Archive for Gelişim Basamakları

Yabancı Dil Öğrenmenin Anadil Üzerindeki Etkisi

Türkçeyi düzgün konuşmanın ve yazmanın önemi yadsınamaz. Anadilimi çok seviyorum ve elimden geldiğince yüceltmeye çalışıyorum. Türkçesi varken yabancı kelimeleri kullananlara çok kızıyorum ama mesleğim nedeniyle bazen bu hataya ben de düşüyorum. Geçen gün bir köşe yazısında “Anadilini bilmeyen İngilizce’yi nasıl öğrensin, öğrenemez tabi!” şeklinde bir ifade gördüm. Yabancı dil öğrenmenin anadil üzerindeki etkisini uzun zamandır merak ediyordum. O yazı vesile oldu, biraz araştırma yaptım. Bu deryaya dalmadan önce anadil, yabancı dil, ikinci dil, yabancı dil eğitimi ve yabancı dilde ve yabancı dille eğitim kavramlarının teker teker açıklanması gerek. Ama açıkçası buna takatim yok. Bu yazıyı okuyorsanız zaten biliyor olduğunuzu varsayıyorum. Bilmiyorsanız da belki merak edip bir bakarsınız:) Bakın araştırmalar ne gösteriyor:  

Dil öğrenmenin bilişsel ve dilbilimsel yararları var. Almancada Goethe’den sık sık alıntılanan bir deyiş var: ” Ancak yabancı bir dil öğrenmiş kimse anadilini tamamen anlayabilir” . Benzer şekilde Vygotsky de yaklaşık bir asır önce yabancı dil öğreniminin zihinsel gelişimi olumlu bir şekilde etkileyebileceğini öne sürmüştü. (Vygotsky 1934; 1962: 109).  Yine de bu yaklaşımlar uzun süre göz ardı edilmişti. Son zamanlarda yapılan bir araştırmanın sonuçları dikkatleri tekrar yabancı dil öğrenmenin anadil üzerindeki etkisine çeviriyor.  Macaristan’da yapılan bir araştırma, yabancı dil öğrenen (İngilizce, Fransızca, Rusça). 3 farklı öğrenci grubunun anadillerinde yazmış oldukları makaleleri üç yıl süresince karşılaştırdı. Birinci grup öğrenciler bir daldırma programında yabancı dili öğreniyorlardı, ikinci grup ise yoğunlaştırılmış bir yabancı dil programı alıyordu.  3. grup ise kontrol grubuydu ve haftada 3 saat yabancı dil öğreniyordu. Araştırmanın başında, öğrenciler daha yeni yeni bir yabancı dil öğrenmeye başladıklarında, yazdıkları metinlerin sözdizimsel karmaşıklığı çok ciddi biçimde değişkenlik göstermiyordu. Ancak uzun dönemde, daldırma ve yoğun programda yabancı dil öğrenen öğrencilerin yazdıkları Bulgarca metinlerin, sözdizimsel karmaşıklık bakımından kontrol grubundaki öğrencilerinkinden çok daha üst bir seviyeye tırmandığı gözlemlendi. Bu nedenle ikinci bir dilde eşik seviyesinde bir yetkinliğe ulaşmak üzere yapılan bir çalışmanın, ana dilde yapısal olarak daha iyi cümleler kurmaya çok faydasının olduğu net bir biçimde ortaya çıkmış oluyor.  Ana hatlarıyla çevirdiğim bu araştırmaya bağlantıyı takip ederek ulaşabilirsiniz. http://linguistlist.org/issues/11/11-1985.html.

Kapanışı yapmadan önce bazı kriterler farklı olsa da bu araştırmanın tam zıttı sonuçları öne süren bir araştırmanın da olduğunu söyleyeyim. Bu araştırma ile ilgili net bir kaynağa ulaşamadım ancak ulaştığım bilgiyi paylaşayım. İlgilenenler araştırsınlar. Semih Bilgen Yabancı Dilde Eğitim Sorunu başlıklı sunumunda söyle diyor: ODTÜ ögrencileriyle Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi ögrencilerini Türkçe becerileri yönünden karsılastıran bilimsel bir arastırmayı 2003 yılında gerçeklestirdik. Sonuçları yayımlandı. O arastırmada acıyla sunu gördük:Üniversiteye giriste her iki üniversite ögrencilerinin Türkçe dil becerileri aynı düzeydeyken üçüncü sınıfa geldiklerinde ODTÜ ögrencileri ciddi biçimde geriliyorlar.“SBF ögrencilerinin gerisinde kalıyorlar” degil, “geriliyorlar”; yani “Türkçe becerileri geriliyor”.

Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

  

 

OKUL, EĞİTİM ve YARATICILIK

www.ted.com ! Sloganı, “Ideas Worth Spreading”. İnternetin yüz akı. Konunun uzmanları tarafından anlatılan, öğretilen, ufkunuzu açan yüzlerce konuşma. En büyük dileğim, gerekli bilgileri öğrenme fırsatlarını yakalayabilmek ve bir gün TED toplantılarından birinde alanımla ilgili bir konuda konuşmacı olabilecek yetkinliğe erişmek. Ken Robinson ilk konuşmasında çok etkileyici ve tam onikiden vuran bir anlatım ile okullardaki eğitimin yaratıcılığı nasıl ve neden öldürdüğüne değiniyor. İkinci konuşmasında ise eğitim sistemimizi köklü bir şekilde değiştirmenin gerekliliğinden bahsediyor.

Eğer bir veli, bir eğitimci veya hayatınızda bir kere bile olsa aldığınız eğitimi sorgulamış biriyseniz bu konuşma size çok şey anlatacaktır. Ayrıca kızımın gittiği okulun tüm felsefesinin ve kuruluş ilkesinin temelini oluşturan bu fikirler beni bir kez daha doğru seçim yaptığım için rahatlattı, gururlandırdı. Çağ değişiyor, insanlar, dünya ve hayat değişiyor. Okullar sadece slogan değiştirerek iyi eğitim veremezler. PYP, IBO, CEF, Çoklu Zeka Kuramı, Proje Tabanlı Eğitim vs. gibi popüler kavramları kullanmak, kaliteli bir eğitim için dışarıdan bakıldığında çok çekici görünse de içeriden biri olarak söyleyebilirim ki çoğu zaman yeterli değil. Tecrübeli ve yaşlı öğretmenlerin bildiği çok şey var ama vazgeçmekte zorlandıkları şeyler de çok.  Pilot devlet okullarında çoğunlukla teknoloji değişiyor ancak uygulayıcılar hala aynı bakış açısıyla devam ediyorlar. Bazı özel okullar iyice ölçüp biçmeden biraz ondan biraz bundan alıp programa serpiştiriyor; her şey iyice arap saçına dönüyor. Eğitime ve insana olan bakış açısı, verilen tüm kararları etkiliyor.

Okulun temelde bir felsefesi olmalı, sağlam ve kararlı bir bakışı olmalı, en önemlisi bir vizyonu olmalı. Bu vizyon ışığında cevaplanabilecek “Nasıl bir insan?” sorusu okulun, öğrencileri için en uygun öğretmeni, sistemi, yaklaşımı, eğitim programını ve araç- gereci seçmesine yardımcı olacaktır.  Hantallık, bir eğitim kurumunun ve dolayısıyla bir neslin en büyük düşmanı. Devlet okullarından bu değişime çabuk ayak uydurmalarını beklemek pek gerçekçi ve adil değil ama özel okullar bunu bir nebze daha kolay yapabilir. Ken Robinson’a kulak verin. İster tek ve yalnız olun; isterseniz yüzlerce öğretmene sözü geçen bir yönetici olun, geleceği düşünün, yapmanız gereken değişiklikleri yapın ve bunun takipçisi olun. Bir anne-babanın evladı için düşündüğü “en iyi” lerle dolu bir okul asla olmamıştır ve olamaz. Bu bir ütopyadır. Ancak eğitimci gözüyle şekillenmiş, geleceği düşünerek oluşturulmuş, tutsağı olduğumuz önyargılardan ve basmakalıp sistemlerden kurtulma cesaretini göstermiş nadir okullar var etrafımızda. Okul seçimi hayatidir. Yazık etmesinler çocuğunuza. Lütfen iyi araştırın, okuyun, dinleyin,izleyin.   

www.ted.com Sitenin misyonunu yerine getirelim, let’s spread these ideas:)

OKUL SEÇİMİ

Bir zamanlar kucağınızda mis kokulu tombul elleriyle yanağınızı okşayan bebeğiniz artık büyüdü. Her ne kadar inanamasanız da o artık okula gidecek. Servise binecek ve sizin olmadığınız bir sınıfta neredeyse tüm gününü geçirecek. Peki hangi okulu seçmeli? İstanbul gibi yüzlerce özel okulu olan bir şehirde bu kararı vermek daha da zor. İki çocuk annesi bir veli ve eğitim sektöründen biri olarak okul seçimi ile ilgili yaşadığım tecrübelerimi ve fikirlerimi paylaşmak istiyorum. Okul seçerken önceliğinizi belirlemek karar vermenizi kolaylaştıracaktır. Aşağıda yazdığım kriterleri değerlendirip kendinize göre bir öncelik sırası belirleyebilirsiniz.

1. Okul ücreti 2. Eve yakınlığı 3. Akademik programı 4. Yabancı dil eğitimi 5. Davranış, tutum ve değer kazandırmaya olan bakış açısı

Bu kriterlerden benim için en önemlisi yabancı dil eğitimiydi. Chomsky’ye göre bebekler beyinlerinde LAD (Language Acquisition Device) denen eşsiz bir yeti ile dünyaya geliyorlar. Bu yeti, eğer yeteri kadar uyaran olursa çocukların erken yaşlarda bir yabancı dil öğrenmelerini kolaylaştırıyor ve aksanlarını mükemmelleştiriyor. Her ne kadar mezun olalı bayağı bir yıl olsa da beni en etkileyen kuramlardan birisi bu olduğu için hep aklımda kaldı ve doğruluğuna da defalarca şahit oldum. Ayrıca bu video da size daha fazla bilgi verebilir.  Bebeklerin Dilbilimsel Dehası. Evinize yabancı bir au-pair alabilirsiniz ama bunu yapacak imkanınız yoksa okul seçerken yabancı dili nasıl öğrettiklerine çok dikkat edin. İpek, immersion uygulanan bir anaokuluna gidiyor. 3+ yaş grubuna Eylül’de başladı ve şimdi İngilizce ne söylersem anlıyor, çok güzel bir telaffuz ile bir çok İngilizce şarkı söylüyor. Yabancı dili iyi öğrenmesinin sırrı bu dili bir ders olarak değil, günlük yaşantısının bir parçası olarak öğrenmesinde saklı. Yani İpek’in okulunda İngilizce dersi yok. Sabahtan akşama kadar sınıflarında bir native speaker teacher var.  Tuvalete gitmek, su içmek için ondan izin istiyor. Onun söylediklerini anlamadan bir aktiviteye başlayamıyor. İsterse konuşmasın, isterse anlamasın. Bu bazılarımıza çok korkutucu gelebilir ama onlar çocuk. Bizim gibi duygusal bariyerleri yok, cesurlar ve deneyerek doğrusunu buluyor, mucizevi bir hızla öğreniyorlar.

Dün akşam İpek’in veli toplantısına gittim. Öğretmenleri onun kelimelerle değil, cümleler kurarak İngilizce konuştuğunu ve çok yüksek bir motivasyonunun olduğunu ve çok hızlı öğrendiğini söylediler. Mutluluğumu anlatamam. Yabancı dil bilmenin bu kadar önemli olduğu çağımızda 3 yaş 9 aylık kızım çok güzel bir şekilde İngilizce öğreniyordu. Dün gece İpek yorganını tekmeledi gidip üzerini örttüğümde uykusunda konuştu: ” I don’t want this!” dedi:) Sanırım İpek’in reseptörleri bu aralar fazlasıyla açık. 

İpek’in okulu öyle pek reklam yapan bir okul değil. Buna rağmen Kasım ayında sonraki yılın kayıtları doluyor. Başarısının altında sadece İngilizce eğitimi değil,  çok şey yatıyor.

1. Her çocuk başarı hissini tadıyor. Rekabet, yarışma, not kaygısı, korkusu yok. Önemli olan öğrenmek, öğrenmeyi öğrenmek, bundan zevk almak.

2. Çocuğunuza erken yaşta kitap okuma sevgisi aşılıyor. İstanbul’da bu kadar kitap okunan bir okul olduğunu sanmıyorum.

3. Çocuğunuz iyi resim çizemese de, bir müzik aleti çalamasa da aldığı eğitim ile resimden anlamayı, müziği sevmeyi ve sanatı yorumlayıp değerini takdir etmeyi öğreniyor.

Bu post çok uzadı, kısacası çocuğunuzu vereceğiniz okulu iyi araştırın. Felsefesini, politikasını, bakış açısını öğrenin. Çocuğunuzu gelecekte nasıl bir ortamda görmek istiyorsanız, ona göre adımınızı atın. Kimi veli, çocuğumu devlet okuluna veriririm tasarruf ettiğim para ile de yurt dışında üniversite okutum diyor. Çocuğun ilkokul yaşantısı onun kişiliğini, karakterini şekillendiriyor; ileriki hayatında çalışma, öğrenme alışkanlıklarını belirliyor. Çocuğunuzun vizyonunu genişletin o zaten yurt dışındaki üniversitelerde burslu okur.  Sorusu olanlar post bırakabilirler. Elimden geldiğince cevaplamaya çalışırım. Hepinize kolay gelsin. Sevgiler.

Dunning-Kruger Sendromu

Sitenin içeriği ile ilgili değil ama okuyunca çok etkilendim, paylaşmak istedim.

‘Bütün Dünya’ dergisinin Mart sayısından alıntıdır:

Dunning-Kruger sendromu- Psikolojide Nobel ödülü alan çalışma Psikologlar Justin Kruger ve David Dunning’in tarihe geçmelerine vesile olan teorileri özetle, “cehalet, gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini artırır” der.

Metin çözme, araç kullanma, tenis oynama gibi çeşitli alanlarda yapılan araştırmaların

sonucunda şu bulgulara ulaşılmıştır:

-Niteliksiz insanlar ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark edemezler.

-Niteliksiz insanlar, niteliklerini abartma eğilimindedir.

-Niteliksiz insanlar, gerçekten nitelikli insanların niteliklerini görüp anlamaktan da acizdirler.

-Eğer nitelikleri, belli bir eğitimle artırılırsa, aynı niteliksiz insanlar, niteliksizliklerini n farkına varmaya başlarlar..

Değerlendirme zaafı:
İki uzman daha sonra, bu teorilerini test etme fırsatı da buldular. Cornell Üniversitesi’ nden 45 öğrenciye bir test yaptılar, çeşitli sorular sordular. Ardından öğrencilerden “testin sonucunda ne kadar başarılı olacaklarını tahmin etmelerini” istediler.

En başarısızların (yani sadece yüzde 10 ve daha az doğru cevap verenlerin), testin yüzde 60’ına doğru cevap verdiklerine, ayrıca iyi günlerinde olsalar yüzde 70’e ulaşabileceklerine inandıkları ortaya çıktı.

En iyilerin (yani en az yüzde 90 doğru sonuç alanların) en alçakgönüllü denekler olduğu (soruların yüzde 70’ine doğru cevap verdiklerini düşündükleri) görüldü. (Not: Dunning ve Kruger bu çalışmalarıyla 2000 yılında Ig Nobel * de kazandılar.)

Çalışan, kendi kapasitesini değerlendirmekten ve eksikliğini teşhis etmekten acizdir. Ama asıl vahim olan, bu “yetersizlik + haddini bilmeme” kokteylinin, mesleki açıdan, karşı koyulmaz bir itici güç oluşturması. Kariyer açısından bir eksiyken, artıya dönüşmesi.

İşinde çok iyi olduğuna yürekten inanan “yetersiz”, kendini ve yaptıklarını övmekten, her işte öne çıkmaktan ve haddi olmayan görevlere talip olmaktan en küçük bir rahatsızlık duymayacaktır. Aksine bunu bir “hak”olarak görecektir.

Bu arada, gerçekten bilgili ve yetenekli insanlar ise çalışma hayatında “fazla alçakgönüllü” davranarak kendilerine haksızlık edecekler, öne çıkmayacaklar, yüksek görevlere kendiliklerinden talip olmayacaklar, kıymetlerinin bilinmesini bekleyecekler (ve bilinmeyince için için kırılacaklar ve kendilerini daha da geriye çekecekler) ve muhtemelen üstleri tarafından “ihtiras eksikliği” ile suçlanacaklardı r.

Sonuçta, “kifayetsiz muhterisler” her zaman ve her yerde daha hızlı yükselecekler ve daha yukarılara çıkacaklardır.

Etrafınıza bir bakın, uzmanlara hak verecek misiniz ?

Tekerlemeler- Şarkılar

İpek’i oyalamak için söylediğim şarkı, tekerleme vs.nin bolluğu konusunda şanslı olduğumu düşünüyorum çünkü öğretmenliğim sırasında ritm ve düzenden hoşlanan çocuklar için bunlardan bolca öğrenmek zorunda kalmıştık. Çocuğunuzu uyuturken veya altını değiştirirken veya sadece onu sakinleştirmek istediğinizde aşağıdakilerden sevdiklerinizi seçip söyleyin. Ses tonunuzu anlattıklarınıza göre ayarlamaya ve mümkün olduğu kadar çok hareket, mimik vs. kullanmaya özen gösterin. İpek’in çok net ve fazla konuşmasında bunların etkisinin çok olduğuna inanıyorum. Hele hareketlerle birleştirince bu şarkılar onun için çok eğlenceli oluyor. Bunların çoğunu zaten biliyorsunuzdur ama burda derli toplu birarda dursunlar diye hepsini yazıyorum, sizin bildikleriniz varsa onları da eklemeyi unutmayın. Bilmediklerinizde melodiyi kafanıza göre uydurun gitsin:)

İNGİLİZCE:

1- SPIDER:  Incy Wincy spider climbed up the water spout * Down came the rain and washed the spider out * Out came the sun and dried up all the rain* So… Incy Wincy spider climbed up the spout again! (Parmaklarınızla örümceği tırmandırın, güneşi doğdurun, yağmur bölümünde yüzünden aşağı foşş yapın! Müziği “Neşeli ol ki genç kalasın” a benziyor.)

2- TEDDY BEARS: 1 little 2 little 3 little teddy bears* 4 little 5 little 6 little teddy bears* 7 little 8 little 9 little teddy bears* 10 little tedyy bears. (parmaklarınızla sayın! Bunun ritmini seviyor çocuklar, internetten dinleyin)

3- THE WHEELS ON THE BUS: The wheels on the bus go round and round, round and round, round and round. The wheels on the bus go round and round, all way long.

The wipers on the bus go Swish, swish, swish;Swish, swish, swish; Swish, swish, swish.
The wipers on the bus go Swish, swish, swish,all way long.
The horn on the bus goes Beep, beep, beep; Beep, beep, beep; Beep, beep, beep.
The horn on the bus goes Beep, beep, beep, all way long.
The baby on the bus says “Wah, wah, wah; Wah, wah, wah; Wah, wah, wah”.
The baby on the bus says “Wah, wah, wah”, all way long.
The mommy on the bus says “Shush, shush, shush; Shush, shush, shush;
Shush, shush, shush.”The mommy on the bus says “Shush, shush, shush”
all way long. (Kollarınızı döndürün, sağa sola sallayın, kornaya basın, ağlayı shh yapın. Çocuklar çok seviyor)

 4- IT’S RAINING: It’s raining; it’s pouring. The old man is snoring. He bumped his head and went to bed: And couldn’t get up in the morning. …(Yağmur yağdırın,horlayın,kafayı vurmuş gibi yapıp gözlerinizi ovuşturun)

5- HEAD AND SHOULDERS: Head and shoulders knees and toes, knees and toes* and eyes and ears and mouth and nose* head and shoulders knees and toes* knees and toes (İnternetten dinleyin, basit ve eğlenceli, hypnotize olmuş gibi sizi izliyorlar, sonra onlar da vücutlarına dokunuyorlar, yavaş başlayıp sonraki tekrarlarda hızlanın)

Sonraki yazıda Türkçeleri yazmayı planlıyorum.  

 

 

Bebeğim 19 Aylık

Artık çocuğunuz daha uzun süreli oturma gerektiren etkinlikler yapabilir. Birlikte kitap okumak bu dönemde çok eğlencelidir. Çocuğunuz henüz konuşamasa bile, neyi ne kadar anladığını ölçmek için işaret etme oyunu oynanabilir. Çocuğunuz kırmızı ile sarı balon veya büyük ile küçük kamyon vs. gibi nesneler arasındaki farkları ayırt edebilir. Çocuğunuz çok fazla sözcük söylemiyorsa endişelenmeyin. Bu gelişim döneminde 10 ila 50 sözcük normal sayılmaktadır.

“Bebeğim gece uyanıyor!”

Bebeğiniz 15 aylık oldu ve hala gece uyanıyor, deliksiz uyumuyor. Aslında o da tıpkı bizim gibi her gece birkaç kez uyanıyor ama onun sorunu nasıl uykuya dalacağını bilmemesi. Eğer uyku öncesi rutininiz de oldukça uzunsa (banyo, masal, ninni, pışpışlama vs.) aynı muameleyi gece yarısı uykusu kaçtığında tekrar uykuya dalmak için beklediğinden bebeğinizin kendi başına uyuması oldukça zorlaşıyor. Bu durumda size yardımcı olacak iki aşama var:

Bebeğinizi uykuya dalmadan önce yatağına koyun. Bebeğinizi uykuya hazırlayın, onu siz uyutmayın. Gözleri kapanmak üzereyken yatağına yatırın, bırakın kendisi dalsın. Başlangıçta biraz ağlayacaktır ama birkaç güne bu duruma alışacaktır.

Ona sarılabileceği bir geçiş oyuncağı verin: Bir emzik, bir ayıcık veya bir battaniye çocuğunuza yardımcı olacak, sarılmak için sizin yerinizi tutacaktır. Zamanla çocuğunuz  uykuya dalmak için ne size ne de o oyuncağa ihtiyaç duyacaktır.

Not: Televizyon uykuya geçiş oyuncağı değildir aksine onu uyandırır.

“Çocuğum kafasını vuruyor!”

Kafa vurma çocuklar arasında şaşırtıcı derecede yaygın bir davranıştır. Küçük çocukların yaklaşık %20’si kasıtlı olarak kafalarını vurular. Erkek çocukların bunu yapma eğilimi kız çocuklarınkinden üç kat daha fazladır. Kafa vurma genellikle ilk yılın ikinci yarısında başlar ve 18-24 ay arasında tavan yapar. Çocuğunuzun kafasını vurma huyu birkaç ay, belki de birkaç yıl sürebilir ama çoğu çocuk 3 yaşında bu alışkanlığı bırakır.
Bu davranışı yapmanın olası sebepleri:

 1- Kendini Rahatlatma: Garip gelse de çoğu çocuk bunu rahatlamak için yapar.Uykuya dalarken, gece kalktıklarında bazense uykularında ritmik bir şekilde kafalarını vururlar. Gelişim uzmanları ritmik bir şekilde (sallanan sandalyedeki gibi) ileri geri gitme hareketinin çocuğunuzun kendini rahatlatmasına yardımcı olduğunu söylüyorlar.

2- Acıyı Hafifletme : Eğer bebeğininizn canı yanıyorsa (diş çıkarma veya kulak enfeksiyonu döneminde) kafasını vurararak dikkatini başka bir yöne çekmek ve böylece acıyı daha az hissederek kendini rahatlatmak istiyor olabilir.

3- Kaygı, Endişe: Eğer çocuğunuz öfke nöbetleri sırasında kafasını yere vuruyorsa bazı güçlü duygularını ifade etmek istiyordur.Çocuğunuz henüz duygularını ifade etmeye yetecek kadar konuşamıyor. Bu nedenle bunun yapmak için fiziksel tepkiler veriyor. Yine aynı şekilde bu gerginlik anında kendini rahatlatmak istiyor olabilir.

4- Dikkat çekme ihtiyacı: Devam eden kafa vura davranışı dikkat çekmek istemenin bir işareti olabilir. Doğal olarak çocuğunuzun kendine zarar verdiğini gördüğünüzde onun için endişeleniyor ve birşeyler yapıyorsunuz. Sizin onun üstüne düştüğünüzü görmek çocuğunuzu memnun ediyor ve dikkatinizi çekmek için bu davranışı yapıyor olabilir.
5- Gelişimsel bir problem: Bazen otizm veya diğer gelişim problemleriyle birlikte kafa vurma davranışı göürlebilir-ancak çoğu durumda bu sadece davranışsal bir sorundur.Ciddi bir sorunun işareti olması durumu çok nadirdir.

NELER YAPMALI:

Ona ilgi gösterin – ama kafasını vurduğunda değil: Çocuğunuza yeterince zaman ayırıp ona ilgi gösterdiğinizden emin olun. Bu davranışında ısrar ederse hiç abartmayın, onu cezalandırmaya kalkmayın ve engellemeye çalışmayın. Bu, kötü davranışı pekiştirebilir. Çocuğunuz durumu anlamak için henüz çok küçük ve sizin karşı çıkmanız işleri daha da kötü hale getirebilir.

Yaralanmasını engelleyin: Kafasını vurduğu yerlerdeki tehlikeli çıkıntıları ve diğer şeyleri dikkatli bir şekilde kamufule edin, çocuğunuzun kendine zarar vermesini engelleyecek tedbirler alın.

Çok endişelenmemeye çalışın: Çocuğunuzun orası burası morarabilir ama korkmayın. Kafa vurma genellikle öz-denetimli bir davranıştır. Yani çocuğunuz kendi kafasına zarar verecek kadar sert vurmaz. Acı eşiğinin farkındadır ve o eşiği aştığı zaman vurmanın şiddetini azaltacaktır.

Çocuğunuzun ritm sevgisini başka şekillerde beslemeye çalışın: Belli ki çocuğunuz sürekli ve kuvvetli bir ritmden hoşlanıyor. Vurmanın yerini alacak başka bir şey bulun. Uzmanlar dans etmeyi, marş marş yapmayı, davul çalmayı veya alkış çalmayı öneriyorlar. İsterseniz çocuğunuzun odasına bir metronom da koyabilirsiniz. Bu onu rahatlatır ve sürekli bir ritm verir. Çocuğunuzun gün içinde enerjisini boşaltacak aktiviteler yapması da kafa vurma davranışını azaltabilir.

Sakinleştirici bir uyku öncesi düzeni oturtun: Çocuğunuz kafasını vurarak günün yorgunluğunun çıkarıyorsa, uykudan önce sıcak bir banyo, kucağınızda hafif sallama, alçak sesle anlatılan güzel bir masal veya yatak odasında çalacağınız yumuşak bir müzik ona yardımcı olabilir. Uyumadan önce sırtını sıvazlayın veya alnını okşayarak birkaç dakika odasında kalın.

Çocuğunuzun vurmaları aşırıya kaçarasa doktorunuza danışın.

Sütten Kesme

Beklenmedik bazı gelişmeler yüzünden kızımızı memeden kesmemiz gerekti. Bu süreçten zaten başlı başına çok korkuyordum bir de çok yorgun ve bitkin olduğum bir ana ve İpek’in de diş çıkardığı bu döneme gelmesi işleri iyice zorlaştırdı. 10 Ekim Cuma günü İpek bütün gece anne sütü almış olarak uyandı. Kahvaltı etti, yorulsun diye onu dışarı çıkardım, bir oyun grubuna katıldık ve parka gittik. Eve geldiginde uykusu geliyordu ve uyumak için emmek istedi. Meme vermeyince uyumadı. En ufak bir şeye çığlıklarla ağlamaya başladı ve akşam 8’e doğru kollarımda sallayarak onu zor uyuttum. Gece 12 gibi ağlayarak uyandı. Aslında tam uyandı diyemeyeceğim uykusunda ağlıyordu. Öyle ağlıyordu ki birşey sokmuş olabileceğinden şüphelenip onu soyduk, bu sırada ayıldı, baby TV izleyerk sakinleşti ve sonra yatağına götürdük, orada sızdı. İkinci ve üçüncü günler onu hep oyalamaya çalıştık, parka götürdük, oyunlar oynadık ama gün içinde yine uyumadı. Bir ara arabaya binmiştik bir yarım saat orada uyukladı. Bu arada çok fazla yemek yemeye başladı, eskiden öğünlerini zar zor bitiriyordu bazen atlıyordu şimdilerde ise daha fazlasını yiyor ve hiç öğün atlamak istemiyor. İpek’in problemi memeden ayrılmaktan çok uykuya dalmakta zorlanmak oldu. Kendi kendine uyuma becerisi gelişmediğinden memeden ayrılınca inanılmaz bir şok yaşadı kızımız. Uykusuzluk da beraberinde huysuzluğu getirdi. Bu günler nasıl geçecek diye düşünürken -çünkü geceler ağlama nöbetleri sürüyordu ve ben çok korkmaya başlamıştım- zamanla İpek daha uzun aralıklarla uyumaya başladı. Şimdi gün içinde saat 3 gibi uyuyor. 2-3 saat sonra kalkıyor ve gece 10 buçuk gibi yeniden yatıyor. Gece ona iki kere süt veriyorum biberondan. Başlangıçta ısıtıyordum ama artık soğuk veriyorum. Aslında gece beslenmesini tavsiye etmiyorlar ve bu aralar  gece sütünü bir kere vermeye çalışıyorum. Uykusundan 1-2 kere ağlayarak kalkıyor, ben sakin ve alçak bir sesle onu sakinleştirmeye çalışıyorum, dönüyor dönüyor ve yatıyor. Çok zorla kalınca yastığını sallıyorum ama normalde yatağına koyuyorum, masal anlatıyorum kendi kendine yatıyor kızımız. Kısacası ilk günler kabus gibiydi, anne fiziksel olarak da çok acı çekiyor ve kalan sütü mutlaka boşaltmanız gerekiyor.  Ama zamanla bebeğiniz buna alışıyor. Siz daha az uyanmaya başlıyorsunuz ve çocuğunuzun kendi kendine uyuduğunu görmek son derece güzel birşey oluyor. Sütü azaltarak kesmek yerien bir defadan kesmeyi tavsiye ediyorum, en zoru ilk3-4 gün. Sonrası yeni bir hayat hem sizin hem de bebeğiniz için. Kolay gelsin.

BabyTV yasaklandı!

Zeka için çocuklara tv yasağı geldi

22/08/2008 -RADİKAL

Fransa’da radikal karar: 3 yaşın altındaki çocukların tv seyretmesi yasaklandı

PARİS – Fransa’da üç yaşın altındaki çocukların televizyon izlemesi yasaklandı. Yasaklama sadece yetişkinlere yönelik programları değil, Baby TV, Babyfirst TV gibi bebeklere yönelik televizyon kanallarında yayımlanan programları da içeriyor.
Fransa Medya Yüksek Konseyinden yetkililer, yaptıkları açıklamada, üç yaşın altındaki çocukların televizyonun zararlı etkilerinden korunması gerektiğini ve onları korumak için böyle bir yasa çıkarıldığını açıkladı. Bu kanalların sadece kablolu yayından yayımlanması gerektiğini söyleyen Fransa Kültür Bakanı Christine Albanel bebeklere yönelik kanalların çocuklardaki olumsuz etkisinden söz edip, bu kanalların çocuklar için büyük tehlike oluşturduğunu, farkettirmeden kendilerini saatlerce izlettirdiklerini açıkladı. Yetkililer, televizyonun üç yaşın altındaki çocukların zekâ gelişimini olumsuz etkilediğini düşünüyor. (ap)

İSTANBUL – Bankacı Evin Çetin Özgül, biri üç buçuk, diğeri iki aylık olan iki çocuk annesi. Özgül, çocuklarının; dil gelişimini ve yaratıcılığı desteklediği öne sürülerek pazarlanan ‘Dahi Bebek’ gibi DVD’lerle Baby TV, Baby First gibi bebek kanallarını belli sürelerle izlemesini tercih eden çok sayıda anneden biri. Önceki gün Fransa’dan gelen bir yasak kararıysa, çocuklarına bu kanalları izleten Çetin gibi pek çok anne ve babayı endişelere sokacak cinstendi.
Fransa’da Yüksek Görsel-İşitsel Konsey, bebeklere yönelik program yapan kanallara, üç yaşından küçük çocukların gelişimini olumsuz etkileyeceği gerekçesiyle yasak getirdi, anne babalardan çocuklarını bu kanallardan uzak tutmalarını istedi. Türkiye’de bebeklere yönelik Baby TV, Baby First, Bebeğim TV, Luli TV adlı dört kanal var.
Çoğu anne baba, çocuklarının gelişimine destek olmak için bu kanalları izletirken, sonucun tam tersi olması ihtimali var mı, diye görüştüğümüz uzmanlar, ortak bir noktaya dikkat çekti: “Bebek kanallarını yarım saatten fazla izletmek sakıncalı.”

‘0-2 yaş hiç izlemese daha iyi’
Pedagog Güzide Soyak ABD’li konuşma ve dil terapistlerinin kriterini örnek veriyor: “Amerikan terapistleri, 0-2 yaş arası çocuklara, dil gelişimi açısından hiç televizyon seyrettirilmemesi gerektiğini söylüyor. Tek taraflı alıcı durumunda ilişki yoktur, bağımlılık yaratırsınız.” Soyak, anne babaların iki yaş öncesi çocuklarına hiçbir şekilde televizyon seyrettirmesini önermiyor, bunun yerine çocuklarıyla oyun oynamalarını, konuşmalarını tavsiye ediyor.
Soyak, iki yaş sonrası içinse televizyon karşısındaki vaktin günde 15-20 dakikayı geçmemesi gerektiğini vurguluyor: “Çocuk ısrar ediyor, yemek yemesi sağlanıyor diye televizyon seyrettirilmemeli. Televizyon, zararı yokmuş gibi görünse de bilgisayar bağımlılığına, başka bağımlılıklara zemin oluşturur. Yasak olmamalı, aileler bilinç-lendirilmeli.  Aileler izlesin ve yöntemi öğrenip çocuklara uygulasın.”
Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Derneği Başkanı Prof. Dr. Füsun Çuhadaroğlu da yasaklanmadansa, saatlerin kontrol edilmesi gerektiği kanısında. Çuhadaroğlu; “Birşeyler öğrenilebilir ama  anne babalar, üç yaş öncesi çocuklarını, yarım saatten fazla tele-vizyon karşısında oturtmamalı” diyor.
Digiturk’ün İçerik ve Alımlar Departmanı Sinyal Teslim Kanallar Yöneticisi Sibel Özorhon ise “Yasak sadece Fransa’da gerçekleşti. Digiturk’te iki bebek kanalı var. Bakış açımız bebeklerin gelişimini sağlamak. İsteğe göre şifreyle kısıtlama yapılabilir. Tüketici, kanalı bebeklerin gelişiminde istediği gibi kullanabilir” açıklamasını yaptı.
Oğlu Poyraz’a bebek kanallarını izleten Çetin ise, bilinçli kullanıldığı, bebekle oynayarak, kitap okuyarak da zaman geçirildiği sürece olumsuzluk olmayacağı görüşünde: “Bu ürünler bebeğin yaratıcılığına faydası var,  diye pazarlanıyor. Poyraz erken konuştu, işitme engelli teyzesiyle de rahat iletişim kurabiliyor. Çocuğu televizyon karşısına bırakıp, ne öğrenirse öğrensin demediğimiz için zararlı yönünü görmedik. Kitap okuyarak, kartlarla, oyunlarla desteklediğimiz için olumsuzluk olmadı.”

‘Anne’ demeden reklâmı öğreniyorlar 
Pediatrik konuşma ve dil uzmanı Birgül Çay’a göre, bebek kanalları dil gelişimine hiç bir şekilde fayda etmiyor: “Edindiğim tecrübe doğrultusunda, Baby TV gibi kanalların ve bebeklere yönelik DVD’lerin saatlerce izlenmesini ne dil gelişmine, ne de sosyal gelişimine faydası var.
Üç yaş altında bir çocuğun televizyon karşısında geçirdiği zaman günde yarım saati geçmemeli. Bu süre de gün içinde bölünmeli. Çocuklar, saatlerini bu kanallar karşısında put gibi kalarak geçiriyor, kendilerini soyutluyorlar. Reklamlarda da görüntüler gürültü, çocuklar ‘anne, baba’ diyemeden “Turkcell’le bağlan hayata” diyor!
Çocuklar sosyal iletişimden çok uzak, içe kapalı, elektroniğe bağlı gelişiyor. Dil gelişimini olumsuz etkiliyor. Yemek yemeyen çocuğu televizyon karşısına oturtuyorlar. Ailelere, televizyonu kapatın, önüne su koyun, suyla oyalansın diyorum.”
Arkadaşlar bu haber bende de ŞOK etkisi yaptı. İpek yemek yerken LuliTV izliyor, bir sürü hayvan gördü, hep onunla konuştum ve artık zebra, ördek, fil, tavşan filan diyebiliyor, bu hayvanları tanıyabiliyor. Televizyon olmasa bu hayvanları hareket halinde hiç göremeyecekti. Ne yapmalı acaba, kafam karıştı:(