Tag Archive for perth

Amerika`da ilkokullar

Kizlar okula baslayali 3 hafta olacak.  Eski okul ve simdiki okul arasindaki farkiliklari yaziyorum. Amerika ve Avustralya egitim sistemi arasindaki farklar diye algilanmasin zira her bolgede karsilasacaginiz seyler farkli olabilir. Bu yuzden ozellikle Perth teki Rostrata Primary School (R) ve Brookfield deki Swanson (S) Elementary School diye yazacagim.

Izlenimlerim: Ikinci dil egitimi (Italyanca) R`de 3. sinifta basliyordu ; burada ise yok, Middle school`da baslayacakmis.

Sinavlar, testler, seviye belirleme sinavlari, proje bitimleri hakkinda R’de bize pek bir bilgi gelmiyordu; burada haftada 2-3 email aliyoruz, sinav tarihlerini ve kapsamini ozellikle vurguluyorlar

R’de ogretmen veli arasindaki iletisim o kadar kuvvetli degildi; burada class dojo, newsletter ve emailler ile surekli sinifta ne olup bittiginden sizi haberdar ediyorlar

R’de ogrenciler ve ortam daha disiplinli idi, kilik kiyafetten tutun, oturma kalkma, buyuklerle konusma, degerler egitimi cok onemseniyordu; burada isteyen istedigini giyiyor, bir cesit basi bosluk seziyorum , zaman zaman buyuklere saygisiz konusmalar yapildigina dair bir mail atti ogretmen herkesi cocugu ile konusmaya davet etti

Ipek bir yazi yazmis, ogretmen cok sevmis, bayilmis, butun sinifa okumus; ben de bak tebrik ederim ne kadar guzel dedim. Anne Avustralya’da bu yazdigim siradan sayilirdi, burdakiler hic bir sey bilmiyorlar diye benimki cok iyi gorunuyor dedi. Ne kadar dogru bilmiyorum.  Asagida Ipek` in ogretmeninden bugun gelen mail var, oldugu gibi kopyaladim.

 

Vesille, I have to tell you how incredibly impressed I am with your lovely daughter.  Her Pilgrim logs have been exceptional. I love her enthusiastic participation (zest) during our math discussions.  She’s an invested reader who speaks knowledgeably about character theories.  She has blended confidently into the social fabric of Team Motivation.  How lucky are we that you made the move to frigid, but fabulous, Wisconsin!?!  Thank you for sharing your amazing daughters with us.  Have a great day!
-Angie
R’de ogretmenler mesafeli ve biraz soguklardi; burada cok samimi ve sicak gorunuyorlar.
R’de cocuklarin buyuk kismi okula yuruyerek gidip geldigi icin cep telefonu sahibi olmalari bir cesit gereklilikti; burada otobus kapidan alip kapiya getirdigi icin cep telefonu kimsede yok.
R’de okulun verdigi tabletler sinirliydi kendi cihazini kendin getir programi vardi; burada her cocuga bir ChromeBook veriliyor ve aksamlari eve getirip odevlerini filan onda yapiyorlar. Defne’nin ozellikle,  bilgisayar yetkinligi cok artti, mouse kullanimi, sunum hazirlama , klavye bilgisi belirgin bir sekilde artiyor.
R`de bir sunum yapilacagi zaman Powerpoint ‘te ivir zivir (renk, background, animasyon, bullet points, shaes vs.) seylerle ugrasmaktan kizlar bir turlu konuya giremiyorlardi; burada okulun Chromebook’unda bazi ozellikler disable edilmis ve cocuk estetik kaygidan ziyade sunumun icerigi ile ilgilenmek zorunda kaliyor.  Acik ve net, sinirli secenek sunulmus ve bu cok iyi.
R’de konular belli, water cycle, oceans, history filan her cocuga bu belli konu cercevesinde odevler veriliyordu; burada passion topic uzerinde calisiyor cocuklar. En sevdikleri konu ne ise onu arastirip odev hazirliyorlar. Ipek kediler ile ilgili bir rapor hazirliyor, her gece buyuk motivasyon ile saatlerce calisiyor. Uzun vadede mufredati nasil kapsayacaklar orasini bekleyip gorecegiz.
R’de sinav ve not hakkinda hic bir bilgimiz olmazdi; burada ogretmen direk, bu calismanin sonucu dogrudan sosyal bilgisi dersinin notu olarak karneye yansiyacaktir diyor. Final examleri filan da var cocuklarin.
R’de  cocuklari kitap okumaya cok tesvik ediyorlar diye cok mutluyduk; burada da durum ayni hatta biraz daha abarti, kitap , oyku, hikaye, oku oku oku oku ….. Hatta butun aile okuyacak family literacy night yapilacak, hem de baska baska book clublar var, okuyup okumadigini anlamak icin sorulari cevapliyorsun filan, asmis haldeler.
R’de fiziksel engelli cocuk cok yoktu, her sinifta bir iki tane ozel egitim ihtiyaci olan cocuk vardi; burda okulun girisinde 10 tane tekerlekli sandalye var, fiziksel engelli cok sayida cocuk goruyorum, onlar icin asansor yapilmis, her birinin basinda bir asistan var, zihinsel engelli olan da gormustum. Maddi imkanlari daha iyi buradaki okullarin.
R’nin kutuphanesinden 2-3 kat daha buyuk bir kutuphanesi var buranin.
R’de anne babalar rahatti cocuklarinin egitimi konusunda o kadar da panik olmuyordu; burda at yarisi havasi hakim, Turkiye’ye benziyor.
R’de cok guzel bir enstumental muzik programi vardi, cocuklar kucuk yastan itibaren uzman ogretmenden harika bir sekilde egitim aliyorlardi; burada o orta okulda basliyor; ilkokul icin istersen secmeli ders olarak kucuk bir ucret karsiligi entruman egitimi alabiliyorsun ama verilen muzik egitiminin kalitesi o kadar iyi degil.
R’de okulun cevresi kapali, demir parmakliklar var, belli bir saatten sonra butun kapilar kilitleniyor, sadece bir tek kapidan iceri girilebiliyor. Burada okul oylece orta yerde, okula giris kapisi kilitli sadece . Oyun zamaninda butun cocuklar dusarida ve bence her turlu tehlikeye acik. En sevmedigim nokta bu!!!
R`de 1-6 ilkokul , ortaokul 7. sinifta basliyor. Burada 1-5 ilkokul, ortaokul 6. sinifta basliyor.  Yani Eylul ayinda Ipek ve Defne ayri ayri okullara gidecek.
Okul saati burada daha uzun. Ayni satte basliyorlar R`de bitis 3:00pm burada 3:45pm.

Yabancı Dil Olarak Türkçe / Turkish as a Foreign Language

Çarşamba akşamı Turkish Australian Culture House’da ilk Türkçe dersimi verdim. 17 öğrencim vardı (3 erkek 14 bayan). 20 yaşından 60 yaşına genç, orta yaşlı çok çeşitli milliyetlerden öğrenciler bir araya gelmişlerdi. Beyaz tahtam olmamasına rağmen iyi bir başlangıç dersi yaptık. Ders verirken öyle zevk aldım ki, yapmam gereken işin aslında bu olduğunu bir kez daha anladım. Eve döndüğümde saat gece on olmuştu ama yine de en ufak bir yorgunluk hissetmiyordum. Hani derler ya sevdiği işi yapan kişi bir gün bile çalışmış sayılmaz diye. Gelecek haftaki dersi iple çekiyorum. Ders akışını anlatan çok temel bir ders planını paylaşıyorum. Tabi ki sınıf yönetimi tekniklerini, öğrencileri gruplara ayırmayı, söz hakkı vermeyi, gerektiğinde açıklamalar yapmayı vs. açıklamadım. Bu dersi veren kişinin sınıf yönetimini iyi bildiğini farzedip planı yalın tuttum. İlk ders için hazırladığım planı geliştirmek isteyenler lütfen çekinmesin, önerileri ile beni de bilgilendirsin. Yurt dışında Türkçe öğretenlerin işine yaramasını umuyorum. Yetişkinler İçin Başlangıç Düzeyi Türkçe Dersi Planı

Perth’te gün

Daha eve yeni girdik, çok iş hallettiğimiz bir gün oldu. Öğrendiklerimizi sıralayayım.
1. PR için 2 -3 yıllık bekleme sürenizin dolması için gelir gelmez en kısa zamanda göçmenlik ofisine başvurun. Biz geldiğimizde telefonla ülkenin göçmenlik bürosunu aradık, bir yere kayıt yapmanıza gerek yok dediler, oysa varmış. Murray Street’te 166 numaradaki ofise pasaport ve kira kontratı ile başvurmanız gerekli.
2. Victoria Park Harvey Norman’ın karşısında çok lezzetli Türk işi pide, kebap, ekmek yapan Antepli bir kebapçı var. Mutlaka uğrayın.
3. Herhangi bir denklik için bütün belgeleriniz orjinal, damgalı, antetli kağıda basılı ve ıslak imzalı olmalı. Kurumlar kendilerine fotokopi alıp, orjinali görüldü notu düşüyorlar. Öyle işleme alınıyor. PDF kabul edilmiyor.
4. İkinci maddedeki adreste “Overseas Qualification Unit” var, ücretsiz olarak okulunuzun ve diplomanızın Avustralya sistemindeki geçerliliğini kontrol ediyorlar, gerekli belgelerle oraya başvurabilirsiniz.
5. Bentley Alışveriş Merkezi’ndeki Türk bakkalında Güllaç bile var!- Son kullanım tarihlerini kontrol edin!-
6. Trafikte radarla hız kontrolü yapan polis araçları çok başarılı bir biçimde gizleniyorlar, ne olduğunu anlamadan yakalanıyorsunuz bu yüzden hız limitine her zaman uymak gerekli.
7. IELTS sınavı burada Türkiye’dekinden daha pahalı. 330 dolar.
8. Eyalet spronsorluğunun değerlendirilmesi bütün belgeleriniz tam ise maximum 6 hafta sürüyor(muş).
9. İlk defa TFN (Tax File Number) Declaration Formu dolduracaksanız,7 numaralı “Are you an Australian Resident for tax purposes?” sorusuna PR’ınız olmasa bile “Evet” seklinde cevap vermeniz gerekiyor.
10. Her bölge için Naati kayıtlı tercumanlar internetten bulunabiliyor ve sayfa basına 30-60 dolar arası ucret karsılıgında tercumelerinizi yapıyorlar. WA için Nazike Fevziye Hulya Kayhan’ı tavsiye derim.
Haydi iyi geceler, geç oldu burada.

Pazar

Sabah Perth`ten David ve esi Francis geldiler. David Ingiliz asilliymis ve esi de Yeni Zelanda`dan buraya gelmis. Turk kahvesi icip sohbet ettik. David kitap cilteleme isi yapiyor ve bu alanda oduller almis. Francis de emekli ve bitki bilim alaninda seminerler veriyor, ayrica buyuk bir emekli grubunun baskani. Ormanin icinde David`in kendi basina insa ettigi bir evleri varmis. Francis bana bahcesinden bir demet maydonoz, cok guzel cicekler ve kendi yaptigi marmelatlardan getirmis. Onlar benim ebrularima hayran kaldilar (Woaw!) , ben de onlarin ebrulanmis kagitlar kullanarak ciltledikleri eski kitaplara hayran kaldim. Ayrica yasam sekillerine, hayata bakis acilarina, yasama sevinclerine, ugraslarina hayran kaldim. Hep anneannemden ornek veriyorum, burada olsa birden genclesirdi. En onemlisi hayattayken, nefes aliyorken ruhun olmemesi. Yaslanmaktan korkuyordum ama simdi iple cekiyorum. Burada her sey yaslilar icin. Bir uc tekerlekli motorsiklet alirim, ohh. Degmeyin keyfime!
Davidler topluluklari icin ebru dersleri almak istiyorlar. Onlara gerekli malzeme listesi ve ne kadar para istedigimi soyleyecegim. Yeni yildan sonra kursu verecegim. 1-2 gunluk atolye calismasi demek daha dogru olur aslinda. Neyse sonunda bazi adimlar atabildigime seviniyorum.
Bugun burada yine firtina vardi. Bardaktan bosanircasina yagmur, ruzgar, sonra gunes! Bir garip hava. Sirke gittik. Moskova sirki oldugu icin bolca guzel kiz izledik ama o kadar da abartildigi gibi olaganustu bir sirk degildi. Sadece bol ziplama, tramplen vardi. Hayvanlardan sadece midilliler vardi. Istanbul`da Merter`de benzerine gitmistik. Devasa cadiri, harcanan emegi dusununce Kemal ile adamin bu sirk isine nasil girdigini tahmin etmeye calistik, `devren satilik almistir` da karar kildik:) Akilli isi degil ya…
Yarin Perth`e gidiyoruz. Yapacak coooook isimiz var. Insallah yetistiririz. Bugunku resimler Facebook`ta Sevgiler:)

İlk doktor ziyareti

Dün gece Defne ateşlendi. Devletin saglık sigortası olan Medicare’den henüz yararlanma hakkımız olmadıgı icin ilk geldigimiz günlerde Medibank’ten özel saglık sigortası satın almıştık. Defne bir haftadır oksuruyordu, ateş olmayınca endiselenmedik, ipek de aynı süreci yaşamistı Türkiye’den gelince. Ancak dün aksam 7 de ateşi 38.9 olunca ve verdigim ates dusurucuyu de kusunca once Medibank’in telefonla danışma hattını aradım. İpek yorgunluktan ve Defne hastaliktan sizmisti ve Kemal de Perth’e gitmişti ve tren ile dönüş yolundaydi. Rahat rahat konuşurum dedim. Telefondaki hemşire once acil bir durum var mı anlamak icin bir dizi soru sordu arkasından Defne’nin durumunu tam olarak anlamamız icin onu uyandırmam gerektiğini söyledi. O ana kadar hemşire ile düzgün düzgün konuşuyor, anlaşıyorduk. Ne zaman ki Defne’yi uyandırmaya gittim, o zaman koptu kıyamet. Tabi Defne son sesiyle ağlamaya başladı, bir de tuvaleti gelmiş, kulağımda telefon Defne’yi tuvalete götürdüm. Ağlama sesinin arasında hemşirenin söylediklerini anlamaya çalışıyor, ona cevap yetistirmeye çalışıyorum. Öksürük ‘vhizzing’ sesinde mı? Yoksa at/köpek sesinde mı? İshal/ kabizlik var mı? Yüzünde kızariklik var mı? Bilinci yerinde mı? Sana tepki veriyor mu? Kadın birbiri ardına sorular soruyor. Ben fitil yapayım mı diye soruyorum. ‘fitil’ kelimesinin İngilizcesini de bilmiyorum, tahmin edin nasıl anlatmaya çalışıyorum. Tuvalette Defne’nin sesi zaten yankı yapıyor, söylenenler anlaşılmıyor bir de telefon cekmemeye başlamasın mı? Hemşire bağırıyor: “Visiliiiiii, Visiliiiii are you there? Are you Ok?” Ben bağırıyorum : “What? Van minut!” malum tuvalet sesleri arasinda arada sırada söyleniyorum kendi kendime: Ne diyorsun? Buradayım, ya bir dur!!!! Cocuk tuvaletini yapıyor!” O konuşma kayıtlarına bir ulaşan olsa gülmekten çatlar. Allah’tan Defne’yi yatağına geri götürür götürmez uyudu da kadın ile konuşabildik. Aradığıma pişman oldum, 45 dakika boyunca bana tavsiye verdi. Atesten korkma hastalik degil semptomdur, vucut mikroplarla savasiyor. Acil bir şey yok gibi görünüyor ancak durum kötüleşirse 24 saat icinde bir doktor görün vs anlattı da anlattı. Haa bu arada hemsire ile konusurken Kemal de ev telefonundan aradi, durumu sordu. Arkadasimiz Nuray onu tren istasyonundan aldi, beraber eczaneye gittiler filan bu ayarlamalari yaptik o sırada. Neyse ortalik sonunda yatisti. Defne uyudu, hemsire telefonu kapatti, Nuray, oglu ve Kemal eve ilaclarla geldiler. Yemek yedik, çay ictik. Bayağı hareketli saatler sonunda dün gece Defne’nin yanında uyudum. Üstündekileri çıkarına ateşi düştü, rahat uyudu. Sabah 10 gibi ateş tekrar yükselince ne olur ne olmaz hastaneye bir gidelim dedik. İnsanlar buradaki saglık sistemini cok eleştiriyorlar, acil servislerde 3-4 saat bekletildiklerini filan yazıyorlar. Korka korka gittik. Once hemşireye sorunu anlattık, sonra memurla görüşup kağıt islerini hallettik, hopefully özel sigortamızdan sonradan iade alacağımız 181 dolar muayene ücreti ödedikten sonra 15 dakika icinde bizi içeri aldılar. Son nefesini veren yaşlılar icinde Defne’yi tatlı bir doktor muayene etti, idrar tahlili yapıldı. Ciğerine de bakalim bir sey cikmazsa sizi hemen gondeririz filan dedi doktor. Akciger filmi çektirdik. Bütün bunlar icin extra ücret istemediler, hastaneye ait dediler. Sonuçta 1 saat filan sonra hiç bir şeyi yok, virütik bir şey, başka mevsimden geldiginiz icin bu doğal dedi doktor, eve geldik. Allah lazım etmesin ama hastaneye düşmek de anlatıldığı kadar kötü değilmiş, bunu anladık. Eve gelip mangal yapalım dedik tüpü yanlis almışız, Kemal değiştirmeye gitti. Yanlis mangal almışız, ona uyan tüp bulamadi. Tavayı kullanarak benzetmeye çalıştık.
Aksam üzeri kızları alıp evin karşısındaki plaja gittim. Bilmeden köpek gezdirmenin serbest oldugu bolume gitmisiz. İpek kumların icinde deli gibi tepinirken taze bir köpek kakasini yanlışlıkla avuçlayinca hemen eve dönüp kızları direk banyoya soktum. Velhasil son 24 saat bayağı hareketli gecti. Bir pislik dolanıyor başımızda derken İpek pisliği avuçlayinca artık tam oldu! Her şeye rağmen hayat guzel, cocuklar uyuyor, kocamla güzel bir çay keyfi yaptık ve Allah bana bu gunu de bloguma yazma şansı verdi. Bakalım yarın bizi neler bekliyor? Bütün dostlarıma selamlar, sevgiler:)

Ev Tutma

Avustralya’da emlakçılar çok “ballı”. Evler ilana çıkıyor, bekliyorsun, ofisi arayıp veya e-mail ile habelesip o evin “görüş günü” nü öğreniyorsun. Belirttikleri gün ve saatte sen ve senin gibi bazen onlarca kişi evi geziyor. Emlakçının tek yaptıgı anahtarla kapıyı acmak ve isteyenlere 4-5 sayfalık başvuru formunu vermek. Türkiye’deki gibi “su evi görmek istiyorum” dediğinde önüne düşüp evi göstermiyor yani emlakçı. Grand tuvalet, jipli, filmlerdeki gibi son derece havalı tiplerdi gordugum emlakçılar. 3-4 gün boyunca görüşe acik olan evlere baktık. Evlerin yuzde doksanının önünde ve arkasında bahçe var, genelde sadece cimen belki bir iki meyve ağacı oluyor. Evlerin yine yuzde doksanı tek katlı ve bahce haric ortalama 300-400 metre kare. Ancak beni en cok şaşırtan şey son derece plansiz olmaları. Özellikle bazi eski evlerde kapı dogrudan oturma odasına açılıyor, bazi evlerde kapinin saginda oturma odasi solunda yatak odasi ilerleyince mutfak ve yemek yemek icin ayrilmis bir alan görebiliyorsun. Evler sanki sahibinin aklına geldikçe eklenmiş odalardan oluşuyor. Bir de belki bu plan yüzünden cogu evin icini cok karanlık, kasvetli buldum. Kendime dağınık derdim, gezdiğim evlerden sonra benimkinin nur nimet olduğunu da anladım. İnsanlar o kadar saçma aletleri yıgmışlar ki yasamaya yer kalmamış evde. Üstelik bu evleri tutmak icin eski ev sahiplerinden ve isyerinden 2’ser referans, ve bir sürü baska belge gerekiyor. Ev sahibi inceliyor, en iyi kiracıyı seciyor. Bizimse gerekli olanlardan neredeyse hiç bir belgemiz yok. 4 gün boyunca yaklaşık 15 ev gezdik. Hiç biri pek icimize sinmedi ama ortada kalmak istemediğimizden başvuru formu alıp artık biz de evlere talip olalım dedik. Bir eve talip olduk, formu geç vermisiz, baskasına kiralanmis. Biraz umitsiz ve yorgun, gunun sonuna doğru bir evi daha görmeye gittik. Halls Head Parade denilen bir yerde okyanus kenarında, “şirin mi şirin” bir ev:) gezdiğimiz evlere oranla küçük, 2 yatak odası bir Amerikan mutfakli oturma odası var ve tabi cok aydınlık:) çok temel eşyalara döşenmiş: tv, kanepe, ocak, mikro dalga, buzdolabı, derin dondurucu, yıkama ve kurutma makinası, cocuklar icin ranza ve çift kişilik bir yatak. Evin en hoşuma giden yeri arka bahçesi. Geniş büyük bir arka bahçesi var, kilit tas ile döşenmiş, patio dediklerinden. Üstü kapalı, çiçeklere çevrili ve en güzeli kendi sebzelerini yetistirebilecegin bir “veggie patch” var. Direk bostan ekeceğim:) Evi cok beğendik, formu aldık doldurduk, üzerine bir bardak çay döküldü. Ertesi gün Remax ofisine gittik, evi cok beğendiğimizi ama referans, maaş belgesi vs. olmadıgını açıkladık. Emlakçı ev sahibi ile görüştü,olur aldı ve anahtarları bize verdi. Bu kadar kolay olacağını hiç düşünmemiştim, icime bir kurt dustu. Acaba bir üç kağıda mı geldik diye. Hemen eve gidip tekrar baktık, civara baktık, sorduk, bir sorun yok! Allah’a şükür isimiz rastgitti. Üstümden büyük bir yük kalktı. 10 Eylül’de taşınıyoruz. Bugun şimdi oturduğumuz evin sahibi eşiyle birlikte kahvaltıya geldi bize. Muhteşem gözlemeler yaptım, kendime bile inanamadım:) Hamurunu bile kendim actım yani. Nuray’lari da çağırdım, hepbirlikte keyifli güzel bir sabah geçirdik. Ev sahipleri gidince de Nuray bizi balığa çağırdı. Karsilikli davetlestik yani bugun.
Her şey kulağa hoş geliyor olabilir ama Dudu’nun yardımlarını arıyorum bazen. Burada temilikci tutmak gibi bir adet yok, çünkü öyle gündelikci yok. Ya profesyonel temizlik sirketi cagiracaksin ya da kendin temizleyeceksin. Banu bu evi tutmaya geldiginde ev sahibi camları siliyormus. Kadin buranın en büyük üniversitesinde Prof. ve yönetici. Yani herkes kendi isini kendi yapiyor. Bunu bana Sydney’deki Banu da söylemişti. Şimdi de görüyorum. Neyse evi bana teslim ettigi gibi pırıl pırıl bırakmak istiyorum ve zaten öyle de gerekiyor. Sonra geçeceğimiz eve genel bir temizlik gerekiyor. Bunlar bana pratik olmayı öğretiyor, makina yok, cok bulaşık çıkarmamaya çalışıyorum. Kızları bana yardim etmeleri icin kandırıyorum falan filan. Eee her seyin bir bedeli var, Dudu ile geçen 3 yılın ardından hosgeldin temizlik, yemek, bulaşık, çamaşır, ütü! Hadi dinleneyim cocuklar uyumusken, şimdi lak lak yapacak zaman yok:) Ha bir de araba aldık ama onu da başka zaman yazarım. Resimleri de Facebook’a koymaya çalışacağım yarın. Herkese sevgileeer, iyi geceler:)

Şehir

Mandurah haritasına bakanlar şehrin içinden geçen Mandurah Road’u görürler. Bu yolun sağında ve solunda mahalleler var. Her mahallenin sapağında çok güzel dekoratif bir şekilde hazırlanmış o mahallenin adını ve simgesini gösteren anıtımsı büyük bir yapı var. Aklıma tenekeden yapılmış “Kağıthane’ye Hoşgeldiniz” tabelası geldi, güldüm. Merakımızdan her mahalleye giriyor, özellikle kayboluyoruz. Yine yol kenarında Centro Mandurah adlı büyük bir alışveriş merkezi var. Bizim Akmerkez gibi, 120 tane dükkan var. İki tane de koca market, Migros ve Tansaş gibi. Bizde genelde sadece birisi olur ama burada iki market de var, bazı şeyler birinde ucuz bazı şeyler diğerinde ucuzmuş. Çarşamba günü Centro’ya gidip Vodafone modem aldık, cep telefonlarına hat aldık. Avustralya numaramı soran arkadaşlara göndereceğim:) Özgür bize bir market turu attırdı, nelere dikkat edeceğimizi filan açıkladı, bazı ipuçları verdi. Marketler devasa, herşeyin onlarca çeşidi var. Ne ararsan buluyorsun. Dilersen self-service kasada aldıklarını kendin okutup, ödemeni makinaya kendin yapabiliyorsun. Marketten Palamut aldık, kerevizlerin diplerini attıklarını yarım metre uzunluğundaki yeşil yerlerini sattıklarını gördük. Eşyalarımız daha İstanbul’dan çıkmadığı için kendime ve İpek’e bir kapalı ayakkabı aldım. Sıkılgan Defne’me de birkaç geniş tayt ve çorap aldık, o ayakkabı beğenmedi. Alışveriş merkezi akşam saat 17:30’da kapanıyor. Herkes bir bir ortadan kayboluyor. Oradan çıkıp okyanusun şehrin içine doğru girdiği kanal üzerinden Mandurah Estuary’e gittik, fish and chips aldık. Burada fish and chips’in hilesi köpekbalığıymış, yani iyi yerden almazsanız size onu yutturma şansları var. Fikir vermesi açısından söylüyorum,Family pack denen her biri 5 parça olmak üzere büyük balık, uzun yengeç bacağı, balık köftesi, sosis, bolca patates kızartması ve bir paket kalamar, soslarla birlikte 55 dolar tuttu.Akşam yemeğimizi alıp eve geldik ve keyifli bir sohbetin ardından sevgili Özgür ve Banu arabalarından birini bize bırakıp Perth’e kendi evlerine döndüler. Onları bırakmayı hiç istemedik ama artık kendi ayaklarımızın üzerinde durma vakti gelmişti. Ertesi gün Özgür’den aldığımız mesaj çok komikti. “Korkmayın,çıkın, gezin, kütüphaneyi bulun,sokaklarda kaybolun,araba bakın ama almayın!” Biz de aynen onun tavsiyelerine uyup dediklerini yaptık. Bir gün önce o alışveriş merkezinde gördüğümüz Medibank denen sağlık sigortası acentasına gittik. Herkes o kadar ilgili ve güler yüzlü ki, bir bayan bize her şeyi açıkladı ve 4 kişilik ailemizi sigortalattık. Burada işyerleri çok nadir olarak sağlık sigortası yaparmış, o yüzden iş bulmayı beklemeye gerek yok diye düşündük. Arkasından İpek’i göndermeyi düşündüğümüz ve arkadaşımızın çalıştığı bir özel okula gittik. Formları aldık. 4 Şubatta Defne ‘Kindy’ e İpek de 1. Grade’e başlayacakmış. Eğer iki kardeş olarak isim yazdırırsam, bekleme listesinde adları daha yukarıya çıkacakmış. Ardından Mandurah Primary School’a gittik. Oradaysa İpek’in sınıfı (pre-primary) için yer yokmuş ancak Şubat’tan itibaren yürürlüğe girecek yeni bir yasaya göre evin o okulun “catchment area” sınırları içindeyse o okul mecburen çocuğunu almak zorundaymış. Yer yok, kontenjan doldu vs. şeklinde hiç bir mazeret geçerli olmayacakmış. Bu yüzden kızları göndermeyi planladığımız okulu iyi şeçmeli ona yakın bir yerde ev tutmalıyız.   Özgür’ün tavsiyesine uyup biraz deli danalar gibi dolaştıktan sonra yorgunluktan tükenmiş bir halde eve geldik, uyuduk. Bu arada trafik burada hiç sorun değil, insanlar hep kurallara uyuyor, kimse kimseyi taciz etmiyor ve “hadi yürü” anlamında kimse kimseye korna çalmıyor, ne ışıkta ne de başka bir yerde. En sıkışık trafik 30-40 saniye sonra açılıyor. Belki de “peak hour” larda dolaşmadığımız içindir bu, bilemiyorum.

Cuma sabahı uyandık, kahvaltımızı yaptık ve ne yapalım diye düşünürken Özgür aradı, “Hadi bize gelin” dedi. Hoop, atlayıp arabaya Perth’e gittik. Navigasyon cihazı ile bütün yolları kolayca buluyorsun. Geçtiğimiz yerlerde yolda “Kanguru Çıkabilir” işaretleri gördük, çok güzel şaraphanelerin ve çiftliklerin yanından geçtik. Yol çok keyifliydi. Özgür’lerin evine gelince büyülendik, kendimizi bahçeye attık. Evin önünde siyah kuğular, ördekler, pelikanlar yüzüyor. Harika bir çocuk parkı, yemyeşil çimenler. Sanki rüyadaydık. Sevgili Banu ve Fatoş bize yemek hazırlarken, Özgür de bizi Türk marketine götürdü. Gel de bu adama “Hızır” deme işte! Market arabamızın resmi ;

Perth’teki Türk marketinden yaptığımız alışveriş

Yok yok, koridorlar dolusu Türk işi yiyecek, içecek, daha peynir, pastırma ve sucuklar, baklavalar reyonuna gitmemiştik. Bunu en çok teyzem için yazıyorum. Canım teyzem bak, sorun yok, her şey burada da var. İçiniz rahat etsin. Alışverişimizi yapıp eve gittik, iftar davetinin leziz yemeklerini yedik. Banu’ya bulaşıkta yardım ederken İstanbul’da en son ne zaman bir iftar davetine gittiğimizi düşündüm. Üşengeçlikten ve trafikten arkadaşlarımızın davetlerine malesef katılamadığımız geldi aklıma. Yemekten sonra bir Türk arkadaşın da katıldığı bir araba yarışı varmış Northbridge’de. Özgür ve Kemal ona gittiler. Biz bayanlar biraz da kızlar yüzünden evde kaldık. Yarışın “GÜZEL” resimlerini Kemal Facebook’ta paylaşmış, merak eden bakabilir:) Kemal gelince bu güzel yemeğin ardından eve döndük. Çocuklar arabaya biner binmez “küt!”.

Hep bir gün geriden yazıyorum, çünkü yetiştiremiyorum. Akşam eve çok yorgun geliyoruz ve yazacak o kadar çok şey var ki. Bugün yaptıklarımızın başlıklarını yazayım da unutmayayım:

*Asian restoran

*San Remo

*Info Centre

*Arkadaş ziyareti

*Garage Sale

Yarın yapacağımız:Türklerle bayramlaşma buluşması:)

Hepinize sevgiler…

Countdown started

Dear friends, finally we had our skilled migrant visa and started getting ready to leave for Mandurah. Mandurah is a small town which is one hour drive to Perth,the biggest city of Western Australia. Before sending lock, stock and barrel down under, I want to learn as much as possible about there. The entries I read in the link (http://cerenmus.blogspot.com/2010/10/bat-avustralya-i-perth-ve-yakn-cevresi.html?m=1#comment-form) were encouraging naturewise however I am a bit worried that the city has only 70,000 population and it might be a little hassle to find a proper job in such a small town. 13 th of August is probably the date we will be flying to Perth. We made some friends there and we will be dependent on their guidance for a while until we get to know around. It is not easy to change nearly everything about your life but we just hope that it will worth. This is my last week with my family, I don’t think I will be able to see them before this time next year. I am just hoping to see them without much change. I wish I can find the people in the places where I left them. You know what I mean. I would like to thank my precious friends: Maria Sonia, Maria Elena, Joel, Mark, Victoria, Gulcan and Nihan for their friendship and encouragement, they inspired me for the quest of a more meaningful life. I hope things go smoothly and this experience enriches our lives. May God be with us all along the way.