İkinci Bayram

Gunler geldi geçti, uzak diyarlarda ikinci bayramımız da geldi çattı. Tahmin edileceği gibi burada kimsenin bayramdan haberi yok. İlk gün Nuraylar geldi, bayramlaştık, sohbet ettik. Akşama yemekte tekrar buluştuk. İkinci gün dışarılarda dolaştık, kütüphaneye gidip 40 kitap 10 DVD aldık. Okudukça yeni yeni sanatlara ilgi duymaya başladım, allah sonumu hayrede. Sonra buranın en eski balık lokantasında otantik bir yemek yedik, çocukları parka götürdük, sonra da ben 55 yaş üzeri insanlar için çalışan büyük bir aktivite merkezi ile görüştüm, çalışmalarımı gösterdim, belki orada Ebru atölyesi düzenleyeceğim, haber bekliyorum. Çocuklar çok yoruldular ama o gün hava çok sıcaktı, dönüşte bir de plaja uğrayalım dedik. Çocuklar sevinçle sahilde dalgalarla oynamaya başladılar. Yine tahmin edileceği gibi tekerlenip suya düştüler. Don katında eve getirdik onları. Buranın en güzel yanlarından biri giyim kuşam konusunda rahat olmaları. Ayrıca hiç bir şey çok dikkat çekmiyor. İster terlikle, ister şortla ister eski püskü kıyafetle çıkıp dolaşabiliyorsunuz, kimse tepeden aşağı süzmüyor, küçümseyen gözlerle bakmıyor. Kişinin konforu ön planda, nasıl rahat ediyorlarsa öyle dolaşıyorlar. Neyse eve geldik, hazır hamur işinde ustalaşmışken bir de mantı yaptık. Yogurdun etkisiyle hepimiz sızıp kaldık. Asıl bayramımız Cumartesi günü başladı. Demir abilerin daveti bizi evimizde, memleketimizde hissettirdi. Ne kadar anlatsam azdır. Muhteşem bir ortam, göl kenarında yeşillikler içinde huzur ve mutluluk kokan bir ev. Ev sahibinin eliyle beslediği ördekler, papağanlar,  yine eliyle yakaladığı meşhur, iri Avustralya kertenkelesi. Türkler her bayram burada toplanır, bu güzel ailenin tatlı sohbeti ve lezzetli yemekleri eşliğinde bayramı kutlarmış. Bu bayram da Demir abinin daveti üzerinde 10 aile toplandık. Avustralyalı olan ev sahibesi en usta Türk aşçıları aratmayacak lezzette yemekler hazırlamış. Patlıcan salatasından çerkez tavuğuna, kabak tatlısından bazlamaya kadar kaç çeşit yemek dizmişti bizler için. Organizasyonların cevval adamı Özgür de sabah erkenden kuzusunu kesmiş, bir minibüs kiralayıp devasa çevirme fırınını da içine atıp enfes kuzu çevirme için son hazırlıklarını tamamlamış. Bizi güler yüz, tatlı dille karşılayan ev sahipleri şu anda öyle değerli dostlarımız oldular ki sırf onlarla tanışmak için bile Avustralya’ya gelinir. Hiç bitmesin istediğimiz gün bir çırpıda bitti, bu güzel bayram gününe bol sohbet, kahkaha, sıcacık yeni dostluklar ve inanılmaz bir minyatür tren istasyonu koleksiyonu gezisi ve süper bir saz dinletisi de sığdırmayı başardık. Demir ailesine bize Avustralya’daki en güzel günlerimizden birini yaşattıkları için çok teşekkür ederiz. Böylesi güzel bir aile ortamı olmasaydı bayram gerçekten çok yavan geçecekti. Emeği geçen herkesin ellerine sağlık. İnşallah o güzel evde birlikte daha nice bayramlar kutlarız. (Bir de ev sahibine sormak lazım ama…)

Bugünse Mandurah Çocuk Festivali vardı. Dün o kadar güzel geçti ki, hayatta göreceğini görmüş, mutluluğa doymuş kişiler edasında gittiğimız festival bizi çok da eğlendirmez diye düşünüyordum. Sabah 9 buçukta sahildeki festival alanına gittik, saat 3’te kendimizi eve zor attık. Bazen düşünüyorum, daha ben Allah’tan ne istiyorum diye. (İyi bir iş olabilir, aslında) Avustralyalılar bu işi hakikaten çok iyi biliyorlar. Çocuklar için hazırlanan şeyleri öyle ciddiye alıyor, öyle özen gösteriyorlar ki anlatamam. Bir standın önüne gidip selam verince alıyorlar çocukları içeri başlıyor eğlence. Defne daha İngilizce bilmiyor 50-60 yaşlarında bir kadın ona işaret dilini öğretmek için 15 dakika boyunca oyunlar oynadı,bayağı tiz sesiyle şarkılar söyledi. Her çeşit stand vardı. Girişte tahta oyuncaklar yontulmuş, tekerlerini çocuklar monte ediyorlar sonra oyuncaklarını alıp boyuyorlar. Her yerde simli kalemler, damgalar, çıkartmalar ile çocuklar yuvarlak kağıtların üzerinde rozetlerini dizayn ediyorlar sonra rozet yapma aletinde o kağıtları bir şekilde kaplayıp rozet haline getiriyorlar, çocuklar elbiselerine takıyor. Sonra hasırdan yelpazeler var, yine her çocuk kendi yelpazesini boyuyor. Uçan balonlar, yüz boyama, akrobatlar, trapezciler, tiyatro gösterisi, sanatsal şemsiye boyama, oyun hamuru köşesi, yarışmalar vs. her şey bir arada. Çocuklar ilginç bir makina ile elmalarını soyuyor, dilimleyip yiyor. Su ve bisküvi standları her yerde. Dev maskotlar dolaşıyor; her yerde güneş kremi istasyonu var. Dev çizimler var her çocuk istediği şekilde içini boyuyor, yerde özel paspas türü şeyler var, tebeşirle sek-sek çiziyor, zıplıyorlar, kumdan aborjin figürleri yapıyorlar. (Urfa ağzıyla: le aman her yerde bir eğlence bir hallahop ki heç sorma, biri birine deye çocuk bayramı)

En çok güldüğüm şey bizim kızların Haka Dansçıları bölümünde yaşadıkları oldu. Bunlar her şeye merakla sazan gibi atlıyorlar, Haka dansçılarının da özel bir yüz boyama tekniği varmış. Damga gibi yontulmuş şeyleri mürekkeple ıslatıp yüzlerine bastırıyorlar, diğer bir deyişle baskı yapıyorlar. Bizimkiler yok kelebek istiyorum yok şunu istiyorum filan derlerken görevli kadın erkek ve kadınların süsleme şekilleri  farklı, kızlarınki şu diye elindeki siyah parçayı bizimkilerin çenesine yapıştırdı. Çiçek şekli bekleyen kızlar bir anda top sakal sahibi oldu. Ben onları oradan uzaklaştırmaya çalışırken kadın bir de güya iyilik yapıp “gel bak aynaya” diye koca bir ayna tuttu yüzlerine. İpek’in aynaya bakışını görmeliydiniz. Top sakallarını pek beğenmeyen kızları hemen tuvalete götürüp yüzlerini yıkadım. Bir yandan yüzlerine su çarpıyorum, bir yandan da mürekkebin yayılıp daha beter ettiği simsiyah suratlarına bakıp durmadan gülüyorum. Velhasıl ben çok eğlendim. Çocuklar da eğlendi sanırım. Kısacası doya doya oyun, eğlence dolu harika bir gündü. Tek problem sineklerdi. Ahırlarda olan sinekler vardır ya inatçı, yapışkan, arsız. Her yerde onlardan vardı. Hiç yakışmıyor Avustralya’ya bu sinekler yahu, bir şeyler yapsınlar:) Bu arada çocuk festivaline giderken yanıma cüzdanımı almıştım ama hiç gerek yokmuş çünkü bütün aktiviteler ücretsizmiş, kuruş bile harcamadık yani. Neyse, Kemal evde kalmıştı, eve döndüğümüzde balık ızgaramız hazırdı. Hemen yemeğimizi yedik, yeteri kadar eğlendiklerini düşündüğüm çocukları başımdan def ettim, bloguma yazımı yazmaya çalışıyorum. Etrafımda kudurup beni gıdıklayıp kaçıyorlar,benden ilgi ve sevgi istiyorlar, ne de olsa festival bitti, durun şunlara bir – iki tokat atıp geleyim;)

Haydi herkese sevgiler, iyi bayramlaaaaaaar

 

4 comments

  1. Masal gibi bir dünyanız var ailenizle sizin,çok güzel şeyler yapıyorsunuz Vesile Öğretmen’im.

  2. Masal gibi bir dünyanız var ailenizle sizin,çok güzel şeyler yapıyorsunuz Vesile Öğretmen’im.

  3. Bitanem benim, cok sagol güzel yorumun icin. Her şey yolunda olmasa da yolunda olanlarla teselli oluyoruz, positive psychology;) sen nasılsın?

  4. Çok iyiyim.Açı’da çalışıpta mutsuz olmak pek mümkün değil 🙂

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *