decoration decoration decoration
decoration
leaf leaf leaf leaf leaf
decoration decoration

Amerika`da nasil ev kiraladik?

Apartmanimizin distan gorunumu

Ev tutmak icin birkac tane semt belirlemistik. Amerika`da cok populer olan (Avustralya`da bettereducation.com.au sitesine denk gelen) Greatschools.org sitesinden bakmistik okullarin siralamasina. Ayrca school distictlerin sitesinde devletin verdigi istatistiksel bilgiler de var. Buna gore Whitefish Bay, Fox Point, Elm Groove ve Brookfield diye 3 semte indirgemistik listemizi. Ilk iki semt orta yas ustu beyaz Amerikalilarin cok yasadigi en sosyetik semtlerdenmis. Etnik cesitlilik acisindan Whitefish Bay ve Fox Point`in puanlari cok yuksek degil. Yani cocuklarin kendilerini daha diverse bir ortamda iyi hissetmeleri icin diger secenegimize baktik. Bir de ev fiyatlari bu ilk iki semtte oldukca yuksek. Yani olur da burda kalmaya karar verirsek ve ileride bir ev alalim dersek cok buyuk ihtimalle o sosyetik semtlerden ev almaya paramiz yetmeyecek. Baska bir semtten de ev tutarsak School district degisecek ve cocuklarin okullarini tekrar degistirmek gerekecek. Butun yollar Brookfield`i gosteriyordu. Bizim gibi is amacli gelen gocmenlerin oturdugu, diverse ama ote yandan da iyi bir sosyo-ekonomik profile sahip bir semtmis burasi. Ayrica okullari da eyalet capinda cok yuksek bir ortalamaya sahip. Brookfield ve Elm Brook semtlerinin ELMBROOK School district isimli, bizdeki Ilce Milli Egitim`e denk gelen bir kurumu var. Burada her bir okuldan ziyade school district in toptan puanina ve calisma sekline bakarak  egitimin kalitesine karar veriliyor. Eger Brookfield veya Elmbrook civarinda oturuyorsaniz oturdugunuz yerin boundry map`ine bakarak 3 okul terciginde bulunabiliyorsunuz. Insanlar genelde ilk tercihlerine yerlestiriliyorlarmis. Biz zaten Swanson Elementary School diye istedigimiz, arzu ettigimiz bir okulun sinirlari icinde ev tuttuk. O yuzden tercih filan yapmadan direk kayit yaptirdik ama o okulu degil de baska bir okulu isteseydik sanirim onlardaki yer durumuna bakarak bana bunun mumkun olup olmadigini soyleyeceklerdi.

Gelelim evlere. 2 gun icinde yaklasik 10 tane ev gezdik. Avustralya`daki gibi Home Open beklemiyorsun ve evi bir guruh halinde baska ailelerle birlikte gezmiyorsun. Emlakcidan randevu alip gidiyorsunuz, onlar sizi eve goturuyorlar, gezdirip ne kadar sorunuz varsa cevapliyorlar. Daha cok Turkiye`dekine benziyor yani. Burada yeni oldugumuz icin ve eve sigdirmamiz gereken hic bir esyamiz olmadigi icin mustakil evden ziyade siteye benzeyen Condo denilen evlere bakmak istedik. Mustakil evlerin isitmasi, araba yolundaki karlarin temizlenmesi, bahce bakimi, vs. kis sartlarina dair hic bir sey bilmiyoruz. Ayrica kendimizi izole hissetmeyelim diye apartmana benzer sosyal bir ortamda yasamak iyi olur baslangicta diye dusunduk. Gezdigimiz yerlerde ev fiyatlarina, evin boyutlarina, araba park imkanlarina ve genel olarak ortama baktik. Burda ev kiralari aylik odeniyor. Baktigimiz evler genelde acik plan Amerikan mutfak, iki veya uc yatak odasi ve bir calisma odasi bir oturma odasi seklindeydi. En yuksek 2400 dolar ile en dusuk 1450dolar arasinda degisiyordu fiyatlar. Bir siteye geldik, The Club at Brookfield Hills diye geciyor adi. Bir golf sahasinin icinde, cesit cesit ev planlarina sahip toplam 500 dairelik bir komplex. https://www.wimmercommunities.com/apartments/ Bu emlak sirketi tarafindan isletiliyor. Burada guneye bakan, aydinlik, ferah bir ev ariyorduk. Bir Loft bulduk, 3 yatak odali olani cok pahali geldi, 1 yatak odasi arti bir loft odasi olani da cok kucuk geldi. En cok begendigimiz site burasiydi ama uygun ev yoktu. aksam biraz mahzun eve gittik, baktiklarimiz icinden begendigimiz, tam icimize sinen bir ev olmamisti. Sonra bu siteye bakan emlakciya daha uygun fiyatli birseyleriniz var mi, diye sorduk. Yarin gelin birkac degisik floor planina sahip ev daha var, gostereyim dedi. Ertesi gun geldik ve simdi icinde oturdugumuz evi bayila bayila tuttuk. Hem baktiklarimiz icinde en dusuk fiyata sahip hem de bizim aile icin en kullanisli plana sahip. 2 yatak odasi 2 full banyo, isitmali kapali garaj (sadece 1 arabaya izin var), balkonlu, acik mutfak, genis bir oturma odasi ve yemek odasi hep birlikte, 1450 sqf filan yanilmiyorsam. Cocuklarin okula araba ile 5dk ve hareketli cok secitli alisveris komplexlerinin ortasinda, ayrica otobanin cikisina da cok yakin.

Simdi bir apartmanda yasiyorum yani kisacasi, 4 daire altta 4 daire ustte toplam 8 daireli bir apartman. Facebook a resimlerini koydum. Bizim ev giriste ve hic merdiven cikmadan giriliyor ama kot farkindan dolayi arka tarafta 1. katmis gibi yuksek kaliyor. Pencerelerimiz agaclara ve cimenlere bakiyor.  Simdi izlenecek pek bir manzara yok, agaclar kupkuru bir tane bile yaprak yok (camlar haric) hele bugun gokyuzu gri, hava kapali ve insani gicik eden yuzune biri hapsurmus gibi veya sprey su sisesi ile fis fis yapilmis gibi hissettiren bir yagmur yagiyor. Arabam yok henuz, disariya cikma planim da yok cok sukur. Bir de bugun Amazon`dan aldigimiz elektrik supurgemiz gelecegi icin evde kalmam lazim. Temizlige baslamadan once yazmak istedim bu yuzden. Artik anlatip konusacagim tek arkadasim sizlersiniz.

 

 

AVUSTRALYA – AMERIKA UCUSUMUZ

Bizi karsilayan da, ugurlayan da iste bu guzel dostumuz, Ozgur.

Simdi baslayalim yolculuktan itibaren neler olduguna…

Perth Abu-Dhabi ucusumuzu Etihad ile yaptik. Bekledigimin aksine hem hava alani hem de ucak kalabalikti. Ucakta Christmas special olarak hindi vardi, cocuklara her zamanki gibi cocuk menusu istemistik ve makarna geldi. Yolculuk ucak ici eglence sistemi ile cok kolay gecti. Ucaga 3 kucuk valiz, bir el cantasi, bir keman ve Kemal`in sazi ile bindik. Kemal`in sazina yer bulamadik, Business Class`ta bir yere koydular. Ipek ‘AAA babanin sazi business`da ucuyor, cok sansli!!!` dedi. Kizim ben ucaga ancak evlendikten sonra bindim, ondan once her yola otobusle giderdik, dedim ama koltuguna kurulmakla mesguldu beni dinlemedi:) Abu-Dhabi Paris ucusumuz yine Etihad ile idi. Iki katli dev bir ucakti bindigimiz. Modelini hatirlamiyorum ama hayatimin en guzel yolculugunu yaptim. Cunku Ucagin %70`i bostu. Ipek soldaki 3`lu koltuga (bizim orjinal yerimize) yayildi. Ben ortadaki dortluye uzandim, Defne de benim onumdeki dortluyu kapti. Kapti demeyeyim cunku zaten ucak bostu. Cok rahat bir yolculuk yaptik. Paris`e sabahin 4’ u  gibi indik. Orda biraz gerildim cunku American Airlines ile devam edecektik ve ucus kartlarimizi bir onceki ucuslardan vermemislerdi. Ucaktan inip transit bolumune gidince de check-in deskleri disarida kaliyordu dolayisiyla o bolume erisemiyordum. Biraz dolanip, sorup sorusturup ogrendik ki ucagin kalkacagi Gate`de beklememiz yeterliymis. Hani sizi ucaga almadan once son kontroleri yapan, biletleri taratan arkadaslar var ya, onlar biletimizi keseceklermis meger. Orda bekledik, bir gorevli gelip bize bazi sorular sordu, pasaportumuza kirmizi bir etiket yapistirip bunun guvenlik taramasindan (sorgusundan) gectigimiz anlamina geldigini, bu etiketi pasaportumuzdan cikartmamiz gerektigini soyledi. Paris – Chicago ucusumuzda artik yavastan yavastan enerjimiz tukenmeye baslamisti. Biraz uyur biraz uyanik , yorgun bitkin, nasil geldik pek hatirlamiyorum ama sonucta cok sukur sag salim yolculugumuz tamamlandi ve Chicago’ya oglen saat 2 gibi indik. Hava disarida -12 derece idi. Polis kontrolunden gecmek icin siraya girdik. Green Card sahipleri ATM gibi bir cihaza yonlendiriliyor. Cihazda gumruk beyaninda bulunuyorsunuz, sonra kartiniz taraniyor ve bir fotografiniz cekiliyor. Makina size 2 turlu cikti veriyor. Birisi normal, birisinin uzerinde ise kocaman bir carpi isareti var. Makinanin bize verdigi kagitta carpi vardi, o yuzden polise yonlendirildik. Polis Rus asilli genc birisiydi, parmak izimizi aldi, biraz gicik gicik, yan gozle bakti bize ama sonra tamam gecebilirsiniz, dedi. 6 bavulumuzu almak icin donen bantlara gittik. Kizlar bana araba getirdi, yukledik arbalari kapiya dogru yoneldik, hoop bir de ne gorelim. Kapida da zebellah gibi iki polis, elimizdeki kagitara bakiyor X-Ray cihazlarina veya cikisa yonlendiriyorlar bizi. Ben Ebru malzemeleri getirdim ve birsey cikmayacagini biliyorum ama toz deniz kadayifinin cok supheli bir goruntusu var, o yuzden taramadan gecersem bu ucus yorgunlugunun uzerine uzun uzun dil dokmem gerekecek diye uzuluyordum. Cok sukur, polis bize kapiyi gosterdi. Cikista Kemal bizi bekliyordu! Cocuklar arabalari yolun ortasinda birakip babalarina kostular. Cok guzeldi yeniden Kemal`i gormek. En guzeli de Defne’nin koca koca acilan gozlerini, Ipek ile babaya resmen bir agac gibi tirmanmaya calismalarini izlemekti. Ben o anda kendimi resmen bir bayrak yarisindaki yariscinin elindeki bayragi diger arkadasina teslim ettigi andaki gibi hissettim. Artik babalari ordaydi ve sirtlari yere gelmezdi kizlarimin…

Kavusmadan sonra disariya arabaya dogru yola koyulduk. Guya Avustralya’dan getirdigimiz kisliklari giymistik. Disari cikar cikmaz buz gibi acimasiz bir soguk yuzumuze carpti. Kemal 6 bavulu tasiyabilmek icin bir arkadasinin minivanini odunc almisti. Biz durdugumuz yerde titremeye basladik, benim dislerim takir takir birbirine vuruyordu. Kemal bizi arabaya bindirdi, kendi bagaji acip esyalari yuklemeye basladi. Iceriye bir battaniye koymus, arabanin isitmasini da sonuna kadar acmis ama motor isinmadigi icin hic bir ise yaramiyordu. Neyse esyalari yukleyip Milwaukee` ye dogru (2 saatlik) yola koyulduk. Yaklasik 15 dakika sonra cocuklar uyumustu, Milwaukee’ye aksam uzeri vardik.

Yolda giderken sagda solda her seyi merakla izliyordum. Agaclar kupkuru, calilar karla kapli, hava puslu, goruntu biraz urkutucuydu. Yol bembeyazdi. Ilk basta yoldaki beyazligi buz zannettim ama sonradan anladim ki karlari eritmek icin yola dokulen tuz her yerde oyle iz birakip her tarafi beyazlatiyormus.

Noel gecesi Milwaukee`ye geldik. artik hava iyice kararmisti. Whitefish Bay Area da Kemal’in kaldigi evin civarinda yemek yiyecek bir yer aradik. Normalde cok hareketli olan bir sokaga girdik, her yer kapaliydi. Acik bir Japon restorani bulduk, Sushi ve deniz mahsulleri corbasi icin yaklasik 40 dakika bekledikten sonra yemegimizi yiyip eve dogru yola koyulduk. Kemal Erika isimli Meksika’li bir bayanin evinde bir oda kiralamisti. Bu kadin social worker ve iki universite cagindaki oglu ve iki kopegi ile bir evde yasiyordu. Bir odasini ve bir banyoyu Kemal’e kiralamisti. Diger odayi da biz gelecegiz diye bize hazirlamis. Kizlarla orda kaldik 5 gece boyunca.

Cok garip bir duygu baskasinin evinde kalmak. Cocuklara surekli aman ona ellemeyin, aman ses yapmayin filan deyip durdum. Cok seker ve cok anlayisli bir kadin Erika. Cogunlukla calisiyor ve evde hic zaman gecirmiyordu ama yine de ben diken ustundeydim, insan evindeki gibi davranamiyor baskasinin yaninda kalinca. Kemal iki gun izin almisti. O iki gunde ev aramaya basladik. Zaten bizden once gezmis ve yaklasik 10 eve indirmisti tutma ihimalimiz olan evler listesini. Hepsini gezmeye basladik. Izlenimlerimi yarin yazacagim zira aksam otobusu cocuklari getirdi bile, yemek yapmam lazim: Karnabahar corbasi ve firinda balik var menude.

Sevgiler hepinize:)

YENI YUVA KURARKEN

Her sey yoluna girecek…

Detach from needing to have things work out a certain way. The universe is perfect and there are no failures. Give yourself the gift of detaching from your worries and trust that everything is happening perfectly.

 

Maybe the journey isn’t so much about becoming anything. Maybe it’s about un-becoming everything that isn’t really you, so you can be who you were meant to be in the first place.”

 

” I am practising non-attachment. Allowing what comes and allowing it to leave when it’s time. what is for me will be for me effortlessly. ”

Milwaukee`ye inisimiz , ev tutup tasinmamiz, esyalar ve cocuklarin okulunu filan sonra yazacagim ama simdi sadece hayatimin cok yolunda gittigini ve bundan cok memnuniyet duydugumu soylemek istiyorum. Evden cikmak istemiyorum. Zamanin bol oldugu, istedigim gibi davranabilecegim, tembellik yapabilecegim, sucluluk veya aciliyet hissi duymadan koltukta oturup gozlerimi bosluga dikmenin keyfini cikariyorum. Kemal iste ve cocuklar okulda bu sadece ikinci gunum ve ev hanimi olmanin guzelligini yasiyorum. Hayatta gercek anlamiyla mutlu oldugum bir donem bu donem. 🙂

FLOW

“Madem soysuz bende gonlun yok idi

Neden dogru yoldan sasirttin beni?“

Madem kalmayacaktim ben niye gittim ki taa Avustralyalara diye bir dusunce geliyor bazen aklima. Sanki 5 yildir bu ulkede harcadigim tum emekler bosa gitmis gibi. Negatif, ise yaramaz, faydasiz bir otomatik dusunce bu.  Kucuklugumun basit ve minik dunyasinda genlerime islenmis, ama simdiki dunyada hic gecerliligi olmayan bir dusunce.  Bizimkilerle konusunca hemen Avustralya`yi kotulemeye basliyorlar bana. Amerika daha iyi, zaten orasi cok uzakti, el kol yetmiyordu, her seyden mahrum oluyordunuz/kaliyordunuz vs. diye. Kizlara sorduklari ilk soru ise Amerika mi daha guzel yoksa Avustralya mi? Burdan anliyorum bu yararsiz dusuncenin bana kucuklugumden miras kaldigini.

‘Life is a journey not a destination’ aslinda. Avustralya’da kalmam gerekmiyordu, aynen su anda hayatim sonuna kadar Milwaukee’de yasamam gerekmedigi gibi. Sadece bekle ve gor, hayat sana ne getirecek, ruzgar seni nereye goturecek? Farkli kollara ayrilan bir nehir gibi onunde ne oldugunu ancak akarak gorebileceksin. Hangi sapaga yonelecegin belli degil. Eski ben ise akarken tutundugum bir agac dalina veya bir kaya parcasina yapismis suruklenmeyi reddediyordum. Onu birakmaktan korkuyor, orda guvenli yasamayi umuyordum. Su bizi batirip cikaracak elbette. Kim bilir, belki onumuzde berrak, sakin bir deniz vardir; belki de camurlu bir dere yataginda kuruyup gidecegiz. Ne olursa olsun, akmak lazim. ‘Devri daim’ , rahmetli dedem cok sik kullanirdi bu lafi. Hayat bir cark gibi, surekli donuyor. En basta dunya donuyor, her sey degisiyor, duragan olan hic bir sey yok. Degisime direnmek daha cok aci veriyor. Akisa uymak gerekli hayatta. Esyalari donguye sokmak, yenileri icin yer acmaya yariyor. Bir yeri birakip baska bir yere gitmek su anda tam olarak ne oldugunu bilmedigim ama icimde garip bir heyecan yaratan firsatlar icin hazirliyor beni. Bilgiyi saklamazsaniz, baskasiyla paylasirsaniz daha bilge olursunuz. Evrene verin, o da size verecektir. Akisina birakin, her sey olur…

Everything that comes to us, comes to pass or, more accurately, for us to pass on. Not just the money in our pocket, but wisdom, objects, ideas, even opportunities, all come to us, so that, at the right moment, we can pass them on. This is called flow. Being in the flow means being aware that the river of life is flowing to us at every moment. Being in the flow means accepting whatever comes and putting it to good use, before passing it on.

Going with the flow means allowing whatever comes to move on freely, without holding on in any way. If we do not pass on, we are trying to block the flow, and that’s when we feel pressure in our life. Pressure is always self-inflicted. Every time you feel ‘under pressure’ look at what you need to release and to pass on to someone else. Once you do you can …relax…again.

 

Kuzey yarim kureden bildiriyorum

Perth`teki arkadaslarla son piknik…

Herkese merhaba,

Bugun Perth`ten Milwaukee`ye tasinali tam iki hafta oldu. Siteye yazmayali da bayagi bir zaman olmus. Bu gecen surecte sizi merakta biraktigim icin ozur diliyor, basimizdan gecenleri anlatmaya basliyorum.

Perth`te gecen zamanimiza bir nokta koymak cok ilginc bir sekilde hem cok kolay hem cok zor oldu. Biliyorsunuz okul kapandiktan sonra toparlanmak icin sadece 3 haftam kalmisti. Sanirim boyle stresli zamanlarda insan beyni ve vucudu hayatta kalma icgudusu ile cok verimli bir sekilde calismaya basliyor. Abonelikleri iptal ettirmek, esyalari satmak, bazi esyalari isine yarabilecegini dusundugum insanlara ulastirmak, satmak istemedigimiz esyalari demonte edip evdeki odaya istiflemek, tasima sirketleri ile konusup fiyat almak (son ana kadar esyalari nakliye edelim mi etmeyelim mi emin degildik), evi ve bahceyi kiracilara cazip gostermek icin elden gecirmek, bakim ve temizlik yaptirmak, cocuklarin ve benim buraya gelmeden once son saglik kontrollerini, kan tahlillerini yaptirmak, arabaya alici bulmaya calismak vs. derken her sabah yaklasik 5 gibi uyaniyordum. Normalde unutacagim seyleri cok iyi hatirliyor; isleri nasil birbiri ardina dizip bir gunde ne kadar cok is bitirdigime ben bile sasiyordum. Ote yandan da sanki evren bana yardimci olmak, islerimi kolaylastirmak icin seferber olmustu. Butun sinirim, sabirsizligim, kaygili halim gecmis, bitmis; O da hallolur tabi ki , diyen huzurlu bir ses yoldasim olmustu. Mesela agir bir televizyon dolabi satiyorum, disari cikarilmasi lazim, tam o anda hic beklemedigim birisi cikageliyor, hoop ucundan tutuyordu dolabin. Depo odamizdan cikan buyuk sunta raflarin atilmasi gerekiyordu. Kerb Side Collection zamanimiz da coktaan gecmisti. Cop ile atilmaz, evin kenarina koysam da cirkin gorunur ve tehlike arzederdi. Tam karsimizdaki ev tadilat yaptirmaya basladigi icin evden cikan insaat artiklarini atmak icin bir skip bin getirmisler, ev sahibi geldi benim raflari da alip onlarin icine ativerdi. Sonra artik son gunler, evdeki esyalar tek tek gitmis, arabayi supurmem lazim uzatma kablosu yok. Yan komsu bahcede calisiyor, gittim hemen odunc aldim. Normalde arasan hic kimseyi bulamazsin, ama sanki benim ihtiyacim oldugunda o insanlar hep karsima cikarildilar. Ayni sekilde birisi geldi bir esya alacak ama arabasina sigmadi, sokmesi gerekiyordu bende de tornavida kalmamis, bir de baktik, baska bir komsu yine o anda disarida agac ev yapiyor cocuklarina, elinde tam aradigimiz alet. Gidip odunc aldik. Biliyorsunuz tasinma surecinde bir yandan esyalari toplamak gerekiyor ama ote yandan da o evde hala son gune kadar yasayacaginiz icin temel esyalarin bulunmasi gereklidir. Daha Perth`e tasinmamis ama birkac ay sonra gelecek bir arkadas benden bazi esyalari onun icin saklamami istedi ve ne tesadufdur ki onun istedigi esyalar benim son gune kadar kullanmam gereken esyalardi. Sonra bir de araba vardi elimde son gune kadar kullanmam gereken. Hic kaygilanmadim satilmayacak diye, sanki hep biliyordum. Tam tasinmadan iki gun once araba da satildi. Kizlarla hep kosturmaca icindeydik ve o yuzden hic birlikte guzel vakit gecirmeye firsatimiz olmamisti. Arabayi teslim etmeye giderken yolumuz Perth`te cok sevdigimiz bir Iran restoraninin onunden gecti, hep bir kez daha gitmek istemistik ama bir turku elimize firsat gecmemisti. Ben evrenin isaretlerini fark etmeye basladigim icin hop direk gittim o restorana. Ipek ve Defne de o gun oyle guzel, oyle keyiflilerdi ki cok guzel unutulmaz bir yemek yedik. Cok ufak bir sey bize oyle komik geldi ki bir anda hepimiz gulme krizine girdik ve gozlerimizden yaslar akincaya kadar gulduk. Vedamizin boyle tatli olmasina cok sevindim.

Perth`teki arkadaslarim olmadan bu islerin hic birini yapamazdim. Birisi cocuklari aldi, 2 gun evinde agirladi, havuza goturdu, gezdirdi. Birisi geldi butun mobilyalari tek tek soktu, birisi geldi koca koca esyalari odaya tasidi, birisi geldi halilarimi naftalinledi, sardi, kaldirdi. Birisi geldi, elektronik islerin tumunu yapti, bilgisayari soktu, hard diskleri cikardi, kablo kanallarini duzenledi, birisi yemege, birisi kahvaltiya, birisi caya aldi bizi. Telefonuma surekli, bir seye ihtiyacin var mi?, mesajlari geliyordu. Bizi Avustralya`ya ilk gelisimizde havaalaninda karsilayan arkadas 6 tane koca bavulumuzu ve daha ne kadar ivir zivir esyamiz varsa yukledi pick-up`ina yazin sicaginda hic usenmeden. Yani arkadas , kitalar arasi tasinma, tereyagindan kil ceker gibi dostlarin sayesinde kolayliklar icinde halloldu.

Gelelim zor tarafina: yaz gelmis, evimin onundeki frangipani agaclari rengarenk ciceklere burunmus… Bahcemdeki asma hic vermedigi kadar meyve vermis, salkim salkim koruklar sulu ve lezzetli uzume ha dondu ha donecek… Disariya cik, masmavi berrak gokyuzu seni kucakliyor. Tertemiz hava, kuslarin civiltisi, sarki gibi… Her sabah kahvaltimi (bir kase corn flakes) bahcede, rengarenk ciceklere baka baka yerde (masa ve sandalyeler da gitti) bir ortunun uzerinde yiyordum ve evime veda edecegimi bilmek bogazimda bir dugum olusturuyordu. Cocuklar yalinayak, sokakta arkadaslari ile oynuyorlar; doga comert ve guzel, benim arkadaslarim bana veda piknikleri duzenliyorlar. Vazgecmesi zor olan cok sey vardi yani. Arkadaslar son birkac gunumuzu onlarda gecirmemiz icin bize cok israr ettiler ama ben evde kalmak istedim. Evim ile vedalasmak, Avustralya`daki hayatima kacamak degil gozunun icine baka baka tum farkindaligim ile hoscakal demek istedim.

 

Untitled

https://pin.it/3m7tuo4nlhxi2f

I can’t think of anything that excites a greater sense of childlike wonder than to be in a country where you are ignorant of almost everything. Suddenly you are five years old again. You can’t read anything, you have only the most rudimentary sense of how things work, you can’t even reliably cross a street without endangering your life. Your whole existence becomes a series of interesting guesses.
Bill Bryson

Garage Sale (2)

Bugun esyalari elden cikartmak icin 2. garage sale`imi yaptim. Arkadaslarim gelip bana yardim ettiler. Bir diger arkadasim da aksama yemege cagirdi bizi. Hani derler ya dar gun dostu hic unutulmazmis, gercekten de arkadaslarimin bu yaptiklari o kadar cok iyilige geciyor ki anlatamam. Kendimi cok iyi hissediyorum, kosturmacanin ortasinda, yorgun, bitkin ve umutsuz oldugun bir anda arkadaslarla olmak cok iyi geliyor. Yalniz olmadigini bilmek en zor isleri bile kolaylastiriyor.

Esya satarken en gicik oldugum sey gelecegim deyip gelmeyen insanlar. Dondurucuyu alacagim dediler, her seyi bosalttim ama gelen giden yok. Simdi o cozulen yemekleri yiyecegiz mecburen.

Onumuzdeki hafta okulun son haftasi. Cuma gununu iple cekiyorum. Bakalim haftaya cuma girecegimiz tatil benim icin ne kadar uzun surecek. Bugun yardima gelen arkadasim da ogretmenlik gecmisine sahip. Meslegimizin ne kadar yipratici oldugunu, hem bedeni hem kafayi nasil yordugunu konustuk. Ogretmenin halinden sadece ogretmen anlar, dedi:)

Anlasilmak guzel duygu.

 

A fork in the road

Hic unutmuyorum, Turkiye`de bir ogleden sonra Ipek`i alip sitemizdeki bir cocuk parkina gitmistim. O zamanlar Avustralya isi daha yeni yeni belli oluyordu. Bir komsumuz ile konusurken tasinmayi planladigimizdan bahsettim. Ilk soyledigi sey, `Cok radikal bir karar!`oldu. Sonraki gunlerde is arkadaslarim ve cevremizdeki butun insanlara haber yavas yavas yayildi. Beni goren herkes sanki sozlesmis gibi icinde `radikal` kelimesi gecen bir cumle ile yorum yapti. Radikal adim, radikal karar, cok radikal, vs. vs. O yuzden aradan 5 yil gecmis olmasina ragmen bu sozu hic unutmuyorum. Simdiyse soranlara Amerika`ya tasinacagimizi soylemeye basladim. Yine okuldaki arkadaslar, komsular, cocuklarin arkadaslarinin velileri, esyalari satarken tanistigim insanlar filan derken nerdeyse her gun yeni birisi ile Amerika muhabbetine girisiyoruz. Yabancilardan duydugum ilk soz, `How exciting!!!!`. Hepsi olaya son derece pozitif bir acidan bakiyor ve what an adventure, kimbilir bu cocuklara ne guzel tecrube olur, diye konuya yaklasiyorlar. Turk, Lubnan, Suriye kokenli (yani bizim oralarla ayni kulturu paylasan) arkadaslarim ise konuya farkli bir bakis acisi ile bakiyorlar. Kimisi evime daha alisamadan yeniden gocmek zorunda kaldigimdan bana aciyor; kimisi esas memleketi hic terketmeyecektik; hata yaptik diyor; kimisi daha agzini acmadan goz yaslarina boguluyor.

Ben ise cok empatik bir dinleyici oldugum icin karsimdaki ne turlu bir ruh haline girerse olaya o pencereden bakiyorum. How exciting dediklerinde , evet gercekten cok guzel, harika olacak diye gozlerimin ici gulerek, enerjik bir sekilde cevap veriyorum. Dudaklarini bukerek, yuzunu eksiterek, ne isin var oralarda gitme diyene de omuzlarim dusmus bezgin ve caresiz bir sekilde, ne yapayim is nerede biz oraya diyerek sanki zorla surukleniyormusum gibi cevap veriyorum. Bazen bir gun icinde bir saat icinde bu iki ayri tepkiyi sergiledigim anlar oluyor. Cok komik. O zaman kendime donup soruyorum. Acaba ben gercekten ne istiyorum. Memnun muyum yoksa zorunluluktan mi gidiyorum, diye dusunup duruyorum.

Lise gunluklerini bilirsiniz. Icine siirler, ozlu sozler, sizi etkileyen filmlerden replikleri yazdiginiz o ergen defteri… Olu Ozanlar Dernegi`ni izledikten sonra,  ‘Ormanın içinde kesişen iki yol vardı ve ben en az ayak izi olan yolu seçtim.` diye yazmisim ben. Sanirim bu soz beni hep etkiledi. Herkesin korktugu, cekindigi seylerin uzerine gitmeye merakliyim. Odum patlamasina patliyor, korkudan bacaklarim titriyor ama neden bilmem, inadina belki de hep o en az ayak izi olan yolu seciyorum. Comfort zone`dan hoppada diye disari atlamayi seciyorum. Psychology says – Always go with the choice that scares you the most, because that’s the one that is going to help you grow. Gerci itiraf edeyim, bu sefer Amerika`ya tasinma kararini Kemal`in is bulmasi sartina baglamistik. Yani Avustralya` ya geldigimiz gibi iki cocuk ve 4 bavulla tatile gelir gibi gidemeyecegimizin farkindaydim. O yuzden Kemal` i oncu gonderdik. Simdi sozlesmeli olsa da o calisiyor. Umuyoruz ve diliyoruz ki bu kararimiz bizi ruhen zenginlestirir.

Bir de arkadas, yavas yavas anlamaya basladim. Zaten hayatta yanlis veya dogru secim diye bir sey yok. Sen nasil bakarsan oyle. Neresinden gorursen asil gercegin o oluyor. Ben de karsimdaki insanlari kirmamak icin onlar halime aciyorlarsa ben de onlarla birlikte kendime aciyorum. Macera yasamanin heyecanini hissediyorlarsa ben de oyle hissediyorum. Kafamda bir tek dusunce yok yani. Zaten kim bilebilir ki ne olacagini? Zekirdek`e baglandim; Ayten abla gitme dedi; Zeki git dedi ama yolun nereye varacagini hicbirimiz bilmiyoruz. Pinterest`te bir resim cikti karsima. Bir yol ayrimi var. Solu isaret eden tabelada: `Same old shit`yaziyor, sagi isaret eden tabelada ise `Crazy new shit` yaziyor. Yani her iki tarafta da malum pisliklerle karsilasacagiz, mutlu, tasasiz hayati kim kaybetmis biz bulalim. Kendimi de alip gidiyorum. Tebdil-i mekanda ferahlik vardir demisler. Tren geldi, atladik vagona. Nereye gidecegiz, neler olacak bilinmez ama bildigimiz tek sey var `Life happens!!!` .

Kirmizi ve Mor

Jacaranda agaclari

Avustralya`ya ilk geldigimizde kipkirmizi ciceklerle dolu Coral Tree dedikleri agaclar beni buyulemisti. Agaclarin burundugu bu rengin bu kadar canli, bu kadar parlak olusuna sasirip kalmistim. Beni kirmizi karsilamisti yani. Simdiyse mor cicekler acan Jacaranda agaclarinin narin yapraklari ugurluyacak bizi. Aklimda Perth`ten kalan bu iki renk olacak sanirim.

Bildiginiz uzere, Milwaukee biletleri alindi. 24 Aralik`ta ucuyoruz. Simdi evdeki butun esyalari doktum sactim. Neleri gotureyim, neleri satayim, neleri arkadaslara vereyim diye gece gunduz duzenleme, ayiklama yapip duruyorum. Tasinma vesilesi ile evde kenara koseye terkedilmis ne varsa ortaya dokuluyor. Burada `Esky` denilen buyuk bir piknik cantasi buldum mesela dolaplarindan birinin uzerinde. Icine ozenle yerlestirdigim kuruyemisler bayatlamis, biskuvilerin tarihi gecmis. Kampa gideriz diye alip paketinden bile cikarmadigimiz depoya terkettigimiz cadir, uyku tulumlarinin uzerinde orumcek aglari… Kahve makinasi, kac kere ictik sanki o kapsul kahvelerden? Dondurma makinasini indirmeye usendim, toplasan 3 kere kullanmisizdir. Evi ilk olarak gormeye geldigimizde, `Vay, bahcede pizza firini da var biz burda harika tandir yapariz` diye nasil da sevinmistik. Yaptik mi? Hayir! Projektor almistik, arkadaslari cagiririz arka bahcede coluk cocuk Kemal Sunal filmleri izleriz diye planlar yapmistik. O da olmadi. Kisacasi elimi attigim her esya bu yorgun ve karisik kafa ile felsefik sorgulamalar yapmama sebep oldu. Sonunda da isin icinden cikamadim, her zamanki gibi buraya yazayim belki de rahatlarim diye dusundum.

Aldigimiz veya sahip oldugumuz seylerin yarisindan fazlasi raflarda atil duruyor. Insanoglu, onu da alayim, haydi bak bunu da yapariz, bir gun ihtiyacimiz olursa elimizin altinda bulunsun, diye durmadan esya yigiyor, herseyi biriktiriyor. Ancak sadece bir omrumuz var ve bir omure her sey sigmiyor. Konfordan cok rahatsizlik veriyor sonra bu esyalar. Her baktigimda sanki eksik kalmis, bir turlu zaman bulup tamamlayamadigim bir isi hatirlatir gibi kaygi veriyor bana bu esyalar. E peki neden aldiniz diye soracaksiniz. Bu esyalarin bazilari baska ulkelere giden arkadaslardan gelmisti bize. Simdi benim de yapacagim gibi giden arkadas elinden cikaramadigi ne varsa geride kalan arkadaslarina birakiyor. Perth` teki (bizim gruptaki) dostluklar, yardimlasma ve dayanisma o kadar guclu ki, birisi tasinmaya karar versin herkes elbirlik olup yardima gidiyor, isleri bolusuyorlar, normalde gunlerce surecek bir sey bir gunde halloluyor. Gelenler icin de boyle gidenler icin de. Gelenleri herkes bagrina basiyor, onlara yardimci oluyor, gidenleri de herkes ugurluyor. Her neyse, 3 arkadas tasindi burdan 2`si Amerika`ya birisi Endonezya`ya gitti. Onlardan gelen esyalar oldu. Sonra bir de ikinci el piyasasi burada cok hareketli, Facebook marketplace`den almayi aklindan gecirdigin ne varsa yari fiyatina bir saat icinde evinde olabiliyor. Iste boyle boyle, biraz o, biraz bu biriktirip durmusuz.

En cok icimi acitan da plaj semsiyesi, cadir ve minik masa oldu. Pazar gunu yaptigim Garage Sale`e gelen genc bir cifte verdim gitti onlari. Biz plajlara doyamadik, umarim siz keyfini cikarirsiniz diye gecirdim aklimdan.

Ustun Dokmen, dunyada sadece iki tip insan vardir demis. Birisi sandalyenin ucunda tedirgin, emanet oturanlar; digeri de soyle rahat rahat, yayila yayila oturup sirtini da guvenle arkaya yaslayanlar. Ben, su her an kalkacakmis gibi oturanlardanim. Oyle ucta oturuyorum ki nerdeyse sandalye altimdan kayip dusecek. Kalkip Turkiye`den buralara geldik, belki burda rahatlariz dedik. Nereye gidersem gideyim kendimi goturuyorum aslinda, beni degistirecek ulke degil, sadece kendimim. 5 yil sonra Avustralya`yi birakip Amerika`ya dogru yola cikarken, yasanmamisliklarin sucunu ne trafikte, ne kargasada, ne de pahalilikta bulamiyorum. Burada her turlu imkan vardi ama ben bu imkanlarin hakkini veremedim. Gelecek kaygisi ve yeni ulkede tutunma telasi yuzunden universiteye yazildim, full time zaten calisiyordum, iki de cocuk olunca ve cocuklari yabanci usulu kendi hallerine birakmak yerine Turk usulu yakin takibe alinca geriye ancak yemek yeyip uyumalik bir zaman kaldi.

Allah`tan en buyuk dilegim Amerika`da bana yasami iskalamayacak sakinligi ve bilgeligi vermesi. Insallah bir sure is arama derdine dusmeyip kosturmaca ile gecen son 16 yilin acisini cikarabilirim.

Siz de nerde olursaniz olun, ne aldiginiz bisiklet, ne raflara dizdiginiz kitaplar, ne de son model fotograf makinaniz hayatinizi daha anlamli hale getirecek. Onlari agiz tadi ile kullanacak, anin keyfine varmanizi saglayacak bilincli farkindalik (mindfullness) yoksa sizin de benim gibi kafaniz karisik olacak. Ha Avustralya, ha Turkiye, ha Amerika sandalye ayni sandalye. Onemli olan oturmasini bilmek. Bosvermek; kaygidan, korkudan, telastan, sinirden arinmak ve her seyi akisina birakmak.

Iyi seyler hep yolunuza gelsin, sevgiler…

Vesile

 

Coral Tree – Mercan agaci

Happy Thanksgiving (Şükran günü)

Yarın Amerika’da Thanksgiving ve resmi tatil.

Türkiye’deyken ve hatta Avustralya’da da yaşarken, şükran gününü dini bir gün zannederdim. Avustralya’da bu gün kutlanmıyor. Amerika’da, Kanada’da ve Amerika’ya bağlı (karayipler vb. ülkelerde) kutlanıyormuş sadece.

Bunun yanında, daha bu yıl (Amerika’ya geldikten sonra) öğrendim ki, aslında bu günün din ile hiç ilgisi yokmuş ve sadece bir önceki yıl elde edilen hasat için şükretmek için kutlanıyormuş. Bu yüzden Amerika’da Kasım ayının 4.Perşembe günü ve diğer ülkelerde farklı aylardaki farklı günlerde kutlanan şükran gününde bol bol yemek yapılıyor, tüm aile bir araya geliyor ve yemekler bolca paylaşılıyormuş.

Nereden ve nasıl çıktığına dair çeşitli rivayetler söz konusu. Türkçe kaynak için şuraya bakabilirsiniz.

Aynen Türkiye’deki dini bayramlar gibi, insanlar şükran gününün önündeki veya sonundaki günleri izin alıp tatillere çıkıyor veya (çoğunlukla) aile ziyaretlerine gidiyorlar.

Bu yazıyı size (Amerika’da) Çarşamba günü yani aslında lükran gününün arifesinde yazıyorum. İş yerinde bugün o kadar az çalışan var ki anlatamam. Hele şükran gününün sonrasında Cuma günü bina neredeyse bomboş olacak. Tam bir bayram havası var, herkes bir birine “Happy Thanksgiving” diyerek kutluyor bu günü! Avustralya’da alışık olduğum ama Amerika’da gördüğümde ilk anda yadırgadığım bir tablo 🙂

Herkes birbirine “Şükran gününde ne yapıyorsun, planın nedir?” diye soruyor. Ve mutlaka bir plan yapmış olduğunuzu varsayıyorlar.

Bugün öğle arasında asansörde karşılaştığım iş arkadaşımın üzerinde buranın yerel futbol (Amerikan futbolu) takımı olan Green Bay Packers forması vardı. Arife günü olduğu için epey bir rehavet var havada 🙂

Tatillerden bahsetmişken, Avustralya’daki tatil sürelerinin ne kadar çok olduğundan, iş ve yaşam dengesinden (Work-Life Balance) ve uzun süreli çalışma izni (Long Service Leave)’den bahsettiğimde buradaki iş arkadaşlarımın ağzı açık kalıyor. İlk söylediğimde inanmamışlardı ve Google’dan teyit ettikten sonra inandılar ancak. Ama bugünlerde Avustralya’daki koşulları anlattığımda artık bana “tamam, ama orası Avustralya” diyorlar 🙂 Çünkü burada işverenin eklediği en küçük bir ekstra hak (imtiyaz) sanki çok büyük bir farkmış gibi sunuluyor.

Yarın tatil, Cuma günü çalışıyorum. Sanırım Cuma günü evden (uzaktan) bağlanarak çalışacağım. Happy Thanksgiving 🙂

- PAGE 1 OF 37 -

Next Page ⇀

loading
×