KAVGAM!

Ömer o gün bir bağırış çağırış ile uyandı. Ağıza alınmayacak küfürler, bağırışlar, çağırışlar tüm tetirbede yankılanıyordu. Üzerindeki yorganı iki tekmede çabucak savurup ayağa kalktı. Yattığı somyanın altındaki naylon terliklerini ayaklarına geçirip damın siyencine doğru koşturdu. Bütün komşular daracık sokağa doluşmuşlar, herkes birbirini tutmaya çalışıyor, bu kargaşada kim kiminle kavga ediyordu anlaşılmıyordu bile. Çizgili pijama ve beyaz atletle itişip duran erkekler arasından bazı yüzler tanıdık geliyordu ama Ömer onları normalde şalvar ve kasketle görmeye alıştığından kim olduklarını tam olarak çıkaramıyordu. Ama Eşref abinin göbeğini nerede olsa tanırdı; koca bir davul gibi, kendi boyutunda bir çocuğu yutmuş gibi, masallarda karnına taş doldurdukları kurtunki gibi dev bir göbekti o. Üzerine gelen kişiler önce bu dev küreye çarpıyor, sonra başka birinin kucağına savruluyorlardı. Eşref abinin sağ kulağının üzerinden uzatıp sol kulağının üzerine doğru hep özenle taradığı iki tel saçı itiş kalkışta dağılmış, sağ tarafında tuhaf bir tutam olarak eğreti bir biçimde sallanıyordu. Bir süre sonra kalbalık iki gruba ayrılır gibi oldu. Bir tarafta Eşref Abi ve onu zaptetmeye çalışanlar; diğer tarafta da karısı Nuriye Teyze ve çocukları Hasan ile Züleyha duruyordu. Nuriye Teyze’nin sıska kardeşi İzzet, kendi kalıbına bakmadan ikide bir Eşref Abi’nin üzerine doğru atılıyor; koluna girenler, kav gibi adamı hoop, safına geri çekiveriyor, hamleyi kolayca engelliyorlardı. Enik gibi arsız İzzet durmak bilmiyor, iki dakika sonra yeniden celalleniyordu. Ömer dirsekleri ile taş siyence dayanıp ağırlığını öteki bacağının üzerine verdi. Bu mesele daha uzun süreceğe benziyordu. “İyice bir izleyeyim de, öğretmenim ‘Gördüğünüz bir kavgayı yazın’ dediğinde uzun uzun yazayım.” diye düşündü Ömer ve başladı kendini de bu kavganın içinde hayal etmeye.

Gülle:  Bilye

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *