Kahramanın Yolculuğu

Joseph Campbell tarih boyunca yazılan, anlatılan bütün önemli masalları ve mitolojik öyküleri incelemiş ve sonunda Kahramanın Sonsuz Yolculuğu adlı bir kitap yazmış. Bu kitaptan ilk olarak Judith Liberman sayesinde haberdar oldum. O günden beri de bu konu ile ilgili birşeyler yazma niyetindeydim. Hava sıcaklıgı dünden bu güne 24’ten 14’e düşünce, biz de gezmeye bir gün ara verelim de odada zaman geçirelim diye düşündük. Kızlar çizmeli kedi izliyorlar ben de hemen yazmaya koyuldum.

Hayatımız ancak anlatılınca anlam kazanıyor. Hepimiz varolma yolculuğumuzda farklı tecrübeler ediniyor farklı maceralar yaşıyoruz. Bu taa geçmişten beri böyle. Ancak bütün toplumlar, halklar, kültürler, efsaneler incelendiğinde yaşamın bir ritmi olduğu ve hepimizin evrensel bir döngüde ilerlediğimiz ortaya çikiyor. Bu döngüde bir çok ortak noktada buluşuyoruz. Ne tür bir hayat yaşarsak yaşayalım aslında hepimiz kendi öykümüzün kahramanıyız. Kahramanın yolculuğu ise şöyle başlıyor.

Kendi halimizde sıradan bir hayat yaşarken birşeyler oluverir ve bu bizi bir değişiklik yapmaya zorlar. Bu comfort zone’umuzdan çıkmak anlamına gelir. Bugüne kadar sahip olduğumuz beceriler ve bilgi bu yeni hayatta işe yaramayacaktır ve bu yüzden biraz çekiniriz ama öte yandan bu yeni hayat bize yeni birşeyler öğretmeyi de dönüşüm geçirmeyi de vaad eder. Tek sorun sonunu yola çikmadan asla görememizdir. Bu noktaya “the call” diyorlar. Bizi yolculuğa çıkmaya davet eden veya zorlayan böylesi bir çağrı bizi korkutabilir de heyecanlandırabilir de. Bir yandan gözlerimizi kapatıp yok saysak da mesaj durmadan kulaklarımızda çınlar ve o çağrı asla yok olmaz. Ok yaydan çıkmıştır artık. Gözümüzü nereye çevirsek onu görürüz, kapıdan kovsak bacadan girer ve sonunda düşünmekten bıkıp Ya Allah deyip yola çıkmaya karar veririz.

Bize göz kırpan yolculuğa niyet ettiğimizde artık yola çıkmış sayılırız ve geri dönüş yoktur. Bu yolda “allies” , yoldaşlarımız vardır. Bu kişilerle ya yolda karşılaşırız veya başından beri yanımızdadırlar. Bize yardımcı olurlar, destek verirler, yalnızlığımızı ve korkularımızı paylaşırlar. Bu aile, dostlar, gizemli bir obje, tanrı veya bir hayvan bile olabilir. Benim yoldaşım tabi ki Kemal ve internet üzerinden ulaştığım göç tecrübeleri olmuştu. Bu adımı atan insanlardan ilham alıp cesaretlenmiştim. Mesela Melbourne bound

  melbournebound.wordpress.com blogunu hep okurdum Avustralya’ ya taşınmadan önce.

Bu bizi 3. aşamaya getiriyor “The preparation” hazırlık. Hazirlik için Göçmen danışmanı Ebru hanıma gittik. Attığımız ilk somut adım buydu. Bilgi topladık, para biriktirdik, bizi limana bağlayan kalın iplerimizi yavaş yavaş gevşetmeye başladık. Hazırlık fiziksel, psikolojik veya ruhsal olabilir. Karar verilmiştir artık ve bilinmezliğin getireceği her ne ise ona hazırlanmaya başlar insan.

“The guardians of the treshold” eşik bekçileri sizi yolunuzdan döndürmeye çalışanlardır. Bilerek veya bilmeyerek yolunuza engel koyan, bacaklarınızın titreyerek adım atmanızı engellemeye çalışan duygular, korkular veya kişiler olabilir bunlar. İtiraf etmeliyim, Kemal’in Amerika yolculuğunda bu eşik bekçisi bendim. Doğrudan veya dolaylı her şekilde onun gitmemesi için çok çalıştım.

Eşikten geçmek (“crossing the treshold”) demek yabancı bir dünyaya doğru adım atmak demek. Burada yeni beceriler edinmenin gerekliliğinin farkına varıyoruz. Yolculuğumuz gerçek anlamda başlıyor. Uçağa binip Avustralya’ya doğru yola çıkışımız böyle bir şeydi.

Road of trails, işte bu yolda yavaştan başlıyor problemler. Kahramanımız yani siz, biz bir dizi imtihandan geçiyoruz. Gücümüz, bilgimiz, cesaretimiz, inancımız test ediliyor. Sanki hiç düze çıkamayacak gibi sıkısmış , üzülmüş ve dipte hissediyoruz kendimizi. Umudumuz tükeniyor. Çoğu kez burda olduğumu hissettim, hatta zaman zaman hala bu durağa gelip gelip gidiyorum. Herşeyi sorguladığım, pişmanlıkla dolduğum, vazgeçmeye ve pes etmeye çok yakın olduğum bir yer bu. En büyük korkularımızla yüzleştiğimiz kapkaranlık bir mağara. Burada öleceğiniz kesin. Ölsen de kalsan da hiç bir şeyin artık aynı olmayacağını biliyorsun.

Ama en güzel şey, Kurtuluş “The saving experience”. Bu hep var, kaçınılmaz bir şekilde orda duruyor. İnancınızı yitirseniz de, umudunuzu kesseniz de hep var. Ayaklarınızla yere vurup hızla yüzeye çıkıp derin bir nefes aldığınız yer burası. Bir çaresi bulunuyor, karanlık gecenin ardından gün doğuyor. Aniden birisi çıkıyor karşımıza, çok güçlü, değerli ve özel bir şey geçiyor başımızdan, elimize o zor dağı aşacak bir araç geçiyor. Bir diplomayı alıyorsun, bir sertifikayı tamamlıyorsun, yeni bir bebek giriyor hayatına, veya bir bağlantı buluyorsun. Yolculuğunun gerçek amacını gerçekleştirecek bir mucize oluyor o anda. Bazen eski seni öldürüyor ve yeni birisini yaratıyorsun küllerinden.

İşte bu bizi dönüştürüyor. “Transformation” Değişiyoruz, dönüşüyoruz, farklı bir birey oluyoruz. Büyüyüp güçleniyoruz. Bize yeni dünyayı daha iyi görüp anlayacak bir aydınlanma, bilgelik geliyor. Oraya daha iyi ayak uydurabiliyoruz, alışıyoruz. Bu dönüşüm çoğu zaman duygusal, zihinsel ve ruhsal oluyor. Artık her şeye farklı bir gözle bakıyorsunuz. Arkasından koştuğunuz şeyin aslında bir serap olduğunu ve çok daha özel bir şey keşfettiğinizin farkına varıyorsunuz. Hiç ummadığınız sevinçler yaşıyorsunuz. Değerli bir taş gibi cebimizde taşıyoruz bu bilgiyi ve yeniden yola çıkmaya hazırlanıyoruz.

Geri dönüş “return” geliyor ardından. Sıradan hayatımıza geri dönüyoruz. Ama yolculuğumuz bize öğrettikleri sayesinde dünyaya farklı bir gözle bakabiliyoruz artık.

“Sharing the gift”

Hayatımızı yeni şekliyle yaşayıp öğrendiğimiz şeyleri paylaşıyoruz diğerleriyle ta ki yeni bir çağrı gelene kadar…

Bu döngü böyle kendini tekrar edip duruyor. Çok basit ve tahmin edilebilir ama benim için anlamlı. En çok sevdiğim yanı ise tabi ki kurtuluş.

 

Bunların ışığında kendi dua koleksiyonumu oluşturdum. Kendime not olsun diye buraya yazıyorum.

Allah’ım bizi korkularımızdan arındır, hedeflerimize yaklaştır. Bize olumlu düşünceler ver, gönlümüzü, göğsümüzü aç, dillerimizi çöz dertlerimizi anlatabilelim, anlaşılabilelim. Söyleyemediğimiz ama hissettiğimiz her sıkıntıdan bizi kurtar. Göğsümüzü daraltan her şeyden kalbimizi temizle. Yapmak istediklerimizi yapmak için bize güç, imkan ve zaman ver. Emeklerimizi boşa çıkarma, isteklerimizi geri çevirme. Önümüzdeki engelleri kaldır, işimizi gücümüzü rast getir. Bize bolluk bereket yağdır.  Helalinden bereketli, bol rızklar nasip et. Senin rehberliğinde, bilgeliğinde, korumanda zihnimizi ve bedenimizi dengede tut. Bizi iyileştir, rahatlat, ferahlat. Bize sahip olduklarımızın değerini görecek göz ver. Bize sahip olduklarımızla yetinmeyi öğret, gözümüüzn önündeki güzellikleri fark etmeyi nasip et. Ruhumuzu, zihnimizi, bedenimizi dinlendir. Cehalet, kibir, öfke, kıskançlık, aç gözlülükten koru. Kendimizi tanımamız için bize fırsatlar ver. Bizi iyi insanlarla karşılaştır, ihtiyacı olanlara yardımcı olma imkanı ver. Kendimize ve başkalarına karşı iyimser, affedici ve dürüst olmamıza yardımcı ol.  Allah’ım bize haberlerin en güzelini gönder, üzerimize iyilik ve güzellik kondur. Avunmalığımız olsun, bize hiç ummadığımız sevinçler nasip et. Bizi vesveseden, korkudan koru. Allah’ım bize “inşallah olur” diye dua edip hayalini kurduğumuz her şeyin “çok şükür oldu” sevincini yaşat. Allah’ım hayır nerdeyse bize onu takdir ve nasib et, sonra bizi ona razı kıl. Allah’ım ömrümüzün kalan kısmını geçen kısmından hayırlı eyle.

Amin…

 

3 comments

  1. Ayse S. says:

    Bu ne guzel bir duadir. Ofiste masamin basinda olmasam yazinin bir cok yerinde gozlerimden yaslar akmisti.
    Bu cesarete ve farkindaliga ne kadar da ihtiyacimiz var. ”Allah size ‘insallah olur’ diye dua edip hayalini kurdugunuz ne varsa ‘cok sukur oldu’ sevincini yasatsin” arada bize de 🙂 Cok amin..

    Sevgiyle kalin.

  2. Sultan says:

    İzin verirseniz sosyal medya hesabimda duanizi paylasabilir miyim? Cok güzel bir dua gercekten. Kocaman bir AMİN diyorum.

  3. Vesile says:

    Olur tabi:)

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *