Dümeni Doğrulttuk

Selamlar herkese, eşe dosta sevgiler… Avustralya’ya geleli 10 ay oluyor. Normalde İstanbul’da kalsam ailemi çok özler, dayanamaz bir tatilde kaçmak isterdim, kaçamayınca da huysuz ve huzursuz olurdum. Belki kaçamayacağımı bildiğimden buradayken çok da hasret ve özlem duymadım bizimkilere. Kardeşlerle Facebook’tan görüşüyor, arada bir konuşuyoruz. Annemle son aylarda sık sık görüntülü konuşuyoruz. Teyzemin espirilerini özlüyorum ama… Tabi ki orada bıraktığımız herkesin yeri ayrı ama “Taa dünyanın öteki ucu”, “o kadar uzak bir kıta”, “yurt dışı”, “gurbet” filan bunlar özlemi daha şiddetli yaşamana sebep olmuyor. Özlemekse aynı özlemek… Bunu niye anlattım? Kısacası Avustralya’ya geldiğime üzüleceğim tek ama tek şey sevdiklerimden uzak kalmış olmam, ama o bile çok da koymuyor:) 20 Haziran’da 1 aylığına Türkiye’ye gidiyoruz. İnşallah tatilimiz ağız tadıyla güzel geçer. Siteyi yeni okumaya başlayanlar için bir özet geçeyim. 10 ay önce ben ve eşim işimizden istifa ederek, 2 çocuğumuzu da alarak Perth’e geldik. Batı Avustralya sponsorluğunda kırsal bölgede yaşama zorunluluğu ile geldik. Baktık ki kırsal bölgede iş yok, puan sistemi de değişmiş, yeni vizeye başvurduk ve bölge kısıtlamasını kaldırıp kalıcı oturum izni aldık. Her şey bundan sonra daha çok değişti. Devletin sponsor olduğu bir çok diploma programından yararlanıp bedava eğitim alabiliyorsun. Türkiye’deki derecelerinize güvenip de bir şeyler yapmayın, en alasını almış bile olsanız diplomaların, kimse yüzünüze bakmıyor. O diplomalar sadece sizin kişiliğinizi ve karakterinizi şekillendirmede rol oynamış olabiliyor ve kişilik burada diplomadan daha önemli. Eğitim herkese o kadar kolay sunuluyor ki okul başarısı önemli değil. Nasil bir insan olduğun, ilgi alanların, hobilerin, hayata bakış açın ve tavrın çok daha rağbet görüyor. 4 kişilik (kirada yaşayan) bir ailenin yıllık ortalama yaşam masrafı 40-50 bin dolar arasında. En kötü işler yıllık 50 bin dolardan başlıyor. İki kişi çalışırsa rahat geçiniliyor. Avustralya fırsatlar ülkesi, Türkiye’de kimsenin kıymet vermediği, ayaklar altına alınmış olan meslekler burada çok kıymetli. Çok klişe ama insana çok değer veriliyor. İnsanca yaşamak için her şey mevcut. Yüzme havuzları, kütüphaneler, spor salonları, hobi merkezleri, yeşil alanlar, parklar bahçeler her köşe başında. Rüyalardaki gibi yani. Bir yerden bir yere giderken trafikte saatler harcamıyorsun, herkes birbirine güler yüzlü davranıyor. Avustralya’lılar ile pek arkadaşlık olmuyor açıkçası. Perth’te çok kafadengi, eğlenceli, aydın bir Türk grubu var. Genelde son 10 yılda buraya gelmişlerden oluşan bu arkadaş grubumuz çocuklu ve çok cana yakın. Italyan, İranlı ve Bulgarlardan filan oluşan diğer göçmenler de çok sıcak ama açıkçası Avustralya’lılar ile henüz o kadar yakınlaşmamız olmadı. Bir arkadaşım onların yabancı korkusu olduğunu bu yüzden göçmenlerden hep uzak durduklarını filan söyledi. Belki de durum böyledir. Nazik olmasına nazikler, güler güzlüler, yardımseverler ama yine de mesafeliler. Olsun diyoruz, hayat yine de çok güzel. Bir arakadaşım soruyor, acaba hiç “keşke gitmeseydim” dediğin oldu mu diye. Allah’a şükür olmadı ama yaşadığımız bir şok oldu tabi ki ve hala da zaman zaman yaşıyoruz. Sıfırdan başlamak neyse biz de tam onu yapmak zorunda kaldık, buraya gelen tüm göçmenler gibi. Kariyeri unut, eğitimi unut, kim olduğunu unut, ne yapmak istediğini unut!Allahtan Türkiye’de bizi güvenceye alacak birikimimiz vardı. Fırtınalı bir deniz aştık yani, bugünlerde dümeni doğrulttuk. Çocuğunuz varsa burada çok eğlenir. Spor yapmayı seviyorsanız cennet gibi her olanak elinizin altında. Konuyu çok dağıtmadan bahsedeyim. Fırsatlar ülkesi aslında Amerika filan değil kesinlikle Avustralya! Bilmiyorum benim mi bahtim açıktı yoksa herkes için mi geçerli: Yabancılara Türkçe dersleri veriyorum ve gelen talep üzerine kurumuz devam ediyor, yani bir defalık değil. Ebru kursları veriyorum, kursa gelen bu sanata bayılıyor, ikincisi ne zaman diyor. Bir okulda haftada 3 gün öğretmen yardımcısı olarak çalışıyorum zaten. Kemal kendi sirketini kurdu, bilgisayar ile ilgili butun isleri yapıyor. Musterileri tekrar tekrar ariyor onu isleri dustukce. Uzun lafın kısası Allah’a binlerce kez hamdolsun yolumuzdaki zorlukları yavaş yavaş atlatıyoruz. Çalışkan ve girisimci olan herkes icin de bunun boyle olacagina eminim. Yeter ki umutsuzluga kapılmayın, karamsarlıga dusmeyin. Bir yandan da hayattan beklentiler onemli tabi ki. Benim hic giyimde kusamda, gezmede tozmada, cafede sinemada barda bir hevesim olmadi ben hep huzur, yeşillik, sakinlik ve düzen peşinde koştum, yanlızlığı ve kafa dinlemeyi de sevdim. O nedenle burasi bana göre. İstanbul’dan kaçmak istememizin sebeplerini çoğu kez yazmıştım bu yüzden geldiğimize hiç pişman değilim. O şehir bizi gerçekten çok yoruyordu. Son olarak buradaki insanların yaşamlarına baktığımda 50 yaş üstü bisiklet kulubu, 70 yaş ustu spor salonu uyeligi, hobi kulupleri, sosyal etkinlikler filan hepsi bana umut veriyor. İnsan ölüp de mezara girinceye kadar hayatını doya doya yaşiyor. Yemin ederim anneannem yaşındakiler katkatlı etekler giyip eşli danslara katılıyor, gösteri yapıyorlar. Kimsenin yaş takıntısı yok, hayatlarını gönüllerince yaşıyorlar. Bana tüm bu gördüklerim örnek oluyor. Hayata bir kez geliyorsun, bir bedenin ve bir hakkın var. Sporunu yap, sağlıklı yaşa ve en önemlisi yaşamdan keyif al. Gelecek korkusu yok. Devlet hep arkanda. Tek sorun seni sen yapan güzel insanlarla artık eskisi kadar görüşememek… Onlara da artık internet üzerinden teşekkür ediyorsun, besleyen, büyüten ve zenginleştiren ve hiç bitmeyen sevgileri için…

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *