Dönüş

Tatilimiz bitti. 20 güne bir kina gecesi, bir düğün, bayramlaşma, Urfalilarin bos gece dediği sazlı sözlü eğlenceden iki tane, cocuklar icin de yıldızların altında döşekte yuvarlanarak cips ve dondurma yemek anlamına gelen “pijama partisi”nden neredeyse 5 tane sığdırdık. Tabi ki artık geleneksel hale Traktör ile dağ gezimizi   Simdi dönüş yolunda uçakta yazıyorum bu satırları. Toplam 160 kiloyu doldurduk ve bagajları Urfa’dan Perth e gidecek sekilde check in yaptırdık. Yani Istanbulda bagaj almadık insallah kayıp veya eksik olmaz. Türkiye demek gerginlik demek.Havaalanına gittik bütün arabalar kapının önüne park etmiş, kalabalık, herkes birbirine korna çalıyor.  Esyalari yüklediğimiz trolley arabanın tekerleri her biri bir yana gidiyor, kontrol etmesi zor.Sıraya girdik, insanlar göz gore gore önümüze atlıyorlar. Güvenlikten gectik, polisler aldığım ebru kolilerine takıldılar, illa ki açacağız, sıvı görünüyor ne tur sivı belli degil diyorlar. Bunlar yurt dışına gidecek,özel olarak paketlenmiş, sizde yeniden paketleyecek malzeme varsa açalım diyoruz, yok diyorlar. Yani açıp oyle bırakacaklar! Neyse sonunda o kadar dil döktük ki adamlar tamam haydi geçin dediler. (Bir de İpek’le Defne’yi görünce, siz aile misiniz, öyleyse haydi bu kızların hatırına geçin dediler. ) Ordan gittik Istanbul Atatürk Hava Limanı’na. Polisten geçeceğiz, passport polisinin tutturdu yurt dişi çıkış harcı odememissiniz! Anlatıyoruz, bizim kalıcı oturum iznimiz var,bu elektronik vize, pasaportta bu yuzden yazmıyor diye. Adam bizi şefine yönlendirdi o daha bir nemrut cikti. Kemal’e uzatmamasini, gidip Vevo belgesi veya Visa Grant Notice print out alabileceğimizi söyledim. Ordaki bir büfeden İnternet’e bağlanıp o belgeleri print edip aldık. Canımız sıkılmıştı ve bu yuzden koridorun diğer tarafindaki pasaport polisine gidelim dedik. Diğer polis hic bir sey istemeden, sormadan damgayı bastı, belgelere bile bakmadı! Boyle olaylar olunca insanda hep enayi yerine koyulmuş olma hissi doğuyor, sanki her seyin bir istisnası olabilir gibi geliyor. Bu yuzden de toplumda sürekli bir endişe var. Avustralya’daki güveni ve adaletli sistemi ozledim, kimsenin mağdur edilmediği, saygılı, yardımlasma ve anlayışa dayalı ilişkileri! (Nasıl olurdu mesela? Paketi kontrol icin mutlaka acarlar ama benden guzel geri paketlerlerdi veya o baska ülkenin sistemi, ben goremiyorum yerine ona sunduğumuz delillere bakarak bizim PR oldugumuzu, 4 kişi icin yurt dişi çıkış harcı ödememize gerek olmadıgını anlayabilirlerdi, vs.)

Neyse, Türkiye’de gözlemlediğim baska bir konu da güvenlik! Herkeste her an korkunç bir sey olabilir türünde bir beklenti vardı. Canlı bomba, deprem, kaza, hırsızlık , gıda zehirlenmesi ve bunun gibi endişeler insanları paranoyak hale getirmişti. Haberler zaten sürekli gerginlik, felaket, korku aşılıyor. Boyle bir ortamda, her seye rağmen sanırım yaşanabilecek en huzurlu tatili yaşadık. Urfa’dan 30 -35 kilometre uzakta,  sıcaklığın da 10c daha düşük olduğu, yeşilliğin bol, suyun ve havanın tertemiz olduğu cennet koyümüz Tülmen bize muhtesem bir tatil yaşattı. 

Her gece cırcır böceklerinin ninnisi ile yıldızlı gökyüzünün altında uykuya dalmak, gun doğarken de hafif esen rüzgarın yüzünü okşadığı, horozların öttüğü taptaze bir sabaha uyanmak! Kümesten elinle topladığın yumurtalar ile menemen yapmak ve kokulu cayı yufka ev ekmegine sardığın örgü peynir eşliğinde yudumlamak… 20 gun boyunca bir kere bile saate bakmadım! Canım istediği zaman uyandım, yemek yedim, uyudum. Internet, Facebook zaten yok. En guzeli de tam bir yıllık kahkaha depoladım. Genis ailemizde ortak geçmişimizin bizi birbirimize bağlayan ağları o kadar sağlam ki, yaptığımız esprilerde acaba darılır mı, gücenir mı veya komik duruma düşer miyim diye takmadan rahat rahat içimizden geldiği gibi konuştuk, espriler yaptık, ağız dolusu güldük, eğlendik. 

Sayılı gun tabi ki çabucak bitti. Tülmen’den ayrılmak, anne karnının rahatlığını terkedip yasam telaşının hüküm sürdüğü acımasız bir dünyaya doğmak gibi su anda. Tatil dönüşü travmasini yasıyorum şimdiden. Okulun ilk 2 haftası bütün branşlardan planların istendiği ve veli toplantılarının yapıldığı hafta. Ayrıca Perşembe İpek’in 10 hafta sürecek bir aktivitesi başlıyor. 3 Ağustos’ta Sydney e gidecegiz ve yine Ağustos ayi icinde iki hafta sonum full Montessori matematik workshopu ile dolu, son olarak da 23 Ağustos’ta Fremantle Arts Centre’da Ebru kursu veriyorum. Oh be!   Yazınca rahatladım! Demek beynimde oyle buyutuyordum ki altından kalmamayacakmışım gibi geliyordu. Şimdiyse isleri bitirmiş gibi daha iyi hissediyorum. 

Türkiye’den bazı fikirlerle donüyorum. Birincisi bahçemizde bir tavuk kümesi yapmak. Sanırım komşulardan ve council den izin almak gerekiyor ama taze yumurta yemek icin bence  kesinlikle deger. Ayrıca çöpe giden onca yemek de israf olmamış olur. Gumtree’den chicken coop ilanlarında bakacağım inince. Ikinci fikir bizim ve akrabalarımızın Tulmen’deki bağlarında yetişen son derece lezzetli ve kaliteli ‘Antep Fistigi’ ni Avustralya’ya ithal etmek. Tabi izinleri, Gıda Kontrolü prosedürlerini filan araştırmak lazım. Bu uzun vadeli bir plan. Baska bir de Avustralya’daki sıcağa dayanaklı, az su isteyen özel bitkilerden alıp yetiştireyim giderken Urfa’ya götüreyim istiyorum. Hem koy evimize guzel bir hediye olur hem de Urfa ve Perth’un iklimi benzer olduğu icin belki tutar ve toprağını sever bitki. 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *