Is guvenligi

Avustralya beni hayatta en cok korkutugum seylerle yuzyuze getirdi.

Anne-babamdan o kadar uzakta nasil yasarim? Kardeslerimi gormeden, akrabalarimizin dugunlerine, sunnetlere gitmeden, teyzemin lezzetli Urfa yemeklerini yemeden, anneannemin beyaz sabun kokulu nevresimlerinde uyumadan ne kadar uzun sure dayanabilirim? 17 saat sadece ucus mesafesi. Urfa – Istanbul ucusunu saymiyorum bile.  Nasili yok, gidiliyormus ve yasaniyormus.

Iki cocugumuz var, ya is bulamazsak, para kazanamazsak ne yapariz? Birikimlerimizi yiyip bitirince ne olacak? Gittik 4 ay is aradik. Onlarca red aldik. Gururumuz kirildi. Birikimlerimiz hizla suyunu cekti. Sonra bir gun once ben, sonra Kemal is buldu.

Erkek evin diregidir, calismasi cok onemli. Ya isini kaybederse ne yapariz? Hoop Kemal’i redundant ettiler. 4 ay is aradi. Biz o arada Turkiye’de idik. Geri dondugumuz gun bizi havaalanindan almaya sirket arabasi ile geldi. Yeni bir is bulmustu.

Urfa’da ”sıkıntı getirmek” derler depresyona. Kolun kirilmasi veya ayagin incinmesi gibi bir sey degil. Ne zaman basladigini, yuregini, zihnini ne zaman kapladigini farketmezsin bile o kara bulutlarin. Birden kendini dibin en dibinde bulursun. Ne agzinin tadi, ne gozunun isiltisi kalmistir. Hayalet gibi dolasirsin. Gulmek zorlama, uyanmak zahmetli, yasamak agir gelir artik sana. Ona da girdim. Bilmeden. Sonra kendime cok acidim. Yasamimi bos yere harcadim, her sey anlamsiz diye uzulup, yakinip durdum. Sonra terapiye (Avustralya’da bedava) gidip bilmedigim yaralarimla yuzleserek kurtuldum o ruh halinden. 6 seans sonunda degismistim ve iyisiyle kotusuyle kendimle yasamayi ogrenmistim.

Kizlarim benim her seyim. Onlara bir sey olursa yasayamam. Benim dunyam, yasama sevincim, en degerli hazinem onlar derdim hep. Defne’nin boynunda bir ur cikti. Bir ay icinde ameliyat olmasi gerekti. Doktorlar bana kanser olabilecegini, o durumda kemoterapiye baslayacaklarini filan soylediler. Ayni gun, hic bir seyden haberi olmayan Defne bana bakip, ‘Anne, ben saclarimin kel olmasini hic istemem, boyle periler gibi upuzun olmasini cok seviyorum.’ dedi. Defne ameliyathanede iken kapinin onunde dunyamin neredeyse basima yikilacagindan korktugum ve durmaksizin dua ederek bekledigim o birkac saati hic unutamam. Cok sukur, tumor iyi huylu cikti. Ertesi gun taburcu ettiler, hayatimiza kaldigimiz yerden devam ettik.

Cok uzaklardayiz, Kemal olmadan iki cocukla tek basima asla yasayamam. Kemal’siz hic bir sey yapamam, zaten beceremem. Kemal is aramak icin Amerika’ya gitti. 7 ay boyunca Avustralya’da tek basima, iki kizimla, ayni zamanda her gun ise gidip calisarak yasadim. Dunya yikilmadi.

Simdi Amerika’dayiz. Kemal sozlesmeli calisiyor. Yilin sonunda proje bittiginde isi de bitiyor. Gelecegi goremiyoruz. Bazen gecenin bir yarisi aciyorum gozlerimi. Bir ucurumun kenarindayim. Kalbim hizli hizli carpiyor. Dunya korkunc, deli, manyak bir yer gibi geliyor bana. Donen etege binmis cilginca donuyorum sanki, nerede oldugumu bilmeden, gozumu hic bir yere odaklayamadan savrulup duruyorum. Ya Kemal isini kaybederse diyorum. Ben de calismiyorum, ne yapariz diye dusunuyorum. Kaygilaniyorum, korkuyorum. Sonra Avustralya’yi hatirliyorum. Butun korkularimla tek tek goz goze geldigim, bicak sirtinda gecirdigim gunleri hatirliyorum. Sonra anliyorum. Hayatta hic bir seyin garantisi yok. Ne is guvenligi, ne can guvenligi, ne mal guvenligi. Hepsi bir yanilgi. Beklentilerin ne kadar yuksek olursa uzuntun ve kaygin o kadar buyuk olur. Sadece inanc lazim bize. Is gelip gecer, paran bir anda pul olur, en sevdiklerini bir anda kaybedebilirsin. Insan ne is guvencesi aramali, ne de baska bir guvence. Cunku her an her sey olabilir. Insan kendine guvenmeli. Yeniden ayaga kalkacagina, gunesin ertesi gun yeniden dogacagina guvenmeli. Uzuntu de sevinc de hemen surda koseyi donunce. Ama korkma, yuru. Hic bir sey olmayacak sana, soz veriyorum. Her sey gececek. Yollar hic bitmeyecek. Donusler, donemecler hep olacak, yeter ki sen durma.

 

5 comments

  1. Devrim says:

    Canım Vesile, ne güzel, içten bir günce olmuş bu… Sanırım tüm göçmenlerin yitirdiği şey aidiyet duygusu, kendi özelimde ben maalesef Avustralya’ya gelmeden evvel bu aidiyet duygusunu yitirdim. Halkımı çok sevmeme rağmen, onlara ait, onlar gibi hissedemiyordum kendimi. Çok yabancılaştırıcı, yıpratıcı bir süreçti. Sonra uzun uzun sustum, konuşacak şeylerim olmadığından değil bilakis çok vardı; konuşursam anlaşılmayacağımdan. Her gün daha yabancı, daha uzak uyanıyordum doğup büyüdüğüm memlekete. Zamanla köksüz, bağsız hissetmeye ve bunu isimlendirebilecek duygusal olgunluğa eriştim. Ardından evlatlarımı düşündüm, kızım için ayrı endişelendim, oğlum için ayrı. Kızım farkında bile olmadan nasıl yaşamak istediğini, nelere muktedir olduğunu bilemeden edilgen bir ruh haliyle büyüyecek, oğlum ise gereğinden fazla önemli hissederek olduğundan çok daha güçlü ve cesur görünmeye çalışarak duygusal gelişimini tamamlayamayacaktı. Bu minikleri kendilerine biçilen rollerinden kurtarmak istedim. Buraya geldik vesselam, öyle çok beklenti ile değil aslında. Biliyorum ki, bir iş bulabilsek ben ya da eşim farketmez, bu minikler bambaşka bir hayat yaşayacak. Daha az ağırlığı olan, daha az çelişkisi olan huzurlu bir hayat. Bunun tarifi mümkün değil, bıdıkların sorumluluğu öyle bir yük ki omuzlarımda beni durduğum yere sabitliyor ve bu yükten başka hiç bir şey düşünemiyorum, duygusal anlamda bir iğdiş gibi. Böyle zamanlarda yani tüm umutlarım somut olarak bir iş bulmak biçimine dönüşmüşken birey olduğunu ya fazla unutuyor (ya da fazla mı anımsıyor demeliydim bilemedim) insan. Bununla baş etmek zor ve sanırım tüm imkanlarını zorlayıp, yapılabilecek her şeyi yapmaktan başka bir seçenek de bırakmıyor insana. İşte bu gibi süreçleri iyi yönetmek, sakin sakin düşünüp doğru adımları atmak yani böyle bir kafayla taş gibi bir irade ve telkin gerektiriyor. Senin bloğun benim için uzun zamandır değerli bir motivasyon kaynağı, bilerek veya bilmeyerek yaşamlara dokunuyorsun; bir aidiyet hissi yaratıyorsun, kalbini ve yaşantını açtığın için sana sonsuz teşekkürler, hayatımdaki nadir inceliklerden birisisin.

  2. Vesile says:

    Sen de benim can dostumsun. Ruhlarin anlastigi, kelimelerin otesinde bir dostluk bu. Eskisi yenisi yok. Seni hep taniyor gibiyim. Hepimiz ayni gemideyiz burada, aslina bakarsan insanoglu olarak ayni gemideyiz. Yuruyoruz uzun ince bir yolda. Ama hic olmazsa yalniz degiliz, yuregimiz birbirimizin elinde Devrim’cigim. Sevgilerimi yolluyorum sana…

  3. Devrim says:

    Canım Vesile, ben be şanslı bir insanım diye düşündürten incelikli can dostum benim. Sevgilerinle…

  4. Devrim says:

    Sevgilerimle diyecektim, ufff… Ne dumurum

  5. Didem TUFAN says:

    Çok iyi geldi satırlarınız bana. Tam da taşınmadan az önce. Karnımda yeni bir bebekle. ilaç gibi geldi.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *