DENGE

Geçen hafta sonu Cumartesi sabahı Perth’te özel dersim vardı. Kemal’in de yolda bir bilgisayar servisi işi çıkınca hep birlikte Perth’e gitmeye karar verdik. Kemal’in işi Armadale denilen bir yerde idi. Ev dağın yamacında, çok geniş bir arazi üzerine kurulu idi. Oraları çok beğendik ama sonradan öğrendik ki hırlısı hırsızı hep Armadale’den çıkıyormuş ve bu yüzden oralar pek makbul bir semt değilmiş. Neyse Kemal bilgisayar işini halletti sonra ben derse gittim. Harika insanlarla tanıştım. Türk asıllı anne İngiliz asıllı babanın iki çocuğuna Türkçe dersi veriyorum. Anne çok şeker, onunla konuşurken aynı milliyetten olduğumuz için gurur duydum çok kültürlü, eğitimli ve bilgili. Batı Avusturalya’daki imajımız malesef çok iyi değil. Bir, Türk olduğunu pek dillendirmeyen topluma uyum sağlamış, eğitimli, seviyeli, kaliteli insanlar var. Bu insanlar genelde nitelikli göçmen olarak ülkeye gelmiş veya buraya daha önceden gelen ailelerin okumuş çocukları. İki, kendini geliştirmek için en ufak bir çaba sarfetmemiş, nezaket, saygı ve bilinçten yoksun insanlar var. Her iki tür Türk nüfusu ile de yakından tanışma firsatım oldu. Tecrübelerime göre ikinci gruptaki insanlar selam vermekten bile kaçan, görmezden gelen, tepeden tırnağa süzen, anlamsız bir biçimde kibirli, bakışlarıyla eleştiren ve yardımcı olmaktan kaçınan insanlar. Sanırım yardım teklif etmekten çekinmelerinin sebebi suistimal edilme korkuları veya “ben geldim, burnum yere sürtüldü, bunların da sürtülsün” düşüncesi. Onların haline ve Türkler için oluşturdukları imaja üzüldüm. Neyse bunun dışında son derece yardımsever, sıcak ve samimi insanlar da var ama malesef sayıları çok değil. Doğal olarak insan kendini yakın hissettiği grupla görüşür. Biz de bizim gibi olan, konuşacak sözümüzün olduğu, aynı şeylere güldüğümüz, üzüldüğümüz grup ile görüşmeyi tercih ediyoruz. Sağolsunlar dostlarımız Mandurah’ta olmamıza rağmen bizi hiç yalnız bırakmıyor, ya onlar geliyor ya da bizi Perth’e çağırıyorlar. Neyse işte, geçen hafta Cumartesi dersten sonra dünyanın şehir içindeki en büyük parkı olan Kings Park’a gittik. Çocuklar için muhteşem bir yer yapmışar, tırmanma, atlama, koşma ve daha bir çok aktivite içeren Synergy Park’ta bir piknik yaptık. Bir grup insan kiliseden gelmiş , yaratıcılığı kutlama aktivitesi yapıyordu. Herkes resim çiziyor, şarkı söylüyor, yüz boyama, balondan şekiller yapma falan filan türünde öyle etkinlikler vardı. İpek için bir ressam bir resim yaptı, hatıra olarak saklıyoruz. O günümüz çok güzel geçti. Pazar sabahı da yine Perth’ün kuzeyinde Hillarys denilen meshur bir plajda Aylin ile Sinan’ın kızı Selin’in dogumgününe gittik. Korunaklı sığ plajda kızlar yuzdu, oynadılar ve pasta kestik. Arkasından çalıştığımız okulun okul aile birliği günü vardı, oraya gittik. Çocuklar şişme balon havuzuna girip enerjilerinin son zerresini de tüketene kadar oynadılar. Altı aydır burada olmaktan İngilizcem pek gelişmedi lakin Türkçem gerilemeye başladı. Okuldaki Türk temizlikçiye “Ben kapıyı kilitlerim” diyeceğime “Ben kapıyı gıdıklarım” dedim! Pazartesi olduğunda Çarşamba günkü derse hazırlandım. Salı günü okul vardı. Çarşamba günü okul ve çıkışta Turkish Australian Culture House’da Türkçe dersi vardı. İkinci dersimiz daha iyi geçti. Özgür sağolsun büyükçe bir beyaz tahta almıştı bu defa onu sınıfa sokarken Karen, ben ve Özgür biraz zorlansak da sonunda başardık. Notlarımı düzenleyip yakında paylaşacağım bu dersi de. Perşembe günü Defne ile evde zaman geçirdik. Kabak dolması ve sebzeli poğaça yaptım. (Poğaça beslenme çantasına ne koyacağım derdini azaltıyor.) O gün geçmek bilmedi ve kafam çok doluydu, düşüncelerimi kontrol edemiyor, kafamı toparlayamıyordum. Bir işi yaparken bir sonraki işin ne olacağını planlıyor, su içmeden, nefes almadan anlamsız bir koşuşturma içinde yaşıyordum bir kaç gündür. Bir huzursuzluk bir sıkıntı vardı üzerimde. Hani başın ağrıdığında bir planın vardır ya, ilaç almak, karanlıkta uyumak, duş almak vs… Benim de böyle sıkıntılı hissettiğim anlardan kurtulmak için yaptığım şeyler var. Mesela yatak odasına gidip kapıyı kapatıp kitap okumak. İtiraf ediyorum ilk İngilizce romanımı okuyorum. 145. sayfasına geldim “Wife 22” diye güzel bir kitap. Anlaması o kadar da zor değil, akıcı ve basit. Bazen müzik dinliyorum,o da çok iyi geliyor. I-Phone’dan istediğin radyoyu dinleyebiliyorsun. Radyo Akdeniz Hatay genelde sevdiğim parçaları çalıyor. Araya sıkışan “İZ-A-LASYON” reklamları olmasa oldukça eğlenceli. Film izlemek ise başka bir yöntem. Kafamı boşaltıyor. Film izlediğim zamanda “kim bilir ne çok iş hallederdim internette” diye düşünsem de kendimi bunun için zorluyorum çünkü dengemi bulmama yardımcı oluyor. Bir de kendimi dışarı atıyorum. İşte Perşembe günü de böyle oldu. İpek’i okuldan alınca plaja gittik. Su böyle mi güzel olur, sanki pamuklar üzerinde yürüyorsun. Gökyüzü sonsuz, geniş, muhteşem. Kızlarla yüzdük, suda oynadık. Sonra havlumu serdim, uzandım. Kızlar kumla oynamaya daldılar. Gözlerimi kapattım bir süre. Açtığımda etrafımda gördüklerime baktım. Birden aklımda bir şimşek çaktı. “Allah beni seviyor” dedim. Bunu birkaç defa tekrar ettim. Her seferinde daha bir rahatladım, daha bir hafifledim, mutlu oldum. Neden, açıklayayım. Kültürümün bir parçası olarak yetişme şeklim biraz şüpheci ve endişelenen bir insanım. Çevremde hep “Çok gülme deli olursun”, “Çok güldüm , başıma bir şey gelecek”, “Çok iyi, tahtaya vurayım da bir şey olmasın”, “Çok güzel, nazar değmesin” ,” Ne olsun, ölmedik sürünüyoruz”, “Bugün çok iyi davranıyor kesin bunun arkasından bir şey çıkacak”, “Fırtınadan önceki sessizlik!” türünden söylemler duydum, ben de kullandım. Bir süre sonra mutlu olmak sanki suçmuş gibi, mutlu olan insan hep bir bedel ödemek zorunda kalacakmış gibi bir fikir oluştu beynimde ve sanırım bu fikir yaşamıma çok etki etmeye başladı. Plajda gözlerimi açtığım anda jeton düştü. Allah bana istediğimi, hep gönlümde olanı vermişti ve vermeye de devam ediyordu. Ondan korkmaya, çekinmeye gerek yoktu. O beni seviyordu ve sevmeye devam da edecekti. Bu düşünce bana çok büyük güven verdi. Sahip olduğum şeylerin her an elimden yitecek ve sadece bir tesadüf olduğu duygusundan sıyrılıp Allah’ın benim dularımı duyduğunu ve kalbimde olanı bana verdiğini düşünmeye başladım. Her an kötü bir şeyler olacak korkusundan kurtuldum. O an kendimi çok güvende hissettim, mutlu oldum, hakkını vererek! Anlatması zor, çok basit bir düşünce ama bende büyük bir etki yaptı… Bazen sinirlendiğim zamanlar İpek bana “Ben eski güzel annemi geri istiyorum, sen o değilsin!” diye bağırıyor. Aslında kız haklı. Neyse, oluyor işte böyle insanın dengesini yitirdiği zamanlar. Bu güne kadar herhangi bir depresyon ilacı filan kullanmadım. Listemdeki rahatlama yöntemleri etkisini kaybettiğinde belki kullanırım ama şimdilik dengemi bulmanın yollarını biliyorum ve işe de yarıyor. Cuma günü okula gittim, Defne’yi de götürdüm. Dönüşte 1 buçuk saat trafikte kaldım. Roe Highway kapanmıştı, niye bilmiyorum. Tatil olduğu için trafik ceza puanları iki katı. Açık olan yolu bulayım diye otobüslerin gittiği şeritten gitmişim yanlışlıkla. İnşallah ona ceza gelmez. Çünkü zaten okul giriş çıkıs saatlerinde okul cevresinde 40’a inmem gerekirken 48 ve 52 ile yakalandığım için 225 dolar trafik cezası yemişim, arabamın resmini cekip yollamışlar. Bu yeter başka ceza almayayım. Neyse eve geldim, “Look Both Ways” diye kütüphaneden aldığımız güzel bir Avustralya yapımı film izledim. Cumartesi sabahı Perth’e derse gittim. Kemal ise kızları yüzmeye götürdü. İpek bir üst kura atladı, yüzmeye başladı. Defne eski kuru tekrar ediyor biraz daha güven kazanması gerekli. Pazar günü yani bugün ise Perth’ten İbrahim ve Banu kızları Yağmur ile geldi. Nuray’ın oğlu Güneş’in doğum günü idi. Bize 15 dakika uzaklıkta çok güzel bir plaj olan Falcon Beach’e gittik. Gölgeliğimizi kurduk, masalarımızı açtık. Yüzdük, yemek yedik, sohbet ettik. Güneşten fena yanmışız. Biliyorsunuz burada 1 Mart sonbaharın ilk günü. Sonbahar geliyor, denize doya doya girelim derken “Hindistanlı Pıncır” gibi olduk bugün ama değdi, çok güzel bir gün geçirdik. Çocukları banyo yaptırdım, uyudular. Yarın işçi bayramı olduğu için tatil. Geç uyuyabiliriz (sanki geç kalkabiliyomuşuz gibi…) O yüzden oturup yazdım biraz ondan biraz bundan! Annem ile nihayet Facebook üzerinden video görüşmesi yapmayı başardık ve doya doya konuştuk. Dengemi bulmama o da yardımcı oldu sanırım. Kısacası işler yolunda, Allah hepinizin işini rastgetirsin. Baki Allah, eyvallah:) buy kamagra online

Comments are closed.