Tag Archive for tülmen

Ne zaman anlayacağım?

Elim kolum yetmiyor, herkes ağlayarak içini boşaltıyor benimse yazmaktan başka yapabilecek bir şeyim yok.

Hayatın içinde yaşadığımız andan ibaret olduğunu, zamanın acımasızca akıp gittiğini, genç yaşlı demeden sevdiklerimizi her an kaybedebileceğimizi, hiç kimsenin ölmek için çok genç olmadığını, her günü son günümüzmüş gibi kutsayıp insanların kalplerine hiç keder ve üzüntü vermemiz gerektiğini ne zaman anlayacağım? Çalan bir telefonun ucundaki ses her an çok dengeli görünen hayatınızı allak bullak edip size dünyanın en üzücü haberini verebilir.

 “Şu dünya bir pencere, her gelen bakar gider.” Bakır abimiz de gitti. Bir hafta önce öğrendik hasta olduğunu, vedalaşma için bir hafta verdi bize Tanrı, ona da yetişemedik. 55 doğumlu, sanatkar, neşeli, iyi yürekli, iyi niyetli, “hulku geniş”, yardımsever, çocukla çocuk, dertli ile dertli, garip dostu Bakır abi. İri yarı, tatlı dilli, yardımsever… Mekanın cennet olsun, toprağın bol olsun, Tülmen’in toprağı seni de bağrına bastı demek. Yerin altındaki sevdiklerimizin sayısı gün be gün artıyor. Biz yeryüzündekiler ağlıyoruz, ah ediyor, vah ediyoruz arkanızdan. Her birinizle bir parçamızı biz de gömüyoruz çimen kokulu toprağa. Gün gelip de kavuşursak iyi bir “boş gece” ederiz öteki tarafta. 

Sensiz de devam edecek hayat Bakır abim. Acımız asla bitmeyecek belki ama hafifleyecek. Oğullarını evereceğiz, bahçene gelip kahve içeceğiz, diktiğin ağacın altında serinleyeceğiz. Çocuklarımız, briketlerini elinle sıvadığın havuzun etrafında oynayacaklar. Sanki bahçe duvarının ordan tozlu ayakkabıların ve elinde bağ makası ile çıkagelecekmişsin gibi aklımıza düşeceksin bir an. İşte o an içimizde bir şey cız edecek. Çok derinlerde bir sızı… Böyle böyle ölmekten korkmaz olacağız. Toprağın üstündeki tanıdıklarımızın sayısı toprağın altındakilerden az olunca artık biz de gün sayacağız. Sıramız gelince de gözlerimizi yumup Tülmen’in çamlı yolundan geçecek, Hacı abinin uzun kavaklarının serinlettiği, saman, tezek ve zahter kokulu boz renkli toprağın altına, yanınıza geleceğiz. Her gece ruhumuz bir yıldız olup kapkaranlık gecelerini aydınlatacak Tülmen’in. Işıl ışıl yanacaksın hep gökyüzünde ve kalbimizde. Allah seni rahmet eylesin, nur içinde yat. Kimsenin arkandan söyleyecek kötü bir şeyi yok, ne büyük mutluluk. Ruhun şad olsun…

2010 Yazı

Günler, aylar geçiyor. Zaman, kızlarıma güzellikler ve tabi ki değişik tutumlar, davranışlar ekliyor. Bana da onlardaki gelişim ve değişimleri gözlemleyip, uygun yanıtlar vermek düşüyor. Hayat bu; inişler, çıkışlar, mutlu ve kederli günler ve tüm diğer duygu halleri ile dolu bir zaman akıp gidiyor. “Bir gün daha bitti, artık geri gelmemecesine” deyip yeni günün mutlulukla doğmasını umut ediyoruz.

Yaz tatilimiz çok güzel geçti. İlk önce Antalya’daki Voyage Sorgun Otel’e gittik. Çocuklar için en iyi oteller arasında yer alan bir otel. Bu unvanı hak etmek icin cok sey dusunulmuş; bunun yanında yetişkinler de son derece rahat ediyor. Harika bir yer! Artık her yaz başinda gunlerimi tuketen otel arayısı zahmetine girmeye gerek kalmadı. Bir aksilik olmazsa sonraki yıllar da oraya gitmeyi istiyoruz.  Antalya’dan sonra Tarsus’a geçtik. Babaanne,dede ve amca ile İpek doya doya oynadılar, hasret giderdiler. İnsanın böyle her zaman sevgi ve hasretle karşılanacağını bildiği bir yerlerin olması şüphesiz çok güzel. Üçüncü ve son durağımız da Şanlıurfa idi. Orada da Tülmen’in bütün nimetlerinden yararlandık. Temiz hava, envai çeşit yiyecek, sessizlik, huzur, yeşillik, gün batımları, gün doğumları ve tabi ki baba toprağının o hiç doyulmayan buram buram mutluluk kokan sıcaklığı. Yaşadıklarımıza, her geçen günümüze şükrediyoruz. Tülmen’de bizimkilerle olmak benim için bir budist tapınağında nirvanaya ulaşma yolculuğuna çıkmak gibi bir şey. Nuran teyzemi tanıyan herkes onun ne kadar özel bir insan olduğunu bilir. Girdiği ortamlarda etrafına saçtığı pozitif enerji neredeyse gözle görülecek dalga boyutuna çıkıyor. Bilir misiniz, aslında mutlu olduğumuz için güldüğümüzü sanırız ama asıl gerçek güldüğümüz için mutlu olduğumuzmuş. İşte teyzem geldiğinde dilinden dökülen her kelime sizi güldürür. Kriminal Hasan, Lojistik Mehmet, Krizantem çiçeği, Harcü vs. şeklindeki lakapları beyninizde değişik ve yeni bağlantılar oluşturur. Daha önce hiç düşünmediğiniz bir kelime ile bir kişiyi tarif etmesine şaşar ama bir yandan da aslinda bu kelimeyle tarifin ne kadar da yerinde olduğunu düşünmeden edemezsiniz. Babam ise tam bir alem. O baş keşiş olmalı. Hayat ile barışık, mutlu, huzurlu. Sabah gün doğmadan kalkar, ördekleri, tavukları yemler, yumurtaları toplar,çiçekleri,maşaraları sular, bostanda olgunlaşmış ne varsa toplar, hasır şapkasının içine doldurur ve sevinçle bize taşır. Toprakla uğraşmanın getirdiği bir olgunluk, ermişlik var babamda. O da aynı toprak gibi verici, bereketli ve sevgi dolu. Canım babam benim. Annem, Sinoşum ve Yiğit’imi anlatacak kelime bulamıyorum. Her biri ayrı bir dünya, ayrı bir parçam benim. Onları ayrıca yazarım sonra. Onlarla hayat çok güzel. Aslında seven ve sevilen insanlarla olmak çok güzel. Arada ne kadar mesafe olursa olsun, isminiz geçtiğinde sizi özlem ve sevgiyle anan kalplerde yaşamak hayatın özü. Canım büyük ailem, hepinize sevgiler…

Kuzenler

Bir zamanlar “Çabuk uyu, bak iğneci geliyor!” diye korkuttuğumuz, yemeklerini yedirmek için peşlerinden koştuğumuz, bizden küçük oldukları için oyunlarımıza almayıp “peynir ekmek” saydığımız, peşimize takıldıklarında gıcık olduğumuz küçükler zaman perisinin sihirli dokunuşuyla kocaman genç kızlar, delikanlıklar oldular. Şimdiyse biz onların peşine takılmak istiyoruz, gençliklerinin ateşinde biraz ısınalım, gözlerindeki yaşam enerjisinden aydınlanıp, biraz canlanalım diye… Onların yanında, zamanın ruhlarımızda açtığı derin izleri siliyor, bolca gülüyor, hayat doluyoruz. Herbirinin yaptıklarıyla gurur duyuyoruz. Artık dizimizin dibinde olmasanız da kalbimizin başköşesindesiniz gençler. İşte gözbebeklerimiz:

Ahmet: Nuran teyzemin en büyük oğlu. Asabi görünümünün arkasında altın gibi bir kalp vardır. Son derece şefkatli,  düşünceli, olgun ve ama bazen de çılgındır. Taklitleri ve esprileri müziğe olan yeteneği ile birleşince köydeki muhteşem eğlence gecelerimizin vazgeçilmez adamlarından oluyor. Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi 5. sınıf öğrencisi.

Sinem: Kız kardeşim. Yaratıcı fikirleri, insanı hayrete düşüren gözlem yeteneği ve koparan esprileri, nefis mantarlı risottosu ve tabi ki büyüleyici sesi ile insanın hep yanında olmak isteyeceği türden bir dost ve kardeş. En üzgün anınızda öyle bir şey söyler ki bütün acınızı unutup kahkahlara boğulursunuz. Stil uzmanı;dekorasyondan güzelliğe ailemizin Meydan Larousse’u. Mersin Üniversitesi sınıf öğretmenliği son sınıf öğrencisi.

İbrahim: Naime teyzemin oğlu. Etkileyici bestelerin ve udun üstadı. Her zaman son derece şık, temiz ve bakımlıdır. Yumuşak huylu ve dost canlısıdır. Askerliğini Hakkari Çukurca’da yaptığı dönemde tüm ailenin adrenalini tavan yapmıştır. İş hayatına atılmış olması onunla geçirdiğimiz vakti azaltsa da kalitesini hiç azaltmıyor, İbrahim’in tiplemeleri unutulmuyor. Mustafa Kemal Üniversitesi İşletme bölümü mezunu.

Yiğit: Erkek kardeşim. Zeki, komik, dost canlısı, ailesine düşkün, duygusal ve öz-güvenlidir. Bize verdiği ilginç bilgiler sağda solda satmak için çok işe yarar:) Spor sever ve son derece yakışıklıdır. Kız kardeşler olarak tek amacımız okulu bitirene kadar kızları ondan uzak tutmaktır. (Bence pek başarılı olamayacağız) Galatasaray hastası, müzik tutkunu, PS ustasıdır. O bi’tanedir. Benim gözümde hala bir somun ekmek kadar boyu olan sevimli tombik kardeşimdir. Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi 3. sınıf öğrencisidir.

Mehmet: Teyzem’in ikiz oğullarından sarışın olanıdır. Son derece becerikli ve çalışkandır. Elinden her iş gelir. Bitmek tükenmek bilmeyen bir enerjisi vardır. Hayvanları sever ve onlara çok iyi bakar. Ailesine düşkün, güvenilir birisidir. Bizi çok sever ve bize herşeyini vermek ister. Müziğe yeteneklidir ve süper davul çalar, herkesi coşturur, yardıma muhtaç olanların da yardımına koşturur. Şanlıurfa Anadolu Lisesi son sınıf öğrencisidir.

Hasan: Teyzem’in ikiz oğullarından esmer olanıdır. Küçüklüğünden beri tamir edemediği şey yoktur. İpek ve Dilşah’ın hastası, şefkatli, ilgili, on numara bir kuzendir kendisi. Cüssesi kavgaya korkmadan girebilmenizi sağlar ama kendisi ruhen pek kavgacı değildir, işlerini konuşarak halletmeyi sever. O zaman da pes edersiniz zaten. Akıllı, zeki ve çalışkandır. Mehmet ve onun kullanmayı bilmediği motorlu taşıt yok gibidir. Şanlıurfa Fen Lisesi’nden Şanlıata kolejine transfer olmuş, son sınıf öğrencisidir.

Aşağıdaki resim Rastgeldi ailesinin genç iş gücünün resmidir:) Soldan sağa: Zeynel, Mehmet, Kemal, Ahmet, Yiğit, İbrahim, Hasan. Bebişler İpek ve Dilşah.

 

İşte geldik bu ekibin sazından çıkmış muhteşem esere!  Fatih Erkoç’un “Canevimden” isimli parçasını yorumlayan gençlerimiz bizi canevimizden vurdular. Şarkı çok yer kapladığı için buraya ancak bir parçasını ekleyebiliyorum. Tümünü indirmek isterseniz ……… tıklayabilirsiniz. Bu parçanın düzenlemesinde çok emeği geçen kardeşimiz gibi sevdiğimiz bir gencimiz daha var: Mesut Rastgeldi. Onu da anmadan olmaz! Hepinizle gurur duyuyoruz gençler! Sağolun, var olun! Ellerinize dillerinize sağlık:)

Anneanne-Dede

İşte İpek’in anneannesi ve dedesi. Onlar Şanlıurfa’da yaşıyorlar. Babam emekli bir öğretmen; yaptığı besteler ve muhteşem kanun çalışıyla herkesi büyüler. Annemse “Urfa’nın en çok kitap okuyan kadını”. Bunu ben demiyorum, ödülü bile var:) Böyle olunca onunla sohbetlerimiz o bizi kovana kadar sürer. Gece, damda, yıldızların altında dizinin dibinden hiç ayrılmak istemeyiz. Konuştukça konuşuruz. 

Malesef İstanbul’a pek yolları düşmüyor ama biz yaz aylarında, cennetten bir köşe olan Tülmen köyündeki yazlık evlerine onları ziyarete gidiyoruz.  Kocaman bir bahçe içinde bir çok meyve ağacı, bostan, çimenler, çardaklar, temiz hava, bol gıda ve hepsinden önemlisi sevgi ve ilgi dolu baba ocağı 🙂 Bu yaz Urfa’da kalışım İpek’e çok şey öğretti. Döndüğümüzde hem yürümeye hem de konuşmaya başlamıştı. İpek herkese bir anı bırakarak, herkesten de birşeyler öğrenerek süper bir yaz geçirdi. İstanbul’un stresinden, karmaşasından bunaldığım anlarda gözlerimi kapatıyor, köyümüzde yemyeşil ağaçların altında, mis gibi akşamsefası kokusu içinde güneşin batışını izlediğim hamakta hayal ediyorum kendimi. Köy havasını yaşayabilecek bir yerimizin olması büyük nimet. Herkese tavsiye ederim, hadi kalkın bu tatilde de yolunuzu köyünüze çevirin. Huzura yolculuk bu olsa gerek.