Kirmizi ve Mor

Avustralya`ya ilk geldigimizde kipkirmizi ciceklerle dolu Coral Tree dedikleri agaclar beni buyulemisti. Agaclarin burundugu bu rengin bu kadar canli, bu kadar parlak olusuna sasirip kalmistim. Beni kirmizi karsilamisti yani. Simdiyse mor cicekler acan Jacaranda agaclarinin narin yapraklari ugurluyacak bizi. Aklimda Perth`ten kalan bu iki renk olacak sanirim.

Bildiginiz uzere, Milwaukee biletleri alindi. 24 Aralik`ta ucuyoruz. Simdi evdeki butun esyalari doktum sactim. Neleri gotureyim, neleri satayim, neleri arkadaslara vereyim diye gece gunduz duzenleme, ayiklama yapip duruyorum. Tasinma vesilesi ile evde kenara koseye terkedilmis ne varsa ortaya dokuluyor. Burada `Esky` denilen buyuk bir piknik cantasi buldum mesela dolaplarindan birinin uzerinde. Icine ozenle yerlestirdigim kuruyemisler bayatlamis, biskuvilerin tarihi gecmis. Kampa gideriz diye alip paketinden bile cikarmadigimiz depoya terkettigimiz cadir, uyku tulumlarinin uzerinde orumcek aglari… Kahve makinasi, kac kere ictik sanki o kapsul kahvelerden? Dondurma makinasini indirmeye usendim, toplasan 3 kere kullanmisizdir. Evi ilk olarak gormeye geldigimizde, `Vay, bahcede pizza firini da var biz burda harika tandir yapariz` diye nasil da sevinmistik. Yaptik mi? Hayir! Projektor almistik, arkadaslari cagiririz arka bahcede coluk cocuk Kemal Sunal filmleri izleriz diye planlar yapmistik. O da olmadi. Kisacasi elimi attigim her esya bu yorgun ve karisik kafa ile felsefik sorgulamalar yapmama sebep oldu. Sonunda da isin icinden cikamadim, her zamanki gibi buraya yazayim belki de rahatlarim diye dusundum.

Aldigimiz veya sahip oldugumuz seylerin yarisindan fazlasi raflarda atil duruyor. Insanoglu, onu da alayim, haydi bak bunu da yapariz, bir gun ihtiyacimiz olursa elimizin altinda bulunsun, diye durmadan esya yigiyor, herseyi biriktiriyor. Ancak sadece bir omrumuz var ve bir omure her sey sigmiyor. Konfordan cok rahatsizlik veriyor sonra bu esyalar. Her baktigimda sanki eksik kalmis, bir turlu zaman bulup tamamlayamadigim bir isi hatirlatir gibi kaygi veriyor bana bu esyalar. E peki neden aldiniz diye soracaksiniz. Bu esyalarin bazilari baska ulkelere giden arkadaslardan gelmisti bize. Simdi benim de yapacagim gibi giden arkadas elinden cikaramadigi ne varsa geride kalan arkadaslarina birakiyor. Perth` teki (bizim gruptaki) dostluklar, yardimlasma ve dayanisma o kadar guclu ki, birisi tasinmaya karar versin herkes elbirlik olup yardima gidiyor, isleri bolusuyorlar, normalde gunlerce surecek bir sey bir gunde halloluyor. Gelenler icin de boyle gidenler icin de. Gelenleri herkes bagrina basiyor, onlara yardimci oluyor, gidenleri de herkes ugurluyor. Her neyse, 3 arkadas tasindi burdan 2`si Amerika`ya birisi Endonezya`ya gitti. Onlardan gelen esyalar oldu. Sonra bir de ikinci el piyasasi burada cok hareketli, Facebook marketplace`den almayi aklindan gecirdigin ne varsa yari fiyatina bir saat icinde evinde olabiliyor. Iste boyle boyle, biraz o, biraz bu biriktirip durmusuz.

En cok icimi acitan da plaj semsiyesi, cadir ve minik masa oldu. Pazar gunu yaptigim Garage Sale`e gelen genc bir cifte verdim gitti onlari. Biz plajlara doyamadik, umarim siz keyfini cikarirsiniz diye gecirdim aklimdan.

Ustun Dokmen, dunyada sadece iki tip insan vardir demis. Birisi sandalyenin ucunda tedirgin, emanet oturanlar; digeri de soyle rahat rahat, yayila yayila oturup sirtini da guvenle arkaya yaslayanlar. Ben, su her an kalkacakmis gibi oturanlardanim. Oyle ucta oturuyorum ki nerdeyse sandalye altimdan kayip dusecek. Kalkip Turkiye`den buralara geldik, belki burda rahatlariz dedik. Nereye gidersem gideyim kendimi goturuyorum aslinda, beni degistirecek ulke degil, sadece kendimim. 5 yil sonra Avustralya`yi birakip Amerika`ya dogru yola cikarken, yasanmamisliklarin sucunu ne trafikte, ne kargasada, ne de pahalilikta bulamiyorum. Burada her turlu imkan vardi ama ben bu imkanlarin hakkini veremedim. Gelecek kaygisi ve yeni ulkede tutunma telasi yuzunden universiteye yazildim, full time zaten calisiyordum, iki de cocuk olunca ve cocuklari yabanci usulu kendi hallerine birakmak yerine Turk usulu yakin takibe alinca geriye ancak yemek yeyip uyumalik bir zaman kaldi.

Allah`tan en buyuk dilegim Amerika`da bana yasami iskalamayacak sakinligi ve bilgeligi vermesi. Insallah bir sure is arama derdine dusmeyip kosturmaca ile gecen son 16 yilin acisini cikarabilirim.

Siz de nerde olursaniz olun, ne aldiginiz bisiklet, ne raflara dizdiginiz kitaplar, ne de son model fotograf makinaniz hayatinizi daha anlamli hale getirecek. Onlari agiz tadi ile kullanacak, anin keyfine varmanizi saglayacak bilincli farkindalik (mindfullness) yoksa sizin de benim gibi kafaniz karisik olacak. Ha Avustralya, ha Turkiye, ha Amerika sandalye ayni sandalye. Onemli olan oturmasini bilmek. Bosvermek; kaygidan, korkudan, telastan, sinirden arinmak ve her seyi akisina birakmak.

Iyi seyler hep yolunuza gelsin, sevgiler…

Vesile

5 comments

  1. Fatih Öztürk says:

    Merhaba Vesile Hanım. Bu yazınız o kadar içime yer etti ki hele ki sandalyede oturmayı beceremeyişimizin verdiği telaş akabinde sinir ve sonrası… Umarım amerika da sizde aradığınız dinginliği bulursunuz. Türkiye artık daha karamsar, daha bunaltıcı. Ancak bende eskisi kadar kafaya takmıyorum. Çünkü endişeler ile birlikte bir tür sinir harbine dönüşüyor. Elimizi kolumuzu bağlamakta başka bir işe yaramayan sistem gitgide iyice bizlere deli gömleğini giymeye zorluyor. Daha bu gece eşimle oğlumuzu iyi bir okula göndermeliyiz diye konuştuk “imam hatip” gitmesin varımız yoğumuzu koyalım ortaya… Bu gibi konular o kadar fazla ki anlatamam ama işte bunaltmıyorum artık kendimi saplanmıyorum, ailem için iyi olan ne varsa gelecekte deyip somut adımlar atmak için çabalıyorum. Aynı süte düşen sinek misali çırpınmazsak kaymak olmayacak ve üstüne çıkıp uçmayı başaramayacağız asla. İnşallah her şey gönlünüzce olur. Saygılarımla.

  2. Ozgur says:

    Çok güzel yazı, o sandalyede emanet oturanlardanım ben de… Hele eşyalarla ilgili söylediğiniz çok doğru, ne kadar eşya o kadar yük, sizin de yolunuz açık olsun, dün radyoda da dinledim sizi, blogu öyle farkettim. Kolaylıklar diliyorum, sizin de yolunuza iyi şeyler çıkması dileğiyle..

  3. Vesileciğim çok güzel hislerime tercüman olmuşsun. Ben de o sürekli eksik kalmış işlerin kaygısıyla kendini yiyenlerdenim. Asla oh bitti şükür diyemiyorum. Aslında dediğin gibi hayatı bilinçli bir şekilde tadını çıkararak yaşamak lazım. Ne kadar az şeyin varsa o kadar iyi belki de. Sonra eşyalar, başlanamamış/yarıda kalmış işler/kitaplar/projeler insanın üstüne üstüne geliyor. Konmari metoduyla epey bir temizlik yaptım, bana çok iyi geldi. Yolunuz açık olsun, gitmeden görüşebiliriz umarım 🙂

  4. Vesile says:

    Canim Tugba`cigim. Konmari metoduna mutlaka bakacagim. Gitmeden gorusmeyi ben de cok istiyorum o yuzden de son surat ev ve tasinmakla ilgili isleri bitirmeye calisiyorum ki son hafta bana kalsin, arkadaslara veda edebileyim:)Sevgiler, selamlar.

  5. Ayten says:

    Merhabalar,
    2-3 gün önce radyoda dinledim sizi, bu sayfadan da öyle bilgim oldu. Duygularınızı çok güzel ifade etmişsiniz, aslında hepimiz sandalyede emanet oturuyoruz, ama ne kalkıp gidebiliyoruz ne de arkamıza yaslanıp rahatlayabiliyoruz. Hep gitmek istiyoruz ama elimize, eteğimize yapışıp çekiştiren bahanelerimiz var. Ne mutlu size ki yıllar yıllar sonra torunlarınıza anlatabileceğiniz güzel anılarınız, cesur kararlarınız olmuş. ve bence en büyük şansınız da eşiniz ile birbirinizi bulmanız. Dilerim her sey gönlünüzce olur.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *