Gezi notları

Sevgili dostlar, geziye çıkmadan önce öyle bol keseden atmışım. Gün gün takip edin yazarım vs. demişim. Nerdeee! Uçaktan indik bir koşturma başladı. Önce Prag arkasından Viyana ve sonra da Budapeşte. Her anımızı dolu dolu yaşamak istedik, o yüzden sadece geç saatte otele döndük. Sabah 9’dan gecenin 10’una kadar sokakları arşınlayınca da insanda bir satır yazacak hal kalmıyormuş bunu anladık. 

Geziye gitmeden önce ne yapılır, nerelere gidilir diye araştırmak isteyenlere rehber olmasını umarak Prag ile ilgili izlenimlerimi ve öğrendiklerimi aktarmak istiyorum.

Prag 1993 yılında kurulan Çek Cumhuriyetinin başkenti ve Bohemya bölgesinin merkezidir. Çek devletinin kuruluşunda önemli rol oynayan Prens Vaclav 929 yılında kardeşinin emriyle öldürülür. Çek halkı için çok değerli olan bu Prensin adı birçok yere verilmiştir. Çek tarihinde bir diğer önemli şahsiyet ise Reformcu Jan Hus’tur. Jan Hus yoksul bir ailenin çocuğudur, zamanın en önemli din bilginlerinden biri olmuştur. Katolik kilisesinin yoz uygulamalarına, servetine ve müsrifliğine yönelttiği eleştiriler nedeniyle 1415 yılında sapkın ilan edilerek kazıkta yakıldı. Çek halkının gözünde şehitlik mertebesine yükselmiştir. Engizisyon mahkemeleri, çoğunlukla “ihbar” müessesesi üzerine kurulmuştu. Eğer bir kişi kendi günahlarını gelip bir ay içinde itiraf ederse ve “özür dilerse” affedilirdi. Jan Hus bunu yapmadı. Yakılarak can verirken, papaza “Sana 40 gün veriyorum. Sen de 40 gün sonra öleceksin. Onu ölüme mahkum eden Krala ise sana da 1 yıl veriyorum. 1 yıl içinde cezanı çekeceksin ve öbür dünyada buluşacağız” demiş. Gerçekten de Jan Hus’un söylediği süreler içinde hem papaz hem de kral Jan Hus taraftarları tarafından öldürülmüştür.

Prag’a indiğimizde hava kararmak üzereydi. Rehberimiz bizi Vlatava Nehri’nin kenarında indirdi. Eski saat meydanını tarif etti ve serbest zaman verdi. Akşam 10’da buluşup otele gitmek üzere herkes dağıldı. Hava çok soğuk değildi, Vlatava nehrinin kenarında romantik bir yürüyüş yaptık. Mission Impossible filminin en heyecanlı sahnelerinden birinin çekildiği yerlerde puslu ay ışığına ve kartpostal güzelliğinde manzaraya karşı her gördüğümüzü aklımıza kazımaya çalıştık. Vlatava nehrinin sağında ve solunda çok güzel aydınlatılmış 13. yy’dan kalma yapılar var. Bunları görebilmek için bir tekne gezisi yapmanızı tavsiye ederiz. Bizim indiğimiz yerde en son yemekli tekne turu saat 8’deymiş. Biz o turu kaçırmıştık bu yüzden Eski Şehir Meydanı’na doğru yöneldik. Köprüden meydana giden yola Paris caddesi  deniyormuş. Sağlı sollu ünlü markaların mağazaları var. O hafta da moda haftasıymış diye ortaya bir yere podyum kurmuşlardı. Çok geçmeden meydana ulaştık. Sağda faytoncular, tam karşımızda ışıl ışıl masalarla sokağa taşmış cafeler solumuzda ise  Jan Hus anıtı vardı.  Heykelin tam arkasındaki alanda, yere gül yapraklarıyla muhteşem bir desen çizmişlerdi. Bu desene yukarıdan bakabilmek için bir platforma çıkılıyordu. Gül yapraklarının kokusu gecenin seriniyle birleşince insanda sanki bir bahçede yürüyormuş hissini uyandırıyordu. Bu meydandaki en ilgi çekici yapılarından birisi Eski Belediye Sarayı’dı. Bu sarayın 69’5 metre yüksekliğinde bir kulesi vardı. Yaklaşık 8TL. karşılığında  asansörle kuleye çıkılıyor. Merdivenle çıkmayı kimsenin gözü kesmiyor. Kulenin nefes kesen bir manzarası var. Kiremit çatılar, tüm büyük ve ihtişamlı binalar, kilise kuleleri ve her yer ayaklar altında.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *