.

Tülmen

Tıl-men – benim Tepem! Harita üzerinde Şanlıurfa’ya bağlı küçük bir köy. Yüksek okuma oranıyla dikkat çekmekteymiş. Çeşitli üniversitelerde okuyan yeni nesil aslında hayat bakış açılarını ve sahip oldukları değerleri Tülmen’in çok renkli simalarından ve hayat okulundan çeşitli derecelerle mezun olanlardan almışlardır. Akrabalık bağları ninemin dayısının oğlunun oğlu, dedemin amcasının torunu vs. ye kadar gitse de kan bağından çok gönül bağıdır bizi birbirimize bağlayan. Beraber geçirilmiş zaman, paylaşılan sevinçler ve üzüntülerdendir Bakır Abi’lerin gönlümüzde böyle yer etmesi. 30 yıllık ömrümün ilk yarısının kışları Urfa’da yazları Tülmen’de geçti. -Olabildiğim kadar- İnsan olmayı okulda değil, Tülmen’de öğrendim. 

Yardımseverliği, gözlüğünü ikiye bölüp yarısını komşusuyla paylaşan Mihnet Abla’dan öğrendim. Cömertliği ve açı doyurmayı eli bol, gönlü geniş Hayürnisa Yenge’den öğrendim. Bir ucu var bir ucu yok masasını elleriyle pişirdiği kavurma ile donatır, güler yüzü ve misafirperverliği ile de ruhunuzu doyurur. 

Her mecliste sözü kılıçtan keskin Hüseyin dayım bana gerektiğinde ciddi gerektiğinde muzip olmayı, sorun çözmeyi, uzlaştırmayı, akıllıca davranmayı, sağduyulu olmayı öğretti. Muhammediye güllerinin arkasındaki süs havuzunu sanki sırf bizim için yaptırmıştı. Bir gün berrak sudaki aksine bakıp fıskiyenin şırıltısının keyfini süremedi. Ne zaman gelse, bizi ”sudan çıkmış pisik” gibi yam yaş, havuzunu da çer-çöp içinde çamura dönmüş bulurdu. Yine de her zaman sabırlı ve hoşgörülüydü. O kadar değerliydi ki bizim için, yeri kocaman bir boşluk kalbimizin tam ortasında.

Bedriye Teyzem ah benim teyzem… Her şeye rağmen yaşamı çekilebilir kılmayı, insanları incitmeden kafaya alarak gülmeyi ve güldürmeyi, damara göre şerbet vermeyi Bedriye Teyze’den öğrendim. Fıstık zamanı çalışmaktan beli bükülen, elleri parçalanan işçiler onun enerjisi, komik meseleleri, güler yüzüyle her şeyi unutur, yeniden doğarlardı. Eli çabuk, iş bitirici, şen teyzem, öteki dünyada da şen ol. Şimdi ondan gizlimiz saklımız da kalmadı ne kadar eğlenir yukarıdan halimizi izlerken. 

Semaverde pişen çayın tadını, alçakgönüllülüğü, kendine has olmayı ve ”Gün Batar Kuşlar Döner” i ikindi vaktinde bir ”Yusub-u tutan” ötüşü ile beraber keyifle dinlemeyi Hacı dedemden öğrendim. Sulanmış toprak kokusunu içinize çekerken elinize tutuşturduğu bir tas serin kuyu suyu ” Allahvekil” zamanı durdurur, içinizi ışıkla doldururdu.

Sanatın coğrafyasının olmadığını, ruhun inceliklerini rengarenk yansıtabilmenin güzelliğini Hasan Dayı’dan öğrendim. Tülmen sabahlarına güneşten önce uyanıp çiçeğe durmuş badem ağaçlarının arasında dolaşmanın keyfini dayım gösterdi bana. En önemlisi, gurbet diye bir şey olmadığını, insanın toprağından aslında hiç kopmadığını Hasan Dayım öğretti bana. Kasketi,kareli gömleği,  ökçesine bastığı ayakkabısı ve aşı ipleri hep onu bekler. Gelir, alır eline bağ makasını dayım ve işte, hiç gitmemiş gibi… Aslında hiç ayrılmamıştır o köyünden. Bıraktığı daldan devam eder ballı incirleri toplamaya. Ömrün bol olsun dayıcığım.

 Övmeyi, takdir etmeyi, insandaki küçük güzellikleri dile getirebilmenin önemini Şima Abla’dan öğrendim. Yapamasam da alçak sesle konuşmanın ne kadar güzel olduğunu; küçük hediyelerle küçüklerin gönlünü almanın hiç unutulmayacak bir şey olduğunu Şima Abla öğretti bana.

Asaleti, nezaketi ve kibarlığı Necla Abla’dan öğrendim. Temiz kalpli insanların ne kadar sevildiğinin örneğiydi Necla Abla. Deniz rengi ipek eşarbı, her zaman temiz, titiz ve bakımlı hali ile kaldı hafızamızda. Bir de bize Sevil Abla’yı verdi. Çok geç diye bir şey olmadığını, cesareti, gücü ve azmi, inadına yaşamak, inadına mutluluk’u Sevil Abla’dan öğrendim. Neler çektiğini ondan başka kimse bilmez. Herkes kendi hayatının baş rol oyuncusudur. O cesaretle hayatındaki filmin gidişatını değiştirme kararı aldı; Oscar’lık bir filmi olur inşallah. İnsanları güldürdüğün kadar gülesin Sevil Ablam. 

Sabırı, hoşgörüyü, çalışkanlığı Ayşe Hala’dan öğrendim, çok yönlülüğü Suna Abla’dan öğrendim, dost edinme sanatını, her zaman enerjik olmayı Doğan Amca’dan öğrendim. Dostlukların kıymetini, gönül kırmamayı Yüksel Amca’dan öğrendim.

Ev hanımlığının inceliklerini, düzeni, nasıl oturup nasıl kalkılacağını Naime Teyzem’den öğrendim. Bayramda susmayan telefonların, yıllar geçse de unutulmayan dostlukların sırrını teyzem öğretti bana. Çiçek açmayan ağacı güllendiren, hayvanları ehlilleştiren, çölü cennet bahçesine çeviren, dilsizi dillendiren, maviş gözleri ile günümüzü şenlendirir o. Her günü onun verdiği güzellikte olur inşallah.   

Nenem! Ah benim Vesile Nenem. Adımın sahibi, hatıralarımın katibi nenem. Ben hala ince dişli tahta tarakla saçlarını iki yana ayırıp sıkı sıkı ördüğün kızım. Hayatlı evinde yıldızların altında yatarken sıkı sıkı sarılmış minik ellerimde tuttuğum kara kına değil, senin sevgin. Yanık sesin, ninnilerin hala kulağımda. Sen ”megeni” lerini okurken dudaklarım titrer, duygulandığım için hıçkıra hıçkıra, perişan, uykuya dalardım. Yüzümü gömdüğüm sabun kokulu yastıkların hala hayallerimde beni çağırır. Sen bana neler öğrettin? Toprağımın ruhunu, bağlanmayı, Urfa’lı olmayı öğrettin bana. Bir çınar gibi kök saldık hayata sayende, herşey daha anlamlı oldu. Bir köyümüz, bir evimiz, geniş bir ailemiz var. Bunları bilerek mi yaptın yoksa kendiliğinden mi oldu bilmiyorum ama sen bizi birbirimize bağlıyorsun. Tıpkı gölgesinde dinlendiğimiz bir Dağdağan ağacı gibi…

Anne yarısı, canım teyzem, Nuran Teyzem. En değerli varlığım bellediğim insanlardan biri. Hiç bir zaman nutuk çekmedi, hep örnek oldu. Bütün mesajlar yaptıklarındaydı. İstediğin değişikliğin kendisi ol dedi. Neşeyi, mutluluğu başkalarında arama; sen neşe kaynağı ol dedi. Sen hep ver, Allah da sana verir dedi. Başın dik, alnın açık olsun, ”horroz” gibi dur dedi. Fakirlerin sofrasına otur, alçak gönüllü ol dedi. İnsanları dinle, dertlerini anla, bir şey yapmasan da bu onlara yeter dedi. Yaşamaktan korkma, büyük küçük her güzelliğin tadını çıkar dedi. Dağlardaki zahterin, Nemrut’taki gün doğuşunun, geceleri esen yelin oynattığı yaprakların sesinin, kümesten aldığın sıcak yumurtanın çılgın sarısının, serin çimenlerin, ot kokusunun keyfini sür dedi. Kendini bırakma, sen mutlu ol ki başkalarını da mutlu edebilesin dedi. Tahsil hayatı hep bana örnek oldu. Bir insan için ne büyük mutluluktur her hatırlanışının yüzünüze bir gülücük kondurması. Eğer insan klonlanabilseydi ne Einstein ne DaVinci kopyalardım. Nuran teyzem aslında günümüzün mutsuz, yalnız, kafası karışmış, bezgin insanın tek ilacı. İnsana can suyu veren bir enerjisi var. Umarım çok çok yaşar. Onun varlığı, yanında geçirilmiş her gün insana kardır, ömrünüze ömür katar.

Ve Annem… Nasıl anlatacağım, ne yazacağım? Her kelime, her dizilim, her ifade, her duygu yetersiz kalıyor. Bir dahaki sefere:)

Ne zaman anlayacağım?

Elim kolum yetmiyor, herkes ağlayarak içini boşaltıyor benimse yazmaktan başka yapabilecek bir şeyim yok.

Hayatın içinde yaşadığımız andan ibaret olduğunu, zamanın acımasızca akıp gittiğini, genç yaşlı demeden sevdiklerimizi her an kaybedebileceğimizi, hiç kimsenin ölmek için çok genç olmadığını, her günü son günümüzmüş gibi kutsayıp insanların kalplerine hiç keder ve üzüntü vermemiz gerektiğini ne zaman anlayacağım? Çalan bir telefonun ucundaki ses her an çok dengeli görünen hayatınızı allak bullak edip size dünyanın en üzücü haberini verebilir.

 “Şu dünya bir pencere, her gelen bakar gider.” Bakır abimiz de gitti. Bir hafta önce öğrendik hasta olduğunu, vedalaşma için bir hafta verdi bize Tanrı, ona da yetişemedik. 55 doğumlu, sanatkar, neşeli, iyi yürekli, iyi niyetli, “hulku geniş”, yardımsever, çocukla çocuk, dertli ile dertli, garip dostu Bakır abi. İri yarı, tatlı dilli, yardımsever… Mekanın cennet olsun, toprağın bol olsun, Tülmen’in toprağı seni de bağrına bastı demek. Yerin altındaki sevdiklerimizin sayısı gün be gün artıyor. Biz yeryüzündekiler ağlıyoruz, ah ediyor, vah ediyoruz arkanızdan. Her birinizle bir parçamızı biz de gömüyoruz çimen kokulu toprağa. Gün gelip de kavuşursak iyi bir “boş gece” ederiz öteki tarafta. 

Sensiz de devam edecek hayat Bakır abim. Acımız asla bitmeyecek belki ama hafifleyecek. Oğullarını evereceğiz, bahçene gelip kahve içeceğiz, diktiğin ağacın altında serinleyeceğiz. Çocuklarımız, briketlerini elinle sıvadığın havuzun etrafında oynayacaklar. Sanki bahçe duvarının ordan tozlu ayakkabıların ve elinde bağ makası ile çıkagelecekmişsin gibi aklımıza düşeceksin bir an. İşte o an içimizde bir şey cız edecek. Çok derinlerde bir sızı… Böyle böyle ölmekten korkmaz olacağız. Toprağın üstündeki tanıdıklarımızın sayısı toprağın altındakilerden az olunca artık biz de gün sayacağız. Sıramız gelince de gözlerimizi yumup Tülmen’in çamlı yolundan geçecek, Hacı abinin uzun kavaklarının serinlettiği, saman, tezek ve zahter kokulu boz renkli toprağın altına, yanınıza geleceğiz. Her gece ruhumuz bir yıldız olup kapkaranlık gecelerini aydınlatacak Tülmen’in. Işıl ışıl yanacaksın hep gökyüzünde ve kalbimizde. Allah seni rahmet eylesin, nur içinde yat. Kimsenin arkandan söyleyecek kötü bir şeyi yok, ne büyük mutluluk. Ruhun şad olsun…

2010 Yazı

Günler, aylar geçiyor. Zaman, kızlarıma güzellikler ve tabi ki değişik tutumlar, davranışlar ekliyor. Bana da onlardaki gelişim ve değişimleri gözlemleyip, uygun yanıtlar vermek düşüyor. Hayat bu; inişler, çıkışlar, mutlu ve kederli günler ve tüm diğer duygu halleri ile dolu bir zaman akıp gidiyor. “Bir gün daha bitti, artık geri gelmemecesine” deyip yeni günün mutlulukla doğmasını umut ediyoruz.

Yaz tatilimiz çok güzel geçti. İlk önce Antalya’daki Voyage Sorgun Otel’e gittik. Çocuklar için en iyi oteller arasında yer alan bir otel. Bu unvanı hak etmek icin cok sey dusunulmuş; bunun yanında yetişkinler de son derece rahat ediyor. Harika bir yer! Artık her yaz başinda gunlerimi tuketen otel arayısı zahmetine girmeye gerek kalmadı. Bir aksilik olmazsa sonraki yıllar da oraya gitmeyi istiyoruz.  Antalya’dan sonra Tarsus’a geçtik. Babaanne,dede ve amca ile İpek doya doya oynadılar, hasret giderdiler. İnsanın böyle her zaman sevgi ve hasretle karşılanacağını bildiği bir yerlerin olması şüphesiz çok güzel. Üçüncü ve son durağımız da Şanlıurfa idi. Orada da Tülmen’in bütün nimetlerinden yararlandık. Temiz hava, envai çeşit yiyecek, sessizlik, huzur, yeşillik, gün batımları, gün doğumları ve tabi ki baba toprağının o hiç doyulmayan buram buram mutluluk kokan sıcaklığı. Yaşadıklarımıza, her geçen günümüze şükrediyoruz. Tülmen’de bizimkilerle olmak benim için bir budist tapınağında nirvanaya ulaşma yolculuğuna çıkmak gibi bir şey. Nuran teyzemi tanıyan herkes onun ne kadar özel bir insan olduğunu bilir. Girdiği ortamlarda etrafına saçtığı pozitif enerji neredeyse gözle görülecek dalga boyutuna çıkıyor. Bilir misiniz, aslında mutlu olduğumuz için güldüğümüzü sanırız ama asıl gerçek güldüğümüz için mutlu olduğumuzmuş. İşte teyzem geldiğinde dilinden dökülen her kelime sizi güldürür. Kriminal Hasan, Lojistik Mehmet, Krizantem çiçeği, Harcü vs. şeklindeki lakapları beyninizde değişik ve yeni bağlantılar oluşturur. Daha önce hiç düşünmediğiniz bir kelime ile bir kişiyi tarif etmesine şaşar ama bir yandan da aslinda bu kelimeyle tarifin ne kadar da yerinde olduğunu düşünmeden edemezsiniz. Babam ise tam bir alem. O baş keşiş olmalı. Hayat ile barışık, mutlu, huzurlu. Sabah gün doğmadan kalkar, ördekleri, tavukları yemler, yumurtaları toplar,çiçekleri,maşaraları sular, bostanda olgunlaşmış ne varsa toplar, hasır şapkasının içine doldurur ve sevinçle bize taşır. Toprakla uğraşmanın getirdiği bir olgunluk, ermişlik var babamda. O da aynı toprak gibi verici, bereketli ve sevgi dolu. Canım babam benim. Annem, Sinoşum ve Yiğit’imi anlatacak kelime bulamıyorum. Her biri ayrı bir dünya, ayrı bir parçam benim. Onları ayrıca yazarım sonra. Onlarla hayat çok güzel. Aslında seven ve sevilen insanlarla olmak çok güzel. Arada ne kadar mesafe olursa olsun, isminiz geçtiğinde sizi özlem ve sevgiyle anan kalplerde yaşamak hayatın özü. Canım büyük ailem, hepinize sevgiler…

Defne

Güzel kızım, yavrum, bebeğim..

Sen doğduğundan beri hatta karnımdayken bile tek satır yazamadım. Nasil guzel bir cocuksun, seninle olmak ne kadar guzel, eğlenceli ve keyifli, bir turlu kagıda dokme fırsatım olmadı. Simdilerde işler yoluna giriyor yavaş yavaş. Sen de ablan da büyüyorsunuz. Defne’ciğim her geçen gün yaptıklarınla gülücüklerimiz biraz daha artıyor. Baban ne yapıyor diye sorunca “puff”, köpek nasıl ses çıkarıyor deyince “hov hov” diyor, balıklar ne yapar deyince de ağzını uzatıp komik sekiller yapıyorsun. Daha da önemlisi 10 gun once filan tamamen yürümeye başladın. Yani yaşına girmene daha 2 ay varken. Şarkılara bayılıyorsun, oyuncak evdeki kuş düğmesine basıp “naa naaa” diye sağa sola sallanıyorsun. Televizyonda bir melodi duyduğunda hemen dikkat kesiliyorsun. En büyük zevklerinden bir tanesi ellerine mendil, t-shirt, peçete vs. alıp sallamak, resmen halay çekiyorsun yani. Koridor boyunca pıt pıt pıt ayak seslerin duyuluyor, bazen hız kesemeyip koşar gibi pıtpıtlıyor sonunda bazen düşüyorsun. Ne zaman yüzüne baksak, aralıklı dişlerini gösteren kocaman bir gülümseyiş kapılıyor yüzünü, gözlerin kısılıyor, yüzün sevimli çizgilerle doluyor. Geçen gün zincirli emziği paylaşamadınız İpek ile. Tuttuğunu hiç bırakmıyorsun, İpek çekiyor, sen çekiyorsun. Sonunda elin acımsaın diye emziği senin elinden kurtarıp İpek’e verdim. Oyle bir çığlık kapladı ki ortalığı sanırsın çok kötü bir şey oldu. Baktın ağlaman işe yaramıyor, bu sefer de kalkıp ağlayarak İpek’i kovalamaya başladın. Çok komiktiniz. İpek seni koridorun bir ucunda görünce çok heyecanlanıyor ve “heeey geliyor” diye bağırıyor. Sen de o bağırınca heycanlanıyor, ya geri bana kaçıyorsun ya da heyecandan İpek’e doğru koşturuyorsun. Çok komik oluyorsunuz. Göbek at deyince iki elini önde birleştiriyor kaldırım indiriyorsun bir yandan da tempolu “eee- ee” diye bağırıyorsun. Alkışı biliyor, İpek zıplayınca sen de sendeleyerek zıplamaya çalışıyorsun. Kısacası tam eğlecelik ve yemelik harika bir kızsın Defnoş. İpek’im narin gülüm, goncam benim. Sen de harika bir ablasın.  Seni de başka bir gün yazacağım.   İkinizi de çok seviyorum.